Enflasyon Oranlari

Amerikanin tuketici enflasyon oranlari aciklaninca bizim borsa 1000 puan asagiya dustu seansin sonuna dogru. Demek ki onemli bir istatistik. Hemen rakamlari vereyim size, baskasindan duymayin. Gecmis 12 aydaki enflasyon orani %3.5, bu yilin ilk 4 ayindaki trendin devam edecegini varsayarsak ise sene sonunda enflasyon %5.1 gibi gerceklesecek gorunuyor. Bahsettigim rakamlar Amerika rakamlari, Turkiye rakamlari degil dikkatinizi cekerim. Amerika'da enflasyonun bu kadar yuksek cikmasindaki bir numarali etken yesil biber ve patlican. Saka saka, tabii ki enerji fiyatlari. Yilin ilk 4 ayindaki enerji fiyat artisi senelik %30 civarinda. Daha detayli rakamlara BLS sayfasindan ulasabilirsiniz.

Merrill Lynch'in Turkiye analisti de cikmis Turkiye'deki enflasyon hala cok yuksek, %2-3 seviyelerine dusmesi gerekir demis. ML ayni yorumu Amerika icin yapsin yiyorsa. Piyasalar da yukselen enflasyonu FED'in %5'lik faiz oraninin kesmeyecegini dusunuyor ve bu yuzden de faiz oranlarinin daha da artmasini bekliyor. Turkiye'dekiler ise Amerika'daki faizler artarsa Turkiye'deki getirilerin de cazibesini yitirmemesi icin artmasi gerektigini dusunuyorlar, o yuzden de varlik fiyatlari asagi dogru dususunu surduruyor.

Cogu yorumcu son 1-2 yildir likidite bollugundan soz ettiler ve elde ettigimiz basariyi buna atfettiler. Simdi niye cikip likidite darligina ve yukselen petrol fiyatlarina ragmen ekonominin basarili bir performans gosterdigini soylemiyorlar. 90'li yillarda petrol fiyatlari $5 yukari ciktigi zaman enflasyon hedefimiz allak bullak olurdu; son 3 yilda petrol fiyatlari $45 yukari cikti, Amerika'nin enflasyon oranlari zipladi, biz Turkiye'deki enflasyondan mi sikayet ediyoruz? Turk insani megerse dusuk enflasyonlu ortama cok hizli adapte olmus.

Haa bu arada inflation'in Turkce karsiligi "sismek" demek, yani fiyatlarin balon olmasi demek. Read More!

Akbank

Bugun 50 tane daha AKBNK aldim, maalesef 9.95 YTL'den. Portfoyde istedigim buyukluge yaklasti bu pozisyon, belki bir 50 tane daha eklerim sonra. Read More!

Futbol ve Para

Galatasaray'in sampiyon olmasiyla birlikte "Futbolda herseyin para demek olmadigi bir kez daha anlasildi" seklinde aciklamalara sikca rastlar oldum. Ben Galatasaray taraftari olmama ragmen Fenerbahcenin son yillarda katettigi yolu hayranlikla izliyorum ve kendilerinin Turkiye'nin en basarili kulubu oldugunu dusunuyorum. Niye boyle dusunuyorum aciklayayim.

Futbolda hersey para demek degil, biz ekonomistler bir olayi incelerken tum faktorleri bilmek isteriz, ama temel amac bu faktorlerin sonuca ne kadar katkida bulundugunun belirlenmesidir. Futbolda basarili sonuclar elde etmek icin bir cok faktorun bir arada bulunmasi onemlidir ancak bu faktorler icerisinde en onemlisi paradir. Insanlar oyle davraniyor ki sanirsiniz GS'in hic parasi yok, sokaktan futbolcu toplamis da sampiyon olmus. Kadrosuna bakarsaniz Turkiye'nin en iyi futbolcularinin bircoguna sahip oldugunu gorursunuz. Bu futbolculara zamaninda para odeyememesi bu futbolcularin kalitesini teorik olarak dusurmez, psikolojik olarak da arttirmis gibi gorunuyor.

