Ekonomik Gostergeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomik Gostergeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Seyfettin Gursel Gozume Giriyor

Saglam ekonomik analiz yapabilmek icin hem ekonomiyi iyi bilmek hem de verileri toplamak onemlidir. Iskembeden veri sallayarak yapilan analizlerle biz burada cok dalga gectik. Saglam veri toplayarak yazi yazmaya baslayanlardan bir tanesi de Seyfettin Gursel. Daha once radarima girdigini belirtmistim. TUIK yapmadigi icin mevsimsellikten arindirilmis verileri Seyfettin Gursel hesaplayip bunlari kullanarak yazilar yaziyor.

Bakin mesela bugun Ekim ayi kapasite kullanim oranlarinin aylik degisiminin 2.8 puan oldugunu hesaplamis. Turkiye'de her adamin yapacagi is degil bu. O yuzden kendisini de Deniz Gokce, Ugur Gurses, Orhan Karaca, Fatih Ozatay gibi begendigimiz ekonomistlerin listesine ekliyoruz. Yine de hazir elimiz degmisken elestirisini de yapalim.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

Mesela bir onceki gun yazdigi yazisinda su ifadelerde bulunuyor:

"Dün yayımlanan eylül ayı sanayi üretim endeksi, canlanmanın gecikmekte olduğuna dair sinyaller vermeye devam etti. Bir yıl öncesine kıyasla sanayi üretimi yüzde 8,6 oranında düşük düzeyde gerçekleşirken ağustos ayına kıyasla da yüzde 0,2 gerilmiş durumda. Canlanmanın esas göstergesi olan mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeksse betam tahminine göre (Bkz grafik, Araştırma Notu No. 51) yüzde 0,3 gerilemiş görünüyor."

Yani veriler sanayi uretiminin eylulde geriledigini ama ekimde daha buyuk bir cikis yaptigini soyluyor. Veriler dogrulari gosteriyor olabilir. Ama bence veriler dogrulari tam olarak dogru gostermiyor. Bence yapilan mevsimsel duzeltmeler o kadar da isabetli degil, muhtemelen eylul rakamlari olmasi gerektiginden biraz daha az hesaplanmis. O yuzden de eylulde dusus, ekimde de daha buyuk bir yukselis oldugunu soyluyor veriler. Bu durumda yapilmasi gereken mevsimsel ayarlamalarin cok yuksek oldugu aylara iliskin sonuc cikarirken aylik verileri degil de ceyreklik verileri kiyaslamak daha saglikli sonuclar verir diye dusunuyorum. Eylulde Ramazan Bayraminin etkisini istatistiksel yontemler dogru belirleyememisler, her zaman da bu problemi yasiyoruz.

Hazir konu acilmisken ilginizi cekecek baska bir istatistik vereyim. Amerika'da en son aciklanan veriler issizlik oraninin %10,2 oldugunu gosteriyordu. Bunlar mevsimsel faktorler dikkate alinarak aciklanan rakamlar. Turkiye'nin acikladigi gibi mevsimsel ayarlama yapmadan issizlik orani aciklanmis olsaydi rakam ne olurdu tahmin edin: %9,5
Read More!

Sanayi Uretim Endeksi Artiyor

"Hala Depresyon Laflari Geliyor" baslikli yazinin altini doldurmaya firsat bulamadim ama ulkenin buyumeye basladigini gosteren verilerden bir tanesini gostereyim dedim. Ulkenin buyuyup buyumedigini gormenin yolu bizim himbil TUIK'in yaptigi gibi bir sene evvelki istatistiklere bakmakla bulunmaz. Muhtemelen Guven Sak da ayni yanlisa dusup "ulan depresyon hala devam ediyor" sonucunu acemi bir sekilde cikariyor. Biz gecen senenin sonunda son aciklanan istatistiklere bakip bunlari kendimize gore mevsimsel etkilerden arindirip ulkenin cok yuksek hizlarda kuculdugunu gormustuk. Guven Sak'in da yapmasi gereken budur.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Bakiniz dun Sanayi Uretim Endeksi aciklandi. Haber Aksam'dan:

"Büyümenin öncü göstergelerinden olan Sanayi üretimi artık nefes almaya başladı. Türkiye İstatistik Enstitüsü'nün açıkladığı verilere göre sanayi üretim endeksi geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 9.7 daraldı. Ancak son aylarda toparlanmaya başlayan sanayi üretimi haziran ayında bir önceki aya göre de 5 puan artarak yüzde 7.3 artış gösterdi. 2008 yılı Kasım ayında 109.5 olan üretim endeksi Haziran ayında 109.9 olarak gerçekleşti."

