Egitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Egitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Master Doktora Yapanlar Asgari Ucretle Is Ariyor mu?

Ali Tezel "master doktora yapanlar asgari ucretle is ariyor" seklinde bir iddiada bulunmus. Teknik olarak dogru bir iddia. Master ve doktora yapmis ve asgari ucretle is arayan adam bulmak mumkun. Ama bu adamlarin gercekten yetenekli insanlar oldugunu soylemek pek de mumkun degil.

Bakiniz Ekonomi Turk'te 3 aydir cok iyi ingilizce bilen master ve doktora yapmis olmasina gerek olmayan kisiler ariyorum. Bu kisilerden beklentim cok temiz ve sade bir dil ile ingilizce yazi yazabilmekti. Turkiye'de yuzlerce Anadolu Lisesi ve yabanci dille egitim veren okul var ama bu okullardan mezun olanlar bu isi tam layikiyla yapabilecek seviyede ingilizce bilmiyorlar. Universitede eksiklerini gidermeye calisiyorlar ama cogu durumda bu da yeterli olmuyor. Ondan sonra ortalikta "ingilizce biliyorum ama is bulamiyorum" diye dolasiyorlar. Ingilizce biliyorsunuz ama yeterli seviyede ingilizce bilmiyorsunuz maalesef. Okula gitmissiniz ama bos gitmissiniz, bos gelmissiniz.

Turkiye'de egitim "bedava" oldugu icin insanlar degerini pek bilmiyorlar. Israf ediyorlar. Okumak her insanin hakki degildir, azimli insanin, parayi bastirip odeme yapan insanin hakkidir. Turkiye'nin egitime daha fazla kaynak harcamasi degil, harcanan kaynaklari simdikinin 10 kati daha verimli kullanmasi gerekir. Read More!

70 Saat Kurali Nedir?

Turk milleti olarak "tesis yok, imkan yok, bir arka cikan yok" seklinde sikayet etmeyi cok severiz. Benim sikayet eden kisiler icin olusturdugum 70 saat kurali kimin sikayetine kulak verecegimi, kimin sikayetine "he deyip gececegimi" gosteriyor. 70 saat kurali nedir aciklayayim.

Bir kisi bir yil boyunca her hafta ortalama 70 saat calisabilirse cok buyuk olasilikla maddi olarak basarili olacaktir. Bir kisinin cok calisma iradesine sahip olmasini ise dort hafta boyunca ortaya koydugu ortalama calisma saatinden yola cikarak belirleyebiliriz.

Bugun bir ogrenci arkadasimiz akademisyen olmak istediginden ama okudugu okulun kendisine bunu saglayacak seviyede olmadigindan sikayet ediyordu. Gecenlerde Van Universitesinden mezun olmus hademelik yapan bir ogretmen adayinin sikayetini gundeme getirmistim. Sikayetler bitmez, bunlar gibi binlerce ornegi siz bile verebilirsiniz. Bu kisilere hic hayatlari boyunca haftada ortalama 70 saat calistiniz mi sorusunu yoneltmek isterim. Calismayi sadece is yerinde calisma olarak anlamayin, ders calismak, yeteneklerinizi gelistirmek de calismaktir. Ozellikle ogrenci arkadaslar icin bu tur calismalar normal bir isyerinde calismaktan cok daha kesin sonuclar ortaya cikarir. Maddi durumu iyi olmayan ogrenciler ise yari zamanli islerde calisarak egitimlerinin finansmanini saglayabilirler.

Efendim, Turkiye Amerika gibi degil, yari zamanli is yok seklinde sikayet edebilirsiniz. Elin Hintlisi, Cinlisi yari zamanli is buluyor da biz neden bulamayalim. Universitede okuyan ve bilgiye dayali bir meslek secen herkesin ogrenmesi gereken iki tane temel yetenek vardir. Birincisi ingilizce ogrenmektir, ikincisi bilgisayar programlama. Ister iktisatci olun, ister muhendis bu iki temel bilgiden yoksunsaniz 21. yuzyilda basarili olma sansiniz daha azdir. Ben  bu bilgilerinizin oldugu varsayacagim. Yoksa da yaz kis demeden haftada 70 saatte ne ogrenecegim diye merak ediyorsaniz sorunuzun cevabini almis oluyorsunuz. Bilgisayar programlamasi bilen bir kisi sadece Turkiye'de degil, dunyanin her yerinde is bulabilir. Internette bir sure "yari zamanli calisma" kavrami uzerine kurulmus is dagitan websitesi var. Alin size bir ornek.

Programlama, tasarim, yazarlik, pazarlama, excel'e veri girme gibi cesitli zorluk derecesine sahip yuzlerce farkli is imkanina bu websitesinden ulasabilirsiniz. Bunun gibi duzinelerce baska site de var. Turkiye'de asgari ucretle calisan bir kisi saatte 3 TL civarinda bir para kazaniyor. Bu websitelerindeki islerde de bu miktari ve daha fazlasini kazanabileceginiz yuzlerce is imkani mevcut. Ozellikle programlama gibi isleri yaparken hem para kazaniyorsunuz hem de ogreniyorsunuz, bir tasla iki kus vuruyorsunuz. Is ilanlari icin acilan ihalelerde en dusuk teklifi vererek yapacak is bulmaniz fazla zamaninizi almayacaktir.

Cok calismanin getirisi gencken en fazladir. Bir kere universite bitirip bir ise girdikten sonra yukselmek ve sinif atlamak daha zordur. O yuzden lisede iken en iyi/prestijli okullara girmeye caba gostermek gerekir. Universitede ise hayatiniz boyunca isinize yarayacak becerileri kazanmaniz gerekir. Iyi bir universiteye giremediyseniz ve universite yillarini bos gecirdiyseniz sizi uzun ve zorlu bir hayat yolculugu bekliyor demektir.

Not: Bu yazimi okuyup gaza gelen bir kac kisi varsa onlari motive edecek bir programlama projesi de ben sunabilirim. Portfoy yoneticilerinin ceyrekler itibariyle raporladigi hisse dokumlerini indirecek bir programa ihtiyacim var. Kisaca su sayfaya benzer sayfalardaki hisse bilgilerini bir veri tabanina aktaracak bir program yazilmasi gerekiyor. Bu sayfalara ait linkler de su sayfada var. Ilgilenenler olursa detaylari email ile paylasirim. Cok zor bir proje degil, basari ile tamamlanmasi durumunda 100 TL odemeye hazirim. Tercihim profesyonel programlamacilardan ziyade bu ise merakli ogrencilerin bu projeyi yapmasidir. Read More!

Akademisyen Olmak Icin Ne Gerekir?

Ben Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi(Karaman ilinde bu üniversite) 4.sınıf,İktisat öğrencisiyim. Belki ilk defa duyuyorsunuz bu üniversitenin adını. Lisans eğitiminden sonra akademisyen olduğunu öğrendiğimden beri(1.sınıfın bahar döneminden beri) rüyalarımı süsleyen meslek akademisyenlik. Seviyorum iktisadı, akademisyenliği.
Hocam Ekonomist Ne İş Yapar? başlıklı yazınızda
"Meslek olarak ekonomist olmayi dusunenler icin son bir tavsiyede bulunayim. Iyi bir ekonomist olabilmeniz icin mikroekonomiyi secmeniz gerekir, bunun icin de matematik bilginizin "super" olmasi gerekir. En iyi cozum universitede 4 yil matematik, fizik gibi cok teknik bir konuda calisma yaptiktan sonra uzerine 5 sene surecek bir doktora yapmanizdir. " bölümünü okuyup alınganlık gösterdim ekonomist olmayı düşündüğüm için, bana da hitap ediyor bu tavsiye diye.
Ekonominin,iktisadın ne olduğunu bölümü kazanmadan bilmiyordum, kazanabildiğim bölüme geldim. Okuduğum üniversitenin, aldığım eğitimin kalitesi ortada. Bölümümüzde bir tane doçent, 4 tane yardımcı doçent hoca var. Son zamanlarda islam iktisadı çalışmak var. Ama böyle bir anabilimdalı ve dersi yokmuş bugün İslam iktisadı çalışan Ahmet Tabakoğlu(Marmara Üniversitesi) Hoca'dan öğrendiğim kadarıyla. İibf lerde ders olarak anlatılmıyor. Özel ilgi alanı bir nevi İslam İktisadı.
Mikro iktasadı başlarda sevmemiştim. Abd deki ekonomistlerin %95 inin makro ekonomiyle ilgilenmediğini ekonomiturk den öğrendim. İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat a.b.d. da olmak istiyordum başlarda. Anabilim dallarıyla, çalışma alanlarıyla ilgili detaylı bilgiye ulaşamadım. Nerden bilgi edinebilirim? Konu dağıldı biraz.
Sormak istediğim benden iyi bir ekonomist olmaz mı?Yüksek lisans a beceremezsem,doktora için yurtdışına gitmeyi düşünüyorum inş,hayırlısıyla.
Neler yapmam lazım iyi bir ekonomist olmak için ? Yolu, yöntemi nedir ? Ne tavsiye edersiniz bana ?
Merakla cevabınızı bekliyor olacağım.


