Altin

Bir okuyucumuz su mesaji gondermis:

"YILIN İLK YARISIDA YAPTIĞINIZ YORUMA GÖRE ALTINDA ÇIKIŞ OLMAYACAĞINI YERİNDE SAYACAĞINI BELİRTMİŞTİNİZ.

BUGÜN ALTIN,REKORA KOŞUYOR. ŞU AN ALTIN FİYATI:735,99 BURADA TAHMİNİNİZ TUTMADI. SORUM,BU YÜKSELİŞ DAHA NE KADAR SÜREBİLİR? TÜRK EKONOMİSİNE ZARARI MI YOKSA FAYDASI MI OLUR?"


Piskin bir cevap verelim. Tahmini yaptigim 8 Ocak 2007 tarihinde 1 gram altini Turkiye'de 28.54 YTL'den satin alabiliyordunuz. Bugun ise ayni 1 gram altini 28.67 YTL'den satabiliyorsunuz. Goreceginiz uzere altin fiyatlari benim tahmin ettigim gibi yerinde saymistir. Nasil cevap ama?

Tabii TEGV'e 10 YTL bagis yapan bir okuyucumuz bu soruyu yoneltmis olsaydi bambaska bir cevap verebilirdim. Bu cevabi ogrenmek istiyorsaniz TEGV'e 10 YTL bagis yapmaniz, ya da sene sonunu beklemeniz gerekecek. Yine de Arif olan yukarida verdigim cevaptan da gercekte ne cevap verecegimi anlayabilir. Read More!

Enflasyon ve Buyume

Orhan Karaca enflasyon ve buyume uzerine iki tane yazi yazmis. Oncelikle ekonominin bu sene %5 civarinda buyuyecegi tahminini yapiyor, veriler de buna isaret ediyor. Ote yandan enflasyonun da %6-7 araliginda gerceklesecegini soyluyor.

Hemen arsivlere gittim ve 2 Subat tarihinde Deniz Gokce enflasyon icin %4.8 tahminini yaparken ben %6-7 arasinda gerceklesecek tahminini yaptigim yaziyi buldum. Eski okuyucularim benim karamsar oldugum iki konunun enflasyon ve issizlik oldugunu iyi bilirler. Bugun enflasyon konusuna deginecegim. Ben senenin basinda "uzmanlar" %4'luk enflasyon hedefine bakip reel faizler %14 seklinde hesaplamalar yaptiklari zaman enflasyonun hedefin uzerinde gerceklesecegini savunuyordum. Eger Merkez Bankasi gercekten enflasyonu indirmek istiyorsa faizleri arttirmalidir diyordum. Neticede benim hakli oldugum ortaya cikmis oldu. Enflasyon ne bu sene ne de gelecek sene %4'e inmeyecektir.

Niye boyle diyorum? Simdi faizleri indirmeye basladik. Bunun arkasi gelecek, 1-2 puanla sinirli kalmayacaktir. Bu da faize duyarli sektorlerde buyuk bir canlanmaya neden olacaktir. Bankalar simdi bosuna yukselmiyorlar. Ic talepteki toparlanmayla birlikte buyume de hizlanacak ve bu enflasyonu dusurucu degil yukseltici bir etki yapacaktir. Ote yandan TL'deki degerlenme onumuzdeki yilda azalacak ve doviz cephesinden enflasyondaki azalmaya bu seneki kadar bir destek gelmeyecektir. Ucuncu olarak Cin ve Hindistan'in hizli buyumesinin bir neticesi olan yuksek petrol fiyatlari, yuksek hammadde fiyatlari ve yuksek gida fiyatlari etkisini surdurmeye devam edecektir. Hindistan'in buyumesi de %9'un uzerine cikmis, Cin neredeyse %12 ile buyuyor. Guncel Analizde yayinlanan su yazi gida fiyatlarindaki yukselisi gozler onune seriyor.

Kaldi ki hukumet istihdami arttirmak uzerine "3 aylik acil eylem plani" seklinde saklabanliklara da baslamis vaziyette. Yani ekonomik buyumeyi destekleyecek politikalari uygulamaktan cekinmeyeceklerdir. (Yine de issizlik oranini %7 gibi bir rakama dusurebileceklerini zannetmiyorum)

Bu sartlar altinda ben enflasyonun %4'un altina dusecegini dusunemiyorum. Merkez Bankasi da maalesef hayal kuruyor. Bu son cumleyi okurken benim genelde Merkez Bankasini destekleyen yazilar yazdigimi da aklinizda bulundurun. Neticede 2008'de ekonomik buyume devam eder ama enflasyon da %5'in uzerinde seyreder diye dusunuyorum. Read More!

Carry Trade Nedir?

Bir okuyucumuz carry trade nedir diye sormus ve su soruyu yoneltmis:

Carry trade'i kimler yapıyor? Hedge fonlar mı? Bir de buradaki mantığı tam çözemedim. Japonya merkez bankası kime hangi teminata güvenerek Kredi veriyor? Bu işleyişi anlatabilir misiniz?

Bilenler cevap versin. Bilmeyenler cevabi arastirip bulsunlar (buradaki yorumlara bakmadan bulun).

Bir de ek soru sorayim: bu isi yapmanin tek yolu Japnya'dan borc para almak mi (japon yeni satip carry trade yaptigimizi varsayin)?

Carry trade hakkinda su iki yaziyi okuyarak da guzel bilgiler edinebilirsiniz:
1. Ertuğ Yaşar: Bir carry trade masalı
2. İzlanda Kronasızedeler Read More!

Borsada Yatirim (Ikinci Bolum)

Niye al-sat yapmayi sevmedigimi acikliyordum. Borsadaki bugunku gelismelerle paralel bir ornek vereyim. Hatirlarsaniz gecen Cuma gunu "Ben Demistim" baslikli bir yazi yazmis ve bu yazida 4 hafta once AKBNK 7.2 iken bankalarin cok ucuz oldugunu soyledigimi soylemistim.

Diyelim ki 17 Agustos tarihinde AKBNK'i ucuz diye 7.2 YTL'den aldim ve gecen Cuma'ya kadar bekledim. Cuma gunu AKBNK iyice yukseldigi icin (ne bileyim grafige bakip teknik analiz vs. yaptigimi farzedin) "nasilsa son 1 aydaki seyrettigi seviyelere doner, ben de ucuz fiyattan tekrar alirim" dusuncesiyle sattigimi varsayin. Demek ki alis fiyatim 7.2 satis fiyatim 8.8 YTL olarak gerceklesmis. Bu durumda hisse basina 1.6 YTL kar yapiyorum ve bunun vergisi olarak da 0.16 YTL kesinti yapiyorlar. Ayrica al-sat komisyonu da %0.5, yani yaklasik olarak hisse basina 4.5 kurus olarak gerceklesecek demektir. Demek ki 8.8 YTL'den sattiktan sonra ertesi tekrar almak istersem en fazla 8.6 YTL gibi bir fiyat odemeliyim.

Iyi de ben bu al-sat'i kar yapmak icin yapiyorum degil mi? O yuzden en azindan her seferinde %2-3 kar yapmaliyim ki ugrastigima degsin. Demek ki alim icin AKBNK'in 8.4-8.5 gibi bir fiyata dusmesini beklemeliyim.

Peki gercek hayatta neler oldu ona bir bakalim. AKBNK bir iki gun yerinde saydiktan sonra bugun tam tamina %12 deger kazanarak 9.8 YTL'den kapatti. Eger ben Cuma gunu elimdeki kagitlari satmis olsaydim simdi dizlerimi dovuyor olacaktim. Niye sattim, iki kurus kar etmek icin %12'lik getiriden oldum diye kahrolacaktim.

Isin dogrusu sudur. Hisse fiyatlari dusebilir de cikabilir de. Dustugu zaman ben karli cikarim, ciktigi zaman ben zarar ederim. Uzun vadede ise hisse fiyatlari yukariya gittigi icin arada sirada gerceklesen ani yukselisleri kacirma ihtimalim daha yuksek.

Aklimda kaldigi kadariyla size Amerika'da yapilmis bir arastirmanin sonuclarini soyleyeyim. S&P500 endeksine pasif yatirim yapanlar 15 yillik surede %15 getiriye sahip olmuslar. Ayni zaman diliminde halka acik fonlara (mutual funds) yatirim yapanlar %12-13 arasinda ortalama getiri elde etmisler. Fonlar sonucta piyasanin uzerinde getiri saglayamiyorlar, yine de her sene "ucretlerini" ve alim satim masraflarini yatirimcilardan kesiyorlar, bu da ortalama getirilerde kendisini gosteriyor. Ama ilginc olan istatistik bu degil. Ilginc olan istatistik, kendi halinde kendi portfoyunde al sat yapan yatirimcilarin getirisi. Ayni donem icerisinde al sat yapan kucuk yatirimcilarin ortalama getirisi sadece ve sadece %5 olmus. Bu denyolar hisseler iyice dibe vurdugu zamanlarda panige kapilip satiyormus, iyice yukselene kadar da bekleyip zirveye yakin yerlerde "gaza geldikten sonra" alim yapiyorlarmis.

Ben de bu analize katiliyorum. Medyadaki yazarlar da ayni mentaliteye sahipler. Sizce benim o yaziyi 17 Agustos tarihinde yazmam bir tesaduf muydu? 16 Agustos tarihinde korku iyice tavan yapmis, S&P500 1370 seviyesine kadar gun icerisinde dusmustu (bugun 1529'dan kapandi, yani %10'dan fazla yukselmis o gunden bugune). Biz de kulagimiza gelen onca karamsar korku dolu argumandan sonra o yaziyi yazmistik. Bence kucuk yatirimciyi takip ederek piyasanin dip ve tepe noktalarini kaba da olsa tahmin edebiliriz (alin doktora tez konusu size).

Ozetleyeyim. Ben su halimle kendime (aslina bakarsaniz kimseye guvenmiyorum) piyasa zamanlamasi yapma konusunda guvenmiyorum, siz neye guvenerek dogru zamanda alip satacaginizi dusunuyorsunuz? En iyisi pasa pasa elinize para gectikce borsaya koyun, 10 sene de dokunmayin. Neticede karli cikarsiniz.

Bu konuya ilgi duyanlar etkin pazar hipotezi uzerine su yaziyi da okuyabilirler.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Borsada Yatirim

Bir okuyucumuz "neden borsanin oynakligindan faydalanip alim satim yapmiyorsunuz, kariniz daha fazla olurdu" manasina gelen bir soru yoneltmis. Borsada yatirim yaparken sevmedigim iki sey vardir. Birincisi aciga satistir (Amerika'da uygulandigi sekliyle), ikincisi al-sattir.

Aciga satistan baslayalim. Gecen sene Can Adatepe isimli bir okuyucumuz vardi, kriz cikacagi beklentisiyle 1'e 10 kaldiracla VOB'da kumar oynardi, ne oldu bilmiyorum kendisine. 8 Ocak tarihinde biz kendisine su tavsiyede bulunmustuk:

"Dusuk sermayeyle leverage kullanarak short yapiyorsunuz, bence dikkatli olun derim, borsanin kisa vadede ne yapacagi hic belli olmaz."

Kendisi de bize hitaben sunlari soylemisti: "Ya bir de ben sizin şu "long only" konservatif düşünce tarzınıza alışamadım (sırf bu yazı için değil bu yorumum, genel olarak düşünce tarzınızın bu olduğu gibi bir sonuç çıkarttım, bütün yazılarınızı takip ediyorum da). Tamam iyi hoş, gerçekten ortalamada yükselir borsalar (Borsa Yorumları), uzun vadede hep kazanırız falan da... Bunlar zaten Benjamin Graham'den beri herkesin bildiği şeyler. Bence artık daha devrimci olmak lazım piyasayı dövebilmek için (beat the market :p)"

Tabii benim elestirdigim aciga satis (short) uygulamasi. Devrimci olmak "gereksiz risk almak" demek degildir. Muhafazakar bir yaklasimla da ozellikle Turkiye'de piyasanin uzerinde getiri elde edebilirsiniz. Biz neredeyse 2 senedir burada bunu sizlere gostermeye calistik. Ortalama %75 hisse senedi ve %25 bono ile IMKB'den daha dusuk risk alarak daha yuksek getiriler elde ettim, hem de gozlerinizin onunde.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir.
Devami Sonra Read More!

