Cumhurbaşkanlığı seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhurbaşkanlığı seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Demedim mi ben?

Önceki gün, 21 Ekim'de yapılacak anayasa değişiklikleri referandumuyla ilgili yazımda şöyle bir bölüm vardı:
Bu arada çok uzlaşmacı(!) bir lider olan Deniz Baykal da bunun üzerine hemen harekete geçmiş, hükümete gelin bu garabeti düzeltelim demiş. Yahu Baykal herkesi salak yerine koymaktan ne zaman vazgeçecek bilmem ki? Bunu hiç hazzetmediği Anayasa değişikliği paketini tamamen rafa kaldırmak için bir bahane olarak kullandığı sizce de çok açık değil mi? Baykal, milleti salak yerine koya koya her seçimde avucunu yaladığı halde bu huyundan vazgeçmiyor bir türlü. Tabii bunda şaşacak bir durum yok. Ne demiş atalarımız; can çıkmadan huy çıkmaz!!
Aha buyrun şimdi de bugünkü Radikal'de çıkan şu habere bakın. Haberin başlangıç kısmını da aşağıya alıyorum:
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 21 Ekim'de halkoyuna sunulacak Anayasa değişiklik paketinden vazgeçilmesini istedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü Köşk'ten indireceği ileri sürelen 18. ve 19. maddelerin paketten çıkarılması için AKP''nin TBMM Başkanlığı'na sunduğu teklife sıcak bakmayan Baykal, girişimi 'Cenazenin yarısını gömelim, yarısı dışarıda kalsın' anlayışına benzetti. CHP lideri, "Cenaze var, cenazeyi tümden kaldırmak lazım. Bir kısmını gömerek, bir kısmını gömmeyerek cenaze gömülmüş sayılmaz. Tümü gömülmelidir. Eğer böyle kalırsa dünyanın hukuk garabeti olur" şeklinde konuştu.
Bir öngörü bu kadar mı çabuk doğru çıkar? Söz konusu olan Baykal ise çıkar. Çünkü neyi niçin yaptığını o kadar açık ediyor ki. Baykal'dan hayatta poker oyuncusu olmaz. Beş ay önce TBMM'de engelleyemediği anayasa değişikliklerinin önüne şimdi böyle geçmeye çalışıyor. Benim esas şaştığım o değil, AKP'nin bu tuzağa düşüp referandumu iyice tartışmalı hale getirmesi. Halbuki ortada korkulacak birşey yok. Bu referandum bu haliyle yapılır ve sonuçta da ortaya hiçbir sorun çıkmaz. Fakat AKP'lilerin bunu anlamayacak kadar salak olduğunu da sanmıyorum. Bu saatten sonra eğer AKP de referandumu iptal yönünde bir girişimde bulunursa herhalde bunun altında başka nedenler aramak gerekir.

Ha, bu arada oy verme süreci başlamış (gümrüklerde oy kullanılıyor) bir referandum paketinin içeriğinde değişiklik yapılması kadar tamamen iptal edilmesinin ne kadar mümkün olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Baykal ve saz arkadaşları ilkinin yanlışlığını çok doğru bir şekilde tespit ederken, nasıl oluyorsa ikincisini mümkün görüyor. Bu cümledeki "nasıl oluyorsa" bölümü lafın gelişi tabii. İşlerine öylesi geldiği için bu noktada hukuku çiğnemekte bir sakınca görmüyorlar. E bari, oldu olacak, bundan böyle yapılmış bitmiş ama sonucunu beğenmediğiniz referandumları da iptal etmenizi mümkün kılacak bir yol açın olsun bitsin. Read More!

Hukuk Sokagi: Bu ülkede hiç mantık sahibi hukukçu yok mu?

Rahmetli babamın ömrünün son yıllarında o hastane senin bu hastane benim dolaşırken insanların acılarından servet yapmaya çalışan doktorları gördükçe ülkemizdeki sağlık sisteminden nefret etmiştim. 367 tartışmalarının başladığı günden bu yana bu yıl hukuk sokağında yaşananlardan sonra ise hukuk sisteminden nefret etmeye başladım. Amaca ulaşmak uğruna her yolu mübah gören siyasetçilerin bu arada hukuku da iğfal etmekten çekinmemesini anlıyorum da, hukukçu geçinen bir güruhun siyasi görüşleri uğruna buna çanak tutmalarını doğrusu bir türlü anlayamıyorum.