Acik konusayim, akademisyen olacak adam derslerinde sinifin zirvesinde yer alan adamdir, sabahtan aksama kadar kopek gibi calisan adamdir. Ekonomist olacaksaniz matematik, bilgisayar programlama gibi teknik bilginizin en ust duzeyde olmasi gerekir. Yaratici olmaniz gerekir. Neticede insanlarin daha onceden sormadigi veya cevabini veremedigi sorulara cevap vermeye calisan bir meslek istiyorsunuz. Bu niteliklere sahipseniz akademisyen olabilirsiniz.

Bundan 20 sene once insanlar okuduklari bolumun kalitesiz oldugunu soyleyerek sikayet etseydi anlayisla karsilayabilirdim. Ancak internet caginda calisip azmeden insan icin boyle bir bahaneyi kabul etmiyorum. Internet uzerinde baska hic bir yerde ulasamayacaginiz kadar cok kaynak var, MIT gibi dunyanin sayili universitelerinden bir tanesi ders notlarini internet uzerinden halka acmisti 5-6 sene once, bunu yapan baska universiteler de var. Ingilizce biliyorsaniz, internet baglantiniz da var basaramayacaginiz sey yoktur. Bunlara sahip degilseniz, suc sizindir, bir an once ingilizce ogrenin, yari zamanli calisip para kazanin, egitiminizi finanse edin.

Amerika'da universite ogrencilerinin cogu egitimleri sirasinda haftada 20-40 saat arasinda calisarak egitimlerinin finansmanini saglarlar. Adamlar bir yandan derslere girerler, odev yaparlar, bir yandan da kopek gibi calisirlar. Ornek alalim, cok calisalim, biz de basarili olalim. Read More!

Sorumluluk Nedir? Kendi Basiretsizliğimizi Nasıl Başkalarının Üzerine Atarız?

Bu yazida sorumluluk nedir ve kendi basiretsizliğimizi nasıl başkalarının uzerine atarız sorularina cevap vermeye calisacagim.

Su yaz sicaginda haftada 80+ saat calisiyorum, nefes almaya vaktim yok ama Radikal'de gozume carpan bir yazidan sonra yazmak farz oldu. Yazimiza konu olan sahsiyet Van Universitesinden sosyal bilgiler ogretmenligi derecesi almis. Muhtemelen universitenin yanindaki kahvehanede cayina king ve bilardo oynayarak gunlerini gecirmistir. Sosyal Bilgiler nedir ben pek anlamam. Mesela her yil universitelerin ogretmenlik bolumune giren aday sayisi kac kisidir? Her yil devlet ve ozel okul/dershaneler kac ogretmen ise alir gibi sorularin cevabi sosyal bilgiler dersinde ogretiliyor mudur bilemiyorum. Bizim kahramanimizin bu sorularin cevabini bildiginden supheliyim ama.

Efendim, kahramanimiz universiteden mezun olmus, sonra da "ulan su devlete kapagi bir atsam sirtim bir daha yere gelmez, her sene uc dort ay tatil, is guvencesi, sigortasi her seyi var" seklinde dusunerek KPSS sinavina girmis ama kazanamamis. Bir kere de degil, uc defa girmis kazanamamis. Demek ki bir parca yetenek veya calisma azmi dahi yokmus arkadasta. Ozel dershanelere de "modern kolelik" oldugu icin basvurmaya tenezzul dahi etmemis. Hani is guvencesi yok, kalitesiz adami hemen kapi onune koyuveriyorlar, maasi devlet okullarina gore daha dusuk, diger haklari vs. az ya o yuzden kahramanimiza cazip gelmemis. Onun yerine nasil olduysa devlet okulunda gecici hademelik isi bulmus. Muhtemelen dusuncesi de "hademelik mademelik, bir kadrolu olursam sirtim bir daha yere gelmez" seklinde dusunmustur. Muhtemelen hademe adam dershanede hocalik yapan adamdan daha cok para bile kazaniyordur.

Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir

Evdeki hesap carsiya uymamis yine de, kahramanimizi kapinin onune koymuslar. O da gitmis solugu Dogan Medyada almis. Devlet egitime daha fazla kaynak ayirsin, cok daha iyi planlama yapip hangi is dalinda kac kisinin lazim olacagini 5-10 sene onceden gorup ona gore devlet universitesi acsin. Kapasite fazlasi bolum olmasin vs. seklinde sacmalamis. Utanmadan sikilmadan da aynen su laflari soylemis:

"Plansız programsız üniversiteler açılıyor. Buradan mezun olan öğrencilerin ne iş yapacakları hesaplanmıyor. Her ile bir üniversite açılıyor...Onca yıl eğitimden sonra mezun olan arkadaşlarımız, benim gibi sokaklarda işsiz olarak dolaşıyor"

Devlet planli programli universite acsa durum bundan farkli mi olacak e benim cahil evladim? Sen de beyin yok mu? Manavdan kavun alirken bile 10 dakika orasını burasını mıncıklayıp, dibini üç beş defa kokladıktan sonra nazlana nazlana parayı veriyorsun. Hayatının dört yılını, annenin babanın seni okutmak için harcadığı 20 yıllık emekleri ise düşünmeden, araştırma yapmadan seçim yaparak heba ediyorsun. Devlet seni zorla mı o okula yolladı? Orada geçirdiğin dört yıl boyunca bir KPSS sınavını geçemeyecek kadar bile bir şey öğrenmemen devletin suçu mu, senin suçun mu? Kendi hatalarını sorumsuzluğunu başkalarının üzerine yıkmaya çalışma, ben kül yutmam.

Bu kafayla gidersen yarın bir gün devletin sana evlenmen için eş bulmasını vs. de istersin. Ülkemizde ne kadar çok kafasını çalıştıramayan insan var yahu, aklım almıyor. Altı ay önce Jale Özgentürk “Moğolistan’da bir erkeğe altı karı düşüyormuş” diye yazı yazınca acaba bizim yazının kahramanı “ulan ha Van ha Moğolistan, nerede beleş oraya yerleş” dedi mi acaba? Ya da aynı Moğolistan zırvalarını köşesinde yazan Meliha Okur “beş dönüm bostan yan gel yat Osman” dediği zaman, bizim Osman hiç araştırmadan bavulunu toplayıp Moğolistan yolunu tuttu mu merak etmiyorum doğrusu...

Reklam: Benim Ekonomi Turk 2 blogunda yazdigim yazilara bir ay boyunca ucretsiz olarak ulasabilir ve merakinizi dindirebilirsiniz. Bu kampanyanin sponsoru liderforex sirketidir. Bir dahaki yazi icin haftalarca beklemeyin. Read More!

Bilgisayarlar ve Okulda Başarı Arasındaki Ilişki

Türkiye’nin başarılı olamamasının nedeni eğitimsizlik olarak gösterilir, eğitimin başarılı olamamasının nedeni ise tesis ve imkan eksikliği olarak dile getirilir. 


Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  


Daha önce öğretmen sayısının arttırılması ile öğrencilerin başarısı arasında bir ilişki olmadığını gösteren bilimsel araştırmalardan bahsetmiştim. Şimdi linkini vereceğim haberde ise bilgisayar ve internet erişimine yeni kavuşan düşük gelir seviyesindeki öğrencilerin matematik ve okuma ders notlarının artmayı bırakın gerilediğini ortaya koyan bilimsel araştırmaları görebilirsiniz.


Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir 


Yoksulluk kader değildir, çoğu zaman da sosyal programlarla çözülemez. Başarı kültür ve disiplin ile elde edilir. Eşeğe altın semer taksanız eşek eşeklikten kurtulmaz. O yüzden öğretmen sayısını arttırmak veya öğrencilerin herbirine bir bilgisayar vermek onları daha disiplinli ve çalışkan yapmaz. Keşke devletler sosyal harcamalar yapmadan önce bilimsel araştırmalar yapıp getirisi olmayan alanlara para dökmese...


Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

Aöf Sınav Sonuçları

Aöf sınav sonuçları ne oldu diye merak ediyorsaniz bu konuda ziyaret etmeniz gereken en öncelikli sitenin Anadolu üniversitesinin sitesi olduğunu belirteyim. Verdiğim sitede Açık Öğretim Fakültesi sınav sonuçları, okul kayıtları, harç bilgileri, ders notları vb. bilgilere ulaşabilirsiniz. Ayrıca Sınav Giriş belgesini de buradan alabilir ve gerektiğinde adres değişikliklerini de buradan yaptırabilirsiniz.

Aöf Sınav Sonuçları ile ilgisi olmayan asagidaki yazilari okumayiniz:
Demokrasi Nedir  
Küresel ısınma Nedir 
Özel Üniversiteler   
Bilgisayar Nedir   
Teknoloji Nedir Read More!