Burada son durumu gormek icin bakmaniz gereken rakam son bir kac ay icerisindeki trenddir. Sanayi Uretim Endeksi de 3-4 aydir yukseliyor ve bunun mevsimsellikle bir alakasi yok. Mevsimselligin otesinde Sanayi Uretimi artiyor.

Bu arada normalde kaliteli yazilar yazan Ugur Gurses de ayni hataya dusmus ve su laflari ediyor:

"Pazartesi günü haziran ayına ilişkin sanayi üretim verileri açıklanacak. Böylece yılın ikinci çeyreğindeki ekonomik büyümenin ana silueti de ortaya çıkacak. Nisan ve mayıs ortalaması yüzde 19.8 olan imalat sanayi üretim daralması ve yüzde 18 olan toplam sanayi üretimi daralmasında bir miktar iyileşme beklenebilir. Ancak haziran ayı küçülmesi iyimser tahminle yüzde 10 seviyesinde olsa bile üç aylık ortalama daralma yüzde 15’in altında olmayacak. Bu da ikinci çeyrekte yüzde 8.5’luk daralma, içinde bulunduğumuz üçüncü çeyrekte de yüzde 6’lık daralma tahminimizi değiştirmeyecek."

Aciklanacak buyume rakamlari tabii ki sene sonuna kadar pozitif bir buyume gostermeyecek. Neden? Cunku mevsimsellikten arindirilmis ceyreksel veriler elimizde yok, TUIK'te de bunlari hesaplayacak yetenek yok. O yuzden de her ceyrek bir sene oncesine gore karsilastirma yapilarak son dort ceyrekte gerceklesen "ortalama" buyume orani hesaplaniyor aslinda. Bu yuzden de mevcut durumu ancak 9-12 ay sonra rakamlarda daha belirgin bir sekilde gorebiliyoruz.

Bu hatayi Ugur Gurses'e yakistiramadik. Read More!

Salak Radikal

Aptallari gazetenin basina koymayacaksin. Ustelik manset atmalarina hic izin vermeyeceksin.

Yukaridaki manset iki caz cd'si dinleyip caz yorumlari yazmaya baslayan, okumadan kitap elestirebilen, herseyin uzmani ama hic bir boktan anlamayan Ismet Berkan'in yonettigi Radikal gazetesinin 10 Mart 2009 tarihli manseti. Haberin linki'ni de verelim tam olsun. Rakamlari da suradan almislar sanirim. Yillik data alsalar belki bu salakligi yapmayacaklar. Avrupa'da Amerika'da kendini ciddi gazete sayan biri bu manseti atacak utancindan ertesi gun baski yapmaz. Neyse yaziyi uzatmaya gerek yok. Ekonomi Turk okuyanlar konuyu anladi. (Ismet Berkan gelip bunlari okursa o anlamaz tabi.) O da gitsin bu blogda daha once yazilan yazilara baksin. Mesela suna. Ya da buzdolabini acsin elmalarla armutlari karistirsin.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Bu tarz konulari islemekten 2-3 yil once sikilmistik biz yahu! Read More!

Tuketici Guven Endeksi

Blog tutmanin guzel bir tarafi da gecmisteki yazilara gitme olanagi tanimasi. Gecen sene bugun bakin ne yazmisim:

"Devlet'in resmi rakamlari Erdogan'i oysuz birakacak" baslikli yazida Cigdem Toker resmi rakamlara gore vatandasin satin alma gucunde dusus oldugunu iddaa ediyor. Bu sonucu da "Tuketici Guven Endeksindeki" dususe bakarak cikardigini belirtiyor yazisinda. Bilmeyenler icin soyleyelim, Tuketici Guven Endeksi vatandasin gelecege yonelik beklentilerini olcen bir endekstir, satin alma gucundeki artisi veya azalisi olcmez."