Bu alanda yaşanan son tartışmayı izliyorsunuzdur herhalde. Hani 21 Ekim'de Anayasa değişiklikleriyle ilgili bir kanun için referandum yapılacak ya onunla ilgili. Temelde cumhurbaşkanını halkın seçmesini ve de 367 garabetini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu kanunda geçici madde 19 diye bir madde varmış. Bu maddede de "On­bi­rin­ci Cum­hur­baş­ka­nı se­çi­mi­nin ilk tur oy­la­ma­sı, bu Ka­nu­nun Res­mi Ga­ze­te­de ya­yı­mı­nı ta­kip eden kır­kın­cı gün­den son­ra­ki ilk Pa­zar gü­nü, ikin­ci tur oy­la­ma­sı ise ilk tur oy­la­ma­yı ta­kip eden ikin­ci Pa­zar gü­nü ya­pı­lır" diye yazıyormuş. Başını yine (evet bildiniz) Sabih Kanadoğlu'nun çektiği bir grup hukukçuya göre, eğer referandumda evet çıkarsa, daha yeni TBMM tarafından seçilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün istifa etmesi ve yerine halk tarafından yeniden bir 11. Cumhurbaşkanı seçilmesi gerekirmiş.

Bu arada çok uzlaşmacı(!) bir lider olan Deniz Baykal da bunun üzerine hemen harekete geçmiş, hükümete gelin bu garabeti düzeltelim demiş. Yahu Baykal herkesi salak yerine koymaktan ne zaman vazgeçecek bilmem ki? Bunu hiç hazzetmediği Anayasa değişikliği paketini tamamen rafa kaldırmak için bir bahane olarak kullandığı sizce de çok açık değil mi? Baykal, milleti salak yerine koya koya her seçimde avucunu yaladığı halde bu huyundan vazgeçmiyor bir türlü. Tabii bunda şaşacak bir durum yok. Ne demiş atalarımız; can çıkmadan huy çıkmaz!!

Neyse biz işin o kısmını bırakıp esas meseleye gelelim. İşte size 100 puanlık bir soru. Eğer referandumdan evet çıkar ve Abdullah Gül de bu aklıevvel hukukçuların söylediklerine uyup istifa ederse, halkın seçeceği yeni cumhurbaşkanı kaçıncı cumhurbaşkanı olacak? Antik çağlarda, Mısır'da falan, hoşlarına gitmeyen bir hükümdarı devirip yerine geçenler onu tarihten tamamen silmek için adının geçtiği tüm kayıtları ortadan kaldırırlarmış. Eğer bu devirde aynı şeyi biz Abdullah Gül için yapmayacak isek (malum kesimden bunu teklif edenler olursa da hiç şaşmam!!) yeni seçilecek cumhurbaşkanı 12. Cumhurbaşkanı olmayacak mı? Eee, nerede kaldı geçici madde 19'un hükmü? Her halükarda bu maddenin işlerlik kazanamayacağı çok açık değil mi?

Normal ülkelerde böyle bir durumda ne olacağını ben size söyleyeyim. Normal ülkelerde böyle bir konuda hiçbir tartışma açılmaz, gerçekten hukukçu olan hukukçular, bizim yaptığımız gibi çok basit bir akıl yürütme yaparak, referandumdan evet sonucu çıksa bile geçici madde 19'un hükümsüz olduğu sonucuna varırlar. Referandum sonucu da uygulama imkanı bulunan diğer maddeler için işlerlik kazanır. Yani halkoyuyla cumhurbaşkanı seçimi, Abdullah Gül'ün 7 yıllık (bu süreye de dikkat, 4 yıl sonra bunu tartışacağız) görev süresi dolduktan sonraki ilk seçimde uygulanır.

Tabii burası Türkiye olduğu için bizde öyle olur mu bilemeyeceğim. Esasında hükümet ve Abdullah Gül sıkı durursa paşa paşa (lafın gelişi söylenmiştir, özel bir anlamı yoktur) böyle olmaması için hiçbir neden yok. Fakat mahallenin abileri yine devreye girip de sıkı bir "mahalle baskısı" oluştururlarsa herşey olabilir. Belki hükümet de nasıl olsa artık istediğimiz cumhurbaşkanını seçtik diye işi uzatmayıp anayasa değişikliklerini rafa kaldırmayı kabullenebilir. Ne demişler; olmaz olmaz deme olmaz olmaz... Read More!

Demokrasinin Zaferi !

Bugun Ekonomix'in ilginc bir yazisi oldu (Politically Incorrect Yazi). Ben de onun kaldigi yerden kalemi elime alip bir iki laf soylemek istiyorum.

Son gunlerde bu blogda, bir kisim medyanin secim tahminlerinde ne kadar beceriksiz, kustah ve tarafli davrandiklarini elestirdik. Insanoglu fikir uretme isini beyni ile degil de kalbi ile yapinca boyle kazalar oluyor. Nitekim elestirdigimiz kose yazarlarinin bir kismi da oz elestiri yapip, "Biz meger halktan ne kadar kopukmusuz" anlamina gelecek laflar ettiler. Insallah bir dahaki sefer "2000 kisiyle gorup 40 milyon secmenin egilimi tahmin edilemez", "ben cevremdeki arkadaslarima sordum, CHP'ye %70 oy cikti" gibi bilimsel yorumlarda bulunmazlar.