Finans ve Ekonomi Master veya Sertifika Programlari

Yurtdisinda finans ve ekonomi alanlarinda master veya sertifika programlari arayan bir okuyucumuz su mektubu bize yollamis:

Ben Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim.Yıliçi bitirme projemi Finans Türev Piyasalar üzerine yaptım.Tezimi de Risk Analizi konusu doğrultusunda yapmayı düşünüyorum.
Anadolu lisesi mezunuyum 7 yıllık olanlardan ortaokul ve üniversitede de ingilizce hazırlık okudum.

Finans ve ekonomi alanında yurtdışında yüksek lisans yapmak istiyorum.Ama ortalamam sebebi ile şansım baya azalıyor eğerki master programına kabul edilemez isem tavsiye edebileceğiniz bi sertifika programı yada ona paralel bişey varmı avrupa yada amerikada.

Aynı zamanda finans çok geniş bi sektör hangi alana yönelmem gerektiği hakkında hala net bi fikrim yok tecrübelerinize ve engin bilginize dayanarak bana bi yön gösterebilirmisiniz çok kararsızım.
Egitim bir yatirimdir. Her yatirim aracinda oldugu gibi egitimde de iyi egitim ve kotu egitim vardir. Turkiye'de oldugu gibi Amerika'da da kahvehaneden bozma universiteler var. Boyle bir yerde dogru durust bir egitim almadan sadece bir diploma parcasi icin onca para harcamaya degmez. Iyi bir okulda egitim alacaksaniz durum degisir.

Egitim sadece okulda da alinmaz. Bana sorarsaniz iyi bir finansci olabilmek icin ayni zamanda iyi bir programci olmaniz gerekiyor, en azindan Amerika'da durum boyle. Turkiye'de de simdi boyle olmasa da 5-10 yil sonra boyle olur. Bence programlama ogrenerek veya direkt is hayatina atilarak da cok iyi bir egitim alabilirsin. Neticede okulda size cok bir sey ogretmeyeceklerdir, kendi egitiminizi yine kendiniz yapmak zorundasiniz. Okulun en temel islevi size cevre kazandirmasi ve isverenlere yetenekleriniz hakkinda bir sinyal gondermesidir.

Bu arada baska bir zaman neden is aramaya mezun olmadan 2.5 sene once baslamaniz gerektigini anlatacagim, unutursam hatirlatin. Sizin okurumuza vereceginiz tavsiyeler varsa yorumlara birakin. Read More!

Her ile Üniversite= Kötü Fikir´/ İşsiz Gençler

Bugün Milliyet Gazetesinde Ziraat Bankası Genel Müdürü'nün bir demeci vardı. KPSS şartını kaldırmışlar, kendi yapacakları sınavla eleman alacaklarmış. Buraya kadar sorun yok hatta sanki torpile kapalı bir sistem havasında yeni sınav sistemleri ama sözkonusu Ziraat Bankası olunca kusura bakmasınlar ben inanmam. Torpile yeni bir boyut getirmişlerdir mutlaka ama sorun bu da değil.

Demecin bir yerinde: " sadece belirlenen üniversitelerden, belirlenen şartlar çerçevesinde adayların müracaat etmesini istediklerini" diyor. Hoppalaaa! Bari bu ayrımı yapacaksan dahi söyleme, çaktırmadan yap! Belirli bölüm şartı getirse haydi anlarım ama memur alacak bir devlet bankası bir de üniversite beğenmiyor yani ha? Öyleyse devlet büyüklerimiz ne diye her ile bir üniversite filan diyerek kendilerini yırtıyorlar ki?

Eğitim sistemindeki (aslında sistem diyerek sistem kavramına ayıp ediyoruz) çarpıklığı bu örnekten rahatça görebiliyorsunuz. Ziraat Bankası GM'ü hangi kulları tercih ediyormuş diye şöyle bir araştırdım ama bilgi bulamadım. Allah bilir birçok özel üniversite bile tercihleri arasında değildir.

Demek ki neymiş? Her ile Üniversite= Kötü Fikir/ İşsiz Gençler Read More!

Eğitim Nedir? Eğitim Neye Yarar? Bedava Tanım

Bu yazıda eğitim nedir sorusuna cevap verirken ilginizi çekeceğini düşündüğümüz bir tablo sunacağız. Eğitim yoksulların anne ve babasının yaptığı yanlışlardan kurtularak hayatta bir yerlere gelmelerine yardımcı olan ve benim de desteklediğim nadir sosyalist politikalardan bir tanesine verilen isimdir. Devlet okullarında psikopat işkenceci öğretmenler tarafından asker yetiştirir gibi verilen çağdışı eğitimi desteklediğim anlaşılmasın bundan. Eğitim nasıl olmalıdır, devlet eliyle mi verilmelidir yoksa özel okullar veya üniversiteler tarafıdan mı verilmelidir konularını daha önce bir miktar tartışmıştık. Bu yazıda sadece kavram olarak eğitimin neden gerekli olduğuna ve neye yaradığı konularına değineceğiz.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Yoksul bir ailenin mensubu iseniz yoksulluktan kurtulmanız için en garanti yol derslerinize çalışıp, kendinizi eğiterek yetiştirmenizdir. Bunun için en büyük sorumluluk da sizlere düşmektedir, öyle özverili melek gibi öğretmenlere fazla bel bağlamayın. Eğitim neye yarar sorusuna ise ilginç bir tablo ile cevap verelim. Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunudur. Benzer problemler dünyanın her yerinde var. Mesela Amerika’da da işsizlik oranı %10 civarında seyrediyor. Bu ortalama işsizlik oranı ama. Peki işsizlik herkesi aynı derecede mi etkiliyor. Bunun için aşağıya koyduğumuz grafiğe bakınız. Göreceksiniz ki üniversite eğitimi almış insanlar arasında işsizlik oranı en düşük seviyede iken eğitim seviyesi azaldıkça işsizlik oranı da artmaktadır. Yoksul dediğimiz kişiler de daha çok düşük eğitim seviyesine sahip insanlardır.

Kendinize bir iyilik yapın ve hala okulda iseniz herkesten çok daha fazla çalışarak kendinizi kurtarın, bugün tembellik yapıp az çalışanlar geleceğin yoksulları olacaklardır, buna emin olabilirsiniz. Gelecekte de ne kadar çok çabalarsanız çabalayın bugün harcayacağınız emeğin karşılığında elinize geçeceklerden çok daha azı ile yetinmek durumunda kalacaksınız. Bundan 10 yıl sonra bana “yoksulum” diye şikayete gelirseniz, benim size “10 sene önce neden daha fazla gayret edip daha çok tasarruf yapmadın” diye soracağımdan da adınız gibi emin olabilirsiniz. Egitim nedir neye yarar anladiniz mi? Read More!

En iyi Ekonomi Bölümleri Hangileridir?

Türkiye’nin en iyi ekonomi/iktisat bölümleri hangileridir diye merak ediyorsanız önce “en iyi” ne demektir bir tanımlayalım sonra da bir sıralama veririz. En iyi iktisat bölümlerini tanımlamanın iki tane yolu var. Birincisi ve en yaygın olarak kullanılanı o bölümde görev alan akademisyenlerin ciddi akademik dergilerde son yıllarda yayınladıkları makalelerin sayısına bakıp, sıralama yapmaktır. Burada metodolojik olarak bazı farklı yaklaşımlar uygulamak mümkündür. Mesela her makaleye eşit ağırlık vermektense daha fazla link alan makalelere daha fazla değer vererek sıralama yapılabilir, ama bu genellikle sonucu pek değiştirmez. Bu bahsettiğimiz yöntem özellikle siz doktoranızı bitirmişseniz ve çalışacak bir bölüm arıyorsanız işinize yarar. Ayrıca bu yöntemin bu kadar popüler olmasının ana sebebi ise ölçmesinin ve kullanmasının kolay ve az maliyetli olmasıdır.

Benim favori yöntemim ise şudur. Akademik olarak okulun sıralamadaki yeri önemlidir de, o okulda okuyacak öğrenci için asıl önemli olan orada kazanacağı yeteneklerin piyasa tarafından nasıl değerlendirileceği ve ödüllendirileceğidir. O yüzden de bir bölümün iyi olup olmadığını belirlemenin daha iyi yolu o bölümün mezunlarını işe alan insan kaynakları yöneticileri veya headhunterlar arasında anket yapmaktır. Üniversitelerde girecekleri bölümleri seçen öğrenciler de “bir önceki sene diğer öğrenciler hangi bölümleri seçmiş” istatistiklerine alternatif, daha isabetli bir veriye kavuşmuş olur. Türkiye’deki Forbes, Ekonomist gibi dergiler bu tür bir anketi yaparak bence hem kendileri adına hem de topluma faydalı bir iş yapmış olurlar.