Fenerbahce yarattigi gelirler ile her sene kadrosuna bir kac tane kaliteli oyuncuyu ekleyecek ve onumuzdeki 5-6 sene icerisinde, Besiktas ve Galatasaray'da simdiki finansal mentalite devam ederse, diger kuluplerle arasindaki farki onemli olcude acacaktir. Ayrica Avrupa'da da basari kazanmaya baslayacaktir. Nihayetinde basari futbolculara ve teknik kadroya harcadiginiz parayla orantili olarak gerceklesiyor. Ben ayrica Ingiliz liginde Chelsea taraftariyim ve son iki senedir adamlarin sampiyon olmasini tebessumle izliyorum. Arsenal ve Manchester ustunlugunu silip attilar. Fenerbahce de Turkiye'de ayni noktaya dogru ilerliyor.

Diger kulupler peki Fenerbahce'nin yukselisini onlemek icin neler yapabilirler? Bu konuda en sansli olan iki kulup Besiktas ve Galatasaray. Iki takiminda buyuk taraftar kitlesi var, kisa vadeli bakis acisini degistirip uzun vadede kuluplerinin basarili olmasini saglayacak finansal gucu ele gecirmeleri icin sirket yonetir gibi kuluplerini yonetmeleri gereklidir. Ellerinde inanilmaz bir guce sahip bir marka var, bunu paraya cevirecek sistemler konusunda uzmanlardan yardim almali ve bir an once harekete gecmeleri kendi faydalarinadir.

Galatasaray gibi markasi olan fakat parasi olmayan takimlarin izleyebilecegi diger bir strateji ise futbolcularinin bonservislerinin %50'sini zengin yatirimcilara satabilirler. Mesela genc Ferhat ile 7 yillik bir anlasma yaparlar ve anlasma suresince futbolcunun odemelerini kulup yapar (muhtemelen bonservisin satilmasindan elde edilen parayla), bu zaman icerisinde futbolcu baska bir kulube transfer olur ise transfer ucretinin yarisi bonservisi elinde bulunduran yatirimcilara dagitilir. Bu yontem bence zengin taraftardan karsiliksiz para yardimi istemekten cok daha basarili bir strateji olur. Diger bir yontem ise atiyorum 5 milyon dolar toplanir ve Anelka kalitesinde star bir oyuncu transfer edilir. Neyse detaylarina fazla girmeyecegim ama futbolla ilgili bir suru finansal enstruman olusturulabilir. Kafayi calistirmak gerek biraz.

Ote yandan Anadolu kuluplerinin basarili olabilmesi bana uzak ihtimal gibi geliyor cunku yeterli taraftar destegine sahip degiller. Yani bir markalari yok, taraftar destegi yok. Oncelikle kendi illerinde bir markalasma surecine girmeleri gerekir. Eminim onlara da bu konuda yardimci olabilecek bir cok pazarlama ve strateji uzmani Turkiye'de mevcuttur. Bu kuluplerin diger yapabilecegi bir sey ise gelecek vaad eden genc futbolculari belirleyip takimlarini bu futbolculardan kurmalaridir. Tavsiye olarak Afrika'yi onerebilirim, Ilhan Cavcav'in yaptigi gibi gitsinler Afrika'dan ucuza cok sayida potansiyel oyuncuyu getirip Turk vatandasi yapsinlar. (Bizim altyapidan yetisen futbolcular nedense guduk oluyor) Bir oyuncu icin senede $35,000 harcayarak 30 futbolculu bir alt yapi olusturabilirler. Buradan cikan 1-2 tane basarili oyuncuyu da FB, BJK, ve GS'a satarak sistemi finanse edebilirler. Riskleri paylasmak adina bir kac tane Anadolu kulubu havuz olusturarak gelirleri ve giderleri paylasabilirler. Hatta boylece altyapinin basina gercekten iyi antrenorler getirebilirler.

Galatasaray yillar once buna benzer bir calismanin icerisine girdi ama oyunculari A takimda oynatma riskini goze alamadi. Bu oyunculardan bir tanesi Fenerbahcenin 8 milyona transfer ettigi Appiah. Uc buyukler bu oyunculari oynatma riskini alamiyorlar cunku hepsi kisa vadeli dusunuyor, taraftar baskisindan dolayi her maci kazanmak zorundalar. Gerets FB macina iki tane genc oyuncuyla cikinda adami neredeyse linc ediyorduk, adam uyandi tabii duruma ondan sonra da bu genc oyunculari bir daha oynatmadi. Anadolu takimlari bu konuda rahatlar, sampiyon olmak gibi bir sinirlamalari olmadigi icin uzun vadeli cikarlarina uyacak politikalari daha iyi uygulayabilirler.