Kisisel Finans

Turkiye'de insanlara para biriktirin, yarini da dusunun dediginiz zaman yuzunuze sanki onlara kufur etmissiniz gibi bakiyorlar. Kafasi calisan cok fazla insan yok maalesef. Amerika'da kisisel finans uzerine bir suru blog var ama Turkiye'de bir tane bile yok. Yine de ufak ufak filizlenmeye basliyor gibi gorunuyor.

Begenmezsen Okuma isimli blogda T'Pol kendi deneyimlerini bizlerle paylasmaya basladi. Umarim gerisi gelir. Benim bu konuda sevdigim bloglarin basinda My Money Blog geliyor, begendigim noktalari bu kisi portfoyunu ve birikimlerini duzenli olarak okurlariyla paylasiyor, bankalarin, araci kurumlarin yaptiklari promosyonlari takip ediyor, okurlarini bilgilendiriyor. Buna benzer bir blog Turkiye'de ilgi gorebilir, meydan bos. Read More!

Matematik Olimpiyatlari

Finans piyasalarinda calisip iyi para kazanmanin yollarindan bir tanesi de cok iyi matematik bilmektir. Eger matematiginize guveniyorsaniz Matematik Olimpiyatlarinda lise ogrencilerine sorulan sorulari cozmeyi deneyebilirsiniz. 1960 yilindan beri sorulmus tum sorulara bu sayfadan ulasabilirsiniz. Usengec okuyucularimiz icin sorulardan bir tanesi ben asagiya aktariyorum, bilegine guvenenler cozsun:

The positive integers a and b are such that the numbers 15a + 16b and 16a - 15b are both squares of positive integers. What is the least possible value that can be taken on by the smaller of these two squares?

Kisa Bilgi: Matematik Olimpiyatlarinda en son 2007 senesinde Cafer Yildirim isimli "inek" ogrencimiz Altin Madalya kazanmis. Altin Madalya kazanabilmek icin 6 sorunun 4.5'ini dogru cevaplamak gerekiyor. Birinci olabilmek icin genellikle sorularin tamamini dogru cevaplamak gerekiyor. Ulkelerin performansina baktigimiz zaman en basarili ulkeler sirasiyla: Cin, Rusya, Kore, ABD, ve Japonya. Ben en cok ABD'nin ilk 5 icerisinde yer almasina sasirdim. Turkiye ise genellikle 20. sirada yer aliyor, 2007 senesinde 17. olmusuz. Bence cok iyi bir sonuc. Read More!

Anayasa yapmak sizin neyinize ulan!

Okuyucular fazla tepki gösteriyor diye siyasi yazı yazmayayım diyorum ama duramıyorum. Çünkü bu aralar memleket adeta siyasi kriz fabrikası gibi çalışıyor. Aha şimdi de yeni anayasa meselesi cinleri tepeme çıkardı. Malum, AKP yeniden tek başına iktidara gelir gelmez yeni bir anayasa yapmak için hazırlıklara başladı. 12 Eylül cuntasının ürünü 1982 Anayasası'ndan bugüne kadar herkes şikayetçi olduğu için bu girişime olumlu bakılması gerekirdi ama pek de öyle olmadı. E tabii yeni anayasa şeriatçıların(!) öncülüğünde hazırlandığı için, malum kesim, daha düne kadar tu kaka ettikleri 1982 Anayasası'na sarıldı. Bildiğiniz gibi bu kesim halkımız AKP'yi yeniden iktidara taşıdığında da bu ülkeye demokrasinin bir numara büyük geldiğine hükmedip askerin yolunu gözlemeye başlamıştı. Bu itibarla 12 Eylül cuntasının hazırlattığı anayasaya sahip çıkmaları da aslında kendilerine acayip yakıştı.

Geçen bahardaki cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında demokrasiyi tıkanma noktasına getiren 367 hokkabazlığının mucidi Sabih Kanadoğlu şimdi de "Bu meclis anayasa yapamaz" demiş. Gerekçesi de anayasaların ancak bu konu için özel olarak seçilmiş kurucu meclisler tarafından yapılabileceğiymiş. Peki kurucu meclisler nasıl veya ne zaman oluşturulabiliyor? Ülke bir savaştan ya da otoriter bir yönetiminden çıktıktan sonra, yani devlet yeniden kurulurken. Yani kısacası beyefendi sadece şu andaki iktidara değil gelecekte demokratik rejim içindeyken yeni bir anayasa yapmaya niyetlenebilecek herkese de "Anayasa yapmak sizin neyinize ulan! Anayasaları sadece darbeci askerler yapar. Oturun aşağıya!" diyor.

Yahu, lafta hukukçu geçinen bu adamların ağızlarından çıkanları kulakları duyuyor mu acaba, çok merak ediyorum. Bir toplum eğer yaşayışını düzenleyen temel kuralları beğenmiyor ve değiştirmek istiyorsa neden bunu seçilmiş siyasi temsilcileri aracılığıyla yapamasın? Bir toplumun yaşayışını düzenleyen temel kuralları yapma yetkisi neden sadece belli bir dönem o toplumu yönetme yetkisini silah zoruyla ele geçirenlere ait olsun? Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır, nasıl bir demokratlıktır? Anlayan beri gelsin. Çıldıracağım yarabbim!!

Yapar beyefendi yapar. Bu meclis bal gibi de yeni bir anayasa yapar. Eğer ille de yeni anayasalar ancak olağanüstü dönemlerde yapılır diye ısrar ediyorsanız, yaşadığımız şu dönemin de olağanüstü bir dönem olduğunu kabul edin gitsin. Neden derseniz, bu dönem Türkiye Cumhuriyeti tarihinde başarıya ulaşamayan ilk askeri müdahaleye sahne oldu (1960'lardaki, ordunun tümünün değil de sadece bir kısım unsurlarının kalkıştığı başarısız darbe girişimlerini saymıyorum). Halk, sandıkta, sırtını askere dayayanlara silleyi yapıştırdı. Bazılarına bakılırsa, ikinci cumhuriyet kuruldu. Eee, ikinci cumhuriyet kurulduysa ona yakışacak yeni bir anayasa yapmanın da zamanıdır. Haa, şu andaki meclisi de halkın atadığı bir kurucu meclis olarak kabul edin. Kurucu meclisleri hep darbeciler mi atayacak? Bu kez de halkımız atamış olsun, ne çıkar? Kapiş? Read More!

Güngör Uras'ı takdir edelim

İşte size basit bir soru. Acaba TL değer kaybederken borsamız değer kazanabilir mi ? Siz bunun üzerinde kafa patlatırken bir diğeri geliyor. Bir taraftan işadamlarımıza daha düşük faizle kredi verme iştahı kabarırken, öbür taraftan döviz fiyatları artabilir mi ?

Sayın Güngör Uras, pek de eğitimli olmadığı anlaşılan bir işadamı grubuna hitaben kaleme aldığı yazılarında Merkez Bankasının faiz indirimlerinden ne beklenmesi gerektiğini açıklığa kavuşturuyordu. Borsa ve döviz elele yükselecek. Ekonomi daha hızlı büyürken diğer taraftan ithalat azalacak, cari işlemler açığı düzelecek vs vs..

Güngör bey çok sevilen ve analizlerine geniş 'halk' kesimlerince önem verilen bir şahsiyet. Eğitimi ve tecrübesi nedir bilmiyorum. Ancak bunun bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın hızla değiştiği, bilinenlerin nerdeyse tamamen yenileriyle ikame edilmesi gerektiği günümüz koşullarında hala 'talep edilen' adam olmasını gıptayla izliyorum. Bakın, yüzde doksan dokuzumuz bunu başaramayacak. Geçenlerde ntv'de yayınlanlan bir programda, sunucunun doğru cevabı alacağına gayet emin tarzda yönelttiği 'Hocam piyasalarda ne oluyor ?' sorusu aklıma geliyor. Cevabı dinlemedim ama hocanın eğer varsa bilgi noksanlığını gayet iyi idare ettiğinden en ufak bir hiç şüphem yok. Dinleyenler mutlaka tatmin olmuşlardır. Sonuç: Ne yapıyorsan yap en önemli işin satış !

Neyse konumuza geri dönelim. Varlıkların değerlenmesi, kredi faizlerinin düşmesi, devletin borçlanma maliyetlerinin gerilemesi bir tek şartla yani güçlü TL ile gerçekleşir. Bunlar aynı zamanda ekonomiyi aktive eden unsurladır. Elbette ekonominin aktive olmasıyla tasarruf/yatırım oranının azalmasını yani cari işlemler açığının artmasını bekleriz. Eğer Merkez Bankasının günlük faiz indirimleriyle beklenen yurdışından gelen tasarrufların geri gitmesiyse, buna paralel olarak kredi faizlerinin düşmeyeceğini, insanların iş bulma şansının artmayacağını, yeni işyerleri açılmayacağını bilmeliyiz. Bunları bilebilmek için o hiç beğenmediğimiz Türk eğitim sisteminin ilköğretim aşamasını geçmiş olmak yeterli.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Borsadaki Yuksek Kazancim

Yatirim yaparken en cok parayi kan govdeyi gotururken dogru analizi yaparsaniz kazanirsiniz. Bu zamanlarda yanlis analiz yaparsaniz ayvayi yersiniz. Bakin gerizekali yorumcularin ne alim yapin ne de satim anlamina gelen "piyasalarin dalgalandigi zamanlarda ani kararlar vermeyin" turunden bir ifadede bulunmuyorum. Piyasayi iyi analiz ediyorsaniz boyle zamanlarda ya alim yapin ya da satim diyorum. Eee, boyle zamanlarda isin competanlari dahi analiz yapmakta zorlaniyor, o da ayri mesele.

Simdi iki tane ornek verecegim. Gecen ayi hatirlarsaniz kan govdeyi goturuyordu, ozellikle Amerika'da. Bizim piyasalarimiz da bu krize tepki vermis, benim takip ettigim bankalardan AKBNK 7.20'e, GARAN 7'e kadar dusmustu. Iste AKBNK'in 7.20 civarinda oldugu o gunlerde su yazida su satirlari yazmistim:

"Bugunlerde gozlemledigimiz sermaye yerdegistirmesinin kisa vadeli etkileri abartili olabilir. Mesela Turk bankalari cok ucuzladi. Toz duman yatistigi zaman bu kagitlar yine deger kazanacaktir. Faizlerin indirilmesi biraz daha uzun bir zaman alabilir ama faizlerin arttirilmasini beklemiyorum. Askerler de darbe yapacak gibi gorunmuyor, nerede o eski askerler be!!"

Gordugunuz uzere bu analizin uzerinden tam 4 hafta gecti ve AKBNK bugun 8.80'den, GARAN 8.5'den kapandi. Gordugunuz gibi faizden bir senede kazanamayacaginiz parayi (%20) borsada 1 ayda kazanabiliyorsunuz. Isin tek kotu tarafi bu tur "promosyonlarin" her gun olmamasi.