Maalesef kalbi ile dusunen sadece memur kafali kose yazarlarimiz degil. Secim sonuclarini demokrasinin zaferi olarak gorup, 22 Temmuz'u ikinci bir 14 Mayis gibi kutlayan "liberal" yazarlarimiz da ayni hataya dusuyorlar.

Birinci grup halktan ne kadar kopuk ise, ikinci grup da asker-yargi-universite uclusunun temsil ettigi "devlet iktidarini" idrak etmekten o kadar uzak.

Beyler kendinize gelin. Burasi Isvicre degil. Burada maci kimin kazandigi sahada belli olmaz. Atilan gollerin bir hafta sonra iptal edilmesi, kornerlerin gol sayilmasi olagan seylerdir. Bu ulkede evladini basbakanin onune yatirip kurban etmeye hazir halkin, bir sene sonra ayni basbakanin idamini radyosunun basinda dinlemesi adettendir. Son 50 senedeki degisen tek sey, radyonun yerini televizyonun almis olmasidir.

Demek ki herkesin birbirinden ogrenecegi bir seyler var. Benim naciz tavsiyem taraflarin, karsi taraf hakkinda yaptiklari yorumlara fazla guvenmeyin.

Secimlerde AKP'nin aldigi oyun, CHP'nin ne halt ettiginin "devlet iktidari" nezdinde fazla bir anlami yoktur. Secimler, politikacilar ve hatta oy kullanan vatandaslar gelip gecici, devlet ve burokrasi bakidir. Secim dedigimiz sey, Ekonomix'in deyimi ile ekonomiyi kimin yonetecegini, YOK baskani Tezic'in deyimi ile "siyasi iktidarin" basina kimin gelecegini belirler. Iktidarin, %34 degil de %46 almasi basbakani mutlu eder, partilileri gururlandirir, bir kac tane fazla gazetenin satilmasina, Deniz Baykal istifa seslerinin tekrar yankilanmasina vesile olur.

Fakat mesele iktidarin ne kadar oy aldigi degildi ki oy artti diye iktidarin gucu artsin. Diger bir degisle, siyasi iktidari, devlet iktidarindan ayiran birincisin yeterince oy alamamis olmasi midir?

Siyasi iktidar hangi oy ile basa gecerse gecsin, devlet iktidarini uzanan ellere igne batirilir. O igne bazen kendisine cunhuriyet ismi veren, aslinda devletin resmi yayin organi huviyetindeki gazetenin gozdagi veren yazilari ile olur, bazen Anayasa Mahkemesi'nin yasalari iptal eden kararlari ile olur (o mahkeme ki anayasada, memurlarin, sade vatandastan daha esit oldugunu gosteren maddeler bile bulmustur), bazen emekli generallerin verdigi demecler veya Genelkurmay'in internet sitesinde yayinlanan bildirilerle olur, hic biri yetmiyorsa bir sabah bakarsiniz Anayasa Mahkemesi kara kapli kitabi acmis, sesini cok cikaran partiyi kapativermis, karsi tarafin sah'i satranc tahtasindan yasaklanmis. Istedikten sonra her bir sey kitabina uydurulur.

Benim diyecegim o ki, bu ulkede devletin gozu karadir. Borsa duser, ekonomi coker, Avrupa bizi dislar diye korkup hareket etmekten kacinacagini dusunuyorsaniz yanilirsiniz. Ekonomi, kalkinma gibi seyler gecici, dunyevi islerdir.

O yuzden gecen gun bir emekli generalin gazetede cikan demecini hafife almayin. Askerin muhtirasi yerinde duruyor, degisen bir sey yok. AKP %70 oy alsa da o muhtira yerinden oynamaz. Buyuk sermayenin (TUSIAD) demeclerinde satir altlarini okuyun. CHP'nin davranisini, emekli hakimlerin, savcilarin konusmalarini takip edin.

Unutmayin, asker vesayetindeki "demokrasilerde" careler tukenmez. Read More!

Son numara

Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerine ilişkin paketin referanduma sunulmasına geçit veren son kararı ile biraz şoke olan anti AKP cephesinin bu konuda geliştirdiği son numarayı Enis Berberoğlu'nun bugünkü yazısını okuyunca öğrendim. Biz demokrasilerde çareler tükenmez diye bilirdik, meğer quasi-demokrasilerde(¹) de çareler tükenmiyormuş. Berberoğlu'nun ve de kendisine kılavuz olarak aldığı Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu'nun iddiasına göre, bir yasama döneminde sonuçlandırılmayan kanunlar kadük olacağı için anayasa değişiklikleri referanduma sunulamazmış. Dolayısıyla eğer Türkiye'de gerçekten hukuk var ise YSK'nın (Yüksek Seçim Kurulu) referandumun yapılamayacağına karar vermesi gerekirmiş.