Ilhan Cavcav ve Celal Dogan buna benzeyen ama kucuk capli bir stratejiyi uyguluyorlar ama dedigim gibi cok kucuk capli. 17-yas alti Dunya futbol sampiyonasi maclarini seyrederseniz cok iyi oyuncular oldugunu goreceksiniz. Bu oyunculari kesfetmesi de o kadar zor birsey degil. Ben gecen yaz Genclerbirligi futbolcusu olan Isaac'i mesela bu sampiyona da seyretmistim, Nijerya takiminda ondan cok daha iyi futbolcular vardi ama tahmin edebileceginiz gibi Arsenal, Ajax gibi takimlar onlarla coktan anlasma imzalamisti.

Zengin oldugum zaman Turkiye'de bir futbol kulubu satin almak gibi bir hayalim var. Benden once baska birisi yapmaz ise uc buyuklerin hegemonyasini ben kirmayi dusunuyorum. Kolay bir proje degil ama sanildigi kadar zor da degil. Olaya bilimsel ve profesyonel yaklasmak lazim sadece. Read More!

Amigo Baykal

Deniz Baykal ekonomideki gelismelere iliskin aciklama yapmis:

"TL yüzde 15 değer kaybetti. Türk insanı yüzde 15 fakirleşti. "

Aksam saatlerinde ise bir aciklama yapan Hillary Clinton "Amerikan dolari TL karsisinda %4 deger kaybetmis, Amerikan halki %4 fakirlesmistir" diyerek Bush hukumetine yuklendi. Bu aciklamaya istinaden Deniz Baykal ise "Dogrudur, dolar bugun %4 deger kaybetmis ve birikimlerini dolarda tutan orta ve dusuk gelirli vatandaslarimiz magdur edilmistir. Devletin buna bir dur demesi gerekmektir" diyerek ekonomiden anlamayan hukumete haddini bir kez daha bildirmistir.

Aciklamalari bittikten sonra ise elindeki tokmak ile davula vurarak "bir baba hindi hey Allah, borsaya da..." tezahuratina baslamistir.

Boyle muhalefet yaptigi surece bu adam muhalefette kalmaya omur boyu mahkum. Kafasi calissa ulke icin dogru olan kanunlarin altina imza atsa, yanlislarin karsisina ciktigi zaman da millet "Bu adam muhalefet ediyorsa dogru bir bildigi vardir" der. Simdi herseye muhalefet ettigi icin uc kurus kredibilitesi yok. Her 8-9 ayda bir sacmalayan AKP de alternatifsiz bir sekilde Turkiye'nin bir numarali partisi olmaya devam ediyor. Biz de o kadarcik kusur kadi kizinda da vardir deyip sesimizi cikarmiyoruz. Read More!

Zorunlu Tasarruf

Zaman zaman bu blogdan size zengin olmanin sirlarini soyledim. Sir deyince tabii gizemli bir hal aliyor ama gizemli bir tarafi yok tabii ki. Kardesimin yaptigi gibi 700 YTL'ye cep telefonu alacaginiza (ben bu fiyata bilgisayar aliyorum burada), parayi faize veya borsaya herneyse yatiracaksiniz ve bekleyeceksiniz. Yillar sonra bir de bakacaksiniz ki zengin olmussunuz. Bir ornekle destekleyeyim soylediklerimi.

Ben bundan 10 yil once yaklasik 22 ay calistim (Amerika'ya gelmeden once), iyi sirketlerde iyi maas aliyordum. Devlet o zamanlar "zorunlu tasarruf kesintisi" adi altinda maasimdan vergi aliyordu. Hic onemsemiyordum bile, bu kesintilerin hepsinin ustu kapali vergiler oldugunu ve hicbir zaman geri alamayacagimi bildigimden. Zaten kesinti miktari da cok bir sey degildi %1-2 gibi birseydi. (Bunun tam yuzdesini ve isverenden de yapilan kesinti miktarini biliyorsaniz yorum yaparak belirtirseniz sevinirim)

Neyse, efendime soyleyeyim, Amerika'da oldugum icin basvuru yapmamistim bugune kadar. Sonra (basini daha dikkatli takip ettigimden son nema odemelerinin yapilacagini gordum) kardesime soyledim, su evrak islerini hallet de biz de nemalarimizi alalim diye. Bugun ogrendim toplam alacagim miktari. Tam tamina 7000 YTL. Oha falan oldum yani!!!! Kesintilerin yuzdesini biliyorsaniz, gercekten, yazin lutfen. Paranizi biriktirirseniz katlanir diyorum size ama bu kadarini ben de beklemiyordum. Uc kurusluk kesintiler 10 yilda dag gibi buyumus. Nemalara uyguladiklari faiz orani da oyle cok degil %5 reel faiz. Ben normalde yaptigim yatirimlardan en az %10 reel getiri bekliyorum. Simdi bu parayi borsada 10 yilda kimbilir kaca katlarim.