Daha önce Devlet üniversiteleri ve özel üniversiteler başlıklı yazılarımızda tartıştığımız gibi akademik olarak listenin ilk üç sırasında Türkiye’nin en büyük özel üniversiteleri var: Bilkent, Koç, ve Sabancı.

En iyi ekonomi bölümleri sıralamasinın ve yazının devamı, devlet üniversitelerinin durumunu öğrenmek için blogumuza üye olmanız gerekiyor. Read More!

Türkiyedeki Özel Üniversiteler

Türkiyedeki Özel Üniversiteler yazımıza Özel üniversiteler başlıklı yazımızın okuduktan sonra devam ediniz.

Birinci durumda ise devletin yeni kapasite yarattığını, yani özel üniversiteler yerine aynı isimlerle aynı yerlerde sadece isimlerinin başında Devlet kelimesi olan üniversiteler açtığını düşünelim. Mesela Bilkent Üniversitesinin adı, Bilkent Devlet Üniversitesi, Sabancı Üniversitesinin adı Sabancı Devlet Üniversitesi olacaktır (Koç üniversitesinin isminin ise Koç gibi Devlet Üniversitesi olacağını varsayın :)) Yani şimdiki duruma oldukça benzer bir durum olduğunu düşünün, sadece özel üniversiteleri devlet yönetiyor olsun. Burada iki tane yeni durum karşımıza çıkıyor. Birincisi çoğu kişi bilmese de özel üniversitelere devlet tarafından sübvansiyon verildiğidir. Kanunen özel üniversitelere verilen devlet yardımı devlet üniversitelerinde ortalama bir öğrenciye yapılan harcamanın %30’unu geçememektedir. Yani diyelim ki bir öğrencinin devlet üniversitelerinde ortalama maliyeti senede 5000 TL olsun. Özel üniversitelere yapılan yardım miktarı öğrenci başına senede 1500 TL rakamını geçememektedir. Uygulamada ise bu rakamların çok çok altında yardımlar yapılmış. Mesela Bilkent Üniversitesine 2005 yılında 2,9 milyon TL devlet yardımı yapılmış, yani öğrenci başına senelik aşağı yukarı 300 TL civarında. Bilkent Üniversitesinin 2005 yılındaki gelirleri 176 milyon TL imiş, devletin sübvansiyonları toplam gelirlerin sadece %1,6’sına eşitmiş.

Devletin verdiği sübvansiyonlar Sabancı Üniversitesinin gelirlerinin %0,8’ine, Başkent Üniversitesinin gelirlerinin %2,7’sine, Koç Üniversitesinin gelirlerinin %1,3’üne, Istanbul Kültür Üniversitesinin gelirlerinin %2,6’sına, Çankaya Üniversitesinin gelirlerinin ise %3,6’sına eşitmiş. Bunlardan başka 4 tane üniversiteye daha herbiri 500 bin TL’den az, toplamı ise 1 milyondan az olmak üzere devlet yardımı yapılmış. 15 tane özel üniversiteye hiç devlet yardımı yapılmamış. Devletin özel üniversitelere 2005 yılında yaptığı toplam yardım 9 milyon TL imiş, 400 tane imamın yıllık masrafına denkmiş yani!

Yeri gelmişken Türkiye’nin en büyük özel üniversitesinin Bilkent olduğunu, onun yarısından daha küçük olan Sabancı üniversitesi’nin ise ikinci sırada olduğunu belirtelim. 2006 yılında vakıf üniversitelerinde 99.000 öğrenci eğitim görürken, devlet üniversitelerinde 1.256.000 öğrenci varmış. Yani Türkiye’deki ünivesite öğrencilerinin sadece %7’si özel üniversitelerde eğitim görürken %93’ü devlet üniversitelerinde eğitim almaktaymış.

Örnegimize geri dönelim. Devletin devraldığı özel üniversitelerde devletin ortalama bir devlet üniversitesindeki kadar eğitim verebilmesi için aşağı yukarı 500 milyon lira ek harcama yapması gerekmektedir. Iyi de o zaman Bilkent Üniversitesinin kalitesi Sütçü Imam Üniversitesinin kalitesinden çok farklı olamayacaktır. Bilkent Devlet Üniversitesinin Bilkent Üniversitesi ile benzer kalitede eğitim verebilmesi için öğrenci başına benzer miktarlarda para harcaması lazım (bonkör davranıp devlet üniversitelerindeki eğitimde özel üniversitelere kıyasla herhangi bir ekstra verimsizlik olmadığını varsayıyorum). Bu durumda devletin özel üniversitelerin toplam gelirleri kadar ekstra bir harcamayı her sene yapması gerekiyor. Bu da bugünün hesabıyla 2 milyarlık bir ekstra harcamaya denk geliyor. Bu da her sene ekstra 2 milyar liralık vergi demek.

Bilkent’te eğitim gören bir öğrencinin senelik maliyeti 20 bin lira civarında, öğrencilerden alınan ücret benim zamanımda öğrenci maliyetinin %26’sına eşitti, şimdi biraz daha yükseldiğini varsaysak bile %50’yi geçmez. Türkiye’deki özel üniversitelerde öğrencilerden alınan paralar üniversite gelirlerinin %20’si ile %90’ı arasında değişiyormuş. Öğrenci başına harcanan para ise tahminime göre en azından devlet üniversitelerinin iki katına eşittir. Devletin kendi üniversitelerini özel üniversitelerle aynı seviyeye getirebilmesi için (yeterli sayıda nitelikli eleman olduğunu vs. sayıyorum) 10 milyar liranın üzerinde bir rakamı ekstradan harcaması gerekiyor. Türkiye’de 10 milyon vergi veren olduğunu göz önüne alırsak adam başına en azından 1000 TL’lik ekstra vergi binmesi demek bu.

Akademisyen başına düşen bilimsel araştırma sayısına baktığımızda ilk dört sıranın özel üniversiteler tarafından paylaşıldığını görüyoruz. Harcanan paraların karşılığıdır bu. Ama bundan tüm özel üniversiteler tüm devlet üniversitelerinden iyidir gibi bir anlam da çıkarmayın. Bu konuya daha sonra değineceğim. Şimdilik bu yazıda ilginç bir kaç istatistik daha vereceğim.

Türkiye’deki özel üniversitelerin pazar payı %7 civarında, açıköğretimdeki öğrenciler de hesaba katıldığı zaman bu rakam %6’nın altına geriliyor. Bu oran Hindistan gibi yoksul bir ülkede %75, sosyalist Lula’nın Brezilya’sında %71, Filipinlerde %67, Kolombiya’da %64, Asya kaplanı Güney Kore’de ise %80 imiş. Türkiye’nin üniversite eğitiminin tamamını devlet eliyle verecek lüksü yoktur. üniversiteye girene kadar iki tane basit cebir problemini çözecek, okuduğu ufak bir paragrafı anlayamayacak kadar Türkçe bilgisi olmayan adamlar devlet üniversitesine girse ne yazar girmese ne yazar? Ağaç yaşken eğilir. Türkiye her sene üniversitelere harcadığı muazzam kaynakları ilköğretime ve lise eğitimine harcayarak çok daha üretken davranmış olacaktır. Bundan 20 yıl önce üniversite giriş sınavında Matematik bölümünde ortalama doğru cevaplanan soru sayısı 4 idi. Sınavda sorulan 52 tane sorunun 20 tanesi ortaokul seviyesinde idi.Bu sınava girenlerin %80’inden fazlasının ortaokul seviyesinde dahi matematik bilmediğini gösteriyor. Bugün de durumun çok farklı olduğunu zannetmiyorum.

Özetleyecek olursak Türkiye’de özel üniversitelerin payının az olduğu, daha da artmasının ise devletin işini kolaylaştıracağı ve kaynakların devlet üniversitelerinin kalitesini arttırmakta kullanılabileceği görülmektedir. Hükümet devlet üniversitelerinden mezun olanlardan ortalama devlet memuru maaşının %10’unu geçmeyecek şekilde 15 veya 20 yıllık (üniversitesine ve bölümüne göre bu rakam belirlenebilir) vadelerle aldıkları eğitimin bedelini ödemeleri sağlanarak verimsizlikler önemli ölçüde hafifletilebilir. Işsizlerin ödemeleri işe girecekleri zamana kadar geciktirilebilir, çalışanlardan alınan kesintiler de aylık gelirinin %15’ini geçmeyecek şekilde belirlenir. Buradan elde edilecek gelir devlet üniversitelerinin kendi kendilerine yetinmesine yetebilir. Yeterince öğrencisi olmayan bölümler ise kapatılır ve özel üniversitelerin boşluğu doldurmasına göz yumulur. Biz buna de facto özelleştirme diyoruz.

Böylece özel üniversiteler konusuna yaptığımız girişi sonlandırmış bulunuyoruz. Konu hakkında söylenecek çok şey var ama başka arkadaşlar da bloglarında bu konuda yazarak tartışmaya dahil olurlarsa biz de bu konulara değiniriz. Read More!