Bu yaziyi yazmamizin amaci sadece Cigdem Toker'i bir kez daha rezil etmek degil. Secim sonuclari gercekten de vatandasin satin alma gucunde artis oldugunu "rakamlara inanmayanlara" kanitladi. Bu yaziya geri donerek ogrendigimiz diger bir sey ise Hurriyet'in arsivdeki linklerinin calismadigi. Evet, Cigdem Toker'in 1 sene onceki yazisina maalesef ulasamiyoruz. Yani Cigdem Toker'in sacmalamasinin tek kaniti bizim bir sene once yazdigimiz yazi olmus. Olsun, Turk medyasi bu, baska bir sey beklemek hata.

Son olarak Tuketici Guven Endeksinden bahsedelim. Bu endeksin notr seviyesi 100. Eger endeks 100'un uzerinde ise tuketiciler iyimser, altinda ise tuketiciler karamsardir demektir. Son 1 senedir bu endeks 100'un altinda seyrediyor. En son rakam yanilmiyorsam 98. Tuketim harcamalarindaki durgunluk da bu rakami destekliyor. Finansal piyasalar acisindan bence iyi bir rakam. Tuketimdeki artis potansiyelinin ne kadar buyuk oldugunu gosteriyor bizlere. Onumuzdeki aylarda nominal faizlerdeki dususlerle birlikte bu endeksin de cikmaya basladigini goreceksiniz. Read More!

Hasan Ersel ve Gelişmekte Olan Ülkeler Nelerdir?

Ekonomi Turk takımına katıldığımdan beri genelde siyasi gelişmeler üzerine esprili yazılar yazmaya çalıştım. Bu, ülkemizde son iki haftada yaşanan gelişmeler karşısında duyduğum üzüntü ve öfkeyi kendimce dışa vurma biçimiydi. Fakat "Sakın AKP başarılı olmuş olmasın" başlıklı yazıma biraz ukalaca yorum yazan bir anonim arkadaş beni kızdırınca ciddi bir yazı yazmanın zamanının geldiğini anladım. Bu arkadaşımız, Yiğit Bulut, Hurşit Güneş, Uğur Civelek gibi abilerinden aldığı bilgileri bize satmaya çalışıyor ve özetle AKP döneminde ekonomide görülen olumlu tablonun yurtdışındaki uygun ortamın sonucu olduğunu iddia ediyordu. Aslında kendisine orada gerekli cevabı verdim ama bu konuyu daha etraflıca ele alıp herkesi bilgilendirmenin de gerekli olduğunu düşündüm. Çünkü bir süredir bu konuda bir bilgi kirliliğinin oluştuğunun farkındayım. Bu blogda yukarıda ismi geçen türden yazarların yalanlarını ve yanlışlarını sık sık gündeme getirdiğimiz için, artık onların yazılarını pek takmıyoruz aslında. Fakat kariyerine ve bilgisine güvenip kendilerine açık çek verdiğimiz bazı yazarların da son zamanlarda, AKP'nin önünü kesmeyi bir milli vazife olarak gördüklerinden midir nedir, bu konuda yalan yanlış yazılar yazdığını görüyoruz. Mesela Hasan Ersel'in şu yazısı gibi. O nedenle biz de bu konudaki gerçeği araştırıp yazmayı bir vazife olarak telakki ettik.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Efendim, sözünü ettiğim anonim arkadaşımız Türkiye'nin ekonomik performansının diğer emerging markets ülkeleri ile karşılaştırıldığı takdirde o kadar da iyi olmadığını ima etmiş. Şimdi bunun gerçekten böyle olup olmadığına bakacağız. Bu tür araştırmalarda genelde JP Morgan EMBI'ye dahil olan ülkeler ele alınır. Biz de şu sayfadan bu ülkelerin hangileri olduğunu bulduk. Sonra da IMF'nin son yayınladığı World Economic Outlook raporunun veri tabanından bu ülkelere ilişkin verileri aldık. Ardından da aşağıda gördüğünüz grafikleri oluşturduk.

Fakat bu grafikleri incelemeye geçmeden önce bir konuya açıklık getirelim. Bizim bu yazıdaki derdimiz son dört yıldır iktidarda olan AKP'yi değil de AKP öncesi dönemde başlayan ve son beş yıldır uygulanan ekonomi politikalarını savunmak olduğundan değerlendirmelerimizi 2002-2006 dönemini ele alarak yaptık. Bazı okuyucularımızın sandığının aksine AKP sempatizanı falan değiliz. Tam tersine ben bugüne kadar oy verdiğim tüm seçimlerde sol partilere oy verdim. AKP'ye olan desteğimiz ise son dört yıldır ekonomide doğru politikaları uyguladığını düşünmemizden kaynaklanıyor, o kadar.