Ikinci ornek icin mart ayindaki dalgalanmaya veya sene basindaki petrol fiyatlarinin dustugu zamanki dalgalanmaya da gidebiliriz. Ama ben biraz daha oncesine gitmek istiyorum: 25 Eylul 2006

O zamanlar sitemizin mudavim okuyucularindan olan Tunc K. birazdan sizlerle paylasacagim analizin uzerine "Siz bu işten anlamıyorsunuz hırsın bilginin önünde gidiyor,yatırım felsefen yok,para işi aşırı iddayı kaldırmaz." seklinde bir yorumda bulunmustu. Tabii o zamanlar borsa 35000 civarina dusmus, dolar 1.6 YTL civarlarinda seyrediyor. Ben de GARAN hisselerini 4.2 YTL'den alali henuz 1 ay olmus, hisseler de yerinde sayiyor. Neyse "ben demistim" kismina gelelim.

25 Eylul 2006 tarihinde gozlerimi hirs ve asiri iddia bürümüs bir sekilde su yorumu yapmistim:

"Simdi piyasalarda ne oluyor onu aciklayalim. Uluslararasi piyasalarda petrol, dogal gaz, bakir, demir vs. gibi commodity denilen mallarin fiyatlarinda onemli dususler gozleniyor. Ulkemizde de benzin fiyatlarinin dusmesinden bunu gozlemlemissinizdir (evet benzin fiyatlarinin dusmesinin sebebi tuketici boykutu degil uluslararasi petrol fiyatlarinin dusmesi idi). Bu dususe bagli olarak bu hammaddeleri ureten ulkelerin para birimlerinde, sirketlerinin ve tahvillerinin degerinde dusus gozlemliyoruz. Nedeni ise petrol ihrac eden bir ulkenin fiyatlardaki dususlere paralel olarak gelecekteki gelirlerinde de dusus olacak olmasi.

Simdi Turkiye bu hammaddeleri ihrac eden degil ithal eden bir ulke. Petrol ve dogal gaz fiyatlarinda dusus olmasi bizi olumsuz degil olumlu etkileyecek bir gelisme, o yuzden de piyasalarda gordugunuz hareketlilik Turkiye icin olumsuz degil olumlu bir gelismedir. Turk varliklarini satip fiyatlarinin dusmesine neden olan gerizekalilarin kim oldugunu bilmiyorum ama bu bana bir cesit keriz silkeleme olayi olarak gorunuyor. Atiyorum ama, muhtemelen diger ulkelerdeki kayiplarini telafi etmek icin Turkiye'de bir kar realizasyonuna giden yabanci yatirimcilar bu gerilemenin arkasinda olabilir. Anlayacaginiz niye dusus oldugunu bilmiyorum ama bildigim tek sey Turk varliklarinin son gelismelerden sonra dusmesi degil yukselmesi gerektigi. O yuzden eger elimde nakit param olsaydi hic korkmadan bono veya hisse senedi alirdim.

Piyasalarda yeni bir dalgalanma oldugunu iddia eden oculere ise soyleyecek tek sozum "hic durmayin elinizde ne var ne yoksa satin da millet ucuzdan biraz kagit alabilsin" olacak."

Eveeeeeet. Bu yorumun uzerinden 1 yil gecti, sayisiz felaket senaryolari uretildi o gunden bugune. Rakamlara bakalim, mac nasil bitmis ogrenelim. IMKB %45'e yakin bir artis gostermis son 1 yilda, benim aldigim ve sizlerle de (o zamanlar adet oldugu uzere) paylastigim GARAN hisseleri ise %100'un uzerinde artis gostermis. Bir koyup 2 almisim anlayacaginiz. Dolar da YTL karsisinda 1.25'i zorluyor. Ellerinde ortalama $90 milyar tutan "akilli" Turk yatirimcilari da dolar bazinda -%20 (ya da yaklasik olarak $17 milyar dolar) kazanmalarinin sevincini yasiyorlardir herhalde.

Peki ben simdi ne diyorum? Hic utanmadan, cekinmeden, sırıta sırıta BEN DEMISTIM diyorum, daha ne diyeyim.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Merkez'in faiz indirimi

Vay, vay, vay. Önceki yazımız için Zafer Çağlayan'dan özür mü dilesek ne? Baksanıza, Merkez Bankası bir dediğini iki etmedi, faizi hemen indirdi. Sen neymişsin be Zafer abi. Kusura bakma, seni biraz hafife aldık galiba.

Şaka bir yana, Merkez Bankası'nın faiz indirimi benim için sürpriz oldu. Ben faiz indiriminin ekimde başlayacağını düşünüyordum. Zaten çoğunluk da öyle bekliyordu. Yani bu indirim herkes için sürpriz oldu.

Merkez bankaları sürpriz yapmayı sever. Sürpriz kararların daha etkili olduğuna inanılır. Yalnız bildiğim kadarıyla bu konu literatürde tartışmalıdır. Bazıları da merkez bankalarının kararlarının öngörülebilir olması gerektiğini savunur. Neyse, bu konuda fazla bilgim yok, o yüzden susayım. Belki bizim takımdan bu konuyu daha iyi bilen bir arkadaş bizi aydınlatır. Mesela uzun zamandır ortalarda görünmeyen Densiz arkadaşımızın bu konuda daha fazla bilgisi olduğunu sanıyorum. :)

Yalnız Zafer Çağlayan'ın faiz indirimi istemesinden hemen sonra Merkez Bankası'nın indirime gitmesi pek şık olmadı. Baksanıza Akşam Gazetesi bu indirimi hemen "Politik indirim" diye yaftalamış. Piyasada da hemen indirimin siyasi baskı ürünü olduğu yönünde şüpheler oluşmuş.

Zafer Çağlayan'ı hala küçük gördüğümden midir bilmem, doğrusu ben bu indirimi onun bu son açıklamasıyla ilişkilendirmiyorum. Fakat bu kararda aylardır her kesimden gelen "İndir artık şu faizi" baskısının da etkisi olmuştur. Ben geçen yılki dalgalanma sırasında Merkez Bankası'nın aşırı tepki vererek faizi biraz fazlaca yükselttiğini düşünüyorum. Daha sonra da indirim için fırsat çıkmayınca faiz o yüksek seviyede kaldı. Yani Merkez Bankası bir nevi "yüksek faiz tuzağı"na takılıp kaldı. Eylülde enflasyonun ne olacağı belli değil. Düşebilir de, yükselebilir de. Evet, Merkez Bankası aylardır faizi ekimde indireceğim diye beyanda bulunup duruyordu ama belki de eylülde enflasyon yükselirse ekimde bu indirime gerekçe bulamam diye korktu. Böylece hazır fırsat oluşmuşken faizi bir miktar indirip aylardır süren baskıları biraz frenlemek istemiş olabilir. Böylece eylülde eğer enflasyonda yükseliş olursa ekimde faiz indirimine gitmeme olanağını da yaratmış oldu. Bu durumda belki "Madem enflasyonda düşüş eğilimi yok neden eylülde faiz indirdin" diyen 3-5 kişi çıkabilir ama faiz hala yüksek seviyede olduğu için onların sesleri cılız kalacaktır. Eylülde enflasyonda düşüş olduğu taktirde ise Merkez Bankası, "Ben bunu öngörmüştüm" diyerek gönül rahatlığıyla ekimde faiz indirimlerine devam edecektir. Read More!

Buyume, Butce Acigi, Faizler

Deniz Gokce ikinci ceyrekteki %3.9'luk buyume rakamini bekledigini, bunun surpriz olmadigini ve yilsonunda %5 ve uzerinde buyume bekledigini belirtiyor. Ugur Gurses ise buyumenin beklentiler dahilinde gerceklesmesi buyume rakamlarinin iyi oldugu anlamina gelmez diyor (Hurriyet ekonomi servisinde calisiyor olsaydim Deniz Gokce'ye laf sokuyor derdim ama Allaha sukur orada calismiyorum). Ayrica hane halki beklentilerinin siyasi nedenlerle bozuldugunu, VIX'e bakarak Amerika'da son 20 yilin en buyuk dalgalanmasinin yasandigini (bunun bizim ihracatimizi ve disaridan ucuza aldigimiz kredileri olumsuz etkileyecegini belirtiyor), ve hukumetin daha bir halt yapmadigini belirtiyor. Neticede 2007'deki buyumenin %4 olmasinin "zor" olacagini soyluyor.

Fatih Ozatay ise ekimde Merkez Bankasinin faiz indirimine gitmeye baslayabilecegini belirtiyor.

Medyada guvendigimiz ekonomi yazarlarinin gorusleri bu sekilde. Bir de biz ne dusundugumuzu soyleyelim.

Oncelikle birden bire batip batmamanin olcusu %4'luk buyume oluverdi. Benim bildigim resesyon tanimi iki ceyrek ust uste negatif buyumedir (daralma yani). O yuzden buyume ha %4 olmus, ha %5 olmus bence cok onemli degil. Buyuyorsaniz buyuyorsunuzdur, %4 de %5 de orta derecede buyume rakamlaridir.

Buyume rakamlarinin bu kadar dusmesinin sebebi Merkez Bankasinin faizlerinin "yuksek" olmasidir. Bu faiz meselesini cok tartistik. Neticede faizler bir suredir tuketimi yavaslatarak etkisini gosteriyordu. Ilk ceyrekteki yuksek ihracat rakamlari bunun uzerini ortunce fazla gurultu cikmamisti, simdi cikti.

Unakitan da butcenin yilin ilk 8 ayinda 8.4 milyar YTL acik verdigini belirtmis. Temmuz rakamlarini "beklentileri" bozmasin diye yayinlamadilar, Temmuzda butce 6.1 milyar YTL acik vermis. Bir dangalakligi baska bir dangalaklikla duzeltmeye calistilar anlayacaginiz. Yine de ilk sekiz aydaki butce acigi cok dusuktur. Benim beklentilerimin cok altinda gerceklesmistir. O yuzden bravo diyorum.

Simdi toparlayacagim konuyu. Once Ugur Gurses'e bir cevap verelim. Iceride ne olup bittigini daha tam olarak bilmiyoruz, disarisi hakkinda nasil bu kadar emin konusabiliyoruz anlamiyorum. Ugur Gurses volatilite endeksinin ne oldugunu anlamis da, hangi cesaretle bu endeksin simdi yasadiklarimizin son 20 yilin en buyuk dalgalanmasi oldugunu gosterdigini soylemis onu anlayamadim. Buna gelene kadar 1990, 1998 ve 2000-2002 arasindaki dalgalanmalar var. Daha 5-6 sene once NASDAQ degerinin %75'ini kaybetti, ne cabuk unutuyorsunuz bunlari? Simdiki dandik dalgalanmayi en tepeye yerlestiriyorsunuz. Olmamis. Ote yandan disaridaki dalgalanma eger reel sektore yansir ise Merkez Bankasi piyasayi yine dolara bogacaktir, bu durumda ihracatimiz olumsuz etkilenecektir ama krediler de ucuzlayacaktir. Hatta dolarin degeri daha da duseceginden bizim gibi dolar borclanan bir ulke icin olumlu olacaktir. Ekonomi yonetimi hakkinda ise Ugur Gurses'in simdiki karamsar yaklasimina ben de sahibim. Ancak daha bir kac hafta once kendisi bu konuda benden daha iyimser yazilar da yazmiyor degildi.

Toparliyorum. Butce acigi olumlu, disaridaki dalgalanma ise olumsuz; yine de ben de Fatih Ozatay gibi ekim ayinda Merkez bankamizin faizleri yavasca indirmeye baslayacagini bekliyorum. Bu durum bu yilki buyumeyi cok etkilemese bile gelecek yilki buyumeyi olumlu etkileyecektir. Yine de Merkez Bankasinin enflasyon beklentilerinin hala yuksek seyretmesinden dolayi faizleri cok fazla indirebilecegini zannetmiyorum. Politik belirsizligin beklentileri bozdugu ve bunun gelecekteki buyumeyi olumsuz etkileyecegi yonundeki goruslere de katilmiyorum, bizim ulkemizde beklentiler cok cabuk degisebiliyor, faizler indirilmeye baslandiginda ne dedigimi hissedeceksiniz. Neticede buyumenin %4 ya da %5 olmasi cok bir fark ifade etmiyor benim icin. Yine de bu konuda Ekodok ile benzer beklentilere sahip oldugumu, ekonomik buyumenin 2007 yilinin tamaminda %90 ihtimalle %4'un uzerinde olacagini tahmin ediyorum. Read More!