İktisat Doktora Programı Seçerken

greg mankiw blogunda doktora basvurusu yapacak ogrencilere tavsiyelerde bulunmus. mankiw'in ogutlerinden birkac tanesini turkce'ye cevirip asagida yayinliyorum:

1. siralamalarla baslayin. en son yapilmis iktisat bolumu siralamalarindan bazilarilari icin, buraya, buraya ve buraya tiklayin. butun siralamalar kusurludur, ama diger hersey sabit kalmak sartiyla, daha yuksek sira muhtemelen daha iyidir.

2. su an basvurmayi dusundugunuz programda olan yuksek lisans ogrencileri ile konusun. mutlular mi?

...

9. son zamanlardaki doktora ogrencileriyle ilgili bilgilere bakin. baslayanlar ne oranda programi bitiriyorlar? bitirdikten sonra ne tip islere giriyorlar? bunlar sizin arzuladiginiz isler mi? yerlestirme bilgileri programa giren ogrencilerin capiyla, programin kendisinin katma-degeriyle, ve bolumun ogrencilerini isgucu piyasasinda ne kadar iyi sattigiyla ilgili bilgi verir.


devamini mankiw'in blogundan okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.

mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler. Read More!

Özel Üniversiteler

Bu yazımızda özel üniversiteler, faydaları ve zararları konularini mercek altına alacağız. Bu serinin bir önceki yazısında devlet üniversiteleri ve parasiz sanilan egitim neden verimsizlik yaratır sorusuna cevap aramıştık. Türkiye’deki saplantılardan bir tanesi de para kazanan insanların hırsız ve erdemsiz kişiler olduğunun düşünülmesidir. Bunda gerçekten çalıp çırpan,vergi kaçıran, politikacılarla al gülüm ver gülüm yapan işini bilen adamların payı büyük. Başkalarının haksız kazancına içerleyen vatandaşlarımız da girişimcilik, özel şirketler, ve özel üniversiteler kuşkuyla yaklasilan konulardir.

Birincisi hırsızlık ve dolandırıcılık olması devletin ekonomideki payının büyük olmasının, kanunları da hakkıyla uygulamadığının, adli sistemin ise caydırıcılıktan uzak sonuçlar ürettiğinin işaretidir, serbest piyasaların işlemediğinin değil. O yüzden de bu tür suistimallerin önüne geçmenin yolu özel şirketleri ve müteşebbüsleri baskı altına almak, kapanma noktasına gelecek kadar yasalarla düzenlemek değil, devleti küçültüp asli görevi olan kanunların yapılması ve uygulanması görevlerini başarıyla yürütmesini sağlayacak reformları yapmaktır. Bu karmaşık bir konu, daha sonra detaylıca değiniriz.

Özel üniversitelere dönecek olursak, bu kuruluşlar devletin vatandaşına söz verdiği (ne zaman ve kimin böyle bir söz verdiğini bilmiyorum) eğitim hizmetini yerine getirmesini sağlamasına yardımcı olurlar. Özel üniversiteler olmasaydı ya devletin onların sağladığı kapasiteyi yaratması, yani onların yerine yeni üniversiteler açması gerekirdi, ya da bu yatırımları hangi nedenlerle olursa olsun yerine getirmeyip üniversiteye gidecek bir çok kişinin gidememesine neden olurdu. Iki durumu da analiz edelim.

Ikinci durumda, yani devletin özel ünivesitelerin sağladığı ek kapasiteyi sağlamadığını varsayalım. Bunun neticesinde her yıl ünivesiteye gidebilecek onbinlerce öğrenci açıkta kalacaktır. Maddi durumu iyi olanlar yurtdışında eğitim alma yolunu veya bir sene daha bekleyip “özel öğretmenler” yardımıyla sınava tekrar hazırlanma yolunu seçecektir. Yani parası olan adam yine bir yolunu bulup içeri girmeyi başarırken, marjinal yoksul öğrenciler açıkta kalacaklardır. Neticede özel üniversitelerin varlığında çoğu içeride harcanacak paraların bir kısmı yurtdışında harcanacak ve yoksul öğrenciler dışarıda kalan grup olacaktır.

Aslına bakarsanız ikinci durum teorik olarak mümkün gibi görünse de Türkiye’de üniversiteye girmeyi bekleyen milyonlarca insanı göz önüne aldığımızda devletin niyetinin bu kişileri dışarıda bırakmak değil, imkanlar elverdiğince kalitesi düşük olsa da üniversite eğitimi sağlamaya çalıştığı görülmektedir. YÖK’ün vakıf üniversiteleri hakkında hazırladığı 2007 yılına ait raporda Türkiye’deki kapasite yetersizliğinden dolayı Türkiye’nin dışarıya en fazla öğrenci gönderen 8. ülke olduğu vurgulanmaktadır. Nüfusu Türkiye’nin neredeyse 20 katı olan Hindistan 2001 yılında Türkiye’den sadece 17 bin fazla öğrenciyi yurtdışında eğitime göndermiş. Diğer milyarlık ülke Çin ise listenin en tepesinde yer alıyor ve yurtdışına 124 bin öğrenci göndermiş (Türkiye’den 44 bin kişi yurtdışında eğitim görüyormuş). Her ne kadar dünyadaki diğer ülkelere kıyasla yüksek bir oranda öğrenciyi yurtdışına gönderiyor olsak da açıkta bekleyen öğrencilerin çok ufak bir yüzdesinin dışarıya gidebildiği açıktır.

Özel üniversiteler hakkındaki yazımıza devam edeceğiz. Read More!

Devlet Üniversiteleri

Bu yazımızda devlet üniversiteleri ve parasız eğitim konularına değineceğiz. Türkiye’de insanların amacı para değil hak kazanmaktır: erken emekliliğe, bedava sağlık hizmetlerine, bedava eğitime, sübvanse edilmiş lojmanlara, yaz boyunca tatillere, ömür boyu iş garantisi haklarına kavuşmak için uğraşır dururuz. Temel mantık hep başkalarına bir kazık atmaktır. Önce bu kazık atma mantığına başımdan geçen bir örnek vereyim.

Amerika’da ücretsiz doktora yapmaya başladığımda bölüm olarak bir yemeğe gittik. “Ücretsiz” olması konusuna sonra değineceğim, restoranda (bkz. istanbulun en iyi restoranlari) garson siparişlerimizi alıyor. Ukrayna’dan gelen Dimitri adındaki öğrenci garsondan çeşme suyu istedi. Türkiye’nin aksine Amerika’da çeşme suyu içilir, ayrıca restoranlarda buz ve limonla birlikte ikram edilirken, ücret alınmaz. O yüzden tutumlu biri iseniz (bkz. tutumluluk ile ilgili atasozleri) restoranlarda su sipariş ederek para tasarruf edebilirsiniz. Dimitri çeşme suyu sipariş ettikten sonra, bir sonraki kişi “herkes kendi sipariş ettiklerinin parasını mı ödeyecek, yoksa hesap geldiğinde eşit olarak paylaşacak mıyız?” diye bir soru yöneltince, yemeği organize eden kişi toplam hesabın eşit olarak paylaşılacağını söyledi. Bunun üzerine Dimitri hemen araya atlayarak garsona çeşme suyu yerine bardağı 8 dolar olan kırmızı şaraptan istediğini belirtti. Yemek bitene kadar da 2 bardak şarap daha içti.

Dimitri neden böyle davrandı dersiniz? Çünkü şarabın bedava olduğunu düşünüyordu. Aslında şarap bedava değildi, bardağı $8 idi. Ama Dimitri için 3 bardak şarabın marjinal maliyeti (bkz. marjinal nedir) sadece $1.20 idi. (Toplam maliyet $24 artarken, kişi başına maliyet $1,2 artıyor) Dimitri yemeğe birlikte geldiği gerizekalılara hesabı ödeterek güzel bir akşam geçirebileceğini düşünmüştü. Türkiye’de de Dimitri gibi uyanıklardan geçilmiyor. Üniversite eğitiminin bedava olmasını isteyenlerin başkalarının sırtından bedava şarap içerek alem yapmaya kalkışan Dimitri’den farkı yoktur. “Bedava” eğitim insanların normalde tüketeceklerinden çok daha fazla eğitim tüketmelerine ve verimsizliğe sebep olur.

Ben Bilkent’te öğrenciyken 6-7 senedir okula takılan, ama derslere hiç girmeyen, “sosyalist” arkadaşlarıyla birlikte hak ve özgürlük talepleri için eylem yapan bir grup insan vardı. Bu eylemci zihniyete sahip insanlardan ODTÜ, Mülkiye gibi diğer okullarda da vardır; bunlar eskiden McDonalds önünde eylem yaparlardı, şimdi eylemlerden sonra McDonalds’a gidiyorlar. Kimlerden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Üniversitelerin bedava olması bu kişilerin ekmek elden su gölden yaşamalarına olanak sağlamıştır. Bunlara ek olarak bir de ne eğitimi olursa olsun yeter ki üniversite eğitimi olsun mentalitesiyle üniversiteye giden ama bir şey öğrenmeden sağdan soldan kopya çekerek, sınavdan önce ezber yaparak, piyasada değer verilen tek bir yetenek kazanmadan zar zor mezun olan ikinci bir asalak kesimi var. Bunlar da halk arasında “işsiz üniversite mezunu” olarak bilinirler ve mezuniyetten sonra KPSS’ye hazırlanarak devlet memurluğuna kapağı atmaya çalışırlar.