Şimdi buyrun ilk olarak aşağıdaki grafikten 2002-2006 döneminde emerging markets ülkelerinde GSYİH büyüme oranının ne olduğuna bakalım. Durumumuz hiç de fena sayılmaz, öyle değil mi anonim kardeş. 32 ülke arasında Çin ve Ukrayna'nın arkasından üçüncü sırayı almışız. Bu dönemdeki ortalama büyüme oranımız yüzde 7.1 ki bu her babayiğitin gerçekleştirebileceği bir büyüme oranı değildir. Büyüme hızında sırtını petrol zenginliğine dayamış Rusya, Nijerya gibi ülkeleri geride bıraktığımıza, yine aynı durumdaki Venezuella'ya ise fark attığımıza da ayrıca dikkatinizi çekerim.

Şimdi buyrun buradan enflasyondaki duruma geçelim. 2002-2006 dönemi ortalaması itibariyle enflasyonda sondan üçüncü sıradayız. Doğrusu bu iyi bir konum değil ama bence burada enflasyonun dönem ortalamasına değil, söz konusu dönemde enflasyonda ne kadar değişim olduğuna bakmak gerekir. Çünkü enflasyonla mücadelenin ölçüsü budur. Bilmem buna itirazı olan var mı? Bunun için bir alttaki grafiğe baktığımızda, 2002-2006 döneminde enflasyonda en çok düşüş sağlayan ikinci ülkenin Türkiye olduğunu görüyoruz. Bu da bizim söz konusu dönemde enflasyonla mücadelede en çok başarı gösteren ülkelerden biri olduğumuz anlamına gelir. Üstelik de bu, enflasyondaki düşüş son iki yıldır durduğu halde böyle.
Evet, şimdi de son yıllardaki en büyük derdimiz olan cari açığa gelelim. Aşağıdaki grafikte 32 ülkenin 2002-2006 dönemindeki ortalama cari denge/GSYİH oranları var. Görüldüğü gibi cari açığı yüksek ülkelerden biriyiz. Fakat biz bunu hemen ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değil, hızlı büyümek için katlanılması gereken bir risk olarak görüyoruz. Maalesef Türkiye'nin kendi kaynakları yüzde 7-8'lik bir büyümeyi finanse edebilecek düzeyde değil. Öte yandan genç işgücü ve gelişmiş ülkelere yakınsama gibi nedenlerle bu ölçüde bir büyümeye de ihtiyacımız var. O zaman bunun için dış tasarrufları kullanmaktan ve cari açığa katlanmaktan başka çare de yok.
Bu grafikleri bir arada değerlendirirseniz başka ilginç sonuçlara da varabilirsiniz. Mesela bizden daha yüksek cari açığı olan ülkelerin bizim kadar hızlı büyüyememesi gibi. Demek ki yüksek cari açık veriyoruz ama dış tasarrufları büyüme açısından diğer ülkelerden daha etkin olarak da kullanıyoruz. Bir başka ilginç durum cari açık problemi olmayan ülkelerin genelde petrol ve diğer doğal kaynak zengini ülkeler olması. Mesela Venezuella, Rusya ve Nijerya'daki durum böyle. Fakat bu ülkelerin hepsinin bu avantajlarını iyi kullanamadığı da görülüyor. Mesela Venezuella cari denge fazlası açısından ilk sırada ama büyüme hızı açısından sonlarda. Ayrıca Venezuella enflasyon sıralamasında en sonda ve dönem boyunca enflasyonda hiç düşüş sağlayamamış durumda. Şu meşhur global likidite bu dönemde Venezuella'ya neden hiç uğramamış acaba? Sakın yaşanan siyasi karışıklıklar ve Chavez'in saçmalıkları nedeniyle olmasın?
Yazıyı bitirmeden önce yukarıda sözünü ettiğimiz Hasan Ersel'in yazısı için de bir iki çift laf edelim. Birincisi, Türkiye'nin tüm gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırılması yanlış. Doğrusu bizim yaptığımız gibi kendi ayarındaki ülkelerle karşılaştırılması olurdu. İkincisi, 2003-2006 dönemi için gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranı yüzde 7.5 iken Türkiye'nin büyüme oranı yüzde 6.9 diye Türkiye'yi başarısız kabul etmek tek kelimeyle insafsızlık. Bir kere yüzde 7.5'lik oranın Çin gibi hızlı büyüyen birkaç ülkeden kaynaklandığı açık. Sonra yüzde 6.9 istatistiksel olarak yüzde 7.5'ten ne kadar farklıdır ki? Türkiye'nin bu açıdan başarılı kabul edilmesi için yüzde 10 falan mı büyümesi gerekiyordu. Unutmayalım ki gelişmekte olan ülkeler 1990'larda da benzer hızlarla büyürken Türkiye'nin büyüme oranı yüzde 3'lerdeydi. Ayrıca işte bizim burada da gösterdiğimiz gibi Türkiye büyüme yarışında geri kalmış falan değil, ön sıralarda yer alıyor. Üçüncüsü, enflasyondaki düşüşe değil de mevcut enflasyon oranına odaklanılması da yanlış olmuş. Bu şekilde enflasyonla mücadelede alınan karşılaştırmalı yol göz ardı edilmiş. Dördüncüsü, cari açık konusuna da sadece kabaca bakılmış ve bizim burada yaptığımız analizlere hiç başvurulmamış. Kısacası, Hasan Ersel bu yazıda objektif olmayı bir tarafa bırakıp, tahminimce AKP'nin önünü kesmeye çalışma duygusuyla hareket etmiş. Bu da benim gözümdeki kredibiletisine epey zarar vermiş durumda, onu da belirteyim.
Read More!