Sen oyna Zafer sen oyna

Dün yazacaktım, fırsat olmadı. Neyse, üzerinden fazla geçmedi, bugün de yazabilirim. Şu habere bakılırsa, yeni sanayi bakanımız Zafer Çağlayan, ikinci çeyrekte büyümenin yavaşlaması üzerine, Merkez Bankası faizi hemen indirmelidir demiş. Yalnız konuşmasında ikinci çeyrekteki büyümenin yüzde 5'lik hedef çerçevesinde olduğunu da belirtmiş. Eee, o zaman bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Madem büyüme hedef çerçevesinde, o zaman neden Merkez Bankası'nın hemen faiz indirmesi gerekiyor, onu anlayabilmiş değilim.

İçinizde bilenler vardır, bu Zafer Çağlayan son seçimde milletvekili seçilmeden önce Ankara Sanayi Odası Başkanı idi. Başkentin iş dünyasındaki diğer temsilcisi Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün tam anlamıyla hani şu sirklerde çocukları güldüren kırmızı burunlu adamlardan (neme lazım, hakaret olmasın diye ismini vermeyip tanımını yaptım ama anladınız siz onu) olduğundan onun yanında göze çok batmıyordu ama bende o zaman da pek iyi bir izlenim bırakmamıştı. Fakat bakan olduğunda Deniz Gökçe ve Uğur Gürses hakkında olumlu yazılar (bir, iki) yazdığından "Dur bakalım ne olacak" demiştim. O kadar ki bu arada bizim Ekonomix'in bu konuda Uğur Gürses'e yaptığı eleştiriyi de sadece okumakla yetinmiştim. Buyrun işte, dakika bir gol bir. Zafer Bey'in bakan olur olmaz ilk işi bağımsız Merkez Bankası'na akıl vermek oldu.

Belki bazılarınız burada "Ne olacak canım, bakan düşüncesini söylemiş" diyebilir. Bu konuda sen, ben, bizim oğlan düşüncesini söyleyebilir ama hükümetin bir bakanı söyleyemez. Daha doğrusu kamuoyu önünde söyleyemez. Yoksa kapalı kapılar ardında toplandıkları zaman istediğini söylesin. Çünkü hükümetin bir bakanı böyle konuştuğu zaman bu bağımsız Merkez Bankası'na müdahale olarak algılanıyor. Gerçi Merkez Bankası bu söylenenlere pek kulak asmıyor ama o zaman da hükümet ile Merkez Bankası arasında bir çatışma varmış gibi bir hava ortaya çıkıyor. Bu da ekonominin sağlıklı bir şekilde yönetimi için pek iyi olmuyor. Muhatabanın dikkate almadığı bu tür açıklamalar bakanların kendileri için de pek iyi olmuyor, onu da söyleyeyim. Çünkü böyle konuşmaya devam eden bakanlar bir süre sonra boş boş konuşan adamlar konumuna düşüyor. Bu da giderek ciddiye alınmamaya başlamalarına neden oluyor.

Neyse, bu açıklamasıyla Zafer Çağlayan hakkındaki olumsuz intibamı teyit etmiş oldu. Sanırım Zafer Çağlayan kabineye sadece hükümet ile iş dünyasının arasını sıcak tutmak için alındı. Kendisinden bunun dışında bir şey beklemek pek doğru olmaz. Biz zaten bunun dışında birşey beklemiyoruz ama hani siz de beklemeyesiniz diye söylüyorum. Read More!

Durun yahu, daha batmadık

TÜİK dün 2007'nin ikinci çeyrek dönemine ilişkin milli gelir verilerini açıkladı. İlk çeyrekte yüzde 6.9 olan büyüme oranı ikinci çeyrekte yüzde 3.9'a gerilemiş. Hakikaten ciddi bir yavaşlama ama bugünkü gazetelerde bu konuyla ilgili olarak yer alan haber ve yorumlar tam evlere şenlik.

Mesela ekonomi yavaşlarken cari açıktaki yükselişin sürdüğü iddia edilen şu haberi yazan arkadaş bize cari açığın son 6 aydaki seyri konusunda birşeyler söyleyebilir mi? Ben cari açığın (tabii ki ekonomideki yavaşlama nedeniyle) 6 aydır yerinde saydığını sanıyordum. Yoksa 6 aydır yanlışlıkla Türkiye yerine Patagonya'nın cari açık rakamlarına mı bakıyorum. Durun şunlara bir daha bakayım.

Ekonomide durgunluk riskinin arttığı iddia edilen şu haberi yazan arkadaşın da bize son aylara ilişkin bazı verilerden bahsetmesi gerekmez miydi? İkinci çeyreğin üzerinden neredeyse 2.5 ay geçti beyler. 2.5 ay öncesine ilişkin verilerle bugünkü duruma ilişkin yorumlar yapamazsınız. Gidin böyle bir yorum yapmak için hangi verilere bakmanız gerektiğini öğrenin de onlara bakarak konuşun.

Tevfik Güngör'ün ya da esas adıyla Güngör Uras'ın bugünkü yazısında da bir sürü yanlış var. Fakat artık kendisini ciddiye almadığım için bu yazı için birşey söylemeyeceğim.

Fakat ciddiye aldığımız yazarlardan biri olan Uğur Gürses'in bugünkü yazısı da tuhafıma gitti. Gürses, "2007'de yüzde 4'lük büyüme bile zor" demiş. Gelin biraz aritmetik yapalım. Büyüme ilk çeyrekte yüzde 6.9, ikinci çeyrekte yüzde 3.9 oldu. Yılın tamamında büyümenin yüzde 4'ün altında kalması için, üçüncü ve dördüncü çeyreklerde yüzde 3'ün altında büyüme oranları yaşanması gerekir. Hakikaten ekonomideki durumu o kadar kötü mü görüyorsunuz Uğur Bey? Benim gözlemlerim pek öyle değil de o yüzden soruyorum.

Neyse, lafı fazla uzatmadan kendi değerlendirmelerimi yazayım. Birincisi, ikinci çeyrekte ekonomide görülen yavaşlama sürpriz falan değil beklenen bir gelişmeydi (Orhan Karaca'nın şu yazısına bakın). İkincisi, ekonomide bu yavaşlama olurken cari açık artmaya devam etmemiş yerinde saymıştı. Üçüncüsü, yılın ikinci yarısında büyümenin bir miktar hızlanmasını bekliyorum. Temmuz ayında ithalatın yeniden hız kazanması, CNBC-e Tüketim Endeksi'ndeki gelişmeler (bu endekste yıllık değişime bakın) vb. bunun açık delilleridir. Dördüncüsü, ekonominin bu yılı da yüzde 5'in üzerinde bir büyüme ile kapatabileceğini düşünüyorum. Read More!

Turk Insani Ahlaksiz

Evet, genelleme yaptim ve bu sonuca ulastim. Ayrica mevcut sistemin de insanlari ahlaksizliga tesvik ettigini belirteyim. Bu herkes ahlaksizdir, kimse alninin teriyle calisip bir yerlere gelmiyor demek degildir. Ne demek istedigimi Mahmut Alpi rumuzlu okuyucumuzun gonderdigi su haberi okursaniz daha iyi anlarsiniz.

ODTU'den iki ogrenci 22 ayda 40 tane makale yayinlamislar. Oha falan oldunuz degil mi? Ayda 2 tane makaleye denk geliyor ki ayni hizda giderlerse 40 senede 1000 tane falan makale yazarak rekor falan kirarlar!!!! Yaaa, degil mi, ya sayi saymayi bilmiyoruz, ya da hayatimizda hic makale yazmadik.

Isin dogrusu sudur: Einstein olsan 22 ayda 40 tane makale yazamazsin. Halen ogrenci olan ve sinavlardan surekli cakan bu iki cocuk bu makaleleri asirmislar. Universite de ceza olarak 1 sene uzaklastirma vermis. Keske bir de altin madalya falan taksalardi. Biz de bundan 4 ay once bir intihal (akademik hirsizlik) vakasini gundeme getirmistik. Artik bariz bir sekilde belli oldu ki Turkiye'de akademik hirsizlik cok yaygin ve ortaya cikarilmasinda dahi cezalandirilmayan bir faaliyet. Bu da insanlari tesvik ediyor. Bunun ustune bir de Halk Bankasindan sifir faizli kredi verirsek tam super olacak!!!

Okumus adamlari boyle davranirsa cemaati Hatay'da sokak ortasina cisini yapti diye suclamamak lazim. (Biraz uzerinde dusununce hem imami hem de cemaati suclumanin dogru olacagi sonucuna vardim). Read More!

Asaf hoca noktayı koymuş!

Şu 2013'te kişi başına geliri 10 bin dolara çıkarma hedefi (hikayesi) konusunda Asaf hoca bugünkü yazısında noktayı koymuş. Her zaman eleştirecek değiliz ya... (Ama bu aşırma olayına fena alıştım ben, okuyucular kusura bakmasın)

Ölçme sorunları

Milli geliri daima cari TL fiyatları ile (nominal) hesaplıyoruz. Yıl ortası nüfusa bölünce kişi başına gelir bulunuyor. Uluslararası karşılaştırmalar için TL’yi dövize çevirmek gerekiyor. Ortalama piyasa dolar kuru ile bölersek cari kurdan gelir diyoruz. Doların zaten yerli para kadar yaygın kullanıldığı ortamlarda kamuoyu bu yöntemi seviyor.

Halbuki, hem ülkeler arasında hem de zaman içinde karşılaştırmalarda cari kurdan milli gelir hesapları çok ciddi ölçme sorunları içeriyor. Biri ABD’de düşük de olsa enflasyonun sürmesi. Yıllık yüzde 3 desek, beş yıl sonra doların ABD’deki satın alma gücü bugüne kıyasla yüzde 15 daha düşük olacak. Diğeri döviz kurlarında zaman içinde büyük dalgalanmaların olması. Bir yandan TL’nin döviz karşısında değeri dalgalanıyor. Öte yandan doların diğer paralar karşısında değeri değişiyor. Üçünü toplayınca ilginç bir durum çıkıyor. 2012 yılı fiyatları ile 10 bin doların bugünkü fiyatlarla kaç dolar ettiğini aslında bilemiyoruz. Dolayısıyla karşılaştırma biraz anlamsızlaşıyor.

Benim hesaplarım

2007 yılı için kişi başına geliri 6 bin 250 dolar tahmin ediyorum. 2012’de 10 bin dolara çıkması beş yılda toplam yüzde 60 artış anlamına geliyor. Bakalım hangi koşullarda mümkün olabilir?

ABD’de enflasyonu yıllık yüzde 3, Türkiye’de nüfus artış hızını yıllık yüzde 1.1, milli gelir artış hızını yüzde 6.3 aldım. Bence üçü de makuldür. TL’nin ve doların değerinde bir değişme olmadığı varsayımı ile 2012 için kişi başına geliri 9 bin 300 dolar buluyoruz. Kurlara gelelim. TL’nin değerini sabit tutalım. Ama son gelişmeleri de düşünerek doların diğer paralar karşısında yüzde 7 değer kaybettiğini varsayalım. 2012’de kişi başına gelir tam 10 bin dolara çıkıyor.

