Otobus Sirketi Hurmasi

Mikroekonomi makro'dan cok daha eglenceli bir alan. Komedi filmlerinde goremeyecegimiz durumlar karsimiza haber olarak cikiyor. Bunlardan bir tanesi de Hurriyet'in haberi:

"Van'dan diğer kentlere otobüsle yolcu taşımacılığı yapan Van Gölü, Best Van, Van Seyahat, Özvan Yolu, Van Yolu ve Erciş İtimat isimli 6 turizm ve seyahat acentesinin yetkilileri, havayolu taşımacılığının ucuz olmasından dolayı yolcu taşımacılığında büyük sıkıntı yaşadıkları için acenteleri bünyesindeki yaklaşık 300 otobüsü satışa çıkarma kararı aldı.

2 gündür yolcu taşımacılığının yapılmadığı Van'da, Otogar Müdürlüğü önüne park edilen araçlara “Satılıktır” yazısı yapıştıran araç sahipleri, sorunlarına çözüm bulunmaması durumunda yüzlerce insanın işsiz kalacağını belirttiler. Araç sahipleri, hava yolu şirketleriyle seyahatin ucuz olmasından dolayı yolcuların otobüs yerine uçağı tercih ettiğini, bu nedenle de otobüslere rağbetin azaldığını kaydettiler.

Kazandıkları paranın yakıt ücretini dahi karşılamadığını vurgulayan araç sahipleri, protestolarının, devlet yetkililerinin sorunlarına çözüm bulmadığı sürece devam edeceğini ve bu süre içinde kontak kapatacaklarını dile getirdiler."

Guleriz aglanacak halimize. Otobus sirketi sahipleri (basinimiz bunlara yakinda UCAKZEDE derse sasirmayin) piyasadan anlayan adamlar, rekabet edememeleri yuzunden yeterince yolcu tasiyamadiklarini anlamislar. Burada problem yok, problem havayolu rekabetinin gelisini yillar oncesinden gorememeleridir. Bu ucaklar havadan inmedi yaa! (hehehehe) Ben bundan 5 sene once mikroekonomi dersleri verirken kucuk havayolu sirketlerinin buyuk havayolu sirketlerine getirdigi rekabeti tartisan bir case study yaptigimi hatirliyorum. Bu rekabetin Turkiye'ye gelmeyecegini dusunmek safliktan baska birsey degildir. Ayni tekstilcilerimiz gibi otobusculerimiz de ortada kalmistir. Kisa mesafe (500 km'den az) otobus tasimaciligi yapan sirketlerimiz hizmetlerini cesitlendirerek hava tasimaciligi ile rekabet edebilirler belki ama, Van'dan Istanbul'a veya Ankara'ya otobus tasimaciligi yapan sirketlerin cok fazla sansi yok.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Pegasus havayollari Istanbul-Erzurum ve Ankara-Erzurum arasinda 35 YTL'den bilet satmaya baslayacaklarini aciklamis. Van'daki otobus isletmecilerinin yasadigi rekabetin aynisi Erzurum'da da diger illerimizde de yasanacaktir. Bunu bilmek icin ekonomi profesoru veya kahin olmaya da gerek yok.

Isin aglanacak yani Van'li otobusculerin DEVLET YETKILILERININ SORUNA COZUM BULMASINI beklemeleri. Devletten cozum beklemesinler, ben onlara cozumu soyleyeyim. Bir an once otobus piyasasi kullanilmis otobuslerle dolmadan ve fiyatlar dusmeden once ellerinizdeki otobuslerini satisa cikarin, ama bu sefer gercekten satisa cikarin, protesto amacli degil. (Ya da dogu turizmine odaklanan tur sirketi kursunlar ve otobusleri burada kullansinlar ama bu cok karmasik bir cozum, en iyisi DEVLETTEN OTOBUSLERINE KANAT TAKMASINI istesinler, boylece problem kokunden cozulur!!)

Devlet bunlara da yardim yaparsa ben de bir daktilo fabrikasi acacagim ve devlet destegi isteyecegim. Gerizekaliyim, kafam teknolojik yeniliklere basmiyor, rekabet edemiyorum, devlet bana da yardim etsin. Read More!

Marka Meraki nedir?

Soz verdigimiz uzere marka meraki nedir sorusuna cevap verip markalar uzerine yazi yazacagiz. Gerci okuyucularimiz bu konuya daha once fazla ilgi gostermemislerdi ama biz yine de mikroekonomi konularindaki yazilarimiza devam edecegiz, 5-10 sene sonra artik makroekonomi ulkemizdeki aciliyetini kaybedince biz de bu yazilari arsivden cikarip tekrar okuyucunun onune koyariz.

Markanin iki tane fonksiyonu var. Birincisi musteriye urunun kalitesi (veya hizmetin kalitesi) hakkinda bir bilgi verir, musteri gecmisteki tecrubelerine dayanarak alacagi urun hakkinda fazla bir arastirma yapmadan karar verebilir. Markanin ikinci fonksiyonu ise simgeledigi statu ile ilgili. Diyelim ki Turkiye'de A tekstil sirketi Armani'nin taseronlugunu yapiyor olsun, ayni sirket Armani ile yaptigi anlasmaya uymayarak el altindan ayni malzemeyi ve ayni tasarimlari kullanarak baska bir marka altinda urettigi urunleri Armani fiyatlarinin ancak cok altinda bir fiyata satabilir. Armani urunlerini alanlar bunu Armani pahali oldugu icin aliyorlar ve boylece kendileri ve "digerleri" arasindaki farki ortaya koyuyorlar.

Baska bir ornek vereyim, Amerika'da bir cok golf kulubu var, halka acik olanlarinda saatine $6 gibi bir rakam vererek golf oynayabilirsiniz. Ote yandan "private" golf kuluplerinin senelik uyelik ucreti $50,000 civarinda seyreder. Belki ozel golf kuluplerinin cimleri biraz daha yesildir, daha bakimli da olabilir ama bu haftada $1000'lik bir ucreti aciklamak icin yeterli degildir. $1000'lik ucretin fonksiyonu yoksul ve orta halli kisileri disarda tutup, sadece zenginleri iceri almaktir.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Turklerdeki marka merakini da "kaliteli urun tuketmek" isteginden ziyade "sosyal statuyu cumle aleme ilan etme" istegi olarak acikliyorum ben. Turkler tonla para sayip aldiklari urunlerin markalarinin diger insanlar tarafindan gorulebilecek yerlerde olmasina dikkat ediyorlar cunku.

Peki marka yaratmak neden onemli? Marka yarattiginiz zaman urununuz "commodity" olmaktan ciktigi icin fiyatlandirma da ust kademelere cikmanizi sagliyor. Siradan bir tisort 5 milyon liraya ancak alici bulurken, Polo tisort 50 milyona alici buluyor. Neymis, Poloymus?

Neyse, bizi buraya kadar sabirla takip eden makrocu okuyucularimiza da bir jest yapalim ve marka merakini tasarruflarimizin dusuklugune baglayalim. Turkiye'de tasarruflarin dusuk olmasinin bir nedeni de insanlarimizin marka meraki yuzunden tasarruf edecekleri parayi marka yaraticilarina verme tercihidir. Tekstilcilerimizin de aci icerisinde kivranmalarinin nedeni rekabete acik urun uretmeleridir, eger marka yaratabilselerdi karsilastiklari acimasiz Asya rekabetiyle daha iyi basedebileceklerdi. Maalesef cogu beceremedi, o yuzden de yokolmaya mahkumlar. Read More!

Cari Acik Kimin Sucu?

Tabii ki ilk akla gelen basta IMF olmak uzere Dunya Bankasi, Birlesmis Milletler, UEFA gibi uluslararasi kuruluslar ve onlarin "empoze" ettigi "yuksek faiz, dusuk kur" politikasi. Oyle ya, dusuk kur sayesinde insanlar tuketiyorlar ve faizlerin yuksek olmasi da (bir sekilde) tuketim cilginligini tesvik ediyor. Ic tasarruflar azaliyor, ekonomi disaridan yabanci sermayeye muhtac hale geliyor. Dis borclanma cig gibi buyurken cari acik yukseliyor ve ekonominin kirilganligi surdurulemez hale geliyor. Issizlik artarken, enflasyon basini kaldiriyor, butce dikis tutamiyor. Kisa vadeli cozumlerle gunu kurtarmaya calisanlar yaklasmakta olan kriz karsisinda caresiz kaliyor. (tam Radikal yazari Ugur Civelek vari bir yazi oldu burasi).

Oncelikle yuksek faizin nasil olup da tasarruf etmeyi degil de tuketimi tesvik ettigi sorusunu bir kenara birakalim. Neden dusuk kur'un yerli tuketim malindan yabanci tuketim malina gecisi (substitution effect) saglamakla kalmayip ayni zamanda toplam tuketimi de arttirabildigi (income effect) konusunu da unutalim.

Onun yerine gelin hep birlikte ozel tuketimin ve kamu tuketiminin yillar icinde nasil bir gelisim izledigine bakalim. Madem su anda son 20 yilin en degerli parasi ile yasiyoruz, o zaman ozel tuketim de son 20 yilin en yuksek seviyesinde olmali, degil mi?

Asagidaki grafik ozel tuketimin ve kamu tuketiminin milli gelirden aldiklari payi gosteriyor. Ne goruyoruz? Ozel tuketimin milli gelir icinde aldigi pay gayet istikrarli bir sekilde %65 ile %70 arasinda degismis. Cogunlukla ekonominin kuculdugu veya durakladigi zamanlarda (1989, 1994, 1999) %65 seviyesine inmis (2001 haric) kriz sonrasi 68-69 seviyelerine cikmis. 2006 yilinin ikinci yarisi itibari ile %69 civarinda.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Kamu tuketimine bakarsak, bu sefer istikrarli bir yukari trend goruyoruz. 1980'lerin sonunda %8 iken 1989-1993 arasi devamli artmis ve %13'e cikmis. 1994 krizinden sonra bir miktar dusmus, ama daha sonra koalisyon hukumetleri sayesinde tekrar artarak %14'e cikmis. Bir daha da inmemis (Erdogan hukumetinin, kamu maliyesindeki duzelmeyi giderleri azaltarak degil, gelirleri arttirarak gercekletirdiginin bir kaniti.)

Diger bir degisle, eger 80'lerdeki "kucuk" devlet, kucuk olarak kalmayi basarsaydi ve tuketimini %8 seviyesinde tutsaydi, bu parayi da tasarruf etseydik, yatirima harcanabilecek milli gelirin %6'si civarinda bir kaynak olacakti. O zaman cari acigi da 6 puan dusuk tutma ihtimalimiz olacakti (dikkat edin, kamu tuketiminin icinde faiz harcamasi yoktur, cunku faiz bir transfer harcamasidir).



Peki devlet nereye harcamis paramizi, nasil tuketmis. Ikinci grafikte, kamu tuketimini ikiye ayiriyoruz. Maas ve ucretlere harcanan para ve diger mal ve hizmet alimi.


Diger kategorisi %3 civarinda hemen hemen sabit. Maas-ucret kismi ise 1990-93 arasi patlamis, %5'den %10'a cikmis. Nasil olmus bu is? Bunu da son grafik gosteriyor:



1989'da kamuda saat basina ucret endeksi 40 seviyesinden 1993'de 130 cikiyor. 4 sene icinde kamunun verdigi ucret 3 kattan fazla REEL olarak artiyor. Aferin Ozal, aferin Akbulut, aferin Mesut Yilmaz, aferin Demirel. Farkindasinizdir, 80'lerin sonunda ulkede petrol bulundu, devletin kasasi para ile doldu. Nasil harcayacagimizi bilemedik! Tamam, ucretler 80 sonrasi uzun bir sure dusuk tutulmustu, ama bu kadar cabuk, bu kadar buyuk artislari devlet nasil finanse eder diye neden kimse sormadi?

Once 1989'da devlet %43 reel zam yapiyor ucretlere. 1990'da %33, 1991'de %31, ve 1992'de %20. Bu kadar yuksek zammi bu kadar kisa bir sekilde verdikten sonra (sosyal guvenlik gibi transfer harcamalarindaki artis ile bir araya gelince) devletin butcesi hep acik vermeye basliyor. Yani yatirima haracanabilecek ozel tasarruflari devlet bir guzel ic ediyor. Ondan sonra ozel sektor disaridan kaynak arayinca da ulkeyi dis borc batagina sokan vatan haini ilan ediliyor. Devletin yuksek faiz politikasi uyguladigini soyleyenler, faizlerdeki artisin devletin bol keseden harcamasinin bir sonucu oldugunu gormezler. Su yazidaki grafigi yuksek faiz tayfasinin duvarina asmak lazim.

