Erdoğan'ın karizmasını küçümsemiyorum, dışlanmış kitlelerin iktidarı elegeçirme azmini de. Ama eğer konjektör uygun olmasaydı AKP tek başına iktidara gelebilir miydi ? Hayır. Meclise bir yada iki partinin daha girmesi koalisyonu zorunlu kılardı. AKP başta cumhurbaşkanı seçimi olmak üzere pek çok konuda yegane belirleyici olmazdı.
2000-2002 döneminde, henüz halk tarafından iktidardan düşürülmemişken, liderilerimiz (yani beyazların önde gelenleri) öylesine yetersiz kaldırlar ki sonuçta bütün ülkenin kaderini belirleme gücünü AKP kucağında buluverdi. Zamanında akıllıca davranmadık, şimdi meydanlarda ağlıyoruz. Postmodern bir diktatörlüğün özlemiyle yanıp tutuşuyoruz. Demokrasi kelimesini ağzımıza almıyoruz, çünkü meydanları tıka basa basa doldursak bile azınlık olduğumuzu biliyoruz.
Yenileceğiz. Kaderimizde bu yazıyor. Azınlık olduğumuz için değil bize doğru dürüst taktik veren olmadığından. 367 dalaveresi kısa süre işe yarasa bile karşı tarafın saflarını daha da sıklaştıracak. Eğer askerlerin gelip bizi kurtaracağını sanıyorsunanız yanılıyorsunuz derim. Tankı, tüfeği sokağa çıkarmak bir şey değil, ondan sonrasını götürmek önemli. 1980'lerin dünyasında yaşamıyoruz.
Arbitraj Nedir Broker Nedir Altın Yorumları Portföy Nedir Petrol Fiyatları Nükleer Santraller Sosyalist Nedir
Durumumuz umutsuz, çünkü takım oyununu bilmiyoruz. Erdoğan, Gül ve Babacan'ı seçti, geçmişte Sezer ve Derviş'i Ecevit'in seçtiği gibi. Bu iki takımın elemanlarının birbirleriyle uyumunu karşılaştırın lütfen. Sezer'i cumhurbaşkanı yapmak merhum Ecevit'in dışında kimsenin aklına gelmezdi, Derviş'i Amerika'dan getirtip ekonominin başına oturtmakta. Peki onlar karşılığını nasıl ödediler ? Benzer davranışları Gül ve Babacan'ın Erdoğan'a yapmaları mümkün mü ?
Bilmem hatırlayan kaldı mı ? 57. hükümet çok nazik bir dönemde iktidara gelmişti. Başarısı, başarısızlığı; Türkiye'nin hangi yöne sapacağını belirleyecekti. Hükümet AB sürecini başlattı, IMF ile son dakikaya kadar samimiyetle yürüttüğü bir program yaptı. Bu arada Sezer, kendince haklı sebeplere dayanarak Ecevit hükümetine yapmadığını bırakmadı. Seçimle başa gelen bir hükümetin yaşayabileceği zorlukları azda olsa anlama zahmetine kapılmadı. Bildiğimden şaşmam dedi ve 'bu hükümeti paramparça edersem yerine ne gelir' diye düşünmek hiç aklına gelmedi. Şimdi kalkmış 'Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri' tehlikede diyor. Eğer böyle bir tehlike varsa bugün mü ortaya çıktı ? Sezer rahmetli Ecevit ile üç aşağı beş yukarı aynı dünyaların insanlarıydılar. Ufak tefek görüş farklılıkları olur elbet. Bunları abartıp devletin tepesinde skandal yaratarak fay hattının kırılmasına sebep oldular. Türkiye başka bir yöne doğru dümen kırdı. Bugün yaşadıklarımız yalnızca sonuçtur. Aklımızdan çıkarmayalım.