Ben Anayasa'nın neresinde böyle bir şey yazıyor diye epey bir baktım ama bulamadım. Sonunda Vatan Gazetesi'ndeki şu haberden bunun Anayasa'ya değil TBMM İçtüzügü'ndeki bir maddeye dayandırıldığını anladım. Bu konunun öyle hukuksal açıdan açık bir durum olmadığını da öğrendim. Bir kere burada anti AKP cephesinin vardığı sonuca varmanız için TBMM İçtüzüğü'nü Anayasa'nın üzerine koymanız gerekiyor. Ayrıca TBMM'de görüşmesi bitmiş ama yürürlüğe girmesi referanduma kalmış bir kanunun kadük olarak kabul edilip edilemeyeceği de çok açık değil.

Anti AKP cephesinin bu son numarasını öğrenince benim sadece ağzım açık kaldı. Fakat öyle tahmin ediyorum ki YSK üyelerinin başından aşağı kaynar sular dökülmüş olmalı. 367 kararından önce Anayasa Mahkemesi'nin nasıl tehdit edildiğini hep beraber gördük. O tehdide boyun eğen Anayasa Mahkemesi son kararıyla durumu 1-1'e getirmeye çalıştıysa da yıpranmaktan kurtulamadı. Şimdi benzer tehditlerin YSK'ya yöneleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Belki de bu yüzden olacak bugün YSK'dan 21 Ekim'de yapılacak referandum hazırlıklarının başladığına dair bir haber basına uçuruldu. Fakat bu iş anti AKP cephesinin kafasına bir yatarsa, bu haber YSK'yı baskıdan kolay kolay kurtaramaz.

Bu arada yukarıda sözünü ettiğim Vatan Gazetesi'ndeki haberden cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da işlerin epey karışık olduğunu anladım. Herkes 22 Temmuz seçimleri sonrasında kurulacak yeni meclisin ilk işinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olacağını sanıyordu. Meğerse Anayasa'da bu konuda da açık bir hüküm yokmuş. Sanırım 1982'de Anayasa'yı yazanlar bu kadar kolaylaştırıcı unsurla cumhurbaşkanının seçilmesinin garanti olduğunu düşünmüş, birgün birilerinin 367 gibi bir hokkabazlığı icat edip bu seçimi imkansız hale getireceğine pek ihtimal vermemişlerdi. O yüzden de cumhurbaşkanını seçemeyen meclis dağılır hükmünü zorlayıcı bir unsur olarak Anayasa'ya koymakla beraber, yeni seçilecek meclisin ilk işi cumhurbaşkanını seçmektir diye bir hüküm koyma gereğini duymamışlardı. Herneyse, şimdi Anayasa'da bu yönde açık bir hüküm bulunmadığını görenler yeni meclisin 21 Ekim'e kadar top çevirerek yeni cumhurbaşkanını seçmek için referandumun sonucunu bekleyebileceğini öne sürüyor. Beni bu haberde en çok eğlendiren kısım ise bu şekilde Recep Tayyip Erdoğan'a cumhurbaşkanlığı yolunun açılacağını düşünerek titreyen anti AKP cephesinden Sabih Kanadoğlu'nun "Kimse şeytanın aklıma gelmeyecek şeyleri aramasın" şeklindeki açıklaması oldu. Yine şeytanın aklına gelmeyecek bir şey olan şu 367 numarasını icat edip de işlerin bugünkü noktaya gelmesine vesile olan kimdi peki hatırlayanınız oldu mu? Kanadoğlu'nun cümlesindeki imla hatasına da ayrıca dikkat edin.

(¹) Quasi-Demokrasi: Demokrasi benzeri. Read More!

Hukukçular Ne Is Yapar? Hukukculuk zor iş midir?

Anayasa Mankemesi, 1 Mayıs'ta aldığı Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci ve ikinci turunda toplantı yeter sayısının 367 olduğu yönündeki kararının gerekçesini bugün açıklamış. Konuyla ilgili olarak Milliyet'te son dakika haberi olarak yayınlanan yazıyı takip etmekte doğrusu epey zorlandım. Yalnız anladığım kadarıyla Anayasa Mahkemesi de işi kitabına uydurmak için epey zorlanmış. Üniversite sınavına girdiğimde tercih listemde hukuk bölümlerine iktisat (Iktisat nedir) bölümlerinin önünde yer vermiştim. Allah korumuş da iyiki hukukçu olmamışım. Hukukçuluk gerçekten de zor bir iş. Kararlarınızı gerçekten hukuka dayanarak alsanız belki o kadar zor olmayacak da başka gerekçelerle karar aldıktan sonra arkasına hukuki bir dayanak bulmak zor oluyor anlaşılan.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir Read More!

Baykal bunu yemez

Bugünkü Radikal'den bize bir malzeme daha çıktı. Radikal'in Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, genel seçimde CHP'nin oyunu artırmak için kendince parlak bir öneri yapıyor. Diyor ki, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişikliği eğer gerçekleşirse, Deniz Baykal CHP'nin başından çekilip cumhurbaşkanı adayı olsun. Berkan, Baykal'ın liderlikten çekilmesi ile CHP'nin oylarının artacağını iddia ediyor.