Ama siz bu yazilanlari inanmayin. Her sey IMF'nin ve "yuksek faiz, dusuk kur" politikasinin sonucu. Yok abi, benim vallahi bir gunahim yok. Biz saf ve bakir bir halkiz. Su hurmalar da ne kadar lezzetliydi. Ah biraz daha olsa da yesek. Ama su karnimi agritan cekirdekler de nereden cikti? Herhalde IMF koydu. Kahrolsun IMF (Bakiniz)!

Tasarruflar nasil artar diye dusunurken bu yaziyi da aklinizin bir kosesinde saklayin. Read More!

Issizligin Kaynagi Keynesyen Politikalar

Hursit Günes Milliyet gazetesinde yayinlanan 29 Kasim 2006 tarihli yazisinda monetarizmin muhasebesini yapiyor. Friedman’ci politikalarin, 1970’lerde ekonomilerin stagflasyona (enflasyonla birlikte gelen durgunluk) sürüklenmesiyle popüler hale geldigini, enflasyonla mücadelede basarili olmakla birlikte issizlige çare olmadigini ileri sürüyor. Günes’in analizi enflasyonla issizligin ters orantili oldugunu ileri süren Phillips egrisine dayanmaktadir. Halbuki böyle bir iliskinin yalnizca kisa dönemler için geçerli oldugu, uzun vadede enflasyonla issizlik arasinda buna benzer bir baglantinin kurulamayacagi kanitlanmistir. Örnegin Amerika uzun yillardir enflasyonu kontrol altinda tutarken, issizlik oranlarini düsük seviyelere indirmeyi basarabilmistir. Enflasyonla mücadele programlarini issizligin sorumlusu olarak göstermek büyük bir haksizliktir. Aksine issizligin temel sebebi Keynesyen ekonomi politikalarin ta kendisidir. Genisletici maliye politikalarinin faizlerin ve vergilerin artmasina yol açarak özel sektör yatirimlarini disladigini biliyoruz. Avrupa kitasindaki yaygin issizligin kaynagi monetarizm degil, asiri korumaci politikalarla emek piyasasinin esnekligini yitirmesi, gerçekçi olmayan asgari ücret seviyeleri ve sosyal güvelik sisteminin tasinamaz hale gelen maliyetleridir. Sayin Günes’in monetaristlerin tavsiyelerine kulak asilmadigi ve devletin özel sektör aleyhine sürekli olarak genisletildigi saptamasi dogrudur. Yapilanlar popülizmden baska birsey degildir ve Türkiye’de devletten beslenmeyi aliskanlik haline getiren baski gruplarinin etkisi altindaki bizzat sag iktidarlar tarafindan gerçeklestirilmistir. Sonuçlarini biliyoruz. Artan borçlar, yükselen enflasyon ve faizlerin tetikledigi krizlerlerle yerinde sayan bir ekonomi. Lütfen kendi deneyimlerimizi de göz önüne alalim. Türkiye 2001 yilindan bu yana siki maliye politikalari uyguluyor. Bu politikalarla enflasyonu kontrol altina almayi basarirken, yüksek büyüme rakkamlarindan feragat etmedik. Faizler düstü, yillardan beri ilk defa özel kesimin ekonomideki agirligi artti. Üstelik devlet bütçesinde egitim, yatirim ve sosyal güvenlik alanlarina ayrilan pay oransal olarak yükseldi. Nüfusun hizla artmasina, niteliksiz isgücünün yüksekligine ragmen büyüme sehirlerde istihdam yaratabilmekte. Daha iyisi basarilamiyorsa ardinda yatan sebep ‘enflasyonun düsürülmesi’ degildir, Türkiye’nin gerçekleriyle uyumlu olmayan kati emek piyasasi, çok kademeli vergilendirme ve bir türlü niteligini artiramadigimiz isgücü arzdir.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Günümüzde paranin tanimlanmasindaki zorluklar, sermaye hareketlerinin serbestlesmesi para politikalarinin etkin bir sekilde kullanilmasini zorlastirmaktadir (Bknz. ‘Bye bye Friedman’). Buna karsin piyasalarin daha fazla liberalizasyonu, devletin ekonomiden elinin eteginin çekmesinin gerekliligi dün oldugu gibi günümüzde de geçerliligini korumaktadir .

ahmet çavusoglu Read More!

IMF Nedir?

IMF nedir sorusuna cevap arayanlar bu yazida aradiklarini bulacaklardir.Hurriyet'in haberine gore "siyasi bir karar oldugu taktirde" IMF'ye borclarin odenmesi icin hazirlik yapmaya baslamisiz. Haberde IMF'ye borclarin erken odenmesinde ek maliyet olarak 10 milyar dolarlik bir hesaplama yapildigi soyleniyor. Aklima hemen Nasrettin Hoca'nin kedi ve ciger hikayesi geldi, ya da "astari yuzunden pahali" sozu. Muhtemelen hesaplamada hata yapmislardir ya onu da benim duzeltmemi beklemeyin.

Siyasi karardan kasit, secim populizmi. Ulkemizde insanlar hastalaninca doktoru sucladiklari icin ekonomi krize girdigi zaman da IMF'yi sucluyorlar. Her ne kadar IMF'nin icerisinde bir sure doktorali ekonomist olsa da IMF'nin stratejisi acik. Bir ulkeye borc veriyorsan o ulkenin o borcu geri odeyecegini garanti altina almalisin. Bunu yapmanin yolu da gelirleri arttirmak ve harcamalari kismaktir. Kisa donemde ulke buyume orani onemli degildir. Yapisal reformlar kismina simdilik deginmeyecegim.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

IMF bize de ayni receteyi yazdi, harcamalari azaltin, gelirleri arttirin. Bizim gibi 100 kazanip 140 harcayan ulkelerin sonunu tahmin etmek icin kahin olmaya gerek yok. Ozellikle yapilan harcamalar yatirimlara degil de isciye, ciftciye, isverene tesvik olarak gitmisse sonumuz bastan belli. Kacinilmaz son basa geldigi zaman yapilacak sey de ortada. Ortada IMF diye bir kurum olmasa bile hukumetler harcamalari kisma, gelirleri arttirma yoluna giderler, el mahkum. IMF ortaya gunah kecisi gibi cikiyor ve hukumetin gerekli adimlari atmasini kolaylastiriyor.

Yaptiklari bununla da kalmiyor, ustune ustluk dusuk faizden kredi veriyor. Hani bizim KOBI'lere veya ciftcilere verdigimiz cinsten. Yani bir cesit hibe. Tum bunlardan sonra hukumetin kalkip da IMF'yi populizm araci olarak kullanmak istemesi bana biraz gulunc geliyor.
Siz ne dusunuyorsunuz, bakalim kabahat doktorda mi hastada mi? Read More!

Turkmall

Mikro konulardaki yazilarimiza geri donelim. Millet cari acik patlayacak, kur alip basini gidecek derken kafasi calisanlar ne yapiyor bir ona bakalim. Kafasi calisanlardan kastim uzun vadeli dusunenler.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Turkiye'de gayrimenkul piyasasinda bir balon olmadigini, aksine gayrimenkul fiyatlarinin dusuk oldugunu daha once defalarca belirttik. Kiralarin gayrimenkul fiyatlarina gore dusuk oldugunu, bu yuzden de kira artislarinin onumuzdeki yillarda enflasyon oraninin uzerinde olacagini da soyledik. Gayrimenkul degerlendirmesi yapilirken izlenen yontemlerden bir tanesi "comparable sales" yontemidir, yani satilan gayrimenkule yakin ozellikler tasiyan gayrimenkullerin satis fiyatindan yola cikilarak kullanilan yontemdir. Turkiye'de satilan gayrimenkullerin gelecekteki degerini tahmin etmenin bence en guzel yolu, Yunanistan ve Ispanya gibi ulkelerdeki gayrimenkul fiyatlariyla kiyaslamak ve belli bir oranda bu fiyatlari iskonto etmektir. Gayrimenkul degerlemesinde simdiki kira gelirlerinden yola cikarak gelir yontemini kullanirsaniz oldukca dusuk degerler bulursunuz (ozellikle kira artis oranlarini ve faizleri iyi tahmin etmeniz gerekir ki, cok zor bir is).

Vatan Gazetesinin haberine gore Turkiye'nin bir cok yerinde alisveris merkezi insaa projeleri olan Turkmall isimli sirket Gazi Mahallesinde 55 milyon YTL odeyerek arsa satin almis. Yaptiklari teklif en yakin tekliften %50 daha fazla imis. Bizim "cin" Turkler bu adamlara keriz gozuyle bakiyorlardir dunya kadar parayi doktukleri icin, oysa 3-5 sene sonra adamlar bu parayi bir senelik kira geliriyle cikaracaklardir zaten.

Neyse sizleri boyle onemsiz bir konuyla baydiysam kusura bakmayin, gonlunuzu almak icin hemen bir geyik atayim ortaya: cari acik da cok cikti canim, sonsuza kadar boyle gitmesine imkan yoktur; uc vakte kadar kesssin patlayacak, uc gun mu desem, uc ay mi desem, yoksa uc yil mi desem.... Read More!

Faizler ve Hurmalar

Her ne kadar bilen ve bilmeyen herkes ekonomi konusunda yorum yapiyorsa da ekonomi Turkiye'nin ancak ucuncu onemli konusudur. Birinci konu futboldur (spor degil futbol), ikinci konu politikadir (Ataturkculuk, dincilik, cikar saglama, takim tutar gibi parti tutma, vs.), ekonomi bunlardan sonra gelir. Bu nedenle ekonomiden cok da anlamayan ama ucundan kosesinden bir seyler bilen politikacilar ekonomiden cimbizla rakamlari secerek politik amaclari icin kullanma yoluna gidebiliyorlar.

Son 20 yilda politikacilar genelde ekonomik verilerden "enflasyon" rakami uzerine odaklanirlardi. Neden? Cunku enflasyon sabit geliri eritir, TL tasiyan vatandaslarimizi cezalandirirdi. Ekonomiden anlayanlar buna enflasyonun degil, beklenmeyen enflasyonun neden oldugunu, insanlar beklentilerini bir kez sekillendirdikten sonra faizler, maas artislari, doviz kurlari vs. enflasyon beklentilerine gore ayarlandigi icin politikacilarin vurguladigi olumsuz etkilerin buyuk olcude ortadan kalktigini bilirler. Enflasyon iyidir demiyorum, yanlis anlamayin. Soyledigim politikacilarin cambazlik yapip zaten ekonomiden anlamayan halki manipule ettikleridir.

Enflasyonun olumsuz etkisi riskleri buyutmesidir. Bu nedenle yatirimlar dusuk enflasyonlu bir ortama nazaran azalir, alinan ve verilen borclarda vade azalir, kisa zaman icerisinde enflasyonlardaki dalgalanma neticesinde bir kesimden baska bir kesime buyuk gelir transferi yasanir. Ulkemizde normalde dalgalanma yaratacak gelismelerin krizlere donusmesinin nedeni enflasyon nedeniyle ortaya cikan vade kisaligi ve butce aciklari idi. Artik enflasyon ciddi bir problem olmadigi icin politikacilar da ilgi alanlarini ozellikle cari acik ve doviz kuru konularina ve dolayisiyla yuksek faizlere kaydirmislardir.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Kurt politikacilar dusuk doviz kurunun faizlerin yuksek olmasina sebep oldugunu soylemekteler. Faizin yuksek olmasinin nedeni daha oncede defalarca belirttigimiz gibi "dun yedigimiz hurmalarin bugun bir taraflarimizi tirmalamasi" olayidir. Hurmalari siralayalim:

1. Ozal sonrasinda ilk Mesut Yilmaz doneminde (Mesut Yilmaz daha basbakan olmadan once ustu acik kirmizi bir Cadillac ile oturdugum sehirde tur atmisti, cok "genc" ve "dinamik" bir politikaciydi) memur ve isciye yapilan zamlar cok kisiyi sevindirmisti. Yine de Allah secimlerde herkese bir ev ve bir araba vaadeden, tum problemleri 500 gunde cozecek Cin Demirel'in yuzune guldu.

2. Cin Demirel memurlari ve iscileri erken emekli ederek onlarin yerine issizleri yerlestirerek issizlik problemine "muthis" bir cozum bulmustu. Dunyada hic bir iktisatcinin aklina gelmeyecek bu muthis fikir simdiye kadar yedigimiz hurmalarin en buyugu idi. Karpuz buyuklugundeki bu hurma her gecen gun daha da kroniklesen Sosyal Guvenlik aciklarinin en onemli iki nedeninden bir tanesidir.