Türkiye zengin bir ülke değil. Zengin olmayan bir ülkenin kaynakların israfına neden olan “ortak havuz sistemi” kullanarak üniversite eğitiminin masraflarını karşılaması optimal değildir. Size sadece Dimitri’yi örnek verdim ama sanıyormusunuz ki diğer insanlar Dimitri’nin düşündüğü gibi gerizelalı olsun. Dimitri’nin yanındaki de $8’a hamburger söyleyeceğine gibip $20’lık ızgara biftek söyleyerek kendince haksızlığı bir miktar dengelemektedir. Yemeğin sonunda hesabın nasıl katlandığını görebiliyor musunuz? Insanların gereksiz, değer katmayan okullardan ve bölümlerden uzak durmasını, yıllarca üniversitelerde sürtmesini önlemek istiyorsanız eğitimlerinin maliyetini kendi sırtlarına yüklemeniz gerekir. Bu illaki sadece parası olan adam üniversite eğitimi alsın, fakir olan okumasın fakir kalsın anlamına gelmez. Devlet isteyenlere üniversite eğitimlerinde kullanılmak üzere borç para vererek fakirlerin de kaliteli eğitim almasının kapısını açabilirken, kaynak israfının da önemli ölçüde önüne geçebilir. Alınan borç da ülkedeki ortalama maaş seviyesine endekslenerek (astronomik faiz oranları ödemek zorunda kalmaz böylece borçlananlar) öğrencilerin mezun olduktan sonra geri ödemeleri sağlanır. Böylece öğrenciler piyasada kabul görmeyen, kendilerine gelir getirmeyecek bölümlerden de uzak dururlar.

Bakın, herkes üniversite eğitiminin parasız olduğunu düşünüyor. Yok öyle bir şey. Kim parasız eğitimi kaybetmiş de biz bulacağız. Aldığınız eğitimin parasını er geç yüksek vergiler yoluyla ödeyeceksiniz. Türkiye’de ödenen vergiler ve vergi türleri başlıklı yazımıza bakın, devlet harcamalarının bir şekilde finanse edildiğini göreceksiniz. Nasıl ortak havuzdan harcama yapıldığı zaman kış ortasında apartmanlarda oturanlar evlerini sauna gibi ısıtıyorlarsa, Dimitri de $24 dolarlık şarap siparişi vermekten geri durmayacak, ihtiyacı olmayanlar, gereksiz bölümlerde, gereksiz yere, değersiz üniversite diploması alacaklardır.

Devlet üniversiteleri sosyalist sistemde yani fiyat mekanizmasının kısmen ortadan kaldırılmış olduğu bir sistemde verimsizliklerin nasıl ortaya çıkabileceğini gözler önüne seriyor. Bir sonraki yazımızda özel üniversiteler konusuna değineceğiz.

Not: Universite harclari universitelerin toplam giderlerinin sadece %4'unu karsilamaya yetiyormus, o yuzden universite harclarini ornek gostererek egitim aslinda bedava degildir demeyin.

Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!

Öğrencileri Eğitmek Kolay, Öğretmenleri Kim Eğitecek?

Efendim Kayseri’de bir okul müdürü öğrencilerini cetvelle sıra dayağından geçirirken görüntülenmiş. Veliler de “okul müdürümüzü görevden almayın” diye kampanya yapıyorlarmış. Görüntüler kesinlikle yanlıştır, külliyen iftira, muhtemelen videodaki kişi okul müdürüne benzeyen Yunanlının tekidir. Türkiye’de dayak ve işkence gibi çağdışı uygulamalar kesinlikle yoktur, gazetelerde ara ara gündeme getirilen olaylar da münferittir. Sistematik bir problem ise hic yoktur.

Sistematik problem Yunanistan’da vardır. Ben oradan örnek vereyim. Yunanistan’da konuştuğum Yunanlı hocalar dayağın öğrencinin eğitiminin ve disiplininin bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Kimi hocalar kendilerini en çok dayak attıkları öğrencilerinin sevdiğini söyleyerek övünüyorlar, kimi hocalar da “biz babasından ve annesinden daha az dövüyoruz” diyerek konunun önemsiz olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Yunanistan’da dayak olayı sadece okulla da sınırlı değil, dayak önce evde başlıyor, evden sonra okulda, okuldan sonra askerde, sivilde ise polisler tarafından özlem duyanlara dayak atılıyormuş. Yunanlılardaki çağdışılığı görüyor musunuz? Amerika’da bir öğrenciye elinizi kaldıracaksınız, bırakın meslekten atılmayı darp etmekten bir kaç yıl hapis yatarsınız.

Sanki çocukları disiplin etmenin başka yolu yok. Dayakçı Yunanlı hocalar da geçmişin dayak yiyen öğrencileri, ne gördülerse onu uyguluyorlar. Yarın, bugün dayak yiyen öğrenciler büyüyüp polis olacak, asker olacak, öğretmen olacak, işkenceye devam edecek. Kültür dedikleri bu olsa gerek. Bu işkence zincirini kırmanın yolu ise bugünün zorbalarını işkence yapmaktan caydırmaktan, eğitmekten geçiyor. Öğretmenleri, askeri, polisi nasıl eğiteceğiz, nasıl disiplin edeceğiz?

Tabii bunlar Türkiye’nin sorunları değil, bahsettiğim kahpe Yunanistan’ın sorunları. Herkesin problemi kendini bağlar. Bir de Yunanlıların rüşvet ve vergi kaçırma gibi problemleri vardı. Sanırmısınız ki bu problemlerin çözümü birbirinden bağımsızdır. Birini çözen diğerini de çözer. Problem çözümün ne olduğunda... Read More!

Eğitim Ateşeliği New York Resepsiyonu

New York Eğitim Ateşeliği Ocak ayinda bir resepsiyon duzenliyormus. Gecenlerde New York egitim atesesiyle bir vesileyle tanistim, hazir yakalamisken biraz bilgi aldim. Eğitim ataşeliği genellikle devlet tarafinda gonderilen ogrencilerin isleriyle ve odemeleriyle ilgileniyormus. Ayrica New York konsolosluguna bagli 9 eyaletin egitim musavirligi hizmetlerini de yerine getiriyormus. Eğitim Müşavirliği islemleri daha once Washington'da yapiliyordu diye hatirliyorum. Neyse, Turk devleti tarafindan gonderilmis, New York egitim ataseligi tarafindan islemleri yapilan, Kanada ve Amerika'da okuyan toplam 1200 tane master ve doktora ogrencisi varmis. Ayrica kendi imkanlariyla gelen ve askerlik islemleri, pasaport islemleri vs. gibi islemleri NewYork eğitim müşavirliği tarafindan gerceklestirilen de 3000 tane ogrenci varmis. Iste bu ogrenciler icin egitim ataseligi bir resepsiyon duzenliyormus. Bilgiler asagida:

T.C. New York Başkonsolosu Mehmet Samsar’ın ev sahipliğinde, New York Eğitim Ataşeliği’nin görev bölgesinde yüksek öğrenim görmekte olan bütün öğrencilerimizin davetli olduğu bir Öğrenci Resepsiyonu düzenlenecektir.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

23 Ocak 2010 tarihinde New York Türkevi’nde yapılacak Resepsiyona, tüm üniversite öğrencilerimiz ile üniversite öğrenimi görmek üzere ABD’nde lisan eğitimi almakta olan öğrencilerimizin katılımından memnuniyet duyulacaktır.

Resepsiyona katılmayı arzu eden öğrencilerimizin isimlerini 15 Ocak 2010 tarihine kadar bilgi@egitimataseliginy.org e-posta adresine bildirmeleri rica olunur.

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?

RESEPSİYON TARİHİ VE ADRESİ

TARİH: 23 Ocak 2010, Cumartesi
SAAT: 18.00

ADRES : Türk Evi, 821 UN Plaza 8. Kat
New York, NY 10017
Tel: 212 687 8395

Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir Read More!