Valla bu şekilde CHP'nin oyları artar mı artmaz mı bilemem ama benim bildiğim Baykal bunu yemez. Baykal, kendisini CHP'nin başında görmeye tahammül edemeyenlerin cumhurbaşkanı olarak görmeye hiç tahammül edemeyeceklerini bilmez mi sanıyorsunuz.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Fakat bir çözüm de yok değil. Demokrasilerde çareler tükenmez. Gerçi önerimiz pek demokratik değil ama olsun. Artık Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu iddia eden mi var? Efendim önerimiz şu. Baykal, CHP'nin başında nasıl duruyor? Önce kendisi genel kurulda oy kullanacak delegeleri seçiyor, sonra da o delegeler kendisini başkan seçiyor, öyle değil mi? Bu durumda eğer Baykal'a önce kendisini seçecek halkı seçme fırsatını verirseniz, sonra o da cumhurbaşkanlığına aday olabilir. Ne bileyim mesela önce Baykal kendisine oy vermeyeceğini düşündüğü TC vatandaşlarını yurttaşlıktan çıkartabilir. Yalnız bu durumda TC'nin nüfusu kaça iner, TC vatandaşlığından çıkarılan milyonları hangi ülke kabul eder onu bilemem. Herşeyi benden beklemeyin, onları da siz düşünün.

Yalnız İsmet Berkan'a bir çift sözüm olacak. Be adam hadi Baykal'ı belki katakulliye getiririm diye bu öneriyi yaptın, ne diye yazının en sonuna "Baykal'ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalması halinde" diye bir ibareye yer veriyorsun? Baykal zaten bu numaraları yemeyecek kadar kurnazdır ama bu sözlerinle adamın kafasına bir de "Ulan demek ikinci tura kalamama ihtimalim bile var" düşüncesini sokmuş olmuyor musun? Yok Sayın Berkan yok, siz kim Baykal'ı katakulliye getirmek kim? Siz bi 40 fırın ekmek daha yiyin de öyle gelin. Read More!

Seçime katılmak

Ekodok politikaya hızlı girdi. Sağ gösterip sol vuruyor. Ekonomi yazmasını beklerken o kalkıp İngiltere'yi falan örnek gösterip işin suyunu çıkarıyor. Konu şu meşhur seçime katılma durumu olunca ister istemez benim de iştahım kabardı. Ekodok'un yazısını okuyunca ben de altta kalmayayım dedim.

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

Öncelikle, geçen hafta seçime katılmayan CHP'nin vatandaşların 22 Temmuz'da yapılacak seçime katılmamasından neden korktuğunu anlayamadım. Şimdi, CHP nasıl seçime katılmayarak mahkeme kararıyla CHP'li cumhurbaşkanının ölene kadar görevde kalmasını garanti ettiyse, AKP'nin yapacağı da seçimleri boykot edip YSK'ye başvurmak, seçimlerin iptal edilmesini sağlamak ve böylece şu an elinde bulundurduğu iktidarı ila nihaye elinde tutmak. Nasıl strateji ama?

Bir diğer nokta da şu yüzde 33 (bazıları yüzde 25 diyor) ile çoğunluğu kapma meselesi. CHP ve takipçilerinin, hatta diğer AKP karşıtlarının savunduğu tez, AKP'nin azınlık oyları ile iktidarı elinde tuttuğu, halkın en az yüzde 60'ının (bazılarına göre yüzde 75) AKP karşıtı olduğu şeklinde. Tabi burada seçime katılmayan seçmenlerinin AKP'ye 0 (sıfır) oy vereceği varsayımı var ama neyse. Diyelim ki tezlerinde haklılar. Ancak yine CHP ve benzeri çevreler cumhurbaşkanının iki turlu halk oyu ile seçilmesine şiddetle karşılar. Madem AKP halkın yüzde 25-30'unu temsil ediyor, sizin tezinize göre seçimin ikinci turunda AKP'nin adayının kazanması mümkün değil. CHP'nin buradaki "meclise seçtiremediklerini halka seçtirecekler" korkusunu anlayabilen varsa beri gelsin. Beyler, ya yüzde 25-30 tezinizde samimi değilsiniz, demogoji yapıyorsunuz, ya da halktan korkuyorsunuz.

Diğer yandan, AKP iktidarını seçmenin yüzde 25'inin oyunu aldı diye eleştirenler, örneğin CHP, AKP'nin yarısı kadar, DYP AKP'nin üçte birinden daha az, ANAP'ın da AKP'nin onda birinden daha az oy aldığını akıllarından çıkarmasalar iyi olur. CHP engellemezse -hala o yönde çabaları var biliyorum ama- 22 Temmuz'da daha revize edilmiş veriler elimizde olacak. Ancak yine benzeri tezlerin gündeme gelme olasılığı çok yüksek. Dolayısıyla konu güncelliğini kaybetmeyecek.