3. Bir avuc dolusu kucuk hurma: pamuk taban fiyati, sekerpancari taban fiyati, findik taban fiyati, bugday taban fiyati, fistik taban fiyati, yesil mercimek taban fiyati, yas cay taban fiyati, tutun taban fyati, zeytin taban fiyati, celtik taban fiyati, misir taban fiyati, soya taban fiyati, nohut taban fiyati, cekirdeksiz kuru uzum taban fiyati, incir taban fiyati, aycicegi taban fiyati, antep fistigi taban fiyati, vs. vs.

4. Dusuk faizli krediler her tur politikaci tarafindan sevilen diger bir hurma cesididir. Istihdami arttiracagi varsayilan bu hurmalar butce aciklarinin yukselmesine ve neticede faizlerin daha da yukselmesine katkida bulunarak uzun vadede hedeflenenin tam tersi etkide bulunmuslardir.

5. Tesvikler politikacilarimizin sevdigi baska bir hurma cesididir. Bal dutan barnagini yalar felsefesinden de hareketle uygulamaya konulan bu hurmalar bir cok "girisimci" cikararak ulkemizin "kalkinmasinda" onemli rol oynamistir.

6. Kurtarici hurmalar ziraat, halk, emlak, pamuk, demir, kent gibi turlere ayrilir. Detaya girmeme gerek yok hepiniz biliyorsunuz.

7. Zede hurmalari. Bunlar da imarzede, offshorezede, tavukzede, dovizzede, findikzede gibi gruplara ayrilir, eylem ve santaj yontemleri kullanilarak tuketilen bu urunler de cok sevilen ancak daha sonra hazimsizliga yol acan urunlerdendir.

Bakiniz 1988 yilinda imalat sanayi reel ucret endeksi 62 imis, bu rakam ozellikle Mesut Yilmaz zamaninda 1991'in sonunda 162'e yukselmis. Ben Yilmaz kadar "isci ve memur dostu" bir kisi gormedim. Sonrasinda Erdal Inonu'nun de yer aldigi koalisyonlarin ilk iki yilinda bu yuksek ucretler korunmus olsa da, sonuna dogru ozellikle 1994 krizinden sonra 100 seviyesine gerilemistir bu rakam. 1999 yilinda Ecevit hukumete geldigi zaman tekrar 100'un uzerine cikmayi basaran reel ucretler 2001 kriziyle bir darbe daha alarak bugun 1991'deki seviyesinin neredeyse yarisina dusmustur. Rakamlar bile Mesut Yilmaz'in en buyuk isci dostu oldugunu gosteriyor.

Yilmaz ve Demirel'in bize yedirdigi bu hurmalar faiz harcamalarinin exponential artmasi neticesinde etkisini artan siddetlerde gostermeye basliyor. Koalisyonlardan ve populist hurmalardan dolayi vergileri onemli miktarlarda arttirip butce aciklarini kapatma yoluna gidemiyoruz. 1996-2000 yillari arasinda her topladigimiz 100 liralik vergiye karsilik 140 ile 150 lira arasinda harcama yapmaya devam ediyoruz. 2001 ve 2002 yillarinda ise 100 liralik vergiye karsilik 155 liralik harcama yapiyoruz. Daha sonra AKP doneminde ise vergileri asiri sekilde arttirdigimiz icin ve ozellikle 2003 ve 2004 yillarinda harcamalari reel anlamda azalttigimiz icin bu rakam 2003 yilinda 140'a, 2004 yilinda 125'e ve 2005 yilinda ise 105'e dusmustur.

Dikkat edin surekli acik vermeye devam ediyoruz. Ilk yillarda isciye memura ciftciye sanayiciye para dagittigimiz icin acik veriyorduk, son 10 yilda ise daha once dagittigimiz paralarin faizine yaptigimiz harcamalardan oturu acik veriyoruz.

Bundan cikarmamiz gereken sonuc nedir? Politikacilarimizi dinlerseniz faizleri azaltmali ve doviz kurunu yukseltmeliyiz demeniz gerekir. Kafaniz calisiyorsa yuksek faizlerin bir neden degil, bir sonuc oldugunu, faizleri istesek de hemen dusuremeyecegimizi, faizleri dusurmenin yolunun butce fazlasi vermek ve hurma yememek oldugunu soylersiniz. Hurma yemedigimiz vakit butce fazlasi verecegiz, borclarimiz azalmaya baslayacak, borclar azaldikca faizler de dusecektir. Yuksek faizlerin tohumu 16 yil once Mesut Yilmaz tarafindan atilmis, gubresi Demirel tarafinda saglanmis, ve suyu Ciller ve Ecevit tarafindan verilmistir. 10 yilda ortaya cikan bir problemi bir gunde kurlarla oynayarak cozmeyi hayal ediyorsaniz sizi gelecekte Yilmaz, Demirel, Ciller ve Ecevit gibi daha coooooook kurtlar kapar, bizden soylemesi.

Not: Ekonomi Turk Anadolu kaplanlarina yapilacak 1.7 milyar YTL'lik "kolayliklari" sonuna kadar destekler ve devletten geri odemesiz (gonlunden ne koparsa, 3-5 milyon YTL) kredi bekledigini saygiyla belirtir. Hurmetler!! Read More!

Notlar

Baris, faiz konusunu benden calmis! O yuzden ben sadece faiz ve tasarruf orani uzerine sadece bir kac not dusmek istiyorum.

1. Bugun odenen faiz dun karsiliksiz harcanan paranin bugunku karsiligidir. Faiz yuku durdugu yerde ortaya cikmaz. Eger devlet butcesi acik verirse, borclanir, faiz oder. Faiz odemek istemiyorsak, devletten gelirini asan istekte bulunmayalim.

2. 1980 sonrasi odenen faizin yarisindan fazlasi enflasyon vergisi yolu ile geri alinmistir. Odenen faizin gercek miktari dolar olarak, 83 milyar dolardir, 440 degil.

3. Turk halki gelirii TL cinsinden kazanir, vergisini TL cinsinden oder. Eger TL borclanmanin reel faizi %10 ise halkin odedigi reel faiz %10'dur. Kurun seviyesinden kaynaklanan degismeler halkin odedigi faiz yukunu degistirmez. Eger dolar cinsi faiz %50 ise, bu faizin sadecen 10 puani halkin cebinden cikar, geri kalan 40 puan dovizi yuksek fiyattan alip dusuk fiyattan satanin uzerindedir.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

4. Turkiye'nin uzun donem tasarruf orani (1960-2005) %20 dir. Son 45 yili 3 doneme ayirirsak (1960-79, 1980-88, 1989-2005):

1960-79: Disa kapali ekonomi (ekonomi nedir?), ithal ikameci kalkinma politikasi, ithalat kontrol altinda

1980-88: Disa yari acik ekonomi, ihracata yonelik politikalar (yuksek kur). Faizler de (ilk defa) reel anlamda pozitif (amac tasarruflarin tesvik edilmesi)

1989-2005: Disa acik ekonomi, kalkinma politikasi?, gumruk duvarlari indi, TL deger kazandi, faiz orani yuksek.

Eger kurun seviyesi ile tasarruf orani arasinda bir iliski varsa, birinci ve ozellikle ikinci donemde yuksek tasarruf, ucuncu donemde ise dusuk tasarruf gormemiz gerekir. Goruyor musunuz?

Read More!

Faiz harcamaları

Bir okurumuz 1980 sonrası ödediğimiz borç faizlerinini analizini istemiş. Gerçi Tuğrul'a sormuş ama ben aşağıya GSMH yüzdesi olarak grafiğini çıkarttım. Bunun yanına Kamu Kesimi Borçlanma Gereği büyüklüğünü de ekledim. "Neden GSMH oranı alıyorsun" gibi saçma bir soru ile karşıma gelecekseniz, sizi eğitmeye vaktim yok. Gidin biraz kitap okuyun. Benim yazılarımı da okumayın. Mantıklı soru "neden GSYH değil de GSMH" olabilirdi, o konuda haklı olurdunuz, ama burada söyleyeceklerimin genel çerçevesini değiştirmezdi.



1- Daha önce de bir kaç kez dile getirmiştim. Kamunun gelirlerinden fazla harcayıp bunu borçlanarak finanse etmesi nesiller arası gelir transferi anlamına gelir. Faiz de bunun maliyetidir. Bugün ne kadar açık veriyorsam, borçlanacağım miktar da ona göre değişir. Bu da ileride ödeyeceğim faizi belirler.

2- Gelir ve gider akım (flow) kavramlarıdır. Borç ve servet ise stok. Akım ile stok arasındaki farkı anlayamazsanız saçma sapan çıkarımlarda bulunursunuz. Örneğin 1975 yılından 2006 yılına kadar toplam 344 milyar YTL civarında faiz harcaması olmuş diyerek bunu bir stok haline getirmek 1975 yılında doğmuş bir kişinin "her sene içinde bulunduğum yaşı toplarsam 528 yıl yaşamışım" demesi gibidir. Saçmalığı anladınız umarım.

3- İleride daha az faiz ödemek istiyorsanız, bütçe açıklarını kapatırsınız. Tavukçulara, fındıkçılara, para dağıtmazsınız. Şu anda ödediğimiz faizler geçmişte yediğimiz nanelerin, savurganlıkların bir sonucudur. Gökten zenbille inmemiştir. Hem bütçe açığı vermek istiyor hem de faizi düşürmek gibi bir hülyaya kapılırsanız, (geçmişte deneyenler oldu) o açıklar bir yerlerde patlar.

Şimdilik bu kadar. Tuğrul'un yapacağı analiz benimkinden daha düzgün olacaktır. Read More!

Bana Bir Masal Anlat

Evvel zaman icinde Hirtistan isminde bir adacik varmis... Pardon bu masal daha once anlatilmisti.
Evvel zaman icinde sehrin bir mahallesinde iki tane bakkal varmis. Ali Dede ile Veli Dede. Bunlar kazandiklari ile evlerini gecindirir, hatta bir kismini da (kazandiklari her 100 liranin 20sini) tasarruf edip, dukkanlarinin orasini burasini tamir etmek de kullanirlarmis.

Bir gun sokagin karsisina bir Migros acilmis. Ali Dede ile Veli Dede'nin isleri bozulmus. Bunlar demisler bir sey yapmak lazim. (Biraz saf olduklari icin akillarina supermarket yasasi cikarmak gelmemis).

Ali Dede demis ki buyuk balik kucuk baligi yer. Buyumek lazim. Kalkmis o ay tasarruf ettigi 20 liranin yanina bankadan borc alarak bir 10 lira koymus. Yandaki bos dukkani taksitle alarak bakkal dukkanini market haline getirmeye baslamis. 3 ay sonra 20 liranin uzerine yine 10 lira kredi koymus, marketin bir kosesini kasap yapmis. 6 ay sonra meyve-sebze kismini genisletmis, vs.
Veli Dede'de bir telas bir telas, kosup gelmis Ali Dede'nin kapisina "Aman Ali Dede, ne yapiyorsun? Borc batagina batmaktasin. Bu isin sonu yok. Bir gun banka verdigi borcu faiziyle geri isteyecek. Krize gireceksin."

Ali Dede cevap vermis "Evet borca girmek bir risktir, ama oldugun yerde kalmak daha buyuk bir risk. Bakkali markete cevirdim ki gelirim artsin, boylece daha cok kazanayim. Kazancim arttikca sermayem de artacak. Sonra onun uzerine daha cok kredi koyup isi supermarket haline getirecegim. Isleri buyuttukce benim dukkan Migros ile rekabet edecek hale gelecek, o zaman borcumu da faiziyle oderim. Hem su aralar bankalarda para cok, faizler dusuk. Simdi kredi almayacagim da ne zaman alacagim?"

Veli Dede'nin akli bu ise yatmamis. "Yok demis, senin sonun husran."
Peki ne yapmak lazim? Veli Dede cevap vermis "Ben yaptigim tasarrufu harcamiyorum, dukkana da yatirmiyorum. Onun yerine gidiyorum Migros'a borc veriyorum. Elimde Migros'a ait bir suru borc senedi birikti. Her gun bunlari sayip aferin diyorum kendi kendime, borc alici degil borc verici oldun".

Bu sefer Ali Dede afallamis. "Nerede gorulmus fakirin zengine borc verdigi. Sen parani kendi dukkaninda kullanmak, isletmek, fakirlikten kurtulmak yerine gidiyorsun borc veriyorsun. Senin ihtiyacin olan kagit parcasi mi yoksa isi buyutmek, daha cok kazanmak icin yatirim yapmak mi?"