Bu arada Allah devletimize zeval vermesin, Erdogan'in tuttugunu altin etsin. Ne muradi varsa versin. Goruyorsunuz 5 aydir hukumetin yaninda oldugumuz izlenimi veren nesriyat yapiyorduk, karsiligini bu sekilde almis olduk. Gerci herkese nema odemeleri yapiyorlar ama olsun, ben cebime giren paraya bakarim. Read More!

Varsayımlar gerçekçi olmayınca...

Son bir ay içinde finansal piyasalarımızda yaşanan aşırı hareketlilik, belirsizliği önemli ölçüde artırdı. Hem Türk Lirası hem de Türkiye bağlantılı menkul ve gayrimenkuller önemli ölçüde değer kaybetti. Yaşanan gelişmelerin sebepleri ve olası sonuçlarına ilişkin endişeler önemli ölçüde arttı. Yaşananların sıradan bir dalgalanma mı, yoksa yeni bir krizin öncüleri mi olduğu yönündeki tartışmalar ön plana çıktı.

Gelişmeleri sağlıklı bir şekilde yorumlayabilmek için kimlerin kaybettiği, satış baskısının sebepleri gibi konular önem kazanıyor. Evet tüm piyasalarda denge ve dengesizlik arasında gelgit yaşanıyor; bazen arz, bazense talep fazlası bu sonuçta etkili olur, bu sürecin tümü kıt kaynakların etkin kullanımı adına denge arayışıdır. Fiyatlar değiştikçe kimileri kazanır, kimileri ise kaybeder. Fiyatlar düşmek için yükselir, yükselmek için düşer. Amatörler kaybediyorsa kısa vadede herhangi bir sorun yoktur, ancak orta vadede bazı sıkıntılar yaşanabilir. Eğer profesyoneller kaybediyorsa durum farklıdır: profesyonellerin kaybettiği durumlara kriz denir.

Finansal piyasalarımızda son bir ay içinde yaşanan eğilimler, profesyonellerin hatırı sayılır kayıplar yapmasına neden oldu. Mali sektörün sermaye yeterlilik oranı önemli ölçüde geriledi ve kamunun borç yükü ağırlaştı, kırılganlık arttı. Bunun adı bal gibi krizdir, fakat panik yaratır endişesiyle bu gerçeği itiraf etmek güçtür. Beklentileri yönlendirip, gerçekleri dışlayarak günü kurtarmaya çalışanların oyunu çökmüştür. Kolay çözüm merakı bir kez daha iflas etmiştir. Asıl önemlisi finansal piyasaları yönlendirerek hem faaliyet dışı gelirleri artırarak durumlarını düzeltmek hem de beklentileri yönetmek isteyenler bindikleri dalı kesmiş, bir anlamda yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmek durumunda kalmışlardır.

Bu sonuçta faizlere ilişkin küresel beklentiler ve içeride ağırlaşan sorunlar etkili olmuştur. Döviz piyasasında arz fazlası olmadığı halde Türk Lirası'nın değerlenmesi gereğinden hareketle dövize açık pozisyonlar gerek bilanço içinde, gerekse bilanço dışında büyütülmüştü. Menkul kıymet piyasalarıysa aynı kesimlerin net talepleri sayesinde yükseltilmişti. Bireysel ve diğer kurumsal yatırımcılar döviz satmaya ve menkul kıymet almaya daha fazla istekli olmadıkları için böyle olması gerekmişti. Beklenti yönetimi sayesinde onların iştahı açılacak, dövizde satıcı menkulde alıcı olacaklardı; bu sayede açılan pozisyonlar hatırı sayılır bir kârlılıkla kapatılacak ve her şey normale dönecekti. Çaresizlik ve ihtirasın yarattığı körlük nedeniyle evdeki hesabın çarşıya uymayabileceği gerçeğini ihmal ettiler. Gelir dağılımındaki bozulmayı, faktör gelirlerindeki azalmayı, rekabet gücündeki çöküşü, cari açıktaki büyümeyi, küresel dengesizlikleri hiç hesaba katmadılar. Acı gerçekleri herkesin görmeye başladığını fark edince açılan pozisyonların kapatılması gerekti. Dövizde satıcı, menkul kıymetlerde ise alıcı yetersizliği nedeniyle hatırı sayılır zararlar yazıldı.