Bir de sayın CHP liderinin ağzından dökülen "seçilmiş padişah" (bkz. oxymoron) kavramı var ki, bunun değerlendirilmesini de okuyucularımızın yaratıcı beyinlerine bırakıyorum.

Not: Bu arada seçime katılım ve seçimlerle ilgili diğer konularda uluslararası örnekleri demokrasi bağlamında araştırmak isteyen zıpçıktılar varsa biz linkini verelim: International Institute for Democracy and Electoral Assistance diye bir yer var. Bi gidip ziyaret edin. Google'da bu konuda arama yapmak isteyenler için de seçime katılımın ingilizcesi "voter turnout".

IDEA sitesinde Türkiye'ye ilişkin veriler de şu linkte. Türkiye'de yapılan seçimlerin "partly free" olarak değerlendirildiği, siyasi haklar ve özgürlükler konusunda ise kırık notlara sahip olduğumuz, ancak geçmişe (1995) oranla kısmi bir gelişme gösterdiğimizin altını çizmek istiyorum. Altta da Türkiye'de seçime katılımın tarihsel gelişimini görebilirsiniz:

Read More!

1 Mayis Nedir?

Bu yazida 1 Mayis nedir konusuna deginecegiz. Politika bloguna donduk igrenc bir seklinde. Taksim'de olayli 1 Mayis gosterileri olmus. Sallayin tekneyi, sallayin tekneyi. Belli mi olur belki devirirsiniz.

Kuresellesme'den en buyuk darbeyi yiyenler oncelikle mavi yakali isciler olmustur. Reel ucretleri, simdi TCMB'nin sayfasindan bakmaya useniyorum, son 5 yilda ya cok az artmis ya da dusmustur. Ozellikle bu zaman zarfinda kisi basina gelirin %40 civarinda arttigini goz onune alirsak kuresellesmeden dolayi kaybedenlerin mavi yakali isciler oldugu aciktir. Bundan gelir dagilimi bozulmustur anlamini cikarmayin. Gelir dagilimi da duzelmistir. Birincisi alt gelir gruplarinda istihdam artmistir, ikincisi asgari ucret reel olarak cok artmistir. Yani bir sekilde goreceli olarak cok para kazanan mavi yakalilari asgari ucretle calisan daha cok sayidaki emekcilerle ikame etmisiz.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Bu kisiler ne dusunuyor bilemiyorum, o yuzden spekulasyon yapacagim. Bence bu durumdan kuresellesmeyi sorumlu tutmak yerine mevcut iktidari sorumlu tutuyorlar ve iktidarin gitmesi halinde herseyin eski guzel 90'li yillara donecegini (evet 90'li yillar isciler icin cok guzeldi, koalisyonlardan yuksek miktarlarda rusvet alirlardi) umut ediyorlar. 1 Mayis'i ve siyasi krizi de firsat bilerek "ortaligi biraz da biz karistiralim, belki iktidarin devrilmesine bir faydasi olur" diyerek bu 1 Mayis projesine el atmaya karar vermislerdir. Bence basarili olma sanslari var. Basaridan kastim iktidarin devrilmesidir. Yoksa sonrasinda gelecek iktidar zamaninda da reel ucretlerde ciddi artislar gormeyecegimiz kesindir. Sermayenin kanatlari var (elasticity diyoruz biz buna ekonomide), iscilerin yoktur. Maalesef isgucu piyasasina giren 1 milyara yakin Cinli ve Hintli ucretlerin daha uzun bir sure yukselmesine engel olacaktir.

Ote yandan CHP ve Genc Parti secimlere birlikte girmek icin konusmaya baslamislar. Hayirli olsun diyorum, jeton daha yeni dusebildi, insallah sonunu getirebilirler. Baskalarini suclayacaklarina cozumun kendilerinde oldugunu farketmeleri uzun zaman aldi ama gec olsun ama guc olmasin degil mi?

Okuyucularimi aslinda bastan uyarmam gerekirdi ama benim yapacagim politik analiz ekonomik analizlerime benzemez, en iyi ihtimalle kahvehane muhabbetinden biraz daha iyidir, o da en iyi ihtimalle. Uyarmis olayim. Read More!

Laik sistem elden gidiyorsa sorumlusu kim ?

Erdoğan'ın karizmasını küçümsemiyorum, dışlanmış kitlelerin iktidarı elegeçirme azmini de. Ama eğer konjektör uygun olmasaydı AKP tek başına iktidara gelebilir miydi ? Hayır. Meclise bir yada iki partinin daha girmesi koalisyonu zorunlu kılardı. AKP başta cumhurbaşkanı seçimi olmak üzere pek çok konuda yegane belirleyici olmazdı.