Veli Dede orali olmamis."Sen beni yabanci sermayeye esir etmek istiyorsun. Ya cahilsin ya satilmis. Ben kimseye el acmayacagim. Yabanciya borc veren ben olacagim ki onun ipi bende olsun."
Hikayenin sonunu herkes kendi bildigi gibi yazsin.
Ulkemizde sacma sapan bir tartisma suru gidiyor. Cari acik ile mi buyumek, cari aciksiz mi buyumek?
Bir ulke cari acikla da cari fazla ile de buyumez. Yatirim ile buyur. Yatirim icin kaynak gerekir. Bu kaynak da bizde yoktur. Tasarruf oranimiz gelirimizin %20'si civarindadir. Bunun hepsini yatirimda kullansak 4-5 lik bir sermaye hasila orani ile (1960-2005 doneminde her 4.5 puan yatirim bir puan buyume yaratmistir) senelik ortalama %4-4.5 buyume saglariz. Yani su anda neredeysek 50 sene sonrada orada oluruz.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Daha fazla yatirim icin kaynak iki sekilde saglanabilir. Tuketimi azaltip tasarruflari arttirarak (mesela tuketim vergilerini %30 yapsak?) veya disaridan borc alarak. Baska yol yok. Var diyen beri gelip soylesin.
Eger ikinci yolu secersek sermayemizden daha cok yatirim yapma imkanina sahip oluruz. Aradaki farka cari acik denir. Su anda gelirimizin %8 oraninda cari acik veriyoruz, yani disaridan sermaye aliyoruz. Yaklasik %20 olan tasarrufumuzun uzerine koyunca toplam %28 kadar yatirim yapacak kaynak ortaya cikiyor. Bu da biz %6-7 civarinda bir buyume hizi verir.
Bir grup insanimiz diyor ki borcla buyume olmaz. Peki ne yapalim? Cari fazla verelim. Ne kadar? Diyelim ki %5. Bunun anlami sudur her sene biz disariya %5 miktarinda borc verecegiz, sermaye akitacagiz.
Ben de diyorum ki "Kardes, bizim zaten kendi tasarrufumuz yetersiz, %4 buyumeye ancak el veriyor. Sen bir de tutup disariya %5 para aktariyorsun. Kaldi mi bize %15. O zaman ne olacak bu buyume isi? Hangi para ile yatirim yapacagiz?"
"Ama Cin nasil yapiyor? " Turkiye ile Cin arasindaki farklari saymaya omur yetmez. Bunlardan bir tanesi orada tasarruf oraninin %40 olmasidir. %40 tasarruf yapan bir ulkenin disaridan kaynaga ihtiyaci yoktur. Turkiye'nin kendi yagiyla kavrularak buyumesine imkan verecek kadar yag yok ortalikta. Bu kaynaklari disaridan almamiz lazim, o zaman cari acik verilir, borca gireriz. Eger aldigimiz borcu akilli bir sekilde kullanirsak bir sure sonra uretim kaynaklari artar, gelirimiz yukselir, o zaman tasarrufumuz da artar, cari fazla verip borcumuzu kapatabiliriz.
"Yani o zaman siz ithalata dayali buyuyelim diyorsunuz." Arkadasim, ithalata dayali buyume diye bir sey yoktur. Ithalat, buyume yaratmaz. Ithalatin Turkcesi dis alim. GSYIH'nin Turkcesi (brut) ic uretimdir. Dis'da vuku bulan bir uretim nasil ic uretime eklenir? Ithalat, buyume yaratmaz. Ithalati buyume yaratir. Turkiye, ithalat ile buyumuyor, yatirim ile buyuyor. Yatirimi ise disaridan gelen sermaye ile finanse ediyor. Kisacasi Turkiye borclanarak buyuyor. Borclanmadan buyumenin yolu varsa soyleyin yapalim.
"O zaman sen dusuk kur yuksek faizden yanasin." Yukaridaki yazi da hic doviz kurundan bahsettim mi? Doviz kuru neyse odur. Ic faizi dusurmek istiyorsak, hukumetten borclanmaya sebep verecek abuk sabuk isteklerde bulunmayalim, hukumet de kendini kamu borcunu azaltmaya adasin.
"Ben tam aksine ihracata dayali bir buyume modelini savunuyorum." Cok da iyi ediyorsun. Az gelismis ulkeler ihracat olmadan buyuyemezler. Uretimi saglayan yatirimdir, yatirim istegini cikaran tuketimdir. Kimse satamayacagi bir malin uretimini, yatirimini yapmaz. Az gelismis ulkelerin geliri kittir. Geliri az olanin tasarrufu da az olur tuketimi de. Sirf ic piyasaya yonelirse hic bir sirket buyuyemez. Dis pazarlara acilmak sarttir.
"O zaman cok ihracat yapalim, kasalarimiz dovizle dolsun." Aynen oyle olsun, her Noel'de Amerika'dan bir de tesekkur karti aliriz! Ihracat yapmaktaki amac doviz kazanip, stoklamak degildir. Doviz kazanip harcamaktir. Stokladiginiz sey, diyelim ki amerikan dolari, aslinda birer borc senedidir. Az gelismis bir ulke borc senedini ne yapar? Corba yapip yiyebilir mi? Yiyemez. Ihcarat ile kazandiginiz dolar gelirini stoklarsaniz Amerika'ya borc vermis olursunuz. Faydasi size degil, Amerika'yadir. Onlar mal aliyorlar, siz borc senedi aliyorsunuz. Kazanilan dovizin harcanmasi gerekir ki ulkenin uretim hacmi artsin, daha cok uretsin. Zenginligin olcusu uretim kapasitenizdir, sahip oldugunuz borc senetlerinin (dovizin) miktari degil.
"Ihracatimiz artarsa cari fazla vermez miyiz?" Hayir vermeyiz. Daha cok uretmek icin daha cok yatirim harcamasi yapacagiz, ithalatimiz artacak. Cari acigi ithalat ile ihracat arasindaki fark olarak degil de yatirim ve tasarruf arasindaki fark olarak gorurseniz neden acik vermeye devam edecegimizi anlarsiniz.
"Peki ya yabanciya odeyecegimiz faiz ne olacak? Dunyanin en yuksek faizini veriyoruz." Kendinize bir iyilik edin, ic ve dis faizler arasindaki farki anlamaya calisin. Iceriden TL ile disaridan doviz ile borclanilir. Bugun Turkiye'de disaridan gelen paranin kaynagi ic faize gelen sicak para degil, ozel sektordur (bakiniz). Bankalarin aldigi uzin vadeli krediler, reel sektorun aldigi uzun vadeli krediler, ve dogrudan sermaye yatirimidir. Ucuncu durumda zaten bir faiz odemiyoruz (ama ileride disariya kar odemesi yapacagiz). Birinci ve ikinci durumda alinan borc yabanci para cinsindendir. Yabanci para faizi odenir. Amerikan faizleri %4.5, Turkiye' devletinin kredi riski %2.5 civarinda olduguna gore, ozel sektorun borc faizi %8-9 civarindadir. Amerika'da enflasyon %3.5 . Demek ki reel faiz %5 gibi bir sey. %6-7 buyumek isteyen bir ulke icin normal bir orandir.
"Disaridan borclanmak kirilganlik yaratmaz mi?" Elbette yaratir. O yuzden hem ozel sektorun az kaynakla daha cok uretim yapmasini saglayacak (yani verimliligi arttiracak) idari, hukuki, ekonomik reformlar uygulamali (rekabet kanunu, tuketici kanunu, enerji maliyeti, telekomunikasyon, asgari ucret, kayit disi ile mucadele, iflas kanunu, istihdam uzerindeki vergi yuku, vs. vs.) hem de devletin sapitip saga sola rant dagitacak populist politikalar uygulamasina engellemeliyiz.
Zengin ulkelere yetismek istiyorsaniz bisiketin pedallarini hizli cevireceksiniz. Dusmekten korkuyorsaniz, asagi inin, yolun kenarina oturun, bir cay soyleyin, sizi gecenleri izleyin. Agzinizi bir mendille kapatmayi unutmayin, toz yutabilirsiniz. Read More!

Fiyat Mekanizmasi ve Mevduat Faizi

Ekonomix son gunlerde mikro ekonomi uzerine yazilarini yogunlastirdi. Cari acik, yuksek faiz, dusuk kur gibi makro (buyuk) konular varken, mikro (kucuk) islerle ugrasmak ne kadar akla uygun o da baska bir hikaye. Ne diyelim, Ekonomix kalendar adam, gozu yukseklerde degil.

Milliyet'in bir haberini okurken onun eski yazilari aklima geldi ve fiyat mekanizmasinin mevduat faizleri ile iliskisini dusundum. Neden bankalar, mevduatin miktarina gore faiz vermesin? Cok para yatirana cok, az para yatirana az faiz vermek de ne kusur vardir? MB'nin sinirlamasi nasil oluyor da "mevduat faizlerinin serbest piyasa çizgisinde belirlenmesine" katkida bulunuyor?

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Mevduat kapmada kıyasıya rekabete giren bankaların tezgâh altından verdiği yüksek faizlere denetim geliyor. Merkez Bankası'nın düzenlemesiyle bankaların mevduata verecekleri faizin belirlenmesi, ilanı ve uygulamaları daha sıkı bir şekilde denetlenecek. Böylece bankalar, küçük mevduat sahibiyle büyük mevduat sahibine şubelerinden ilan ettikleri oranlardan farklı faiz veremeyecekler...

Bankaların küçük tasarruf sahiplerine Merkez Bankası'na bildirdikleri mevduat faiz oranlarını şubelerinde duyurmayarak, küçük tasarrufçulara daha düşük faiz verdiklerini tespit eden Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bazı bankalara çok büyük idari para cezaları kesti. Uygulamanın küçük para cezalarıyla başlamasına karşın yüksek rakamlara ulaşmasının getirdiği sıkıntılı durum karşısında harekete çeken BDDK ve Merkez Bankası'nın birlikte yürüttüğü çalışmayla mevduat faizlerinin serbest piyasa çizgisinde belirlenmesi hedefleniyor.

(Altın yorumları) Read More!

Türk insanı çalışkandır, mıdır?

1990 yılında Anadolu toprakları üzerinde 55.3 milyon insan (kurumsal olmayan nüfus) yaşıyormuş. Bu nüfusun 19.7 milyonu 15 yaşının altında imiş (toplamın yüzde 36’sı), 1.9 milyonu da yaşlı yahut sakat, hasta imiş (yüzde 3). 2006 yılında toplam nüfus 72.3 milyon kişiye, çocuk nüfusu da 20.9 milyona (toplamın yüzde 29’u) yükselmiş. Yaşlı, sakat, hasta olanlar da 3.3 milyon olmuş (yüzde 4.5). Demek ki artık daha az çocuk yapıyoruz, ve yaşlı, sakat, hasta nüfus daha hızlı artıyor. Kalan nüfusa çalışabilecek durumdakiler diyebiliriz. 1990’da bunlar 33.7 milyon kişi imiş (nüfusun yüzde 61’i), 2006’da 48.1 milyon kişiye yükselmiş (nüfusun yüzde 67’si).

1990 yılında çalışabilir durumda olan nüfusun kabaca yarısı (17.2 milyon=yüzde 51) adam gibi bir işte çalışırken bu oran 2006 yılında yüzde 44’e inmiş (21.2 milyon). Yani çalışabilir durumdaki nüfus 14.4 milyon artarken, çalışan kişi sayısı sadece 4 milyon artmış. Hemen belirtelim, bu çalışan nüfusa garsonluk yapan avukatlar, ayakkabı boyayan muhasebeciler, tarlada çalışan bankacılar, şoförlük yapan doktorlar dahil değil. Bunlara eksik istihdam (under-employment) diyoruz. Ancak, şimdi okurlarımız “bir de köşe yazarlığı yapan kapıcılar var, bunlar da dahil mi?” diye sorarsa cevap verelim maalesef bunun istatistikleri elimizde yok.

Kalan nüfus (1990’da 16.5, 2006’da 27 milyon) ne yapıyor peki? Boru değil, 1990’da çalışabilir nüfusun yüzde 49’u, 2006’da yüzde 56’sı bunlar. Bakalım ne yapıyorlar. 1990’da bunların 1.3 milyonu yukarıda bahsettiğimiz saçma sapan işlerde çalışıyorlarmış. O yüzden bunları çalışmıyor kabul ediyoruz (şimdi moda böyle). İşleri küçük gördüğümüzden ya da aşağılamak istediğimizden değil. Sadece bir doktorun ayakkabı boyacılığı yapması (uç örnek verdim) hakikaten de saçma geliyor. (Eksik istihdamın tam tanımı için TÜİK’in hanehalkı işgücü anketi bültenine bakınız.) Ama eksik istihdamda iyi bir haberimiz var: 2006’ya geldiğimizde bu tür çalışan insanlar 897 bine düşmüş. Yani 1990’da çalışabilir nüfusun yüzde 3.9’undan, 2006’da yüzde 1.9’una. Bu iyi bir gelişme!