Küresel düzeyde enflasyon ve faizlerin yükseleceği beklentisi çok güçlenmişti ve Türkiye gibi aşırı borçlu bir ülkede tam aksi yönde eğilimlerin yaşanması olası değildi. Fakat yetkililerimiz hâlâ tersini mümkün kılmaya çalışan ve gerçekleri dışlayan bir söylemi kullanmaya devam ediyor. Dalgalı kur sisteminin krizlere karşı bir sigorta olduğunu iddia ediyor. İthal girdiye iyice bağımlı hale gelmiş ekonomimizde nasıl olup da enflasyon ve faizlerin düşmeye devam edeceği sorusu yanıtsız kalıyor. Veya hâlâ yerli ve yabancı yatırımcının hızla Türk Lirası'na yöneleceği ve menkul kıymet talebini artırarak olumlu eğilimlerin tekrar yaşanacağını ümit ediyorlar.

Merkez Bankası'nın döviz alımından çekilmesi, döviz depo faizini yüzde 10'dan yüzde 6'ya çekerek döviz cinsi likiditeyi rahatlatması, paniği önlemek için kısa vadede yeterli olabilir. Hazine kur riskini azaltmaktan vazgeçip dövize endeksli kâğıtları aynı tür kâğıtlarla takas ederek bu sürece destek verebilir. Fakat dövizde kitlesel bir arz ve menkul kıymetlerde genel bir talep devreye girmediği sürece kırılganlık azalmaz. Bir diğer ihtimal de siyasi bir taviz sonucu alınacak toplu bir dış kaynak sayesinde dış borç servisine ilişkin belirsizliğin azalması; bu durum risk taşıyan profesyonelleri, yıl sonuna kadar sakinleştirebilir, fakat orta vadeli belirsizlik azalmaz...


Buraya kadar okuduysanız, önceki yazılarımla burada yazılanlar arasında bir tutarsızlık gözlemiş olabilirsiniz. Haksız değilsiniz. Çünkü yukarıdaki yazı benim değil. Radikal'den Uğur Civelek yazmış. Ne zaman mı? Sıkı durun: 17 Mayıs 2004! Küçükken başıma "örs" düşmüş, biraz anlama özürlüyüm, gazeteleri iki yıl kadar geriden takip ediyorum. Bu kadarcık kusur hoş gürülebilir olsa gerek. Read More!

Sigorta

Turk yatirimcilarinin ve isadamlarinin cogu sigorta kavramini cok iyi bilmiyorlar. Sigortanin degisik cesitleri var tabii ki. Benim bahsedecegim sigorta cogunuzun bildigi hayat, yangin, deprem, saglik, vb. sigortalardan degil. Yabancilarin hedging dedikleri pozisyonlarinizi sigorta ettiginiz sigortadan bahsedecegim.

Isadamlari neden bu sigorta turunu bilmiyorlar. Bugun vadeli islemler borsasina giderseniz doviz kuru icin sigorta alabilirsiniz bir fiyat odeyerek, veya doviz kuru riski de satin alabilirsiniz spekulasyon yapmak istiyorsaniz. Doviz kurlarinin fiyati asagi yukari su sekilde belirleniyor. Bugunku doviz kuru diyelim ki 1.50 olsun. Aylik faiz oranlari da %1 olsun. Bir ay sonraki doviz kuru (arbitraj yapmaya firsat vermeyecek olan) 1.515 fiyatindan belirleniyor; 6 ay sonraki doviz kuru simdiki doviz kuru 6 aylik faiz olan %6 oraninda arttirilarak bulunuyor. Mesela bugun Aralik 2006 tarihinde dolar almak veya satmak isterseniz islem yapacaginiz kur 1$=1.592 YTL'dir. Gidin Vadeli Islemler Borsasinin sayfasina bakin.

