Açlıktan Ölen Japon

bir insan calisabilecek kadar gucu oldugu halde calismiyorsa, calisan insanlardan toplanan vergilerle onun karnini doyurmak dogru mudur? bizim kulturumuzde soz konusu insan kotu niyetli bile olsa, ona olursen ol denmez. ama ny times'ta dun okudugum su habere gore, japonya'da bu isler epey farkliymis: tiklayin.

ozetleyelim: japonya'nin guneyinde kitakyusu diye bir sehir varmis. bu sehrin bir ozelligi, belediyeye bagli sosyal yardim servisinin calisma prensiplerinin, ilgili bakanlikca tum ulkede ornek gosterilmesiymis. niye mi ornek gosteriliyormus? hayir, yoksullara ve duskunlere etkin bir sekilde yardim ulastirildigi icin falan degil; insanlar acliktan olseler bile onlara para verilmedigi icin. (biraz abarttim mi acaba?) habere gore, kitakyusu'daki sert politika yuzunden, son uc senede uc insan evlerinde acliktan olmus halde bulunmuslar. son olen adam, olmeden onceki son zamanlarini bir gunluge kaydedince de ulkede gumburtu kopmus.

hayatimda japonya'yi gormedim. o yuzden ny times'in yalancisiyim. japonya'da oyle sosyal dayanisma anlayisi diye bir sey yokmus. devletten yardim alan insanlara da "calisan insanlarin vergilerinden beslenen asalaklar" gozuyle bakildigindan, devlet bunlara para vermemek icin bin dereden su getiriyormus. yardim baglatmayi basaran insanlara da paralari neredeyse kafalarina firlatilarak odeniyormus.

peki devlet disinda bir sosyal destek yok muymus? hayir, oyle bizdeki gibi aclarin doyurulmasini ilke edinen bir hayirseverlik anlayisi japonlarda yokmus. acliktan olen insanlar icin ne es-dost, ne komsular, kimse kilini kipirdatmadigi gibi, son adam icin yan komsusu, "daha gencti, calismadi, ektigini bicti" seklinde yorumda bulunmus.

bol -mis'li, mus'lu bir yazi oldu. ama haber ilginc degil mi?

7 Yorum Var.:

ramon sanchez pizjuan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
ahmet dedi ki...

Bu tür ilginç bilgileri bulup bizlerin dikkatine sunduğun için sana teşekkür borçluyuz.

Ben açıkcası Japon'ların tavrına sempatiyle bakanlardanım. Vicdansız olduğumu düşünenler çıkacaktır, umrumda değil. Tabii afetler ve üretkenliği artırma iddiasında olan projeler dışında süreklilik arzeden sosyal yardımların aslında yardıma muhtaçların sayısını artırırken milli hasılayı düşürdüğünü ve hatta orta sınıfı yok ederek bireylerarası 'gelir farklılıklarını' yükseltiğini iddia ettim yazılarımda.

Kendimizi kandırmayalım. İstatistiklere hastalıktan, çocuk ölümlerine kadar ve tabii afetlerden hayatını kaybedenleri dahil ettiğimizde Türkiye'nin Japonya'dan çok ama çok geri bir noktada olduğu ortaya çıkacaktır. Evimizde kedi, köpek besler gibi sokaktaki insanları 'üç-beş' kuruş yardımla, belediyeninin çadırlarıyla hayatta kalmalarını sağlayarak ne kadar vicdanlı olduğumuzu başkalarına göstermeye çalışıyoruz. AKP türü yarımlar besleme nüfus, çalışan nüfusun aleyhine büyütmekten başka ne işe yarıyor ? Ancak şunu da belirteyim. Bu tür sürekli yardımları tahsil edenler oylarının güçleriyle başarıyorlar. 'Sana oy vereyim git onlardan alıp bana ver' şeklinde bir anlaşma. Burada verenlerin 'vicdanından' bağımsız işler yürüyor.

selamlar
a.cavusoglu

ekşi iktisat dedi ki...

ara sira igneyi baskalarina batiralim. kisi basina gelirin kirk bin dolar oldugu ulkede insanlarin acliktan olmesi beni rahatsiz etti. devleti falan bir kenara birakalim, asil insaniyet olmus sanki. fakirlere dagitilacak birer tas corbanin japon toplumuna maliyeti ne olabilir ki? uretkenligin bu derece kutsanmasi bana saglikli gelmiyor.

ahmet dedi ki...