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Gelelim, yarım yamalak da olsa çalışmayanlara. Bunlar 1990’da 15.2 milyonken 2006’da 26 milyona çıkmış. Yani çalışabilir nüfusun yüzde 45’inden, yüzde 54’üne. Bunların 1990’da 9.4 milyonu, 2006’da 12.9 milyonu ev hanımı (yüzde 28’den yüzde 27’ye ufak bir düşüş var). Bir açıdan bakınca aslında bu kişilerin çalışmadıklarını iddia etmek doğru değil. Çünkü ev işleri ile meşguller. Ancak beni asıl rahatsız eden konu Türk’ü Türk yapan prensiplerden biri olan “Erkek adam karısını çalıştırmaz” anlayışı. Üniversite mezunu da olsa kocası istemiyor diye çalışmayan bir çok tanıdığım var. Bu anlayıştan vazgeçip kadınları da işgücüne kazandırmamız lazım. İşgücüne dahil toplam kadın sayısı 6.3 milyon, yani çalışabilir durumdaki toplam kadın sayısının yaklaşık dörtte biri. Ev hanımlarının dışında, 3.6 milyon öğrenci, 3 milyon da emeklimiz var. Öğrenci sayısı 1990’da 1.8 milyonmuş, emekliler de 1.3 milyon. Emekli sayısının iki kattan fazla arttığına dikkat çekelim. Yaşlı nüfusu ilk başta zaten çıkarmıştık hatırlarsanız. Bunun kibar ifadesi: 3 milyon kişi yan gelip yatarak diğerlerinin kazandıklarından otlanıyor. Bir de mevsimlik çalışanlar var. Bunlar da 1990’da 114 bin kişi iken 2006’da 448 bin kişiye çıkmış.

Geriye kalıyor benim kaygısızlar dediğim, TÜİK’in de “ailevi ve kişisel nedenler ve bunun dışındaki diğer nedenler ile iş aramayan ve iş başı yapmaya hazır olmayan kişiler” olarak tanımladığı 1.7 milyonluk kitle. Bunların bir şekilde tuzu kuru, ya da dünya umurlarında değil. Ne iş arıyorlar, ne çalışmak istiyorlar. Ne de o taraklarda bezleri var. 1990’da kaygısızılar grubu 707 bin kişi imiş. Bunlar da iki kattan fazla artmış.

Hemen Türkiye’nin işsizlik sorunu (!) diye atlayacaksınız. Ama durum öyle değil. Çalışabilir durumda olup da çalışmayan toplam 26 milyon kişiden sadece 2.5 milyonu iş arıyor, yani aktif bir şekilde çalışmak istiyor. 2 milyonu da iş aramıyor ama olsa çalışırım diyor. Yani çalışmaya gönüllü sadece 4.5 milyon kişi var. 1990’da 15.2 milyondan 1.6 milyonu iş arıyormuş, 252 bin kişi de aramıyorum ama olsa çalışırım diyormuş. Toplam 1.9 milyon kişi.

Bakınız, hiç işsizlik oranı vermeden, bir resim çektim. Benim gördüğüm şu: Türkiye’de işsizlik sorunu değil işgücü sorunu var. Malzeme bu olunca, sonuç da bugünkü gibi oluyor. Bir yanda kalifiye eleman diye kıvranan şirketler var, diğer yanda çalışmaya pek de niyetli olmayan bir nüfus var. Nazlana nazlana kendisine iş verilmesini bekliyor. Bu kişiler çıkıp işgücü piyasasına dahil olmadığı için de işgücü piyasasında "esneklik" sağlanamıyor. Rekabeti zaten sevmeyiz. o ayrı konu

Son olarak, kişisel olarak işsizlik ve istihdamı ölçtüğüm bir yöntemi de sizlerle paylaşayım. 2001 krizi sonrası, Hürriyet gazetesinin İnsan Kaynakları ekine (Pazar günleri yayınlanır, ve en çok tercih edilen İK gazetesidir, Doğan Yayın Holding de bu beleş reklam kıyağımı unutmasın) baksaydınız, toplam iş ilanlarının (yarım sayfalık ilanlar dahil) 2 gazete sayfası olduğunu görürdünüz. Ara ara bu eke bir göz atın. Hatta önümüzdeki hafta bir Hürriyet alın, bakın bakalım İK gazetesinde eleman arayanlar kaç sayfa ilan vermiş.

Son not: Orhan Karaca, kendi blogundaki son yazısında benden daha oturaklı bir analiz yapmış. Bunu okuduysanız onu da okuyun.

(Altın Yorumları) Read More!

Ataturk ve Liberalizm

Bugun yeni acilmis Ataturkcu Dusunce isimli blog da liberallere yobaz, bizim bloga da omurgasiz Amerikanci ekonomi sitesi tamlamalari yakistirilmis. Bizim blogun omurgasiz oldugu dogrudur, bir internet sitesinin siradan bir hayvan gibi omurga tasimasini beklemek dogru degildir. Ekonomi sitesi oldugumuz da dogrudur. Ne kadar Amerikanciyiz bilemiyorum ama biraz Amerikancilik var bizde.

Benim asil deginmek istedigim nokta bu kisilerin Atuturk'un liberal olmadigini nereden cikardiklaridir. Ataturk, Turkiye'yi dinin ve dindarlarin etkisinden kurtarmis, ozgur dusuncenin tohumlarini atmistir. Liberal demek ozgur dusunceli, bagimsiz demektir. Ataturk de bizi bagimsiz yapabilmek icin elinden gelenin en iyisini yapmistir. Ataturk'u bugunun kistaslariyla degerlendirmeye aldigimiz vakit bile, bence, su an yasayan politikacilardan daha ustun bir sahsiyettir. Ataturk'u kendi zamaninin kistaslariyla degerlendirdigimiz zaman peygamber gibi adam oldugunu soyleyebilirim (peygamber kelimesini bir ulkenin kulturunu degistirebilme gucu anlaminda kullandim).

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Keske sag olsaydi da soyle karsilikli bir kac duble raki icip muhabbet edebilseydik, Turkiye'den boyle bir adamin cikabilmesi Allah'in mucizesinden baska bir sey degildir diye dusunuyorum.

Neyse, simdi birilerine ters gelen yanlis bir sey soylerim simdi farkina varmadan, onun icin bu konuyu burada noktaliyorum. Turkiye gibi bir ulkede benim bu tur tehlikeli konularda fikir belirtmemi beklemeyin, solcular bile kendilerini defalarca yakan 301. maddenin kaldirilmasini desteklemiyorlarsa benden de ekonomiden baska alanlarda yorum beklemeyin. Ben bilmem, anlamam bu konulardan. Read More!

Serbest Piyasa: Trafik

Asaf Savas Akat tahmin yapmayi birakip ekonomi teorisinden bahsetmeye basladigi zaman dogru seyleri soylemeye de basliyor. Bakin trafik sikisikligi problemine cozum olarak fiyat mekanizmasindan yararlanilmasini onerdigi yazida ne soyluyor:

"İktisatçıların trafik sıkışıklığına daima teorik bir çözümü vardır. Nedir? Bekleneceği gibi arz-talebin yani fiyat mekanizmasından yararlanılmasıdır. Bir yolun kullanılmasından arz-talebe göre bedel alınması trafik sorunun bitirecektir.

Kent devlet Singapur on yıldır (şimdi 20 olmalı) böyle bir sistemi kullanıyor. Her araca bizim OGS gibi bir sayaç takılıyor. Kentin yollarına bu araçları okuyan aletler konmuş. Ayrıca bilgi panoları yerleştirilmiş. Bunlar güçlü bilgisayarlara bağlı.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Bilgisayar her yola doğru giden aracı sayıyor. Ne ölçüde trafiği yavaşlatacağını hesaplıyor. Ona göre o yolu kullanmaya bir fiyat biçiyor. Fiyatı panoda gösteriyor. Girenden bedelini otomatik tahsil ediyor.Sıkışıklık sürerse fiyatı yükseltiyor. Sıkışıklık hafifleyince kadar yükseltmeye devam ediyor. Trafik rahatlayınca fiyatı düşürüyor. Akış normalleşince fiyatı sıfırlıyor. Velhasıl talebi yüksek yol/zaman için fiyat yüksek, talebi düşük yol/zaman için fiyat düşük oluyor.Sürücüler araç kullanma planlarını bu bilgiye göre yapıyorlar. Zorunlu olmadıkça kalabalık yollara girmiyorlar. Kent içi hareketlerini bedelini düşünerek ayarlamaya çalışıyorlar.

Sistem çalışıyor mu? Evet. Trafik günün her saatinde akıyor. Çünkü yolları sadece bedelini ödemeye razı olanlar kullanıyor. Bunda şaşırtıcı bir şey yoktur. Piyasanın çalıştığı yerde kuyruk oluşmaz. Fiyat yükselir. Böylece trafik keşmekeşinin araç, yol, metro, vs. fizik koşullardan kaynaklanmadığı anlaşılıyor. Dolayısı ile çözüm de onlardan geçmişor. Sorun fiyat mekanizmasının işlemesine izin verilmemesidir. Çözüm de oradadır. "
Read More!

Ne Kadar Zenginsiniz?

Hic senede kazandiginiz para ile dunyada kacinci sirada oldugunuzu merak ettiniz mi?

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Meraklisi icin http://www.globalrichlist.com/ bir cevap hazirlamis. Siteye gidin, yillik gelirinizi $US olarak yazin, dunyada kacinci en zengin kisi oldugunuzu (hep siralama hem yuzde olarak) gorun. Read More!

Kisirlik ve Yumurta Piyasasi

Gectigimiz gunlerde "organ piyasasinin" gerekliligi uzerine bir yazi yazmistik. Marka meraki uzerine soz verdigimiz yazi ise hala aklimizda. Bugun bu iki konuyla baglantili bir yazi yazacagiz. Sabah Gazetesinden Belcicek Pamir yazisinda su ifadeleri gundeme getirmis:

"KKTC'deki kliniğinde 64 yaşında bir Türk kadına doğum yaptırarak gündeme gelen Dr. Halil İbrahim Tekin: "Yılda 1000 aileyi çocuk sahibi yapıyoruz. Bunun yüzde 70'i Türk. En koyu tenli aileler bile sarışın mavi gözlü, zeki çocuk istiyor. Çocuğun kendilerinden uzun olmasını isteyen de var." "

Demek ki Turklerdeki marka meraki sadece Nike, Adidas, Nine West, vs. ile sinirli degil. Uzun boy, sari sac ve mavi goz de Turkiye'de bir marka. Bu bir cok alanda kendini begenmis Turklerin bir cesit asagilik kompleksinin sonucudur diyebilirsin, ama ben sosyolog degilim ve bu konuyu sosyologlara birakiyorum. Benim vurgulamak istedigim nokta insanlarin "yumurta" (bebegin kadindan gelen kismi) ve "sperm" ticaretini ahlakdisi bulmamalari, ama olenlerden yasayan hastalara organ satisini ahlakdisi bulmalari. Bunu da sosyologlara veya Patrik Bartholomeus'a veya Yasar Nuri Ozturk'e birakiyorum. (gerci Turkiye'de bunun ticareti hala yasak ama)

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Benim asil konusmak istedigim konu "yumurta" piyasasi. Bu isin piyasasi mi olur demeyin. Neticede bir kadinda iki tane bobrek var ama ikiden fazla yumurta var, o yuzden fiyatlarin dusuk olmasini beklersiniz degil mi?. Once size bunun Amerika'daki piyasasindan bahsedeyim. Reuters'dan Sue Ziddler imzali yazida Amerika'da bir adet yumurtanin fiyatinin gecmisteki $2500 degerinden simdi $35000'a kadar yukseldigi belirtiliyor. Fiyatlar niye yukselmis peki? Gecmiste caresiz durumda olan insanlar kaliteden cok miktar konusuna odaklanmislardi, yani eskiden tuketici (bilimsel olarka biz bu kisilere gercekten de tuketici veya musteri diyoruz) acisindan bir yumurtanin diger yumurtadan fazla bir farki yoktu. Ancak gunumuzde kalite kavrami on plana cikmis durumda. Yumurta'nin kalitesi nasil belirlenir?

Kolay, yumurta saticisinda irsi hastaliklarin olmamasi, fiziksel olarak cekici olmalari ve zeki olmalari, sigara ve icki gibi zararli aliskanliklarinin olmamasi, vs.. Aranan ozelliklerin tamamini icinde barindaran kadin sayisi gercekten cok az oldugu icin arz talep dengesizliginden oturu fiyatlar $35000'ler seviyesine kadar yukselmis.