2000-2002 döneminde, henüz halk tarafından iktidardan düşürülmemişken, liderilerimiz (yani beyazların önde gelenleri) öylesine yetersiz kaldırlar ki sonuçta bütün ülkenin kaderini belirleme gücünü AKP kucağında buluverdi. Zamanında akıllıca davranmadık, şimdi meydanlarda ağlıyoruz. Postmodern bir diktatörlüğün özlemiyle yanıp tutuşuyoruz. Demokrasi kelimesini ağzımıza almıyoruz, çünkü meydanları tıka basa basa doldursak bile azınlık olduğumuzu biliyoruz.

Yenileceğiz. Kaderimizde bu yazıyor. Azınlık olduğumuz için değil bize doğru dürüst taktik veren olmadığından. 367 dalaveresi kısa süre işe yarasa bile karşı tarafın saflarını daha da sıklaştıracak. Eğer askerlerin gelip bizi kurtaracağını sanıyorsunanız yanılıyorsunuz derim. Tankı, tüfeği sokağa çıkarmak bir şey değil, ondan sonrasını götürmek önemli. 1980'lerin dünyasında yaşamıyoruz.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Durumumuz umutsuz, çünkü takım oyununu bilmiyoruz. Erdoğan, Gül ve Babacan'ı seçti, geçmişte Sezer ve Derviş'i Ecevit'in seçtiği gibi. Bu iki takımın elemanlarının birbirleriyle uyumunu karşılaştırın lütfen. Sezer'i cumhurbaşkanı yapmak merhum Ecevit'in dışında kimsenin aklına gelmezdi, Derviş'i Amerika'dan getirtip ekonominin başına oturtmakta. Peki onlar karşılığını nasıl ödediler ? Benzer davranışları Gül ve Babacan'ın Erdoğan'a yapmaları mümkün mü ?

Bilmem hatırlayan kaldı mı ? 57. hükümet çok nazik bir dönemde iktidara gelmişti. Başarısı, başarısızlığı; Türkiye'nin hangi yöne sapacağını belirleyecekti. Hükümet AB sürecini başlattı, IMF ile son dakikaya kadar samimiyetle yürüttüğü bir program yaptı. Bu arada Sezer, kendince haklı sebeplere dayanarak Ecevit hükümetine yapmadığını bırakmadı. Seçimle başa gelen bir hükümetin yaşayabileceği zorlukları azda olsa anlama zahmetine kapılmadı. Bildiğimden şaşmam dedi ve 'bu hükümeti paramparça edersem yerine ne gelir' diye düşünmek hiç aklına gelmedi. Şimdi kalkmış 'Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri' tehlikede diyor. Eğer böyle bir tehlike varsa bugün mü ortaya çıktı ? Sezer rahmetli Ecevit ile üç aşağı beş yukarı aynı dünyaların insanlarıydılar. Ufak tefek görüş farklılıkları olur elbet. Bunları abartıp devletin tepesinde skandal yaratarak fay hattının kırılmasına sebep oldular. Türkiye başka bir yöne doğru dümen kırdı. Bugün yaşadıklarımız yalnızca sonuçtur. Aklımızdan çıkarmayalım.

Derviş'e gelince. Bu beyefendinin 'rekabetçi kur' teorileri, sermaye hareketlerinin sınırlandırma fikirleri (hatta hatırlayınız daha da ileri gidip gümrük birliğinin gözden geçirilmesini bile talep etmişti) benim gibi kökten piyasacıların kabul edebileceği şeyler değildir. Ancak memleketimizde bu tür görüşlere sahip insanlar kum gibi. Kemal Derviş'e kafayı takmamın sebebi 'sosyal demokrat' fikirleri değil, ülkeyi kötü bir dönemde seçime zorlamasıydı. Seçmenin taş üstünde taş bırakmayacağı ve bugünlere geleceğimiz belliydi. Aşağıda Kemal Derviş'in kadim dostu Hurşit Güneş'e 2003 başlarında öfkeyle kaleme aldığım bir mektubu yayınlıyorum. Ne demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum (Daha sonra diğer dostlarına yazdığım 2002 mektuplarını da yayınlayacağım, elbette verdikleri cevapları saklı tutarak).