Derviş'e gelince. Bu beyefendinin 'rekabetçi kur' teorileri, sermaye hareketlerinin sınırlandırma fikirleri (hatta hatırlayınız daha da ileri gidip gümrük birliğinin gözden geçirilmesini bile talep etmişti) benim gibi kökten piyasacıların kabul edebileceği şeyler değildir. Ancak memleketimizde bu tür görüşlere sahip insanlar kum gibi. Kemal Derviş'e kafayı takmamın sebebi 'sosyal demokrat' fikirleri değil, ülkeyi kötü bir dönemde seçime zorlamasıydı. Seçmenin taş üstünde taş bırakmayacağı ve bugünlere geleceğimiz belliydi. Aşağıda Kemal Derviş'in kadim dostu Hurşit Güneş'e 2003 başlarında öfkeyle kaleme aldığım bir mektubu yayınlıyorum. Ne demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum (Daha sonra diğer dostlarına yazdığım 2002 mektuplarını da yayınlayacağım, elbette verdikleri cevapları saklı tutarak).
'' Hurşit Bey,
Bülent Bey saglıgına kavusduktan sonra teknisyenlerle birlikte yapılan son liderler zirvesinde, eger Kemal Bey 'piyasalar yeni siyasi senaryolar istiyor' gibi bir lafolojiyle hükümeti dağılmaya zorlamasaydı, o pazartesi güçlü bir alım hareketiyle faizin canına okunacaktı. Elbette bunu ispatlayamam çünkü tarihi geri alıp tekrar oynatmak mümkün degil. Fakat tersini ispat etmeye çalışmak çok daha zor. Çünkü 57. hükümet içindeki kavga gürültü Mayıs ayına kadar zaten vardı, örnegin Kemal bey ortada fol yok yumurta yokken kameraların karşısına geçip 'her şey çok kötü gidiyor' gibi beyanlarda bulunuyor, buna rağmen faizler 50'nin altını zorluyordu. Piyasalar, Kemal Bey'in iddia ettiği gibi çok fazla bir belirlilik peşinde degil. Kaldı ki hatırlayınız Kemal Bey'in temel iddiasını 'Piyasaların sevmedigi şey, seçime gidilecek olması değil seçim tarihinin belirsiz olması'. Düz Aristotes mantıgıyla bile uyuşmayan bu hipotezin geçersiz oldugı kanıtlandı. Değil mi ?
Şunu söyleyeceginizi sanıyorum: '57. hükümet zaten adam olmazdı. Kemal bey, 58. hükümetin önünü açarak ülkeye çok büyük faydası dokundu. Şimdi AB'ye daha da yakınız, Kıbrıs çözüme doğru gidiyor, TÜRBAN KÖKTEN ÇÖZÜLÜYOR falan,filan..' . Nerede durduğunuza bağlı olarak mutlaka iyi sonuçlar doğurmuştur ve daha da doğuracaktır. Hep birlikte yasayıp göreceğiz.
Buna rağmen, ben kendi adıma, standart bir vatandas olarak, Kemal bey'e bu işi gerçekleştidigi için bir minnet duymuyorum.
58. hükümetin en büyük şansı, diğer hükümeti hiç önemsemeden, kameraların karşısına geçip 'erken seçim tarihini belirlemessek kriz olur' gibi bir beyanda bulunabilecek bir 'ekonomi bakanına' sahip olmaması. Sanırım bu avantajlarını degerlendirecekler. ''
Not: Bizim takımın stratejisi sanırım şu: 'Eğer eşi kapalı olacaksa Cumhurbaşkanı hiç seçilmese de olur'. 'Cumhurbaşkanını seçemeyen bir ülkenin başına ne gelir' gibi gereksiz sorularla canımızı sıkmıyoruz. Bu ülkede 1970'ler hiç yaşanmadı. 1980 ihtilalinin hangi gerekçeye dayandırıldığını bilenlerin çoğu öldü, geri kalanlar da hafızasını kaybetti. Diyelimki sistemi tıkayarak türbanı bloke ettik, ya sonrası ? Ben bir tahminde bulunmak istiyorum. Yüce mahkeme üyeleri her ne siyasi görüşte olursa olsun böylesi hatalı bir kararın altına (
bkz. altın yorumları) imza atmayacaklardır.
ahmet çavuşoğlu
Read More!