Bu yazida devletin bu ise el atmasini istemeyecegim. Bu sefer ozel tesebbusun devlet engellerini nasil asacagi konusuna deginecegim. Turk halkinin mavi gozlu cocuklara ilgisini goz onune alirsak, saticilarin Rusya ve Beyaz Rusya'dan tedarik edilecegini soyleyebilirim. Ozellikle Beyaz Rusya yoksul bir ulke oldugu icin ve Kuzey Avrupalilarla da karistiklari icin Turk tuketicilerin tercihlerine uygun nitelikler tasimaktalar, hem de dusuk maliyete. Turkiye'de ise reklam yapmak hala cok ucuz oldugu icin gazete ve televizyonlara reklam vererek yine dusuk bir ucrete tuketicilere ulasmak zor olmayacaktir. Yumurta ticaret ve naklinin yasal oldugu bir ulkede bir klinik acip Turklere yaklasik $10000 gibi bir ucrete sari sacli mavi gozlu yumurta satisi gerceklestirilerek "alan memnun satan memnun" bir ticaret islemi gerceklestirilir. Dr. Halil Ibrahim Tekin gibi yilda 1000 hastaniz var ise senelik cironuz 10 milyon dolara ulasabilir ve Fenerbahceli Alex De Souza'dan daha fazla parayi bir senede kazanabilirsiniz. O yuzden ille de cocugunuzu futbolcu yapmak icin ugrasmayin, zengin olmanin baska yollari da var.

Yasal Uyari: Biz bunu bir tavsiye ya da is teklifi olarak yapmiyoruz, sadece merakli okuyucularimizin ekonomi (ekonomi nedir?) bilgisini genisletmek icin bir ornek olarak sunuyoruz. Read More!

En kötü imaj İsrail'in...


"National Brand Index” adlı araştırmada, İsrail, dünya kamuoyunun gözünde ülkelerin imajlarıyla ilgili listede sonuncu geldi.
Maalesef en kotu imaj konusunda Israil'den sonra da biz geliyoruz. National Brand Index'in sayfasina giderseniz ilginc bilgiler bulacaksiniz.

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Despite Turkey now having started EU accession talks, ordinary consumers in several of its future European partner states put it bottom overall, including Spain, France, Germany, Denmark and Italy. No European panel scores it higher than 20 on any point of the hexagon. Generally Turkey’s best figures are for tourism (it even manages a 19th place in tourism from the Polish panel), but it’s safe to say that Brand Turkey has virtually no equity. In Japan, however, it comes surprisingly high overall at 16th place, and South Korea, where the Turkish people are given an unusually high tenth place and the country an overall 17th.
Read More!

Şirketlerin döviz borçları

Bir sure once bu konu hakkinda hazirlanmis bir calismayi (Reel Sektorun Borc Yapisi ve Doviz Kurunun Bilancolara Etkisi) burada ozetlemis ve "reel sektorun yabanci para cinsinden borcu nedir?","doviz kurlarindaki degismeler reel sektoru nasil etkiler?" sorularina cevap aramistik. Bu calismada arastirmacilar (Mehtap Kesriyeli, Erdal Özmen ve Serkan Yigit), MB'nin hazirladigi ve sirketlerin 1992-2003 arasi bilancolarini kapsayan veri bankasini kullanarak bir takim sonuclara varmislardi (bakiniz).

Gecenlerde MB Istatistik Genel Mudurlugu bu veri bankasini 2005 yilina kadar guncellestirdi. Fatih Özatay'in Radikal'de konu ile ilgili bir yazisi sayesinde benim de bu isten haberim oldu.

Fazla fali uzatmadan size iki grafik sunacagim. Ilk grafik
(i) yapanci para cinsi borclarin toplam borclara orani ve
(ii) yabanci para cinsi kisa vadeli borclarin toplam yabanci para cinsi borclara orani ile ilgili.

Asagida da goreceginiz uzere sirketler agirlikli olarak yabanci para cinsinden borclaniyorlar ve bu oran %70-80 arasi degisiyor. 2001'de %81 iken 2005'de %71'e inmis.

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Iyi bir gelisme borc vadesinin gittikce uzuyor olmasi. Kisa vadeli yabanci para cinsi borclar 1998'den beri neredeyse araliksiz azalmis ve %77'den %55'e dusmus.

Ikinci sekilde ise yabanci para cinsi borclanmanin oransal buyuklugunu gosteriyor. Oransan buyukluk olarak kastettigim sey (i) dis satis gelirlerine orani ve (2) ozkaynaklara orani.

2001 krizi oncesi %100'un uzerinde olan hatta 1999'da %123'e varan disborc/ihracat orani, kriz sonrasi keskin bir dusus kaydetmis. 2004'de %45'e kadar inmis. 2005'de ise %57.

Asil uzerinde durulmasi gereken olumlu gelisme, dis borclarin ozkaynaklara oraninda gozukuyor. 2001 krizi ozkaynaklarinin %60-70 oraninda dis borc alan sirketler, su anda ozkaynaklarin %28'i oraninda dis borc kullaniyorlar.

Saruhan Ozel, ozel sirketlerin dis borclanmasi konusunda "Bu kez farkli" derken hakliymis.

(Farkli ile kastettigi borclanmanin vadesi, artan dis yukumluluklerin artan ihracat geliri ile dengelenmesi, ve dis borclanma ile yapilan yatirimin nakit akisi guclu alanlara yapilmasi)



Read More!

Felaket tellalligi yapip sivismak yok

Recep dostumuzun referans olarak verdigi Civelek'ten bahsederken, onun 2001 Eylül basinda 'yatirimcilara' dagittigi tavsiyeleri animsadim. Genç arkadaslar bilmeyebilirler. O günleri hatirlayalim. Çok zor günler yasiyorduk. Yaz aylarinda kendini bilmez bir Deutche Bank uzmani Türkiye'nin batma ihtimallerini %20, %20, %60 olarak hesaplamisti (nasil bir matematiksel denklemden çikti ise). Buna dayanarak bizim 'felaket tellallarimiz' Kasim'a kadar dolar alin dolar alin çigirtkanligi yapip durdular. Buna karsi basta Asaf Savas Akat basta olmak üzere azimsanamayacak sayida yurtsever (baska sifat bulamiyorum) 'riske girip' hayir batmayacak söylemine siki sikiya sarildi. Tarih bunu yazdi. Ben hangi taraftaydim nersiniz ? Elbette, her zaman oldugu gibi Türkiye'nin yaninda. Kim hakli çikti, hatirlayan var mi ? Asagida 3 Eylül 2001 tarihli Atilla Yesilada'ya gönderdigim bir mektup var. Ben Yesilada'yi hala severim. Fakat Civelegin Eylül 2001 ayinda yaptiklarini hiç unutmadim. Eminim tavsiyelerine uygun hareket eden 'yatirimcilar' da unutmamislardir. Ona kulak verenler %90'lara varan faizlerden çikip, 1.5YTL ile dolar aldilar ! Daha sonra beyaz kadin ticareti, eroin isine bile girmis olsalar kaybettikleri paralarini çikaramamislardir. Simdi ben size soruyorum: Civelegin konusma hakki kaldi mi ?

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

'en büyük süpris ne olabilir ? imf desteginde borçlarin yeniden yapilandirilmasi. bu da bir çesit konsolidasyondur. yüksek faiz veya borçlarin para basarak ödenmesinden çok daha makul bir çözüm. zaten temmuz'un basindan beri imf'nin bunu bir opsiyon olarak türkiye'ye önerdigini saniyorum. bana kalirsa teknik çözüm bu olmaliydi. ancak temmuz ve agustos'da hazine borçlarini deyim yerindeyse yemeyi tercih etti. döviz saga sola vurdu ve olanlar zaten oldu. takas'in espirisi azaldi ama bundan sonra hiç bir faydasi olmayacak degil.
eğer konsolidasyondan bazilarinin anladigi tek sey devletin 'borçlarimi ödemeyeceğim, ne haliniz varsa görün' ise bu olasi degil. yatirimcilarin hazine bonolarinda zarara ugratilmasi söz konusu olamaz, olsa olsa karli çikarlar. bunun ötesinde bankalardaki halkin mevduatlarinin yeniden yapilandirilmesi tamamen imkansiz. ayrica zannedilenin aksine bu paralar öyle kısa sürelerde çözülmez. dövizin alim satimina sinirlama getirilecegi gibi seyler de olanaksiz. Bütün bunlari yapabilmesi için tamamen kafayi yemek ve imf ile olan iliskinin koparmak gerekir. Böyle bir seyi yapmayi hiç bir politikaci cesaret edemez. Emin ol.
globus dergisinde senin ve civelek'in insanlarin kafasinda olmadik korkular yaratip dövize yönlendirmeniz dogru mu ? ben Civelek'in IMKB, bono gibi her türlü tl enstrümanini satip dolar alinmasi tavsiyesini kendisine hiç yakistiramadim. üstelik bu yatirimcilarin çikarlarina da aykiri. fiyati ne olursa olsun döviz almaya çalişmak mantikli midir ? bunu sadece bilgisizler yapar. dolar nisan ayi basinda 1.300.000'dü. bu fiyattan alan arkadas hala kar etmek için bekliyor. ya temmuzdaki 1.600.000 veya agustos 1.500.000 alanlar. bunlarin ne kadar beklemesi gerekiyor sence ?
bazilarinin döviz borçlari oldugu için ne kosulda olusa olsun döviz almasi gerekir. bu kar amaçlı, spekülatif bir talep degildir. 2000 yilinda bildigin gibi sadece bankalar degil pek çok kurum ve kisi döviz cinsinden boçlandi. Agustos'sun sonuna kadar sendikasyonlar'ın yenilenip yenilenmeyecegi belli degildi. Talebin daralmasi reel sektörü ve kişileri döviz borçlarına karsılık döviz birikimi yapmak zorunda birakti. yani açık pozisyonlarini kapatmaya çalıştılar. yalniz bu ihtiyaç yavas yavas azaliyor diye düsünüyorum. panik ve kar amaçli döviz taleplerinin minör oldugunu düsünüyorum. son tahvil ihalesi de insanlarin döviz yükselmeyecegi beklentisinde oldugunu göstermiyor. insanlar su anda faizlerin yükselmesini bekliyorlar. firsati kacirmamak için uzun vadeye girmek istemiyorlar. ancak bence bu beklenitide kirilacak. çünki imf'nin kitabinda yüksek faiz yok.
borclari döndürürken ne olursa olsun düz bir cizgi olmayacak, dalgalanmalar olacak, bununla yasamayi ögrenmeliyiz, ancak sizin korktugunuz felaketlerde gerceklesmeyecek.
itfalarin büyük miktarlarinin eylül'ün ikinci yarisinde oldugunu hatirlatirim. o zaman kadar soluk alacagiz bence.

ahmet çavusoglu
3 Eylül 2001

ARKADASLAR LÜTFEN DIKKAT ! YATIRIMCI UZUN VADEYE GIRMEDEN ÖNCE FAIZLERIN TAVAN YAPMASINI BEKLER. BU KURAL DÜNDE GEÇERLIYDI, BUGUNDE GEÇERLI. TL'NIN TOPARLANMASI İÇİN FAIZLERIN YÜKSELMEYECEGINE YATIRIMCIYI INANDIRMAK ZORUNDAYIZ . NEYLE ? ELBETTE ÖNCELIKLE SIKI MALIYE POLITIKALARIYLA. GEÇMISTEN BIZE KALAN DERS BUDUR.

Recep dostum, hangi tarafi tutacagina karar ver. Zart zurt atip tutmayi bir kenara birak. Sahsi kaygilari terk et. Ülkesini sevenlerin yaninda yerini al. Emin ol, on yil sonra bile yazdiklarini sana YEDIRIRIM. Elimden kaçamassin. Read More!

Daha milli/sosyal bir devlet icin daha az milliyetcilik/sosyalcilik daha cok akilcilik

Görebildigim kadariyla Sn. Ahmet Hakan, her ne pahasina olursa olsun AK Partisi iktidarini yerle bir etmek isteyen bir grubun akil hocaligina soyunmus durumda. Ben bu grubun Ahmet beyin önerileriyle bir yerlere gelebileceklerine inanmakta zorlaniyorum.

