Rekabet gucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rekabet gucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Uluslararasında 'barış içinde rekabetçi' model

Akşam gazetesi yazarı Deniz Ülke Arıboğan'ın bugünki yazısından: "ABD açısından ise sorun iki yönlü. 2011 kapıda ve Amerikan ordusu 2 yıl içerisinde kendi ülkesine dönme hazırlığında. Oysa Kuzey Irak'ın, özellikle de Kürtlerin durumunun ne olacağı hala belirsizliğini koruyor. Arapların Kürtlere yönelik husumeti arttıkça ve petrol bölgelerinin akıbetinin ne olacağı belirlenmedikçe sorunu kaynağında kurutmak giderek imkansız hale geliyor. İran, Irak merkez yönetimi, Suriye, Türkiye ve bölge Arapları tarafından dışlanan bir Kürt varlığının ciddi bir tehdit altında olacağı da açıkça görülüyor. Oysa ABD Kürtleri peşine takarken, onların sorumluluğunu da üstlenmiş sayılmakta. Onları kaderlerine terk ederek, her zamanki tavırlarıyla kendi kale duvarlarının ardına çekilmeleri acımasız ve adaletsiz bir tavır. Bu nedenle Obama yönetiminin, Kürtleri koruyucu bir ağabeye bırakmak konusunda çaba göstereceğini söylemek yanlış olmaz.
ABD için ikinci önemli madde ise Türkiye ile ilişkilerin nasıl şekilleneceği ve İran'ın bölgedeki etkinliğine nasıl bir denge mekanizması oluşturulacağı. Bu her şeyden önce İsrail'in güvenliği ile de alakalı bir durum. Bölgede çatışmacı değil, 'barış içinde rekabetçi' modellere ihtiyaç artmış durumda. Türkiye ise bölgede bu modeli sergileyebilme ve yayabilme kapasitesine sahip tek güç."

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir
Bu kavram hoşuma gitti, yani bizim iktisat için önerdiğimiz ekonomik işleyiş modeli bu aslında ve ülke siyaseti için dahi geçerli. Birey, toplum ve ülke olarak sorun yaratan, sürtünmeleri artıran, negatif düşünen, çatışmacı yapıdan çıkıp; çözüm yaratan, esnek hareket edebilen, pozitif düşünen barış içinde rekabetçi bir yapıya geçmeliyiz...ve sanki gittikçe de geçiyoruz gibi.
Read More!

Abdi Ibrahim Pharmaceuticals

Abdi Ibrahim ilac firmasi, yeni merkez binalari ve logolarinin tanitimini yapmak, yani kendilerini reklam etmek amaciyla basin toplantisi yapmis. Bu toplantida, ozellikle yuzde yuz yerli sermayeli firma olduklarinin altini cizmisler. Ama aslinda biz bunun, gercekte ‘henuz gonullerinden gecen cazip teklifi almadiklari' anlamina geldigini biliyoruz tabi.

Bu arada yuzde yuz yerli imajlarina uygun hareket ederek, bu kadar basin yetkilisinin bir arada olmasini, her Turk vatandasi gibi bir seylerden yakinmak icin firsat bilmisler. Abdi Ibrahim’in derdi de doktorlar.

Firma, ozetle diyor ki: “Ey doktorlar! Biz yerliyiz, biz ulusaliz. Bizim ilacimizi yazmaniz gerekmez mi?”

Haberi okuyoruz:

Turkiye’nin en köklü ilaç üreticilerinden biri olan yüzde 100 yerli sermayeli Abdi İbrahim’in Başkanı Nezih Barut, doktorların yerli üretim eşdeğer ilaçlara güvenmemesi nedeniyle fiyatı iki kat daha pahalı olan ithal ilaçların pazardaki payının düşürülemediğinden yakındı. Maslak’taki yeni merkez binasının ve şirketin yeni logosunun tanıtımının ardından konuşan Nezih Barut, eşdeğer ilacın teşvik edilmediğini belirterek ‘Doktorlar ürettiğimiz eşdeğer ilaçlara güvenmiyor. Türkiye’de üretilen eşdeğeri yerine ithal ilaç yazıyorlar. Eşdeğer ilaca etken madde koymadığımızı düşünüyorlar. Hasta da ‘doktor yazdıysa bir bildiği vardır’ düşüncesiyle eczacı vermek istese de eşdeğerini tercih etmiyor. Doktorların bu fikrini sürekli tanıtımlarla değiştirmeye çalışıyoruz’ diye konuştu. İmajı değiştirmek için çaba gösteren Abdi İbrahim’in 2 bin 800 olan çalışan sayısının bin 800’ü sağlık kuruluşlarında ilaç tanıtımı yapan ilaç mümessillerinden oluşuyor."