Türkiye’den kaynaklanan iki ek sorun var. 2008’de TÜİK milli gelir ve nüfus serilerinde revizyona gidiyor. Milli gelirin yüzde 10 artacağı, nüfusun yüzde 5 düşeceği rivayet ediliyor. 2012’de kişi başına milli gelir 11 bin 600 dolar çıkyor. Sonuç: 2012’de kişi başına gelirin fiilen 10 bin doların üstünde olma ihtimali bence çok yüksektir. Ama o 10 bin dolar sizin sandığınız 10 bin dolar değildir. Böyle işte... Read More!

Riskler fırsatlarla beraber değerlendirildiğinde anlam kazanır

Global 'likidite krizinin' hangi aşamasında olduğumuzu kestirmek güç. Bu son dalgalanın gözle görülür bir tahribata yol açmama olasılığı güçleniyor. Fakat farklı düşünenler de var. Örneğin Sn. Mahfi Eğilmez varlıkların çok fazla değer kazandığını söylüyor ve ilave ediyordu: 'Kararsızlık bir süre devam edecek, daha sonra fiyatlar aniden inişe geçecek'. Ineceğiz, ama nasıl ? Hafif meyilli bir tepeden bayır aşağı hızlı adımlarla mı, yoksa uçurumdan yuvarlanarak mı ? Sanırım Mahfi beye göre ikincisi daha güçlü bir olasılık.

Geçen hafta HABERTURK portalında karşılaştığım bir haberle şoke oldum.

KABUS YENIDEN BAŞLIYOR. Borsalar çöküyor, piyasada asıl kriz başlıyor..

Vatan gazetesine referans verilerek yıkım sürecinin başladığı bilgisi bize aktarılıyordu. Tüylerim diken diken oldu, yoksa Sn. Mahfi Eğilmez ve onun gibi düşünenler haklı mı çıkıyordu ? Herşey çökecek, biz de kapıcı dairesi içinde en altta kalacağız. Ancak bu arada faiz, döviz ve borsa cephelerinde (Borsa Yorumları) 'olağan dalgalanma' dışında bir gariplik yoktu. Yazının Vatan'daki orjinaline göz attığımda bunun 'bir haber' değil, yalnızca Amerika'daki mortgage piyasasındaki bazı olumsuz gelişmelere dayanarak yapılan abartılı 'bir tahmin' olduğunu farkettim. Üstelik Vatan'daki arkadaş Internet'ten okuduklarını da yanlış yorumlamıştı. Korkularımız o kadar üst perdeye tırmandı ki gözümüz açıkken hayal görmeye başladık.

Ne güzel söyletmiş Shakespeare Hamlet'ine 'Batmak veya batmamak, işte bütün mesele bu'. Gerçekten de başka bir meselimiz yok. Eğer batmayacaksak, bizim gibi ülkelerin varlıklarının değerlenme potasiyellerinin gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Dövizde birikim yapmak, tasarrufları sokağa atmaktır. Kara geçebilmek için, değer kazanmasını fırsat bilip satabilme cesaretini gösterebilmek gerekir. Bunu yapabilecek misiniz ? Hayır. Çünkü aslında siz, 'fırsat ve riskleri beraberce değerlendirememek' gibi bir sorununuz olduğu için döviz biriktiriyorsunuz. Üstelik Dolar 1.3'ün altına sarktığı zaman 'yandım anam' diye en olmadık yerde satmaya kalkacaksınız. Sizin de benim gibi cesaret sorununuz varsa ve Mahfi bey gibi varlıkları çok değerli (pahallı) buluyorsanız, kısa vadeli faizi öneririm. Varlıklar yeterince ucuzladığını düşünüyorsanız, örneğin TCMB faizi aşağı sarkıtma niyetini belli etmişse, kısa vadededen uzun vadeye geçme zamanı gelmiştir (Elbette siz yine de kendi aklınızı kullanmaktan vazgeçmeyin).

Merkez Bankası'nın 'yüksek faiz politikasının' bizi koruduğunu iddia edenler var. Yanlış. Dalgalanmalardan daha az etkilenmemize yol açan TCMB'nın faizi düşüreceği beklentisidir. Yükselen günlük faiz kısa vadeyi tahrik ettiği için oynaklığı da beraberinde getirir. Unutmayınız: Bir günlük pozisyon alanlar dışardan gelen bir dalgada her an dövize zıplayabilir. Eğer günlük faizi de piyasaya bıraksaydık bir kaç puan değil beşer onar adımlarla yukarı gitme eğiliminde olduğunu görürdük. Pozitif dalgalarda ise 2-3 gibi 'oldukça negatif' reel faizler karşısında şaşıp kalacaktık.

Merkez Bankası kendini tasarrufçuların yerine koymalı. Negatif dalgalarda, bir kaç puan fazla faiz hatrına TL'de kalmaya karar verecek kadar hesap kitap yapmaktan yoksun kaç kişi çıkar ? Özetle durum sandığımızdan çok daha karışık. Yıllardır söylediğimi tekrarlıyorum: Günlük faizi dövize müdahale aracı olarak görmek yanlış. Eğer faizin düşürülmesi gerekiyorsa 'mortgage krizi endişesiyle' bunu ertelemek hiç akıllıca değil. Çünkü mortgage hikayesi bitse bile başka risklerden konuşuyor olacağız. Dünyada risklerin konuşulmadığı herhangi bir dönem olmayacak. Ancak riskler fırsatlarla beraber değerlendirildiğinde anlam kazanır.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Kisi Basina $10000 Gelir Hedefi

Orhan Karaca kisi basina $10000 gelir hedefi gerceklestirilebilir mi sorusuna matematiksel olarak yaklasmis, daha fazlasini bile gerceklestirmemiz mumkun demis. Biz de corbaya tuzumuzu ekleyecegiz.

1. Birincisi kisi basina $10000 gelir hedefi gercekten de matematiksel olarak mumkun. Ama ben hukumetin bu hedefi koyarken guvendigi tek seyin bizim yuksek ekonomik buyumemiz oldugunu zannetmiyorum. Bir sure sonra Orhan Karaca'nin da belirttigi gibi TUIK milli gelir hesaplarinda yeni yonteme gececek ve milli gelirimiz bir anda kagit uzerinde %30-40 civarinda yukselecek (en azindan rivayetler o yonde). Erdogan da en cok buna guveniyor.

2. Ikincisi insanlar dolarin daha da dusecegini bekliyorlar. Erdogan da buna guveniyor diye dusunuyorum. Neticede Yuksek buyume hizimiz + milli gelir hesaplarindaki duzeltme + dolarin deger kaybetmesi = 2013 yilinda kisi basina $10000 milli gelir hesaplari yapiliyor.

3. Heh heh heh heh heh. Pesin parayi gorunce nasil da gevrek gevrek guluyorum :-) Bir kere kimse milli gelir hesaplarindaki duzeltmeyi kaale almayacaktir. Federasyonun Trabzon'a cektigi kiyaktan daha beter bir muamele gorecektir bu duzeltme. O yuzden $10000 hedefi gerceklesebilir mi diye hesaplarken bunu gozardi etmemiz gerekiyor.

4. Dolarin dusmesini bekleyenlerin dayandiklari nokta Amerika'nin yuksek cari acigi. Eee Amerikan dolari yuksek cari aciktan dolayi deger kaybederken hangi mantikla daha yuksek cari aciga sahip Turkiye'nin lirasi deger kazaniyor? Kaldi ki dolarin yonunu tahmin etmek daha once defalarca belirttigimiz gibi cok zor. O yuzden bu acidan Erdogan kumar oynuyor.

5. Geriye kala kala yuksek buyumemiz kaliyor. Alismis kudurmustan beterdir. Yuksek buyumeyi devam ettirebilmemiz icin son gunlerde bahsettigimiz mikro reformlara biran once baslamamiz gerekiyor. Bu Turkiye liglerinde oynanan futbol seviyesini bati Avrupa liglerinde oynanan futbol seviyesine yukseltmek kadar zor bir olay. Bakmayin ben Mehmet Simsek'e "hadi kocum sen yapamazsan kimse yapamaz" diyerek gaz verdigime. Mecliste kac tane akli basinda adam var Allahaskina? Hepsi baska bir cikarin/torpilin/avantanin pesinde. Iscilerin direnisi de (issizligin bu kadar yuksek oldugu bir ortamda her ne kadar ekonomik olarak yanlis olsa da) giderek artacak ve isgucu maliyetlerini arttiracaktir. Bunun onune gecebilecek bir siyasi irade gormuyorum ben Turkiye'de.

6. Neticede milli gelirimizi ikiye katlatacak senelik %10'un uzerindeki reel buyume rakamlarina surekli olarak ulasabilecegimizi dusunmuyorum.

7. Kaldi ki bu $10000 hedefi de nereden cikti? Erdogan maasini dolar olarak mi aliyor, millet carsida pazarda dolar mi harciyor? 2013 yilinda hedefe ulasamayinca "Ben Zimbabve dolarindan bahsediyordum" demek gibi planlari mi var yoksa? Efendi efendi TL cinsinden hedef koyacaksan koy, bize dolardan molardan bahsetme.

8. Son olarak niye 2013? Bana hisse senedi fiyatini yukseltmeye calisan Amerikan sirketlerinin 10 yil icinde satislarimizi 3'e katlayacagiz turunden verdikleri "vaatleri" hatirlatti. Ortaya bir hareket plani koymadan sadece goz boyamak icin yaparlar bunu genelde. Erdogan da secimlerden once prim toplamak icin boyle bir goz boyama eylemine giristi. Daha fazla tartismak gereksiz. Sanki boyle bir hedefi koydugunda daha cok/verimli mi calisacaksin? Yooook. Oyleyse hedef medef hic verme, adam gibi isini yap.

9. Bu madde sadece Mehmet Simsek icin, digerleri okumasin: "Mehmet, bakma sen 5. maddede dediklerime. Harbiden bu isi sen yapamazsan baska kim gelip yapacak. Baktin birakmiyorlar, yapamayacaksin, para yonetimi konusunda mikro reform yapiyorum ayagina yatip devletin paralarini bizim Hedge fonun hesaplarina yonlendiriver. Boyle millete boyle reform." Read More!

Benzin Boykotu

Bundan tam 1 sene once benzin boykotu uzerine bir yazi yazmis, insanlara ekonomideki olaylarin birbirinden bagimsiz olmadigini anlatmaya calismistik. Yazi bugun bile gecerliligini koruyor, (gerci halkimizin populistlere verdikleri oylarda bir azalma da yok degil) iste yazinin cogu:

Bugun soyle bir email mesaji aldim:

10 EYLÜL 2006 PAZAR GÜNÜ BENZIN ALMAYIN;Istasyonlar sinek avlayacak;Dünyanin en pahali akaryakiti Türkiye'de. Yanibasimizdaki ülkelerden aldigimiz petrol, sinirimizdan içeri girdigi anda ates pahasi oluyor. Bunun nedeni devletin akaryakittan aldigi yüksek vergi. Yakit ücreti olarak ödedigimiz paranin yüzde 60'ini vergi olarak devlet tahsil ediyor.>>>>Türk halki yillardir tasidigi bu agir yükten artik kurtulmak istiyor. 10 Eylül'deki eylemin nedeni de bu. Akaryakittan alinan verginin düsürülmesi için Tüketici Dernekleri Federasyonu, "bir günlük benzin almama" eylemi baþlatti.>>>>LÜTFEN, SIZLER DE DUYARLI DAVRANIP 10 EYLÜL 2006 PAZAR GÜNÜ BENZIN ALMAYIN, ALDIRTMAYIN !...

Bu mesaji gordugumde agzimdan ilk cikan kelimeler "Gerizekali bunlar" oldu. Niye aciklayayim?