Ogretmenler gunu

Iki sene once ogretmenler gununde ogretmenlerle ilgili yazi koymadik diye elestirilmistik. Yeni bir yazi yerine, eski yazilari derleyip (isitip isitip) yeniden onunuze koyalim. Emin Colasan yaparken sorun olmuyor ne de olsa. Ilk yazi Ekonomix'ten (patrona yag cekiyorum, once onun yazisini alintilayarak):

Ogretmen Maaslari Az mi?
Bizim ailede ogretmen cok. O yuzden bu yazida yazacaklarimi kimse ustune alinmasin. Orhan Karaca dostum ogretmenler sendikasinin "Ogretmen maaslari 1923'den daha dusuk" seklindeki absurd (sacma derecesinde komik) iddiasina yanit olarak ogretmen maaslarinin 5 kat civarinda arttigini gostermis. Ote yandan 1923'den bugune kisi basina gelir 11 kat artmis. Nufusumuz da 5 kat arttigina gore ulke olarak 1923'e kiyasla 50 kat daha zenginiz demektir. Yine de bu islerin 1923'den beridir hep kotuye gittigi gercegini (!) degistirmiyor. Nerede o eski gunler be, hersey daha bir guzeldi!

Sendikalar bunu hep yapiyor. Adamlar tarafsiz degil ki. O yuzden ben sendikacilarin bir gun "Allah birdir" demelerinden korkuyorum, eger oyle bir sey olursa cok tanrili dine sahip Hindular veya Afrikali kabileler hakliymis demektir.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugu sorusunun cevabi tarihte gizli degildir. 10 sene once soyleydi, simdi soyle olmasi lazim seklindeki ifadeler hurafeden ibarettir. Ayni mantikla siyah beyaz televizyon 20 sene $1000'di, simdi $1500 olmalidir savini ileri surebiliriz. Renkli televizyon ve plazma olayina hic girmeyelim.

Peki ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugunu nasil anlayacagiz? Vallahi siz cok alistiniz bedava ekonomi egitimine. Once ucret olarak cocuk esirgeme kurumuna 10 YTL bagislayin, makbuzunun digital kopyasini da bana email ile gonderin ucret olarak ondan sonra cevap vereyim. Ucreti odemek istemiyorsaniz yazinin geri kalan kismini okumayin. Amerikalilarin honor sistemi (yani seref sistemi) vardir, herkes kendisini kontrol eder. Mesela isyerinde kahve istiyorsunuz, gidersiniz mutfaga, orada bir kavanoz vardir, atarsiniz icerisine 25 senti, alirsiniz kahvenizi. Kahvenin basinda kimse durmaz, kontrol etmez. Dogru seyi yapmak size kalmistir. Burada da basiniza bekci dikmeyecegim, dogru seyi yapmayi size birakiyorum. Ucret 10 YTL, pahali geldiyse okumayin. Ucreti odemeden okursaniz hakkimi helal etmedigimi de belirteyim.

Ucreti odediyseniz yazinin devamini buradan okuyabilirsiniz.



Digeri de benim 2007 yilinda yazdigim bir yazi. Bunu da aynen kopyaliyorum:

Öğretmenler günü ve zorunlu eğitim

Sonunda bu da oldu. 24 Kasım'da öğretmenler gunu yazısı yazmadık diye elestiri aldık. Ama bu öğretmenler günü denen şey her ülkede farklı günlerde kutlanıyor. Arjantin'de 11 Eylül, Çin'de 10 Eylül, Hindistan'da 5 Eylül, ABD'de Mayıs ayının ilk haftasında kutlanıyor. UNESCO tarafından ise 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Türkiye'de 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olmasının gerisinde ise emekli bir generalin (bkz. Kenan Evren) imzası var. Tabi gerekçe her konuda olduğu gibi yine Atatürk'e dayandırılmış. Şimdi Atatürk'ü her şeye alet etmenin sakıncalarından bahsetsem muhtemelen "Atatürk düşmanı" olurum, dolayısıyla sesimi çıkarmıyorum. Bu arada "başöğretmen" Atatürk'ün hangi tarihler arasında öğretmenlik yaptığını merak ettim, araştırdım, bulamadım.

Tamam anlıyorum, eğitim kutsal bir vazife, Atatürk de kutsal bir insan. Dolayısıyla kraldan fazla kralcı olmayı sevenler açısından mantıklı bir yaklaşım olabilir. Ama mesela benim bildiğim bizim kültürümüzde ekmek de kutsal bir yiyecek. Atatürk'e başfırıncı ünvanı da verilmiş miydi? Verilmediyse neden verilmedi? Hak etmiyor mu? Bir ulus bugün yediği ekmeği ona borçlu değil mi? Yoksa bize yanlış mı öğrettiler?

(Bize yanlış mı öğrettiler kısmına geri döneceğim. Ama önce bir açıklama yapayım: Hayır, efendim. Atatürk düşmanı değilim. Bir çok tarihi figür gibi onu artısıyla eksisi ile anlamaya çalışıyorum. Ama sizin kalıplarınız ile "Atatürkçü" de, "Kemalist" de dğilim.)

Öğretmenler Günü konusundan buraya nasıl geldim ben de anlamadım. Ama bu gün dolayısıyla gündemle alakalı 'Erotik öğretmen' görevden alındı tarzı haber yapmaktan daha iyi yaptığımı düşünüyorum.

Bazı şeyleri bir öğrenci olarak bize yanlış öğrettiklerini farkettiğimde henüz bıyıklarım terlememişti. Yıllar sonra Catherine Baker'ın Zorunlu Eğitime Hayır isimli kitabını okudum. İzlenimler sitesindeki şu yazıyı görünce bu kitabı hatırladım. Ben 1990'lı yılların başında okumuştum ama kimbilir kime verdim de geri gelmedi, şu an elimde yok. Ama internette biraz bakınınca İmge Kitabevi tarafından Şubat 2006'da yeni baskısının yapıldığını gördüm. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okuyun. Kitapta savunulan fikirlere katılır katılmazsınız orası ayrı. Benim aklımda kalan çarpıcı ayrıntılar olarak okul binaları ile hapishanelerin birbirine benzerliği ve çocukların neden her teneffüse sevinçle bağırışarak çıktığını sayabilirim. Bize birşeylerin yanlış öğretildiği gerçeği Baker'in "okulun, devletin kendine köle yetiştirmek için organize ettiği bir kurum olduğunu, yetişkinlerin, bu köle eğitiminden başarıyla geçtikleri için bunun farkına varmadıkları" tezi ile örtüşüyor.

Kendi geçmişime baktığımda, bugün geldiğim noktaya milli eğitim sistemi ve okullar sayesinde değil, milli eğitim sistemine ve okullara rağmen geldiğimi söylemekten kendimi alamıyorum. Karşıma çıkmış olan bir çok öğretmenden sadece birkaçının hafızamda kalıcı yer edindiğini, benim için yol gösterici olduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan kendimi bazen şanslı bazen de şanssız olarak değerlendirmişimdir. Yıllar sonra istatistikte "law of large numbers" ve "central limit theorem"i anladığımda aslında bu durumun pek de şaşılacak bir durum olmadığının farkına vardım. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin arasında da çok iyi örnekler çok kötülerle bir arada. Ama büyük bir çoğunluk vasatın iki standart sapma çevresinde.

Bu gelinen noktada kişi olarak öğretmenlerden daha çok sistemin çarpıklığının payı olduğunu düşünüyorum. Her konuda olduğu gibi bu konuda da muşevvikler sistemi işliyor (incetives matter). Bugünkü eğitim sisteminde ne yazık ki iyi örnekler sistem tarafından cezalandırılıyor, kötü örnekler teşvik ediliyor, sistem iyi örnekleri vasat olmaya zorluyor.

Peki çözüm ne? Aşağıya sistemde çarpıklığı giderecek bazı çözüm önerilerini sıralıyorum. Lütfen hemen klavyeye sarılıp hararetli itirazlara başlamadan önce neyi savunduğunuzu, savunduğunuz şeyin olası pozitif ve negatif sonuçlarını gözden geçirin.

1. Zorunlu eğitim kaldırılsın. Bugün uygulanan zorunlu eğitim sisteminin negatif etkilerinden birisi ailelerin çocuklarının eğitimlerini aksatmasıdır. İster köyde olsun ister şehirde, çocuğunu herhangi bir okula kaydettiren ebeveyn kendini görevini yapmış hissediyor ve çocuğunun eğitimi ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Çünkü zaten karar verme şansı da yok. Zorunlu eğitim kaldırılırsa bütün yük ailelerin (ebeveynlerin) sırtına bineceğinden daha iyi sonuç alınacaktır. Gerek çocuklarının eğitimi konusunda gerekse doğru okulu seçme konusunda.

2. Tevhid-i tedrisat kanunu kaldırılsın. Bu kanun ümmetten millet aşamasına geçişte önemli rol oynamış olabilir. Ancak bugün sistemin çarpıklığının en önemli nedenlerinden biri. Eğitimde hedefimiz eşitlik ya da herkesin aynı eğitimi alması değil, çeşitlilik ve özgürlük olmalıdır. Kemalistler kafalarındaki "öcü dinci okullar" hayaletinden, dinciler de "bu okullar çocuklarımızı dinsiz yetiştirecek" korkusundan ve önyargısından kurtulması lazım. Yasaklar her iki grubu da marjinalleştirmekte yer altına itmektedir. Bırakın isteyen çocuğuna dini eğitim versin isteyen bale eğitimi, isteyen de her ikisini de ya da hiçbirini. (Bale eğitimi ve dini eğitim birbirinin alternatifi değildir, sadece örnek veriyorum.) Hatta dileyen kutuplarda pancar yetiştirme okulu bile açabilir. Öğrenci bulacağına güveniyorsa neden olmasın? Eğitimde çeşitliliği sağlar zorunlu eğitimi de kaldırır ailelerin özgürce karar vermesini sağlarsak müşevvikler sistemi daha iyi olanı ödüllendirecektir.