Buraya kadar hersey hala siradan gorunebilir. Ama haberin devami, insana “Bu ne perhiz, bu ne lahana tursusu!” dedirtiyor:

ABDİ İbrahim’in yeni logosunu, New York metrosu haritası, Stendig takvimi, American Airlines logosu gibi dünyaca bilinen tasarımların yaratıcısı Massimo Vignelli tasarladı. (…..)Abdi İbrahim’in yeni yönetim binasını ise İtalyan mimar Dante Benini projelendirdi.”

Oooldu! Siz yabancilari secin, biz de 'yerlisiniz' diye sizi secelim.

Haberde bir diger goze carpan husus ise, "Abdi Ibrahim’in 2800 olan calisan sayisinin 1800’unun ilac tanitimi yapan ilac mumessillerinden olusuyor" olmasi.

Sektorde bunun ortalamasi nedir, bir bilgimiz yok. Ama ne zaman ki Abdi Ibrahim bu kadar pazarlamaci calistirmaktan yakinmak yerine, yabancilarla rekabet edebilmek amaciyla bilmem ne kadar Ar&Ge personeli istihdam eder, iste o zaman –sahsimiz adina konusalim- doktorumuzdan ve eczacimizdan israrla “Abdi Ibrahim” isteriz. Read More!

Adana'da En Guzel Kebap Nerede Yenir?

Adana'da en guzel kebap nerede yenir, kebap yerine sushi yiyenlerin basina ne gelir sorusuna bu yazida cevap verecegiz.

Izlenimler'den Fethi beyi gaza getirip yazarlarimiz arasina kattik diye sevinirken kendisini cok fazla gaza getirdigimizi farkettim. Birakin bizim blogda ufak ufak yazmayi kendi blogunda yeniden yazmaya baslamis. Boylesi daha iyi olmus. Ben de bugun onun yazdigi stildeki konulardan birine egilmek istiyorum.

Gecen hafta da belirttigim gibi New York'ta gittigimiz lokantada bize tavuk etinden yapilmis Adana kebap satmaya calistilar ama biz kul yutmayiz. Birincisi Adana ne tavuktan yapilir ne de danadan. Adana koyun etiyle koyunun kuyruk yagindan yapilir, hatta kuyruk yaginin orani da %15 gibi kalp damarlarini tikayan cinsten astronomik bir rakamdir. Yaninda pisen etin yagiyla yaglanmis pide ekmek ile yenir; taze yapilmis ezme, sogan salatasi, maydanoz ile takviye edilir ve salgam suyu ile mideye indirilir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Adana disinda dogru durust Adana kebap yapan bir yere rastlamadim, bir keresinde Ankara'da Merkez bankasindan arkadaslar 01 Huseyin Usta (veya onun gibi biseydi iste) diye bir yere goturduler, orada guzel bir Adana yemistim. Istanbul'da veya New York'ta Adana Kebabi pilavla bilmem neyle onunuze cikariyorlar ki yemeyi bir yana birakin Adana Kulturune aykiri bir durum bu. (Guzel bir Adana kebap yapan yer bulsam yaninda raki da icerim, salgam da!)

Bize raki icmeyi ogretmeye calisan arkadaslara biz de boylece Adana nasil ve nerede yenir dersini vermis oluyoruz. Bu dersi almasi gerekenlerin basinda da megersem Sertap Erener geliyormus. Sertap Adana yiyecek bir sey bulamamis, gitmis nereden bulmussa Sushi yemis, sonra da zehirlenmis. E benim salak kizim, Adana birak Sushi'yi ne doner yenir ne de eski tekerlemenin soyledigi gibi (ey edip AdanadA pide ye) pide yenir. Simdi de kalkmis milleti uyariyor. Aboooooo!

Adanali kardaşım iyi yapmis, Sertap Erener'e iyi bir ders vermis. Nasil bir Japonun yaptigi araba ile bir Cinlinin yaptigi arab ayni degilse, bir Japonun yaptigi sushi ile bir Cinlinin yaptigi sushi de ayni olmaz. Herkesin becerisi farkli, insanlardan becerili olduklari konulardan hizmet alirsaniz, basiniz da karniniz da daha az agrir.