Turkiye'deki kosebaslarini tutmus kisilerin eskiden art niyetli olduklarini dusunurdum, simdi ise gerizekali olduklarina kanaat getirdim. Adamlar dunyada gerceklesen her bir olayin birbirinden tamamen bagimsiz oldugunu dusunuyorlar. Burada da ayni durum soz konusu. Dun "findikcilara verilen 4 YTL'lik ucret cok az, adamlarin maliyetini karsilamaz" diyenler bugun "benzin vergilerden dolayi cok pahali, eylem yapalim" diyor. Allahin salagi findikcilara verilecek paralarin nereden geldigini zannediyorsun? Her dara dusen devletin kapisini caldikca, politik baskilardan dolayi devlet de millete sus payi dagittikca benzinden vs. alinan vergiler de artacaktir.Vergilerin azalmasini istiyorsaniz eylem yapmaniza gerek yok. Yapmaniz gerekenler:

- Devletten bedava saglik hizmeti beklemeyeceksiniz.
- 20-25 sene calisip "eh artik, benim de emekli olmam lazim" demeyeceksiniz.
- Tavukcular, kartzedeleri, dovizzedeler, offshorezedeler, insaatcilar, tekstilciler, vs. vs. basiniz dara dustugunde devletin kapisini calmayacaksiniz.
- Alisveris yaptiginizda fisinizi alacaksiniz, vergi kacirani ihbar edeceksiniz. Fis almazsam bunun fiyati kaca olur demeyeceksiniz.
- Kacak benzin almayacaksiniz, satmayacaksiniz.
- Piyasanin serbestlesmesinin onunu tikamayacaksiniz.
- Devletin bir an evvel borclarini kapatip faiz masraflarini azaltmasi icin ozellestirmelere karsi cikmayacaksiniz.
- Devlet sizden topladigi vergilerle hovardaliklar yapmaya kalkisirsa gurultu cikaracaksiniz.
- Devletten okul, hastane, fabrika istemeyeceksiniz.
- Hazine arazisine gecekondu koydurmayacak, evinizin degerini dusuk gosterip emlak vergisinden kacmayacaksiniz.
- Mercedes'e binip asgari ucretin altinda gelir beyan etmeyeceksiniz. Kayitdisi calisani calistirani dogduguna pisman edeceksiniz.
- Bol keseden atan, populist politikacilara oy vermeyeceksiniz.

Listeyi daha uzatmak mumkun. Maalesef yukarida soylediklerimiz cogunluk tarafindan es geciliyor. Neticede hukumet de harcamalarini karsilayacak gelirleri alabildigi yerlerden aliyor. Araba satin alirken iki araba parasi, bir litre benzin satin alirken 2.5 litre benzin parasi veriyorsunuz. Kayitici calisiyorsaniz ucretinizin buyuk bir kismi vergi olarak kesiliyor. Anlayacaginiz devlet aciz, yakalayabildigi her yerde vergi kesiyor. Haa, diyelim ki cok buyuk gurultu kopardiniz, ve benzinin uzerindeki vergileri azaltmayi basardiniz. Bu sefer de devlet benzinden kaynaklanan vergi kaybini baska bir taraftan cikarmaya calisacaktir. Bu isler boyle.

Ama Turkiye cahiller, amigolar ulkesi. Bilenden cok bilmeyenlerin konustugu, gundem olusturdugu bir ulke. Kabahat amigolarda degil ama, amigolari dinleyen onlarin pesinden giden cemaatde.

Hizli buyume ve zenginlesme gizemli bir olay degil. Altyapiya (yasal altyapi, enerji, yol, liman, vs.), insana ve teknolojiye bugun yatirim yapan yarin kazanan olacaktir. Haa, bugun kazandiklarimizi yatirmayalim ve tuketelim (saglik ve sosyal guvenlik harcamalari, subvansiyonlar, destekler, vs.) diyenler ise bunun bedelini yarin odeyeceklerdir. Yatirimlarin ve uretimin en etkin oldugu sistem ise serbest piyasa sistemidir. Rekabetin olmadigi, korumaciligin oldugu ortamlarda bedeli toplum oder. Korumacilik derken hem iscinin sendikalar vasitasiyla korunmasindan hem de sermayedarlarin devlet tarafindan olusturulan tekeller vasitasiyla korunmasindan bahsediyoruz. Read More!

Üç karpuz parası zam

Dünkü gazetelerden birinde ilginç bir haber vardı. Bağımsız Büro-Sen üyesi memurlar, hükümetin maaşlara teklif ettiği yüzde 2'lik zam tutarı kadar ödeme yaparak aldıkları üç karpuzu Kızılay'da vatandaşlara ikram etmişler. Sendikacılarımız nedense böyle gösterileri çok seviyorlar. Fakat son yıllarda alınan maaş zamlarından mennuniyetsizlik sadece memurlara özgü değil. Yıllarca altı ayda bir yüzde 30-40 zam almaya alışmış herkes son yıllarda aldıkları tek haneli zamlara burun kıvırıyor. Memurlar ve kamu işçileri yine bir yolunu bulup siyasetçileri kafakola alarak seyyanen zamlarla falan durumu kurtarıyor. Özel sektör çalışanları ise burunlarını kıvırdıklarıyla kalıyor.

Maalesef halkımızın emekçi kısmı için kötü bir haberim var. Burun kıvırdıkları bu durum geçici değil kalıcı. Yani enflasyonu bir kez daha patlatıp eski düzeylerine çıkarmazsak demek istiyorum. Enflasyonu yeniden o mutlu mesut yaşadığımız 1990'lı yıllardaki düzeylerine çıkarabilirsek, yüzde 30-40'lık zamlara da geri dönebiliriz tabii. Fakat ben en azından görünür gelecekte o güzel günlere geri dönebileceğimizi pek sanmıyorum.

Neden böyledir derseniz, enflasyon tek haneli iken hiçbir şirket çalışanların tümüne birden altı ayda bir yüzde 30-40 zam yapamaz. Yapar ise de ikinci yılını göremeden topu atar. O zaman aldığınız zammı daha afiyetle yeme fırsatı bulamadan kendinizi kapı önünde bulursunuz.

Eee, peki yeni dönemde gelirimizi nasıl artıracağız derseniz iki yolu var. Birincisi, çok çalışıp bulunduğunuz şirket içinde yükselmeye çalışacaksınız. Yükseldikçe maaşınız da artacak. Haa, alt kadrolardaki çalışanlarını terfi ettirdiği halde zam mam yapmaya yanaşmayan şirketler de yok değildir ha. Çoğu kişi böyle bir durumda en azından rütbem yükseldi diye sesini çıkarmaz. Siz öyle yapmayın. Çünkü terfi etmek demek sorumluluğunuzun da artması demektir. Eee, daha fazla sorumluluk yükleneceksek daha fazla para istemek de hakkımız değil mi? Ne kadar ekmek o kadar köfte... Maaşınız artmayacaksa terfi teklifini bazı bahaneler üretip kibarca geri çevirmeye çalışın. Baktınız olmadı mecburen kabul edeceksiniz tabii. O zaman çareyi ikinci yöntemde aramaya çalışacaksınız.

Yeni dönemde gelirinizi artırmanın ikinci yolu işinizi değiştirmek yani başka bir şirkete transfer olmak olacak. Hele iş hayatına yeni atılmışsanız ilk çalıştığınız şirket ile fazla gönül bağı kurmamaya çok dikkat edin. Çünkü ilk girdiğiniz işe muhtemelen tecrübesiz eleman kontenjanından girmişsinizdir. Tecrübesiz eleman olarak ise ücretiniz genelde asgari ücretliden biraz hallice olur o kadar. Hiç kimse de 1-2 yıl sonra sizi çağırıp "Artık tecrübe kazandın, al sana yüzde 50 zam" demez. Çünkü dışarıda daha düşük ücretle yerinizi almaya hazır bir sürü kişi vardır. Fakat piyasada tecrübeli bir elemana daha yüksek ücret ödemeye hazır şirketler de her zaman bulunur. O zaman yapacağınız iş 1-2 yıl dişinizi sıkıp işi biraz öğrendikten ve de CV'nize de tecrübeli eleman yazdırdıktan sonra gözünüzü dışarı dikmektir. İsterseniz her zam döneminde müdürünüzün kapısını aşındırıp ücretinizi gıdım gıdım artırmaya da çalışabilirsiniz tabii. Fakat hiçbir müdürün genel zam oranının üzerine çok fazla çıkmaya yetkisi olmadığından ve de herkes o yetkiyi kendi lehine kullanmasını beklediğinden bu boşa kürek çekmek olur. Yalnız şirkette çok özel bir iş yapan ve vazgeçilmez eleman haline gelenler bu dediklerimin dışındadır, onu da belirteyim. Tabii onların da bu güçlerini iyi pazarlık konusu yapmayı bilmeleri şart.

Nasıl, zor geldi değil mi? Eee, normal ülkelerde işler böyle yürüyor. Ne güzel eskiden oturduğumuz yerde altı ayda bir yüzde 30-40 zammı alıyorduk. O zamarlar onu da beğenmiyorduk ha, onu da söyleyeyim. Yine de fiyatlar bizim zamma yetişene kadar 2-3 ay kendimizi biraz zenginleşmiş hissediyorduk. Ne güzel günlerdi be!..

Bu arada hükümetin memurlara yüzde 2 zam teklif ederek işi biraz abarttığını söyleyip olası tepkileri de hemen önleyeyim. Fakat muhtemelen bunu bir pazarlık marjı kazanmak için yapmışlardır. Sonunda yine bir seyyanen zam icat edip anlaşırlar merak etmeyin. Nasıl olsa hükümet zammı kendi cebinden değil bizim (vergi mükellefleri) cebimizden veriyor. Ha, bu şekilde yine bütçenin altı çıkmaya başlamış ne gam. Sonunda yine iğneden ipliğe herşeye vergi koyup dengelerler nasıl olsa. Biz üç karpuz parası zam alıyorlar diye acıdıkça memur öyle ya da böyle bizim kesemizden parayı götürmeyi becerir. Kardeşim, madem zammı beğenmiyorsun git başka iş yap. Sana silah zoruyla memurluk yaptıran mı var? Read More!

Mikro reform mu demistiniz?

Haber soyle:

"Bakkala piyango

Süpermarketlerin ezdiği bakkallara süper destek... AK Partili bir vekil paket hazırladı. Birleşen her 10 bakkala, 4 yıl geri ödemesiz banka kredisi ve market için arazi verilecek. 2 yıl vergi alınmayacak. Ferhan Şensoy'un ünlü "Kahraman Bakkal, Süpermarkete Karşı" oyunu, devletin yeni teşvik paketi sayesinde hayata geçiyor. AK Parti Milletvekili Kadir Akgül, rekabet edemedikleri için kepenk kapatan bakkal, terzi ve tamirci gibi küçük mahalle esnafı için teşvik paketi hazırladı. "

Ne demiştik daha iki gün önce? Buyurun size mikro reform.

Böyle reformu kıçınıza sokun diyeceğim okurlar da çok agresifsin diye yorum yazacaklar. En iyisi susayım. Read More!

Sen cok yasa Mehmet Barlas!

Ben röportajı okumamıştım ama Mehmet Barlas'ın yazısında görünce çok güldüm. Sayın Barlas kusura bakmasın, aşırıcam:

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın arkadaşımız Yavuz Donat'a söylediklerini Sabah'ta okuduk. Mesela şöyle demiş Baykal:

- Vatandaş AKP'ye oy verdi... Ama verdiğini iftiharla söylemiyor... Neden?.. Sanki erken seçim olmamış gibi bir ortam var.

Bunları okurken, 1950'lerde kent-soylu bir meslek büyüğümüzün kırsal kesimden şehirlere göçü şöyle yorumladığını hatırladım:

- Halk plajları doldurdu, vatandaş rahat rahat denize giremiyor.

Sayın Baykal'ın içinde bulunduğu çevrede gerçekten "erken seçim olmamış gibi bir ortam" var ise, CHP'nin problemi gerçekten çok ciddidir. Bu çevrede cumhurbaşkanı seçilememiş ve yeni hükümet kurulup güven oyu almamış gibi bir ortam da var ise, problem daha ciddidir. Read More!