Ahmet bey iktidarin zayif noktalarini tespit etmis, oralardan yüklenilip puan alalim diyor. Cari islemler konusu halledilememis duruyor. Vatandas zaten görüsünü olusturmus: 'Ekonomi iyi gidiyormus gibi gösteriliyor ama aslinda bu bir kandirmaca. Sen asil cari islemlerden haber ver koçum ! Yakinda batacagiz degil mi ?'. Kabul edelim. Halkimizin beyni simdiden buna benzer hurafelerle doldurulmus durumda. Bizim için (yani AK Partisini yerle bir etmek isteyenler) sorun degil elbette. Gerçeklerle ilgilenmemiz gerekmiyor, hatta ilgilenmememiz hedeflerimize ulasmak açisindan daha faydali. Ancak seçime kadar bir kriz çikmadigi takdirde, ki ben çikacagini hiç zannetmiyorum, AK partisine buradan gol atabilmek oldukça zor. Vatandas varsayimlarla, bol hayaletli korku senaryolariyla ilgilenmeyecektir. Havada su dövüp duracagiz. Bence bu sekilde AK Partisini bu yöntemle 'imha' edemeyiz ama isteyen sansini denesin.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Ayrica Ahmet bey 'sosyal adalet'ten de yüklenelim diyor. Bu konu üzerinde dünya ölçeginde neredeyse iki yüzyildir bos laf üretilip duruluyor. Iki yüzyildir milyalarcasi denemis basaramamisken biz ''içerik'' kazandirabilecek miyiz ? Hayir. Silahimizi ayni bos laflarla doldurup doldurup atesleyecegiz, öbür taraftaki hiç zorlanmadan karsilayacak. Ayrica sunu da belirtmeden geçemeyecegim: Iktidar kalkip ''benim kadar bütçeden sosyal harcamalara yer ayiran baska bir iktidar gördünüz mü ?'' diye sorarsa, biz ne cevap verecegiz Ahmet bey ? Iki seksen tus olmayacak miyiz ? Hatta daha da ileri giderse hiç sasmam ''Getirin görelim sizin sosyal adaletçi ülkelerin bütçelerini, biz onlardan bile fazla bütçemizde sosyal harcamalara pay ayiriyoruz !''. Gidip isteyen arastirsin ama bizim buradan da tus olacagimizdan hiç süphem yok. Çünkü bizim ülkemizde oylarini rüsvet olarak kullanmayi becerebilen ve kendine zorla transferler yaptirabilen ezici bir kitle var. Devlet mekanizmalarini bizden fazla yeniden dagitim araci olarak kullananan ülke sayisi oldukça azdir. Ancak yine de sosyal adaletten (bundan gelir esitsizligini anliyoruz herhalde, bu mantiga göre herkes esit kazaniyorsa sosyal adaletimiz tamdir) uzaklasiyorsak, sakin sosyal politikalarimiz anti-sosyal sonuçlar doguruyor olmasin ? Ben bu tür konularda iyi niyetin yeterli olmadigini, yeterince bilgi ile donanmadigimiz takdirde tam ters sonuçlara ulasabilecegimizi düsünürüm.
Baska bir örnek: Ne kadar milliyetçi olursaniz milli çikarlarinizi o kadar çok mu korumus olursunuz ? Hiç süphesiz 57. Hükümet AK Parti iktidarindan çok dafa fazla milliyetçiydi. ANAP milliyetçi bir partiydi, MHP ondan da fazla. Bunlarin en saginda (tutucu anlaminda kullaniyorum) ''kökten milliyetçi/ulusalci'' Ecevitler vardi her seyden önce. Hepsini topladiginizda seksen küsur yillik cumhuriyetin ''en milliyetçi'' hükümeti olduklari konusunda hepimiz hemfikir oluruz sanirim. ANCAK, 57. hükümet döneminde Türkiye Cumhuriyeti devleti hiç bir zaman olmadigi ölçüde disardan manipüle edilebildi. Bagimsizligimiz ciddi bir sekilde zedelendi. Niye ? Çünkü bu hükümet ekonomiyi ve uluslararasi iliskileri yönetmeyi bilemedi. Daha az milliyetçi ama daha fazla akilli olabilseydik bagimsizligimizi koruyabilirdik. Özetle milliyetçiligin dozu beyin tutulmasina yol açarak milli çikarlarimizi tehdit eder noktasina geldiginde durmaliyiz. Ayni sekilde sosyal politikalarin anti-sosyal sonuçlar yaratmamasi için ölçüyü kaçmamaliyiz.

Bir baska örnek. Ülkemiz 10 Milyar dolara 100 adet F-35 almaya karar vermis. Düz bir mantikla baktiginizda bu uçaklarin milli güvenligimizi artirdigini söyleyebilirsiniz. Ancak baska bir taraftan baktiginizda, parayi geri dönüsü olan verimli alanlarda kullanabilecekken bundan vazgeçtiginizi de görürsünüz. Bu yapilan toplumsal huzursuzlugu artirip milli güvenligimizi daha da zora sokabilir, degil mi ?

Ben hiç beklemedikleri bir noktadan AK Partisine saldiriya geçelim diyorum. Inanin afallayacaklardir. Hatta yalnizca AK Partisine degil diger muhalefet partilerini de topa tutmalim. Ahmet bey niye özellikle AK Partisini 'imha' etmeyi kafasina koymus bilmiyorum ama bence aralarinda ayrim yapmamizi gerektiren bir durum yok. 'Tesvikleri iki misli artiracagim, herkesi ise alip maaslarina zam yapacagim' diyorsunuz ama kaynaginiz var mi ? Eger kaynaginiz yoksa borca mi yazacaksiniz, para mi basacaksiniz ? Asgari ücreti besle çarpacagim diyenlere çindeki isci 100 dolara çalisirken issizligi nasil önleyeceksin ? Vergileri düsürecegim diyenlere bütçede ne tür kisintilar yapacaksin ? Borçlari nasil düsürüp kriz potansiyelini azaltacaksin ? Elbette, politikacilar sorular ne kadar mantikli olursa o ölçüde saçma cevaplar vermeyi yegleyeceklerdir. Siz onlarin yerinde olsaniz verir miydiniz ? Ama biz yilmayalim tutarsizliklarini yüzlerine vurarak onlari akilci olmaya davet edelim. Basarilabilir mi emin degilim. Ama en azindan denemeliyiz.

Özetle sunu söylemek istiyorum: Eger hedefimiz 'milli' çikarlarimizi koruyan 'sosyal' bir devlet yaratmaksa; bunun yegane yolu daha az milliyetçilik/sosyalcilige karsilik daha çok akilciliktir.

ahmet çavusoglu Read More!

CNBC Programi Wealthtrack

CNBC'nin eski sunucularindan Consuelo Mack eskiden Lu Rukeyser'in hazirladigi programa benzer bir program hazirlamis. Daha yeni gozume carpti, programin bir bolumunu seyredebildim sadece. Programin ozelligi bazen para yoneticilerini davet etmesi ve ekonomi (ekonomi nedir?) ve finansal piyasalarin gidisati hakkinda fikirlerini almasi. Bazi okuyucularimiz Amerika'da olan bitenin bizi ilgilendirdigini dusunuyor, onlarin ilgisini ceker diye dusundum.

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Sabirsizlanmayin. Programin websitesinde, size gore sag ustte, "Wealthtrack Video On Demand" diye bir link (resim) var, onu tiklarsaniz eski bolumlerini internetten ucretsiz seyredebiliyorsunuz. Read More!

Sermaye Piyasalari

Amerika'daki sermaye piyasalari, finansal sirketler, ve kullanilan enstrumanlar hakkinda gecmiste kullandigim kitabin sunumlarini internette buldum. Hedging nedir, nasil yapilir, derivatives (turevler, forward, future, opsiyon, swap, vs.), faizler nasil belirlenir ve hepsinden onemlisi risk turleri hakkinda guzel bir ozet. Ilgilenenler buradan ulasabilir.

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı Read More!

İkinci midterm sonuçları

20 Kasım günü, ikinci midterm’de üç soru sordum. Cevapları vermiyeceğimi söylemiştim. Aradan 3 gün geçmiş. Bugün (23 Kasım) itibarı ile -karşılıklı atışmalar dahil- toplam 14 yorum yazılmış. Bunlardan iki tanesini sınav sırasındaki sorulara istinaden ben yazdım. Kalan 12 yorumdan sadece üç tanesinde sorulara cevap verilmeye çalışılmış. Birinci soruya bir cevap denemesi var. Ama “sallamasyon” bir cevap olduğu için de cevap doğru değil. İşkembeden atanlara puan vermiyoruz. İkinci soruya değil cevap vermek, göz atmaya bile yeltenmemişsiniz. Durum felaket. Sorular arasındaki puan adaletsizliğinden olsa gerek, herkes üçüncü soruyla ilgilenmiş. (Herkes dediğim de topu topu üç kişi.) Tabi gördünüz 80 puanı, atlarsınız hemen. Üstelik üçüncü soru çoktan seçmeli idi. ÖYSM sağolsun, bayılırız çoktan seçmelilere.

Ancak, ilk iki soru veriye, dolayısıyla da bilgiye dayalı sorular idi. İşkembeden atarak doğru cevabı bulmak zor. Ama malum, bizim verilerle bilgiyle işimiz olmaz. Bilmediğimiz konu da yoktur. Bilip bilmediğimize bakmadan her konuda yorum yapmaya bayılırız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bu olsa gerek. O yüzden herkesin balıklama üçüncü soru hakkında yorum yapması sürpriz değil.

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Bir kısım yorumlarda da doğrudan yabancı sermaye yatırımı ile özelleştirme kavramlarının birbirine karıştırıldığını fark ettim ki bu da üzücü. Bir kişi de önce “istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz” diye sormuş. Demek ki soruları bile okumamış. Sonra da “kamusal alanda yabancı yatırım olur mu?” diye sormuş. Bu sorunun cevabını araştırmasını kendisine dönem ödevi olarak veriyorum. Gelip bize anlatacak. Nasıl ceza ama!

Sorular basitti, ama kimse ders çalışmamış. Üzgünüm ama herkes çaktı. Kurtarma sınavı mahiyetinde aynı soruları tekrar soruyorum. Ancak geçme barajını 80’e yükselttim. Puanlamayı da ilk sorunun puanı 30, ikinci soru 40, üçüncü soru 30 puan olacak şekilde değiştirdim. Bakalım bu sefer fiyatlamayı doğru set edebilmiş miyim?

Sorular burada. Kopya çekmek serbest. Kıçından rakam sallamak yasak. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.

İpucu: ilk iki soru veriye dayalı, dolayısıyla puanları siz alırsınız. Ama üçüncü soru, yorum sorusu. Puanları hoca verir.:) Read More!

Fazlamiz olsaydi, disariya cikabilecek hic bir sey olmazdi diye düsünmeyelim.