Yaman Toruner yalan mi soyluyor

Yazılarında gerçekleri tahrif ettiğine çokça şahit olduğumuz Yaman Törüner, bugün köşesinde "Aslında ne oldu" başlıklı bir yazı yazmış. Eee huylu huyundan vazgeçer mi, yine bir gerçeği tahrif etmiş. Yazısının sonunda şunları yazıyor ve arkasından da bir grafik veriyor.
  • Kişi başına milli gelirimiz 5.000 dolar düzeyini geçti. (Hükümetin ekonomiyi anlatırken en çok övündüğü şey)
  • Aslında, bu rakam "değerli Türk lirası" sayesinde yüksek görünüyor. Bunu bile, bir tarafa bırakır, İngiliz Economist dergisinde de yayımlanan aşağıdaki tabloya bakarsak, bizim bu konuda da çok gerilerde kaldığımız görülür. Satın alma paritesiyle düzenlenen bu tabloya göre, 1.3 milyar nüfusa sahip Çin'de bile kişi başına düşen gayri safi milli hasıla bizimkini geçmiş vaziyette.
  • Aslında, ilerlemiyor; geriliyoruz.
Aslında Yaman Törüner yalan söylüyor. Verdiği grafikte Türkiye'ye ilişkin verileri vermeyip (herhalde The Economist'teki grafiğin aslında yoktu ama zahmet edip bunları kendisinin bulması gerekirdi), grafikteki ülkelerin satınalma gücü paritesiyle (SGP) hesaplanmış verileriyle Türkiye'nin cari kur ile hesaplanmış verisini karşılaştırmış oluyor.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Yani elmalarla armutları kıyaslıyor. Biz bu zahmete girip veri kaynağının aslına gidip araştırdık. Sonuçta aşağıdaki grafiği ortaya çıkardık. Gördüğünüz gibi Çin son 30 yıldaki hızlı büyüme temposu sayesinde bize çok yaklaşmış olmasına rağmen henüz önümüze geçmiş değil. Fakat Törüner ve onun gibi düşünenlerin ekonominin önüne koydukları taşlar sayesinde Çin'in bizi geçeceği günler çok uzakta da değil. Çin'in aramızdaki farkı en çok kapattığı dönemin Törüner'in Türkiye'de MB Başkanı, Bakan vb görevlerde olduğu 1990'lı yıllar olduğunu da bu arada belirtelim. 1990'lardaki kayıp 10 yılın sorumlularından biri olan Törüner'in ekonomideki olumlu gelişmeleri görmezden gelmesine hiç de şaşmıyoruz doğrusu.

Read More!

Bir Protesto Yazisi: Senetler Odenmezse Ne Olur?

Her ay Merkez Bankasi, protesto edilen senetlerin adet ve miktar bilgilerini kendi internet sitesinde yayinlar).