Not: Coktandir Adana'ya yolum dusmuyor, en iyi kebap simdilerde nerede yapiliyor, Adanali okuyucularimiz cevaplasin. Sertap da ogrenmis olur!!!
Read More!

Yerli Malı Yurdun Malı Herkes Onu Kullanmali?

Bir okuyucumuz su soruyu yoneltmis:

ATO Baskani Sinan Aygun "Yerli mali tuketelim ulkemizi kalkindiralim" diyor... Kaynagini hatirlamadigim ama emaillerde dolasan aciklamayi asagiya ekledim. Sinan Aygun'un asagidaki argumanlarina bir ekonomist olarak nasil bakiyorsunuz, fikrinize gercekten cok onem veriyorum, blogda bu konuya deginirseniz ya da bana email yazarsaniz cok sevinirim,

"ATO Başkanı Sinan Aygün, ithal ürünler yerine Barkodu '869' ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı. Aygün, tüketim malı ithalatına giden her 6 bin 500 doların Türkiye'de bir kişiyi işsiz bıraktığını belirterek, '869'u al, çocuğun işsiz kalmasın' dedi. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve ithal ürün tüketimi nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti. Aygün, bir ürünün barkoduna bakarak hangi ülkeye ait olduğunun anlaşılabileceğini anımsatarak, Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun 869 rakamında gizli olduğunu savundu. Aygün, şöyle konuştu: 'Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869'dur."

Sinan Aygun olayi cok basite indirgemis. Sanki herseyimiz mukemmelmis de tek problem alisveris yaparken yerli malini yabanci maldan ayirdedemeyen embesil tuketiciymis. Her firsatta tuketicilerin aleyhine olacak politikalari isteyen Sinan Aygun, hic utanmadan tuketiciden bir de pahali mallari almasini istiyor.

Yerli mallari daha kaliteli veya daha ucuz olsaydi zaten bu "yerli mali kullanin" soylemiyle karsilasiyor olmazdik. Problemin cozumu bu mallarin tuketiciler tarafindan gerizekali bir karar verilerek alinmasi degildir. Her islerini ahbap-cavus iliskisiyle halletmeye alismis ureticilerimiz/tuccarlarimiz, burada da ayni yonteme basvuruyorlar.

Acaba Sinan Aygun makam otomobili olarak yerli uretimi Anadol marka bir arabaya mi biniyor dersiniz? Binmemesi de gerekir. Olmasi gereken rekabette kim one cikiyorsa onun malinin alinmasidir. Almayana ben salak/naive derim. Sinan Aygun'un sormasi gereken soru "yerli mallari neden rekabet edemiyor?" sorusudur. Cevabini biz burada cok verdik. Bu sefer cevap yerine soru soralim:

Devlet senede 220 milyar YTL para harciyor ve bu harcamalar reel olarak da her sene %5-10 artis gosteriyor. Niye?
Read More!

Prof. Rodrik problemlerimizi şıp diye çözüveriyor.

Uğur Gürses Radikal’de Rodrik’in önerilerini masaya yatırmış. Bu konuda bir kaç cümle sarfetme ihtiyacı hissettim.

‘’Büyümek için rekabetçi kur mutlaka gerekir’’ fikrini yeniden tartışmayacağım. Türkiye’nin 2001-2007 verileri bu hipotezin gülünçlüğünü yeterince ortaya koymaktadır. Fakat ‘sürdürülebilir rekabetçi kur’ için önerdiği görüşler elle tutulur şeyler değil. Eğer bahçenizden petrol veya doğalgaz fışkırıyorsa bir taraftan banka mevduatlarınızı artırırken diğer taraftan yatırım yapmak sizin için hiç zor olmaz. Ama aynı tasarrufu ‘arabasına koyacak benzini, evini ısıtacak doğalgazı’ dışardan temin etmek zorunda olan vatandaşlardan bekleyemezdik. Nüfusun hızla arttığı bizim gibi ülkeler için yatırım ihtiyacını göz önüne almadan tasarrufları çoğaltabilen bir formülün kolaylıkla bulunamabileceğini düşünebilmek için ya ahmak olmak gerekir yada dünyaca ünlü bir ‘profesör’. Sıkı maliye politikalarını biz de uyguladık. Devletin tasarrufa yönelmesinin özel harcamaları bağlamayacağını herhalde bizden daha iyi kimse bilemez. Kamunun her 1 kuruşluk tasarrufuna özel kesim 2 kuruş harcamayla karşılık verirse cari fazla nasıl tesis edilebilir ? Üstelik özel kesime de para harcatmayacaksak genç nesiller için yeni işyerlerini nasıl açacağız ?