VIX Nedir?

VIX Nedir?

Fatih Ozatay bugunku yazisinda riskten kacinma endeksi olarak tanimlamis VIX'i. Oldu mu simdi? Fatih Ozatay severek okudugumuz yazarlarin basinda gelir ama boyle bariz bir hata yapmamasi da gerekirdi. Bir de "VIX endeksi" diye bir ifade kullanmis, bu da "ODTU Universitesi" demek gibi bir sey.

Neyse VIX nedir onu anlatalim. VIX, volatility index'in, yani oynaklik endeksinin kisaltilmis halidir. Hisse senedi fiyatlarindaki oynaklik artmaya basladigi zaman bu endeks de yukari cikar, hisse senedi fiyatlarindaki oynaklik azaldigi zaman ise bu endeks duser. Haa, piyasada kriz ciktigi zaman fiyatlardaki oynaklik artar, ayni zamanda risk alma istahi da azalir seklinde bir savunma uretebilirsiniz. Yine de bu guzel bir savunma olmaz. Mesela VIX 1999-2000 yillarinda 25 civarlarinda seyrediyordu. Son bir yil icerisinde ortalama 14-15 civarinda bir degere sahipti. Simdiki krizin doruk noktasina ciktigi, ya da Fatih Ozatay'in ifadesiyle risk alma istahinin bicak gibi kesildigi Agustos 2007 tarihinde ise VIX 23 civarinda seyrediyor. Eee, hisse senedi balonunun zirve yaptigi zamanda, yani risk alma istahinin tepede oldugu zamanlarda da 23 civarinda seyrediyordu. Demek ki VIX'i risk alma istahiyla alakalandirmak dogru olmazmis.

Neyse Sayin Ozatay'a fazla yuklenmeyelim, dogru durust yazi yazan bir iki yazardan bir tanesi. Digerleri ne cevizler kiriyor da artik elimiz yazmaya gitmiyor. Bunu haber yapmamizin nedeni "adam kopegi isirdi" turunden bir haber olmasindan, yanlis anlasilmasin. Read More!

Bedava Ekonomi Dersi

Zimbabve ilgilenenler icin bedava ekonomi (ekonomi nedir?) dersi veriyor. Konumuz enflasyon ve fiyat kontrolu. Okuyun ogrenin. Read More!

İğne ile çuvaldız

Bir de politik yazı olsun diyordum ama üşengeçliğin gözü kör olsun. Murat Belge öyle bir yazı yazmış ki tamamını aşırmakta fayda görüyorum:

Şu 'iğne' ve 'çuvaldız' üstüne bir atasözü vardır, çok doğrudur. Bütün dünyada geçerli olan çok genel bir eğilimi anlatır. Başkasında kusur bulup bunu eleştirmeye, bununla alay etmeye, böyle şeyler yapmaya çok yatkınızdır. Ama kendimiz bu eleştirdiğimiz veya alay ettiğimiz şeylerden bol bol yapıyormuşuz, buna pek aldırış etmeyiz.

Tabii bu dünyada çeşit çeşit ülke, bu ülkelerde çeşit çeşit eğitim sistemleri var. Kimse kusursuz değil, ama bazıları bazı değerleri yerleştirmekte daha başarılı olabiliyor. Bu 'iğne-çuvaldız' durumu da dediğim gibi evrensel bir insan zaafının sonucu olduğu için, 'nesnel' olmayı daha iyi öğretmeyi başaran bir eğitim sistemi, bu kusuru işlemeye karşı daha duyarlı insanlar yetiştirecektir. Bizimki bunlardan mı? Hayır. Sonuçlara baktığımızda hiç öyle olamadığı belli. 1 Eylül Cumartesi: birkaç gazetede Bulgaristan'dan fotoğraflı bir haber var. Milliyetçi-ırkçı Bulgarlar Osmanlı'dan kalma bir çeşmeyi balyozlarla parçalıyorlar. Çirkin, iğrenç bir olay. Elbet tam aynı şey değil, ama tarihi bir eseri parçalayan kişilere, can alan kişilere yakın diyebilecek kadar tepki duyarım. O çeşme yalnız Osmanlı da değil, artık bütün insanlığın malı. Nasıl bir ideolojidir ki, adamın eline balyozu tutuşturup çeşme yıkmaya gönderir? Fener'de ünlü Bulgar Kilisesi vardır. Demirden yapılma. Birçok ilginç hikâyesi var. Çok da güzel. Bunun bahçesinde metropolitlerin mezarları bulunuyordu. Başlarında melek heykelleri, falan. Derken, Bulgaristan'da malum Türk baskısı başladı. Kilisenin bahçesindeki heykellerin başları, kolları, meleklerin kanatları koptu. Heykeller şimdi binanın içinde, bizim 'milli hislerimiz'den korunmak üzere.

Biliyorum, birileri hemen 'Önce onlar yaptı' diye ortaya atılır. Bu gibi Vandalizmlerin öncesi, sonrası olmaz. Onun önce yapmış olması, benim bir sanat eserini imha etmemi haklı göstermez.

Çok zaman oldu, Milliyet'te bir 'Ermeni' haberi çıkmıştı. Gazeteci sıradan Ermenistan vatandaşlarıyla konuşuyor; onlar, 'soykırım'ı kabul ettirmek için harcanan paralara hayıflanıyor, 'Bu kadar parayla Erivan abad olurdu' diyorlar. Olabilir tabii. Dünyada böyle düşünen insanlar var. Olmaları da iyi bence. Güzel de, sanırım burada, şu PKK kavgasına harcanan paralarla kıyamet kadar iyi iş yapılabileceğini düşünen hiç değilse birkaç kişi vardır. Öyle konuşan Ermenilere Ermenistan'da, böyle konuşacak Türklere Türkiye'de 'vatan haini' diye saldıracak çok kişi var.

Bugün de aklıma hep Bulgaristanlı örnekler geliyor. Bir ara, o kötü günlerde, Türklerin Türk adı almalarına engel olmaya çalışıyorlardı. Burada bir ataşe vardı, 'bunlar yalan' diye gider gelir. Bir gün, elinde birkaç broşürle geldi. İşin doğrusunu bunlar yazıyor. Birini aldım: Müslüman imamlara hiç baskı yapılmadığını, hepsinin görev başında olduğunu anlatıyor. Bunu kanıtlayacak bir de 'imam listesi' vermiş. Baktım, birinci imamın adı Hristo! İkincisinin ne olsa ne yazar!

Ancak, aynı tarihlerde, biz burada Kürtlerin çocuklarına Kürt adı takmasını engelliyorduk.

Yunanistan'da, Bulgaristan'da Türk çocukları Türkçe öğrenmeli; Almanya'da Türkiye'den din hocaları olmalı... Irak'ta Türkmenlerin de böyle hakları olmalı... Çin'de Uygurların da olmalı... Evet, tabii, bence de olmalı. Ama Türkiye'de Kürtlerin Kürtçe öğrenmesini sağlam bir ilkeye, kurala bağlamayı hâlâ başarmış değiliz.

Son haber, gene Bulgaristan'dan; 4 Ağustos tarihli Milliyet, orada bir partinin 'Bulgaristan Bulgarlarındır' diye slogan attıklarını yazıyor. Irkçı bir partiymiş bu. Biz de bunu yapanları AB'ye şikâyet etmişiz. Bu da doğru. Çok ilkel bir slogan. Kökeni de Makedonya'nın VMRO'su (Bulgaristan'daki onlar da olabilir).

Tabii bu aynı zamanda Hürriyet'in, logosunun altındaki sloganı. Ne tuhaf rastlantılar, değil mi? Read More!

Mikro reform dedikleri

"Cennet cennet dedikleri
Bir kaç köşkle bir kaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni''

Ekonomix'ten peş peşe yazıları görünce ben de coştum. Bayramlık ağzımı açıyorum.

Uzun süredir ortalıkta bir 'mikro reform' lafıdır dolanıp duruyor. Kavramların içini boşaltıp istediğimiz anlamlar yüklemekte üzerimize yok. Biri çıkıp mikro reform derken ne demek istediğini söylese de biz de anlasak neymiş reform.

Bu yazıyı yazarken aslında bir çok yerden alıntı yaparak çarpık mikro reform anlamlarını bir araya toplayacaktım. Ama baktım bu iş zaman alacak, kafama göre takılıp link mink vermeden yazıyı yazacağım.

Bir kısım aklı evvel (turizmciler, tekstilciler, sanayiciler, vs vs) 'mikro-reform'dan anladıkları devlet kasasından biraz daha teşvik, biraz daha rüşvet, biraz daha sübvansiyon.... Eğer yapılacak olan mikro reformlar bunlarsa baştan söyliyelim yandık demektir.

Diğer bazıları (Güngör Uras zavallısı dahil) mikro reform denince devlet eliyle sanayileşme, devlet eliyle değilse bile hiç olmazsa daha çok sanayileşme için vergi indirimi, teşvik, bok püsür bir sürü şey anlıyorlar. Bir de rekabetçi kur masalı var. Bu kesimin dilinde, mikro reform olsa olsa ancak ihracatçıya destek için kurlar rekabetçi bir düzeye çekilirse olur mantığı da var. Sanayileşmeyi putlaştıran, tüketimi tu kaka edip ihracatı kutsallaştıran göz bebeklerini $-$ bürümüş bu kesimin istediği şeyler yapılacaksa yandık kelimesi az gelir sıçtık demektir.

(Not: İttihat ve Terakki zihniyetinin 19 ve 20. yy'da sanayileşmeyi ıskalamasının kuyruk acısı nedeni ile hala hedefini sanayileşme diye koyması sizce de anlamlı değil mi?)

Kimi mikro reform manyağına göre de reform devlet eliyle istihdamın artırılması, kanunla kuralla düzenleme ile işsizliğin düşürülmeye çalışılması demektir. Zaten TOBB seçimlerden önce önce İşsizlik fonu'nda biriken rakama bakıp bu niyetini açık açık belli etmişti. Şimdi de yeni yeni vergi indirimi haberleri geliyor. Hükümetin reformdan kastı bu ise yine sıçtık demektir.

Beyler bayanlar, kendimize gelelim. Reform demek birilerinin canı yanacak demektir. Kendilerini zamanın şartlarına göre 'update' edemeyen nice vasıfsız işçi işsiz kalacak demektir. Modası geçmiş fikirlerin savunucuları kangren olacak demektir. Ekonomik açıdan batması gereken ama sübvansiyonla, destekle, köstekle yaşatılmaya çalışılan bir çok sektör kan ağlayacak demektir. Kayıt dışı ekonominin kaymağını yiyen ve verimlilik adına bir dirhem katkısı olmayan sektörlerin ve şirketlerin anası ağlayacak demektir. Reform olacaksa şu anda haksız yere tuttuğunuz köşelerden ve pazarlardan piyasanın sopasıyla kovulacaksınız demektir. ACISIZ REFORM OLMAZ! Buna hazır mısınız? Gerçekten reform istediğinize emin misiniz?

Şahsen ben mikro-reform konusunda çok fazla yol kat edilmesini beklemiyorum. Önümüzdeki beş senede hükümet vergi gelirlerini artırsın, bütçe açığını sıfırlasın, vergi vermeyene hapis cezası koysun, denetlemeyi adam gibi yapsın, kamu harcamalarını azaltsın, özelleştirmeye devam etsin (kamuya ait ne varsa parasını verene peşkeş çeksin) Merkez Bankası'na karışmasın, Merkez Bankası da enflasyonu yüzde 2 seviyesine çeksin başka reform meform istemiyorum. Bundan ala reform da olmaz. (Çok şey istedim sanırım.)