3.Öğretmenlere ve okullara verilen teşvikler kaldırılsın, eğitim konusunda illaki de teşvik verilecekse öğrencilere ve ailelere verilsin. Herhangi bir piyasada eğer devlet eliyle teşvik verilecekse bu teşvik üreticilere değil tüketicilere verilmeli, üreticiler değil tüketiciler korunmalı ya da desteklenmelidir. Eğitim hizmetini düşündüğümüz zaman da aynı kural geçerlidir. Bugünkü sistemde aileler okullar için birbiri ile yarışmaktadır. Ancak okul ve öğretmenler yerine öğrenciler ve aileler desteklenirse okullar aileler için birbiri ile yarışacaktır. Siz hangisini tercih edersiniz?

4. YÖK lağv edilsin, gerek üniversiteler, gerekse liseler bağımsızlığa kavuşsun. İsteyen okul paralı eğitim yapsın, isteyen parasız. Aileler de istediği okulu seçmekte özgür bırakılsın. Devlete göbeğinden bağlı bir akademik ortamda yaratıcı düşünce ve kaliteli eğitim mümkün değil. Üniversiteler gerekirse yer çekimi kanununun bile tartışılabildiği özgür ortamlar olmalı.

5. Her öğretmene eşit maaş, eşit statü gibi saçma uygulamadan vazgeçilsin. Farklı performansa farklı ücret ödenmesine izin verecek piyasa mekanizmasının önündeki engeller kaldırılsın. Yeterlilik konusu saçma sapan sınavlarla değil tecrübe ile belirlensin. Bu konuda da karar merkezi sınav sistemi ile alınmasın her okulun kendi inisiyatifine bırakılsın.

İlkokulda aynı sıraları paylaştığım arkadaşlarımdan bazıları öğretmen olmayı tercih edip milli eğitimin çarkları arasına girdiler. Ancak kabaca bir değerlendirme yaptığımda çoğunun gerçekten öğretmen olmak istedikleri için değil, üniversite sınavında daha iyi bir alternatife yetecek puan alamadıkları için öğretmen olmayı tercih ettiklerini görüyorum. Yani sistem iyileri ayıklayıp başka birşey yapamayanları öğretmen olmaya teşvik ediyor gibi görünüyor. Böyle bir sistemden mucize beklemek için fazla iyimser olmak gerek.

Bense gerek üniversite öğrenciliğim sırasında gerekse daha sonra özel dersler verdim, piyasanın içinde bulundum. Eğitim sisteminin ürünleri olarak normal çarpma ve bölme işlemini dahi yapamayan ama üniversiteye devam eden öğrencilerim de oldu, eğitim sisteminin çarkları arasında ezilen cevherlerle de karşılaştım. Bugün, arkadaşlarımın aksine, yapabileceğim bir sürü meslek arasından sıyrılıp sadece öğretmeyi sevdiğim ve sevdiğim işi yapmak için öğretmenlik mesleğini seçmiş bulunuyorum. Bu yüzden, başta öğretmenlerin (öğretmen olan okuyucumuz varsa) ama tüm okuyucularımızın burada yazılanları hariçten gazel okumak olarak değil de kendi içlerinden birinin "yapıcı" önerileri olarak dikkate almalarını tercih ederim.

Edit: Kutlamayı untmuşum. Bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun. Daha iyi olan öğretmenlerimizinki daha kutlu olsun.
Read More!

milleplateaux'yu takdimimdir

milleplateaux yorum yapmis, arada kaybolmasina izin vermemek lazim:

PISA (programme for international student assessment) demisken:

"pisa 2006 rakamlarına göre bilimsel bilgi ve beceri konusunda türkiyede öğrencilerin dağılımı şöyledir:

seviye 1'in altı: 12.9
seviye 1 : 33.7
seviye 2 : 31.8
seviye 3 : 15.1
seviye 4 : 6.2
seviye 5 : 0.9
seviye 6 : pratik olarak 0!

türkiyede 15 yaşındakilerin %46.6'sı, yani neredeyse yarısı bilimsel bilgi, basit matematik, basit modellemeden uzak bir yaşam sürmektedir! bu kişilerin topluma ve iş gücü piyasasına katılım anlamında zerre kadar bir yetenekleri ve bilgileri olmayacaktır. bilgi ekonomisine geçtiğimiz şu çağda 15 yaşındakilerin yarısı seviye 1'i bile becerememektedir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

bu rakam, oecd ortalaması olan %19.2'nin iki katından fazladır ve çok çok vahimdir!

türk öğrencilerin performanslarının sosyo-ekonomik durumları ile bağlantısı yoktur. yani zengin, fakir, sağcı solcu, dinci, laik nereden gelirse gelsin öğrenciler aynı kötü performansı sergilemektedir.

not: burada sorulan sorular öyle kazık falan değil. örneğin soruya bakın:

"televizyon yorumcusu alttaki grafiği gösterdi ve şunu söyledi:

bu grafige bakarsak, y şehrindeki soygunlarda 1998'den 1999'a büyük bir artış olduğunu görüyoruz.

bu yorumcunun söylediklerine katılıyor musunuz? cevabinizi açıklayın ve destekleyici argümanlar ortaya koyun"

---------505---510---515---520
1998 xxxxx

1999 xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

skala 505'ten başladığı için aslında artış fazla değil. bunu bile söylemek 4. seviyeye getirecek puan kazandırıyor. buna rağmen türk öğrencilerin %88'i bunu söyleyememiş. durum felaket!"


Ibrahim'e de dedim. Patron, sen bu adami eksi sozlukten Ekonomi Turk'e transfer et. Yilin transferi olur. Read More!

Hadi Leeeen!!

Guardian Gazetesi bir arastirma yapmis ve dunyanin en iyi 100 universitesini belirlemis. Ilk 6 sira su sekilde:

1- HARVARD Üniversitesi (ABD)
2- CAMBRIDGE Üniversitesi (Büyük Britanya)
3- YALE Üniversitesi (ABD)
4- UCL (University College London) (Büyük Britanya)
5- IMPERIAL College London (Büyük Britanya)
6- OXFORD Üniversitesi (Büyük Britanya)

Bizim gazeteler de bu haberi "En iyi üniversiteler arasında Türk yok" seklinde vermisler. Yuh yani!. Bizim univesitelere demiyorum, bizim medyaya yuh diyorum. Hani arada sirada "yuzyilin adami" veya "en iyi yabanci basketbolcu" anketi yapilir; sonrasinda bizim gerizekalilar anketin yapildigi yere yigilip Ataturk'u yuzyilin adami, Hidayet'i en iyi yabanci basketbolcu secerler ya ayni o hesap.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Ingilizler bir taraflarini yirtsalar dunyanin en iyi 6 tane universitesi arasina 4 tane universite sokamazlar. Ilk 100'e bakiyorum, "Buyuk Britanya" isminden gecilmiyor. O yuzden zaten butun Nobel odullerini Ingilizler toplayip duruyor (Burada kinaye yapiyorum anlamayanlar icin).

Listenin geri kalanina bakarsaniz diger ulkelerin de ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, ve Hong Kong oldugunu goreceksiniz. Yani adamlar Ingiltere'yi secmedikleri zaman Ingiliz milletinden gelenleri secmisler. Cok objektif ve tarasiz herifler, gozlerim yasardi.

Bizim medya bu haberi benim analiz ettigimden farkli analiz ediyorsa hatayi kendinde aramali. Sunu da belirteyim, Turkiye'den en iyi universiteler listesinin ilk 100'une en azindan 1-2 universite girer. Eger listede Turk universitesi yoksa bilin ki siralamayi uydurmuslardir. Read More!

Suudi Arabistan'da 3 Milyar Dolarlik Universite

Suudi Arabistan 3 Milyar dolara bir üniversite kurmuş üniversitenin hedefi de "Suudi krallığını bilimsel ve teknolojik araştırmalarda küresel sıralamanın zirvesine taşımak"mış. Ben bu hedefe ulaşacağına kesinlikle inanıyorum. Çünkü bu üniversiteyi diğerlerinden ayıran ve tek başına suudi arabistanı küresel sıralamanın zirvesine taşıyabilecek bir özelliği var! Açıklıyorum!!!

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Bu üniversite sınırları içinde kadınlar araba kullanabileceklermiş!!! Olay budur işte... Read More!