Asagida protesto edilen senet adetini ve tutarini gosteren ve sanayi uretim artisi ile kiyaslayan bir grafik goreceksiniz. Karsimiza ilginc bir tablo cikiyor:

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

2001 yilinda protesto edilen senetlere 100 dersek 2006 sonu itibari ile bu miktar (hem adet hem tutar olarak) 150 olmus. 2001’de ayda ortalama 67 bin senet protesto edilirken gecen sene 98 bin adete cikmis. Bu oran kriz sonrasindan bile yuksek. Oysa son 5 yildir ekonominin yuksek hizda buyudugu iddia ediliyordu. Ekonominin buyumesi ile protesto edilen senet adeti ve tutari arasinda ters bir iliski olmasi mumkun mu? Degil elbette. Ekonominin buyudugu iddia edilen donemlerde, protesto edilen senetlerin sayisi azalmiyor, artiyor. Demek ki TUIK’in rakamlari gercegi yansitmiyor. Ekonomimiz aslinda cok kotu durumda.

Ayni seyi geri odenmeyen tuketici kredileri ve kredi kartlarinda da gormek mumkun. Odenmeyen krediler son 5 senede (2006 fiyatlari ile) 0.5 milyardan 2 milyara cikmis. Hükümetin “spekülatif iyimserlik vaatlerine”, büyük iddialara rağmen, piyasa göstergeleri, ekonomi buyuyor diyenleri yalanliyor…





Eger herhangi bir gunluk gazetenin herhangi bir kose yazari olsak yazimizi burada noktalamamiz gerekirdi.

Ne var ki Radikal gazetesinde yazan Fatih Ozatay oyle yapmamis ve neden acaba diye sormaya devam etmis (28.01.2007 , 29.01.2007):

"Protesto edilen senetler ile büyüme hızımız (ekonomik faaliyet düzeyimiz) arasındaki … ilişkinin ters yönlü olması gerektiği konusunda yaygın bir kanı var. İşler yolunda giderken protesto edilen senet tutarının azalması gerektiği
düşünülüyor. Her zaman doğru olmayabilir oysa bu.”

“Birincisi, büyümeyle birlikte artan ekonomik faaliyet düzeyi senet kullanımını da artırıyor. Artan senet kullanımı ile birlikte protestolu senet tutarı da artabilir. (Şu 'uç' örneği dusunun: Hiç ekonomik faaliyet olmazsa senet alış verişi de olmaz,
protesto edilen senetler de.)”

“Ikincisi, kapsamlı bir reform sürecinden geçen ekonomilerde kazanan ve kaybeden kesimler oluşuyor. Reform yapılmasa, bu ekonomiler doğal mecralarında aksalar da kazananlar ve kaybedenler ortaya çıkıyor; ama reform daha kısa bir sürede ve daha çok miktarda kazanan ve kaybeden oluşturuyor.”

“Ucuncusu, Disiplinli bir makroekonomik politika uygulaması ve kapsamlı reformlar sayesinde ekonomi hızlı büyüme potansiyeli yakalıyor…Ama aynı süreçte bazı sektörler artan dış rekabet baskısı altında kalabiliyor. Bu durumda yeni yatırımlar başka sektörlerde yapılıyor. Geleneksel bazı sektörler giderek zor durumda kalıyor. Sonuçta, ekonomi hızla büyürken, kimi sektörlerde işler kötüye gidiyor.”

“Büyüme hızla artıyorken protesto edilen senet tutarının artabileceği doğrultusunda tüm bu ileri sürdüklerim araştırmaya muhtaç bir takım olasılıklar. Ama yabana atılacak gibi de değiller. Araştırmak gerekiyor. Daha önemlisi şu: Bu tür çözümlemelere hiç girişmeden, kolaycı sonuçlara ulaşmamak gerekiyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak uygulanmakta olan programa 'atıp tutmak' ise bir garip oluyor. Önce bilimsel çözümleme, sonra 'atıp tutma'.”

Ekonomik buyume ile protestolu senetler arasindaki iliskinin anlasilmasini zorlastiran gucluk aslinda basit bir matematik denklemden geciyor: Sadece protestolu senetler bir sonuca varmak icin yeterli degil. Toplam senet sayisini bilmeniz gerekir ki piyasadaki senetlerin ne kadarinin protestoya ugradigini bilesiniz. Senet sayisinin artmasi ekonomik faaliyetlerin arttiginin bir gostergesi. Havuzdaki su buyudukce o suyun bir kisminin bosa gidecektir. Havuzun buyudugunu unutup sadece bosa giden suya bakarsaniz yanlis gozlemde bulunursunuz.