Her ne kadar ortak atalardan evrimleşmiş olsak bile insanla hayvan ayrımını görmezden gelmeyelim. Karın doyurmak hem hayvanlar, hemde eğer bir fark göremiyorsak insanlar için yeterli gözükebilir. Insan dediğimizde kendi iradesine saygı göstermemiz gereken bir yaratıktan söz ediyoruz. Halbuki benzer saygıyı evimizde beslediğimiz kedi köpeğe göstermek zorunda değiliz.

Ancak ben bu tür yardım güdüsünü çokta küçümsemiyorum. Açlık çekenlerle 'empati' kuruyor ve onlar gibi olma tehlikesini hissettiğimiz için yardıma koşmak istiyor olabiliriz. Özellikle kadınlarda bu his çok daha yaygın. Yani aslında yardım yaparken bile muhtemelen kendimize referans veriyoruz. Ancak bu sadece bir hipotez, araştırmalarla desteklenmesi gerekir.

Japonları buradan, kendi değer yargılarımızla yargılamadan önce onları anlamaya çalışabiliriz. Mesela toplumlarında aç kalmamak için basit denebilecek bir çaba bile yeterli olabiliyor mu ? Onların kültüründe başkalarına bağımlı olmadan ayakta kalmak ve bunun gururuyla yaşamak önemli mi ? Çok uzun bir konu burada bağlamak mümkün değil.

selamlar
a.ç.

ahmet dedi ki...

Şunu da itiraf etmem gerekiyor: Japon hükümetinin belediyenin bu icraatını utanılacak değil de gurur duyulacak bir şeymiş gibi göstermesi benim de midemi en az sizin kadar bulandırdı.

a.ç.

Serkan IŞIN dedi ki...

Haberi okumadan yarım saat önce bankadan para çektiğimi gören (halbuki kredi kartı borcu yatırıyordum) bir vatandaş, "inşaatlarda çalışıyorum abi, açım" dedikten sonra para vermediğimi görünce arabama tükürüp, kaçtı.

kendisine küfür etmek yerine keşke bir japonya bileti vereydim.

rdynk dedi ki...

asagida 3 hadis var, yorum sizin!

"Komşusu açken tok yatan, bizden değildir"

"Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir"

Ensardan bir şahıs gelip Hz. Peygamber'e yoksulluktan şikayet eder. Sonra dönüp şöyle der: "Ey Allah'ın elçisi! Bir ev halkı içinden geldim ki, yanlarına dönünceye kadar bazılarının ölmüş olacağını sanıyorum." Peygamberimiz "Git, bak birşey bulabilecek misin?" der. Adam gider ve bir yaygı ile bir bardak getirerek "Ey Allah'ın elçisi! Bu yaygının yarısını yere seriyor, yarısını da bürünüyorlardı. Şu bardakla da su içiyorlardı" der. Peygamberimiz "Bu ikisini benden bir dirheme kim satın alır?" diye sorar. Bir adam "Ben alırım" der. Peygamberimiz "Bir dirhemi kim artırır?" diye sorar. Bir başka adam "Onları iki dirheme alırım" der. Peygamberimiz "Bunlar senindir" der ve adamı çağırarak ona "Bir dirhemle ailene yiyecek al, bir dirhemle de bir balta satın alarak bana gel" der. Adam da öyle yapar ve gelir. Hz. Peygamber "Şu vadiye git, orada ne bir diken, ne bir odun bırak. Bana da on günden önce gelme" der. Adam öyle yapar ve sonra Hz. Peygamber'e gelerek "Bana emrettiğin şey bereketli oldu" der. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurur: "Bu, senin için kıyamet günü yüzünde dilenmekten dolayı lekeler veya tırmık izleri olarak gelmenden daha iyidir" (http://www.leenglish.com/page.php?id=166)