Bizim için önemli olan tasarruf/harcama oranı değil, yatırım/tüketim oranıdır. Tüketimi artıran politikalar; örneğin petrol ürünlerinden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi, devletin çalışan çalışmayan herkese maaş bağlaması, az prim ödeyerek erken emeklilik, tüketimi körüklerken yatırımlara pek katkısı katkısı olmaz. Çünkü artan tüketimi yurt içi üretim yerine ithalatla karşılamak daha kolay olacaktır. Yapmamız gereken zenginlerden daha az vergi alırken devletin mekanizmalarını fakirlere dağıtım aracı olarak görmemektir. Bu strateji tasarrufları çoğaltıp yatırım/tüketim oranını da yükseltir. Unutmayın: Ürettiklerimiklerimizi ülkemizde tüketmek zorunda değiliz, üretmeyen tüketiciye ihtiyacımız yok. Özetle ‘sosyal politikalar’ yalnızca cari açık yaratmakla kalmaz, üretkenliğe de pek bir katkısı olmaz. Çocuklarımıza borçtan başka bir şey bırakmayız.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Rekabetci Ekonomiler

IMD (Institute for Management Development) her yil “World Competitiveness Yearbook” adi altinda bir rapor hazirliyor. Bu raporda 55 ulkenin ne kadar rekabetci olduguna bakiliyor ve ulkeler aldiklari puanlara gore siralaniyorlar. 2007 senesi raporu bugun yayinlanmis. Sizlerle paylasalim istedim. Rapora gore ABD bu yil da 55 ulkenin arasinda en rekabetci ortami saglayan ulke olarak birinci siraya yerlesmis. ABD’yi sirasiyla Singapur, Hong Kong ve Luksemburg izliyor.

IMD’nin yayinladigi bu rapor “competetiveness”(rekabetcilik) endeksi baz alinarak yaziliyor. Endeksin makro ekonomik performans, devletin verimliligi, is dunyasinin verimliligi ve altyapi (ki altyapinin icinde teknolojik altyapi, ve egitim altyapisi gibi alt gruplarda var) olarak dort ana kategoride 300’un uzerinde kriteri var. Her ulke bu degisik kriterlere gore puanlaniyor ve siralaniyor.

Rapora gore Cin, Rusya, Hindistan, Slovakya, Estonya, Isvec, Avusturya, Avusturalya, Danimarka, Isvicre ve Hong Kong son senelerde ulkerinde rekabetci ortami gelistirmisler, ve Amerika’yi yakaliyorlar. Diger taraftan Endonezya, Italya, Arjantin, Brezilya, Meksika, Filipinler ve Fransa rekabetcilikte geriye gitmisler. Gelelim buyuk soruya; Turkiyemiz ne durumda? Turkiye 2006’da 55 ulke icinde 43. sirdaymis. 2007’de 48. siraya gerilemisiz. Demek ki, rekabetci ortami tam olarak saglayamamisiz. Hatta son on sene icinde rekabetciligimizin her sene azaldigini soyluyor rapor. Rekabetci bir ekonominin ulkenin kalkinmasina olan katkisinin yadsinamayacak kadar buyuk oldugunu dusunursek, son yillardaki dusus trendimiz goz onune alindiginda durumumuz cok da ic acici degil gibi. Ama tabiki bunlar anlamsiz seyler. Kim takar IMDnin raporunu laik-dinci, AKP-CHP, Fenerbahce- TFF gibi onemli meselelerimiz varken.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

IMD ekonomik ve ticari gucun yavas yavas gelismekte olan ulkelere gectigini ve onumuzdeki yillarda gelismis ulkelerle gelismekte olan ulkeler arasinda sorunlarin yasanabilecegini soyluyor. Rapora gore hem rekabetci ortam yaratan hemde ekonomisinde ilerleme gosteren ulkelerin(Rusya, Cin ve Hindistan basta olmak uzere), yurtdisinda yatirimlar yapmaya calistiklarini bunun da bilhassa Avrupa’da korumaci politikalara sebep oluyor. Read More!