Ayni sey odenmeyen tuketici kredileri ve kredi kartlari icin de gecerli. Ancak burada bir kolaylik mevcut. Toplam kredilerinin miktarini biliyoruz. O yuzden yapmamiz gereken odenemeyen kredinin, toplam verilen kredi miktarina bolup cikan sayiya bakmak. Asagidaki ilk grafikte tuketiclerin odemedikleri kredilerin alinan kredi miktarina oranini goruyoruz. 2001 krizi ile birlikte %8’lere firlayan bu oran ekonominin buyumesi ile birlikte %2.3’e kadar dusmus ve su anda da %3.1.



Bir diger grafikte odenmeyen tum kredilerin (hanehalki arti sirketler) toplam banka kredilerine oranina bakiyoruz. Benzer bir goruntu ortaya cikiyor. 2001 yilinin sonunda %17, 2002’de %25’e varan odenmeyen krediler orani 2006 yili sonunda %4.4’e inmis.



Peki protestolu senetler icin ayni seyi yapamaz miyiz? Ne yazik ki hayir. Neden? Cunku toplam senet sayisini bilmiyoruz. Senetler iki kisi arasinda imzalanan ve tum resmiyetini uzerinde tasigini damga puluna borclu olan bir enstruman. Kayitlara gecmedigi icin piyasada ne zaman ne kadar senet dolastigini bilmeye imkan yok. O zaman ne yapacagiz?

Sagolsun, Turkiye’den bize yazan bir ekonomist dostumuz, ki kendisi Turk ekonomisinin, ticari hayatin ve finans dunyasinin pratigini bizden daha iyi bilir, yardimimiza yetisti. Toplam senet sayisi yerine gecebilecek bir verinin var oldugunu bize gosterdi:


“Senetler, sadece is dunyasinda çok sık kullanılan bir ödeme/vadelendirme enstrumanı olmakla kalmayip ayni zamanda bankalarca da bir teminat türü olarak yaygin olarak kabul goren bir arac. Neden? Cunku teminat olarak alınan bir varlığın bir sürü farklı küçük parçadan oluşması bankanin ustelendigi kredi riskini dağıtır. Ayrıca bankadan kredi isteyen kisinin veya firmanin teminat olarak sahip oldugu senetleri gostermesi kredi borçlusunun ticari işlem kapasitesini gösteriyor.”
“Senetlerin bankacilik sistemine girmesi iki turlu oluyor:
(1) Alacaklı tek tek senet borcluları takip etmek yerine tum senetleri bankaya kendi adına tahsil etmesi icin verir, tahsil olmayanlar senetler protesto edilir.
(2) Senetler, bankadan kullanılan nakdi krediler karşılığında teminat olarak verilir. Senetler tahsil edildikce kredi anapara-faizi ödenir. Ödenmeyen senetler protesto olur.”
“Toplam senet tahsil hacmini veya ne kadarının kredi teminatı olduğunu bilmiyoruz. Ancak senet karşılığı bankalarin kredi vermesi yaygin bir islem olduguna gore, ikisi arasinda dogru bir oranti oldugu varsayabiliriz. Diger bir degisle toplam senet tutarinin, toplam banka kredisi hacminin bir orani oldugunu dusunebiliriz.Bu oranin zaman icinde sabit kaldigini varsayarsak, protesto edilen senet tutarini banka kredileri miktarina boler ve ortaya cikan oranin zaman icinde nasil degistigine bakabiliriz:”
Demek ki azmin elinden bir sey kurtulmuyor. Yeter ki kesir, pay ve payda kavramlarini aklinizda tutun.
“2000 yilinda %4.9 olan prostolu senetlerin toplam ticari kredilere orani, 2001 yilindaki krizli birlikte %8’e cikiyor. Ardindan once %6’lara sonra %3’lere iniyor. Nitekim 2006 sonu itibari ile bu oran %3.0. Nominal olarak yukselen protestolu senet miktari, hizlanan ekonomik aktiviteler ve artan toplam senet sayisi karsisinda oransal olarak geriliyor."

(Altın yorumları) Read More!