'' Hurşit Bey,
Bülent Bey saglıgına kavusduktan sonra teknisyenlerle birlikte yapılan son liderler zirvesinde, eger Kemal Bey 'piyasalar yeni siyasi senaryolar istiyor' gibi bir lafolojiyle hükümeti dağılmaya zorlamasaydı, o pazartesi güçlü bir alım hareketiyle faizin canına okunacaktı. Elbette bunu ispatlayamam çünkü tarihi geri alıp tekrar oynatmak mümkün degil. Fakat tersini ispat etmeye çalışmak çok daha zor. Çünkü 57. hükümet içindeki kavga gürültü Mayıs ayına kadar zaten vardı, örnegin Kemal bey ortada fol yok yumurta yokken kameraların karşısına geçip 'her şey çok kötü gidiyor' gibi beyanlarda bulunuyor, buna rağmen faizler 50'nin altını zorluyordu. Piyasalar, Kemal Bey'in iddia ettiği gibi çok fazla bir belirlilik peşinde degil. Kaldı ki hatırlayınız Kemal Bey'in temel iddiasını 'Piyasaların sevmedigi şey, seçime gidilecek olması değil seçim tarihinin belirsiz olması'. Düz Aristotes mantıgıyla bile uyuşmayan bu hipotezin geçersiz oldugı kanıtlandı. Değil mi ?
Şunu söyleyeceginizi sanıyorum: '57. hükümet zaten adam olmazdı. Kemal bey, 58. hükümetin önünü açarak ülkeye çok büyük faydası dokundu. Şimdi AB'ye daha da yakınız, Kıbrıs çözüme doğru gidiyor, TÜRBAN KÖKTEN ÇÖZÜLÜYOR falan,filan..' . Nerede durduğunuza bağlı olarak mutlaka iyi sonuçlar doğurmuştur ve daha da doğuracaktır. Hep birlikte yasayıp göreceğiz.
Buna rağmen, ben kendi adıma, standart bir vatandas olarak, Kemal bey'e bu işi gerçekleştidigi için bir minnet duymuyorum.
58. hükümetin en büyük şansı, diğer hükümeti hiç önemsemeden, kameraların karşısına geçip 'erken seçim tarihini belirlemessek kriz olur' gibi bir beyanda bulunabilecek bir 'ekonomi bakanına' sahip olmaması. Sanırım bu avantajlarını degerlendirecekler. ''

Not: Bizim takımın stratejisi sanırım şu: 'Eğer eşi kapalı olacaksa Cumhurbaşkanı hiç seçilmese de olur'. 'Cumhurbaşkanını seçemeyen bir ülkenin başına ne gelir' gibi gereksiz sorularla canımızı sıkmıyoruz. Bu ülkede 1970'ler hiç yaşanmadı. 1980 ihtilalinin hangi gerekçeye dayandırıldığını bilenlerin çoğu öldü, geri kalanlar da hafızasını kaybetti. Diyelimki sistemi tıkayarak türbanı bloke ettik, ya sonrası ? Ben bir tahminde bulunmak istiyorum. Yüce mahkeme üyeleri her ne siyasi görüşte olursa olsun böylesi hatalı bir kararın altına (bkz. altın yorumları) imza atmayacaklardır.

ahmet çavuşoğlu Read More!

Onbirinci Cumhurbaşkanı Kimdir?





Uzun suredir yazamadım, bomba gibi bir giriş yapayım. Türk halkı da onbirinci cumhurbaşkanını ilk bizden öğrensin.

Yukarıda onbirinci cumurbaşkanımızın resmini görüyorsunuz. Aslında göremiyorsunuz. Ama 48 saat içinde, yani 19 Nisan 2007 günü saat 23.59'a kadar bu resimdeki sansür kaldırılacaktır.


Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Bir kaç ipucu daha verelim: yeni cumhurbaşkanımız anlayabileceğiniz üzere erkek. Aslen bir akademisyen. "Ecole Nationale d'Administration" altyapısı var. Haliyle Fransızca biliyor. Devlet tecrübesi var, ve muhtemelen ilk turda seçilecek.

Türkiye'ye hayırlı olsun

Not: Bu yazı bir propaganda, kamuoyu oluşturma, aday gösterme, destekleme yazısı değildir. Tamamen politik analizler çerçevesinde yapılmış bir tahmin yazısıdır.

İkinci Not: TEGV'e bağış yapan (en az 10 YTL) okuyucularımız, daha önce öğrenme imtiyazına sahip olacaklardır.

Yeni bir not: Güncel Analiz blogunda tahminimizin kim olduguna dair bir tahmin var. Oldukça yaklaşmış, ama aynı kişiden bahsetmiyoruz.

Yeni bir ikinci not: Düşündüm, TEGV'e bağış yapma teşvikini sadece okuyucularımıza yapmak yeterli değil. Tahminim yanlış çıkarsa, tüm okuyucularımızın yaptığı toplam bağış kadar (şu ana kadar yapılanlar dahil) bağışı Ekonomi Turk adına TEGV'e kendi cebimden bağışlayacağım. Bu işten kim kazançlı çıkacak sizce?

Yepisyeni bir not daha (19 Nisan): Yorumlardan anlaşıldığı kadarı ile TEGV'e bağış kampanyası yeni yeni meyve vermeye başlamış. Hazır Başbakan Erdoğan da adaylarını 25 Nisan'da açıklayacağını söylemişken, ben de resmin üzerindeki sansürü kaldırma tarihini 24 Nisan olarak olarak revize ediyorum. Onbirinci cumhurbaşkanımızı daha önce öğrenmek isteyenler TEGV'e bağış koşulları dahilinde bu imkana sahip olcaklar. Tabi daha yüklü bağış yaparak beni bu erteleme nedeni ile cezalandırabilirsiniz de.

Read More!