Dolar bugünlerde yine alevlenlendi. Acaba yeni bir çikisin arifesinde miyiz ? Yilin bu dönemlerinde kanimin damarlarimda daha hizli aktigini hissedebiliyorum. ‘Bakin, gördünüz mü, ben size söylememis miydim.. ‘ seklinde ötmek için firsat kollayan hayli büyük bir grup var. Bunlara meydan okumaktan çok hoslandigimi gizlemeyecegim. Simdi size 2004 yilindan bir seçme sunmak istiyorum. Bazi parametreler degisti. Hükümet maliye politikalarina artik eskisi kadar sadikmis gibi gözükmüyor. Merkez Bankasi klasik politikalardan çark etmis durumda. Benim için riskler artmakla birlikte asagida yazdiklarimin hala arkasindayim.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Ne maksi-develüasyon olanakli, ne de 'sürdürülemez cari açik' diye bir sözün anlami var. Iyimser, vatansever, kendinibilmez degilim. Sonuçta ne olacagini hep birlikte görecegiz.Üstelik 'AB'den müzakere alinmasi' gibi balonlara güveniyor degilim.
Bence düsünmeye surdan baslamaliyiz: Cari islemler bir akim degeridir, stok degil. Eger açik degilde fazlamiz olsaydi, disariya çikabilecek hiç bir sey olmazdi diye düsünmeyelim. 2001 yilinin Eylül ayina geldigimizde fazlamiz vardi ama bu daha fazla sermaye kaçisina engel olmadi. Açik veren ama nispeten faizlerin düsük oldugu bir ekonomi mi daha kirilgandir, yoksa cari islemler fazlasi olmakla birlikte kamu borçlarini daha yüksek faizle çeviren ? Tecrübelerimiz ikincisinin ÇOK DAHA TEHLIKELI oldugunu gösteriyor. Bizim tercih listemizde yüksek faiz-degersiz TL, düsük faiz- degerli TL seçenekleri yok. Ancak uzun vadeli politikalarla seçebilecegimiz iki durum olanakli: Düsük faiz- degerli TL veya yüksek faiz-degersiz TL. STOK demekle neyi ifade etmek istiyorum ? Dolara geçmeye aday TL varlik ve mevduatlarinin toplam degerini hesaplarsaniz (hazine kagitlari + hisse senetleri +banka mevduatlari + repo + ..), giren çikan 10- 20 milyar gibi rakkamlarin DEVEDE KULAK oldugunu görürsünüz. Tasarruf egilimi düsük ülkelerde, büyüme ancak cari açikla birlikte geliyor. ABD, AB'nin yeni ülkeleri yillardir bizden çok daha fazla oranlarda cari açikla gittiler. Kimse bu ülkelerde krizden söz etmiyor.Üstelik ABD'nin açigi dolarin deger kaybetmesiyle azalmayip artmistir ! Çünkü cari açik büyümenin fonksiyonudur, paranin degerinin degil.
Biraz gözlem Türkiye'nin döviz piyasasinin ne kadar pasif oldugunu bize gösterir. Dövizde öngörüde bulunmak için faiz piyasini izlememiz yeterli olur . Niye döviz piyasasinin kendi basina anlami yok ? Çünki bildiginiz gibi dövize güçlü bir akim yaratmak için NAKIT para veya kisa vadeli mevduata ihtiyaç var. Halbuki Merkez Bankasi kisa vadedeki getiriyi düsük tutuyor (O dönemde bugün oldugu gibi %17 idi. Merkez Bankasi daha fazlasini zorladi ama olmadi. Daha sonra bildiginiz gibi dövize faizle müdahale etmeye kalkti. Sermayeyi kisa vadeye döktü). Kisa vadede 'ülke batabilir' endisesiyle uzun dönem beklemek mümkün müdür ? Sonuçta TL'ye giren zarar etmemek (veya daha çok kar etmek) için hazine kagitlarina veya hisse senetlerine yönelmek durumunda. Geriye gitmek için ÖNCE bunlari satacak, daha sonra dövize atlayacak. Yani önünde bir degil iki bariyer var.
Eger faizi tahmin edebiliyorsak dövizi de biliriz. Iliski basit: Faiz yükselirse TL deger kaybeder, düserse kazanir, yerinde durursa hiç bir yere hareket edemez. Peki faizi tahmin etmek çok mu zor ? Kisa vadeyi ( 3 hafta ) bir kenara birakirsak degil. Enflasyonun düstügü bir ülkede, merkez bankasinin kisa vadeli faizi eninde sonunda düsürecegini biliriz öncelikle. Ikincisi, belki daha önemlisi, hükümetin çok siki mali politikalarina bagli kalmasi durumunda faizin uzun süre yüksek kalmasinin imkansizligini.
Sunu da unutlamamaliyiz; TCMB'nin müdahale etmedigi kosullarda, geçmis dönemlerden farkli olarak TL'ye girmek çikmak çok maliyetli olacak. Girdiniz mi UZUN dönem içerde kalmali, çiktiginizda ise arkaniza bakmamalisiniz. Fiyatlar oynasada akim zayif ve iki yönlü oldugu için 'ortalama' istikrarin geçmis dönemlerle karsilastirildiginda oldukça yüksek oldugunu bilmeliyiz. Günlük faiz, kur gibi belirsiz olsaydi akim daha da az olurdu. Ama akimin düsük olmasini ister miydik acaba ?

ahmet çavusoglu Read More!

Beklenmedik Yenilgi!!

Turk insani analiz ozurlusu. Hurriyet'in haberi:

"Avrupa’da 'ya tamam ya devam' maçına çıkan G.Saray, Fransa'da beklemediği bir yenilgi aldı. Şampiyonlar Ligi (C) Grubu 5. maçında Bordeaux'ya konuk olan Galatasaray, sahadan 3-1 mağlup ayrılarak, Avrupa defterini tamamen kapadı. 60. dakikada kendisine yapılan faule sinirlenen Arda, rakibine kafa atınca kırmızı kart gördü"

Bakin 14 Eylul tarihinde ne yazmisiz:

"Once taraftari oldugum Galatasaray'dan baslayalim: Denizlispor ile sanki mahalle maci oynadilar, onceki iki sene oldukca iyi olan defans cok kotu idi. Yildiz futbolcu diye bahsedilen Arda yeni transfer Inamoto'nun isabetli attigi uzun paslari ayaginda ezmesini gayet iyi beceren ikinci sinif futbolcu huvviyetinde idi. Gorunen o ki basinin iki hafta sisirmesiyle 19 yasindaki cocuk kendini Ronaldinho sanmaya baslamis. Takimin geri kalan kismi da gayet kotuydu. Neticede Galatasaray'dan bu sene bir sey beklemeyin derim, ancak diger takimlar daha kotu olursa bir yerlere gelebilirler. Bordeaux macindan alinan 1 puan bence buyuk basari, nedense Turk milleti bunu buyuk basarisizlik olarak goruyor ve teknik direktor Gerets'in gonderilecegini dusunuyor. Galatasaray grubunda ucuncu olup UEFA kupasina katilabilirse bence buyuk basari ve bu durumda futbolculara prim dagitilmasi gerekir."

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Bu analizi 1 mac izledikten sonra yapmistim, o zamandan bu gune degisen bir sey olmamis. Yine de alinan onca basarisiz sonuca ragmen hala cikip Galatasaray "beklemedigi" bir yenilgi aldi diyorlar. Dedigim gibi Galatasaray ilk macta aldigi 1 puana sukretsin. Biz bu 1 puan icin basaridir demistik, hakli ciktik.

Bakin 18 Ekim tarihinde ne yazmisiz:

"Galatasaray bugun de tahminlerimiz dogrultusunda bir sonuc aldi ve kendi sahasinda PSV takimina yenildi. Biz ne diyoruz? Turkiye'deki tum takimlarin defansi cok kotu, bu takimlarin gol yememe durumu diye bir sey neredeyse yok. Galatasaray her macinda en azindan 1-2 gol yiyor, Fenerbahce ve Besiktas da oyle. Galatasaray PSV macini seyretmedim, bundan sonra da Turk futbol maclarini seyretmek icin para harcayacagimi dusunmuyorum. Kendi guclerini bilmiyorlar, sahaya yanlis taktikle cikiyorlar, kaybedecekleri kabak gibi ortada olan maclarda yenildikleri zaman saskinliga dusuyorlar. Bugun Galatasaray'in basina gelenler bunlar. "

Bosuna Turk insani analiz ozurlusu demiyoruz. Haftanin her gununu futbol seyretmekle, konusmakla, dusunmekle geciren yuzlerce "uzman", bizim bilgisayarin net olmayan ekraninda 90 dakika gordugumuz "bariz" durumu goremiyor. Kafalarimi basmiyor, duygulari mi analizlerine hakim oluyor bilemiyorum. Niye mi bu bu kadar onemli? Cunku ayni sistemin ortaya cikardigi diger "uzman" ekonomist Turkler de ekonominin durumunu dogru yorumlayamiyorlar. Bir yerlerde bir seyler yanlis ama...

Yarin ki gazetelerde "Biz Fenerbahce olarak bu Palermo'yu yeneriz" mansetlerini simdiden gorebiliyorum. Read More!

Alkislar Ulastirma Bakanina

"Ulaştırma Bakanlığı Karayolu Ulaştırma Genel Müdürü Talat Aydın, şehirlerarası yolcu taşıyan otobüs firmalarına koltuk kapasitelerinin yüzde 10'unu geçmemek şartıyla istedikleri fiyattan bilet satma imkânı getirdiklerini söyledi. Aydın, "Firmalar bu konuda bakanlığa müracaat ederek düzenlenecek kampanyanın süresini ve şartlarını bildirerek izin alacaklar. Şu ana kadar iki firma bakanlığa müracaat etti. Müracaatları en kısa sürede değerlendireceğiz ve izin vereceğiz" dedi." Milliyet, 22.10.2006

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Aferin Ulastirma Bakanina. Saticiya, urununu istedigi fiyattan satma izni vermesini tebrik ediyorum! Merak ettigim sey, muracaat sirasinda ikametgah kagidi ve nufus cuzdani ornegi de istiyorlar mi, yoksa 24 adet vesikalik yeter mi? Read More!

Marka Meraki

Bana mi oyle geliyor yoksa gercekten bizim insanimizda bir marka meraki mi var. Gecen hafta sonu Bloomberg'de gazetecilik yapan Lisa ve kocasi Chuck oturmaya geldiler. Bana 3 hafta kadar once karsilastiklari CNN Turk'te spor haberleri sunan 40 yas civarinda olan bir Turkle tanistiklarini, adamin "Puma" spor ayakkabilarina merakli oldugunu soylediler. "Hii, hii" dedim, "adami tanimiyorum, ben Turkiye'deyken CNN Turk diye bir kanal yoktu" diyerek mevzuyu gecistirdim. Kimse bu kisi (bilen varsa soylesin) buradan soyleyeyim, Turkler marka meraklisidir intibaasi birakmis.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Bu marka meraki konusunda kendi fikirlerimi yazmadan once bakalim okurlarim ne dusunuyor bir ogrenmek istiyorum. Sonra kendi yorumumu eklerim. Read More!

Döviz kitligini ve fazlaligini kim yaratiyor ?

Tugrul beyin saptamasi çok önemli. Açikca vatandas dövizini satmak için önce TL’nin deger kaybetmesini bekliyor. Eger durum buysa, müdahale aslinda vatandasin döviz satmasina engel olmaz mi ? Asagida 2003 tarihli bir yazimi oldugu gibi yayinliyorum. Bu yazimda Merkez Bankasinin dövize müdahalelerini protesto ediyorum. Döviz alim ihaleleri o zaman yeni baslamisti. Sonucu siz degerlendirin. Parantez içindekiler yeni yorumlarim.

Çok iyi bilinen bir kural var. Kamu otoritesinin piyasada olusan fiyatlari asagi çekmesi kitliga sebep olur. Yukari çekmesi ise arz fazlasina. Yazimda bu genel kuralin döviz piyasalari için de geçerli oldugunu göstermeye çalisacagim.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Merkez Bankasi ihalelerine katilanlar, piyasa kosullarinin üstünde fiyatlarla dövizlerini satma imkani buluyorlar. TCMB fiyati vanayi sürekli açik tutarak TL'ye yüklü miktarda geçisi kiskirtiyor. Geçen para hazine kagidi ve hisse senedi gibi varliklari satin alarak onlari degerlendiriyor. Degerlenen varliklar kendi döviz arzini yaratiyor. Eger müdahaleler olmasaydi fiyat vanasi hizla kapanacak, akim duracakti. Merkez Bankasinin faiz düsüsünün etkisi sinirli kalacak, varliklari güçlü degerlenme trendine sokacak finansman bulunamayacakti. Döviz ve faiz dipden döndükden sonra daha yukari seviyelerde yerini bulacakti. (Merkez Bankasi bildigim kadariyla o zamadan bu yana 30 Milyar dolarin üzerinde döviz alimi yapti. Sonuç ne oldu arkadaslar ? Bu alimlar yapilmasaydi 1YTL=1 dolar mi olacakti ?).
Yukari çikisda da durum ayni. Faizler yükselme trendine girdiginde varliklar satilip dövize geçilmek istenecek. TCMB'nin piyasanin altinda fiyatlarla TL'yi çekmesi varliklardan kaçisi kolaylastiracak, faizlerin daha da yükselmesine yol açacaktir. Dalga kiran olarak çalisan bir baraj düsünün. Eger yeterince yüksekse dalga vurup geri gelecektir. Çikamayan sermaye mecburen varliklara geri dönecektir. (Bu su demek. Biraz sabredin faizler yeniden düsecek) Ama yukardan tasma yapip, sermayenin kaçisina engel olmazsaniz, baraj yavas yavas çöküp gidecektir.
Oynakliga müdahale piyasa mekanizmalarinin saglikli islemesine engel olur. Bizler sadece seviyeyi önemsiyoruz. Halbuki islem hacmi en az seviye kadar önemlidir. Saticilarin satis, alicilarin alis yapmak istemedikleri dip ve tepe seviyeleri, geri dönüsler için mutlaka gereklidir . Bu noktalara yaklasildigi zaman fiyatlar daha hizli oynar. Eger filitreleme yapilirsa dönüsler gecikir. Piyasa mekanizmalarini askiya almanin cezasini fazlasiyla öderiz. (Mayis’ta döviz bir noktadan sonra çok hizli bir sekilde hareket etmeye basladi. Bundan panige kapilmak yerine, hacmin daraldigini ve bir süre sonra geri dönecegi sonucunu çikarmamiz gerekirdi).
Serbest kur sermayenin giris ve çikisina gerektigi ölüçüde yüksek bariyerler koyarak soklari absorbe edebilir. Ilginç olan sey; piyasanin bu sekilde tahrip edilmesi karsisinda, piyasa mekanizmalarina inandigini söyleyen uzmanlarca ses çikarilmamasi ve hatta alkislanmasidir.

ahmet çavusoglu Read More!