Ha bir de, asgari ücret kaldırılsın. Alın size mikro reform paketi.

Bu da Ekonomix'in bir önceki yazısına (alttaki) cevap olsun. Oldu mu Ekonomix? Read More!

Mikro Reform Niye Zor?

Su yaziyi okuyun ve cevabi siz verin. Read More!

Konut Kredisi Batagi

Yeni bir blog bizim biraktigimiz boslugu doldurmaya baslamis, eline saglik diyoruz. Hurriyet'in dandik haberi elestirilmis. Read More!

Petrol Sektoru

Bir okuyucumuz su soruyu yoneltmis:

"Petrol sektörü ile ilgili her haberle ilgileniyorum. Son zamanlarda basında $'ın değer kaybetmesi durumunda petrol fiyatlarının artacağından bahsedilmektedir. Ben bunun için bir ekonomik model oluşturamadım. Tartışmaya açmak ve bilgilenmek amacıyla yazıyorum."

Kisaca aciklayayim. Dolar evrensel para birimi degil. Amerikan Merkez Bankasinin bastigi bir kagit parcasi. Dolarin degerinde bir dusus meydana gelirse, bu dolar disindaki herseyin degerinde dolara kiyasla bir yukselis oldugu anlamina gelir. Yani Trabzonspor'un 3 puanini dusurmek, Trabzonspor disindaki tum takimlara 3 puan vermekle esdegerdir gibi birsey.

Simdi dolarin degerinde bir azalma olursa ve petrol fiyatlari dolar cinsinden sabit kalirsa bu petrol fiyatlari euro cinsinden azalmistir demektir. Petrol fiyatlari da euro cinsinden durduk yere niye azalsin ki? Umarim anlatabilmisimdir.

Haa, her duydugunuz lafa da inanmayiniz. Herkes dolar dusecek diyor, niye dusmuyor peki? Sene basinda ben petrol fiyatlari $50'a inerse alin tavsiyesinde bulunmustum. Ocak ayinin ilk bir kac haftasinda butun analistler petrol dusecek diye diye petrolu sene basindaki $61'dan $49'a kadar dusurmeyi basarmislardi. Tabii bu uzun surmedi. Petrol'un simdiki fiyatina bakin ne dedigimi anlayacaksiniz. Bu konuda yeni bir goruse sahip degiliz, eski goruslerimize arsivden ulasabilirsiniz. Read More!

Ekonomi Turk'un Ranking'i

Ekonomi Turk'u Brian Gongol'un yaptigi siralama icerisine kattik. Gongol ekonomi ve is dunyasi hakkinda yazi yazan bloglarin siralamasini yapiyor. Mesela Greg Mankiw bu listede 5. sirada. Ekonomi Turk de bu hafta ilk kez bu listeye dahil oldu ve siralamaya 49. siradan girdi. Diger bloglara yetisebilmemiz mumkun gorunmuyor ama.

Neyse arada sirada bakariz neredeyiz diye. Read More!

Servet ve Song

Galatasaray'in defansinin gobeginde iki tane oyuncu var. Song gibi defans oyuncusu Turkiye'de az bulunur, Servet ise tam kazma. Simdi ilk 3 haftada Galatasaray'in gol yememesine bakip defans cok iyi yorumlari yapanlar ne kadar yanildiklarini bu hafta gormus oldular.

Ama bu yazinin amaci bu degil. Ugur Gurses Mehmet Simsek ve Zafer Caglayan'a hitaben "Bu Iki Bakana Dikkat" baslikli bir yazi yazinca aklima Song ve Servet geldi. Yaziyi okursaniz Sayin Gurses'in Zafer Caglayan'dan medet umdugunu gorursunuz (wishful thinking). Zafer Caglayan hakkinda arsivimize baktim ve Baris'in su yazisina ulastim. Gidin okuyun.

Diyecegim sudur ki, yeni ekonomi yonetimi sandigimiz kadar iyi degil. Mehmet Simsek liderligi ele gecirirse belki birseyler yapilabilir, o da cok fazla degil. Enflasyonu indirmek, butce acigini azaltmak isin kolay tarafiydi (kaldi ki enflasyonu daha fazla dusurmek kolay olmayacak). AKP'ye de secimleri kazandirdi bu. Bundan sonra isler o kadar da kolay degil. Mikro reform yapmak hic kolay degil. Issizlik kolay kolay dusmeyecek, kayitdisi azaltilamayacak, yuk yine Unakitan'in omuzlarina binecek. Ama bu sefer iscilerle pazarliklar da kolay gecmeyecek. Adamlar 5 yildir fazla ses cikarmiyorlar, bundan sonra "pastadan biz de payimizi istiyoruz" diyeceklerdir.

Anlayacaginiz, bu lig kolay gecmeyecek. Read More!

Reel Faiz Meselesi: Revisited

Hazir elim degmisken bir yazi daha yazayim. Hikayemiz bundan 7 ay once basliyor. O zamanlar begendigimiz bir analist olan Serhan Cevik abuk bir hesaplama yaparak Turkiye'deki "forward-looking" reel faizlerin %13.5 seviyesinde oldugunu belirten bir yazi yazdi. Biz de bunun uzerine "baba ne duruyorsun, Morgan Stanley'nin milyarlarini gel Turkiye'ye yatir, bu firsati kacirma" diyerek kendisiyle dalga gecmistik. Asil soyledigimiz sey ise suydu:

"Merkez Bankasinin sene sonu enflasyon hedefi %4 olduguna gore, ve suan enflasyondaki egilim %6-7 gibi bir rakami gosterdigine gore sunu aciklikla ifade edebiliriz. Faizler Merkez Bankasinin hedefine ulasmasi icin yeterince yuksek degildir. Gercekten hedefimiz %4 enflasyon ise faizlerin simdikinden cok daha yuksek olmasi gerekmektedir. Baska bir ifade ile reel faizler DUSUKTUR, yuksek degil. Bizim soyledigimiz budur."

Gordugunuz uzere biz Merkez Bankasinin %4'luk faiz hedefinin ciddi olmadigini, kimsenin de (Serhan Cevik ve bir cok kose yazari disinda) bunu ciddiye almadigini belirtmistik. Aradan 7 ay gecti ve yil sonunda enflasyonun %4 olmayacagini herkes biliyor artik. Serhan Cevik'e cift dalmakla ne kadar hakli oldugumuz boylece ortaya cikmis oldu.

Son bir senedeki reel faizlerin %10 seviyesinde hareket etmesine ne diyoruz peki? Diyecek sey cok: son 6 aya bir bakin, darbe riskimi dersiniz, erken secim riski mi, secim ekonomisi riskimi, S&P'nin yarattigi CDO krizi riski mi, ne derseniz deyin ulkemizde riskten gecilmiyor. Bence %10'luk reel faize yatip kalkip dua etmemiz gerekiyor. Ayrica dikkat ederseniz Merkez Bankasi gecen sene faizleri %17.5'e yukselttikten sonra gosterge faizler %23'e de cikti, %17'e de dustu. Bu risk primindeki oynakligi gozler onune seriyor. Nominal faizler bu kadar oynak davranirken Merkez Bankasinin faizleri %17.5 da cakili duruyordu. Bu da bilmeyenlere ders olsun. Read More!

Son Ekonomik Gorunum

Hukumet kuruldu, cumhurbaskani secildi, simdilik belirsizliklerin bir kismi ortadan kalkti, son ekonomik gorunum nedir? Yeni ekonomi yonetiminin neye niyet ettigini biliyoruz. Mehmet Simsek ilk onceliginin sosyal guvenlik reformu, daha sonra ise serbest piyasa ekonomisinin isletilmesi, kayitdisinin azaltilmasi gibi utopik soylemlerde bulunmustu. Izleyecegiz. Tavsiyemiz en zor reformlari en basta yapmalaridir, yoksa bir muddet sonra baska kaygilarla hareket etmeye basliyorlar.

Ekonominin parametrelerine baktigimizda enflasyonun %7.4, faizlerin %18.5, issizligin gecen sene ile hemen hemen ayni, buyumenin yavaslasa da goreceli olarak iyi gittigini goruyoruz. Dag basinda bir bakkal varmis, arada sirada koylulere ufak tefek seyler satarmis. Sonra birden dagcilar o yoreye merak salmislar, gelip giderken bu bakkaldan alisveris yapmaya baslamislar. Bu 3-5 sene boyle surmus. Koyun muhtari bu durumdan rahatsiz oluyormus, "Ya birgun bu dagcilar ilgilerini yitirir de bir daha buraya gelmezlerse ne olur?" diye soruyormus. Evet bildiniz "global likidite bollugundan" bahsediyorum. Gerci bugunlerde bolluktan degil, darliktan sozediyorlar. Merkez bankalarina likiditeyi arttirmalari ve faizleri indirmeleri (ya da arttirmaktan vazgecmeleri) icin inanilmaz baskilar yapiyorlar. Insanin ciddi sorular sorasi geliyor.

Mesela isler yolunda iken, insanlarin paralari Hedge Fonlara oluk gibi akarken Hedge Fonlar "isi piyasaya birakin, mudahale etmeyin" diye devleti uzak tutmaya calismiyor muydu? Peki simdi spekulatif davranipta paralarini kaybetmeye baslayinca fikir degistirmeleri biraz garip degil mi? Insanoglu boyle iste: hep bana, hep bana.

Amerika ve dunya, kredi derecelendirme sirketlerinin neden oldugu subprime krizinin kucuk boyutlu mu, yoksa tum dunya ekonomisini etkileyecek buyuk boyutlu bir kriz olduguna hala karar verebilmis degil. Ben kararimi coktan verdim. Degisen bir sey yok. Benim en cok merak ettigim son 3 haftada ciddi bir Hedge Fonunun neden batmadigidir. Bu kosullar altinda da batmiyorlarsa artik faizleri indirin diye sizlanmasinlar.

S&P global likidite kosullari en cok Turkiye gibi cari acigi yuksek ulkelerin canini yakar diye buyurmus. Koyun muhtari iste. Likidite de, sicak para da kotu birsey degildir. Bunlarin bir ulkeye girmesi varlik fiyatlarini yukseltir, faizleri dusurur. Devlet Istanbul'un gobeginde ufacik araziyi 800 milyon dolara nasil satti zannediyorsunuz? Haa, sicak para cekip gittigi zaman varlik fiyatlari eski seviyelerine doner, faizler eski seviyelerine doner. Eski seviyelerine donmesi olumsuz birseydir de, insanin once bir esek bulmasi daha sonra ise bu esegi kaybetmesi gibi birseydir.

Demek ki disarida isler yolunda gitmiyor gibi gorunuyor. Iceride yeni bir takim kurulmus, hakem (cumhurbaskani) de artik "hukumetten". Hakem dedik de Merkez bankasini unutuyorduk neredeyse. Karisinin basi bagli Merkez Bankasi baskani atadilar, adam kukla olacagina dondu hukumete havlamaya basladi. Faizleri bir turlu indirmiyor!! Gercekten de Merkez bankasi itilip kakilmayacagini gosterdi (bir daha ki doneme yeni Merkez Bankasi baskani atanacak demektir bu). Bence Abdullah Gul Merkez bankasi baskani olsun, hem cift maas alir, hem de kendi kendisini veto etmez. Kaldi ki ekonomi egitimi de almis, yeter de artar bile (ciddi sekilde kinaye yapiyorum yanlis anlamayin).

Konumuza geri donelim. Bence disarida isler normale donecek ve Merkez Bankasi da beklendigi sekilde faizleri indirmeye kasim gibi baslayacaktir. Fazla heveslenmeyin ufak ufak indirecektir.

Kusura bakmayin, uzun suredir yazmayinca yazi bayagi bir daginik oldu. Alkollu de degilim. Neyse daha fazla dagilmadan bu yaziyi noktalayalim baska bir yazi yazalim. Read More!