Simdi siz akli basinda bir is adami iseniz, tekstil isi icerisindeyseniz ve doviz kuru dusmesi karsisinda artik daha fazla dayanamayip kepenk kapatmak durumunda olacaginizi dusunuyorsaniz (ki 2 ay once butun tekstilciler kivranip duruyordu) gidip vadeli islemler borsasindan 1.592 YTL'ye dolar satabilir ve doviz kurunu kendiniz icin sabitleyebilirsiniz. Eger bu sure icerisinde doviz kuru tekrar eski seviyesine duserse siz kepenk kapatmak zorunda kalmazsiniz. Eger doviz kuru yukselirse karinizdan zarar edersiniz ama yine kepenk kapatmak zorunda kalmazsiniz.

Bizim VOB hala cok sig, yeterince islem hacmi yok, sayfasina gidip bakarsaniz dandik bir sayfasi oldugunu da gorursunuz. Daha amator bir borsa yani. Amerika'daki vadeli islemler borsalarinin piyasa degerleri NYSE ve NASDAQ'in cok cok uzerinde. Mesela CME'nin piyasa degeri 15.6 milyar dolar iken NASDAQ'in piyasa degeri sadece 3.3 milyar dolar. Yani adamlar risklerini sigorta yapmasini biliyorlar. Daha uzun vadeli islem yapmak isterseniz bunu bankalar araciligiyla gerceklestirmeniz de mumkun.

Is riskinizi azaltmanin tek yolu doviz kuru riskinizi sigorta etmeniz degil tabii ki. Isinizde hammade kullaniyorsaniz cok uzun vadeli islemler yapmaniz soz konusu. Mesela NYMEX'te 2012 vadeli petrol alabilirsiniz veya satabilirsiniz. Genelde petrol ureticileri uzun vadeli satislari bu piyasada yapiyorlar.

Yatirimcilar peki pozisyonlarini nasil sigortalarlar? En garanti yolu kisa vadeli hazine bonolarinda parayi tutmaktir, getirisi genelde dusuktur ama tum piyasalar dustugunde bu pozisyonlar deger yitirmezler. Yatirim araclari yukariya gittigi zaman ise bu pozisyonlar yerinde sayar. Sigorta yapmanin diger bir yolu ise vadeli islemler borsasinda IMKB100 veya IMKB30 endekslerini alip satabilirsiniz. Bu yolla eger hisse senedi pozisyonlarin karli ise %15'lik stopaj vergisini vermekten kurtulabilirsiniz.

Daha kesfetmemiz gereken cok enstruman var. Read More!

Assolist vs. Vokalist

Bir cok ekonomist Merkez Bankasinin gucunu oldugundan fazla zanneder. Yillar once doktora yeterliilik sinavini aldigim zaman sorulan sorulardan bir tanesi de buydu. Merkez Bankasinin ekonomi icin asil onemli olan uzun vadeli faizleri belirleme gucu var midir?

Benim verdigim cevap cok az vardir idi. Cok az vardir demek Merkez Bankasinin gucu cok fazla degildir demek. Merkez Bankasinin faizleri belirleme gucu en fazla kisa donemdedir. Ancak ciddi ekonomik kararlar kisa donemli degil uzun donemli faizlere bakilarak verilir. Mesela 2 hafta once bizim Merkez Bankasi gecelik faiz oranlarini dusurdu. Son gunlere bakarsaniz uzun vadeli faiz oranlari yukseldi. Demek ki uzun vadeli faizler Merkez bankasinin cok kontrolunde degil.

Benzer bir durum FED'in basina geldi. 2004 senesinde kisa vadeli faiz oranlarini yukseltmeye basladiklari zaman 10 yillik faiz oranlri %5'e yakindi,bir sene kesintisiz faiz arttirdiktan sonra 10 yillik faiz oranlari %4'e DUSTU. Herkes bunu aciklamanin telasina dustu ve sonucta ortaya "likidite bollugu" gibi bir kavram atildi. 2004 yilinda Amerikan kisa faizleri %1 iken likidite bollugu yoktu da, kisa faizler %3'e yukselince mi likidite bollugu olustu diye kimse sormadi. Anlatabiliyor muyum?

Faizleri belirleyen faktor beklentiler ve beklentilerin paralelindeki sermaye hareketleridir. Beklentileri de sekillendirmekte Amerika'da FED guclu; Turkiye'de ise Maliye politikasi, AB cipasi, IMF destegi gibi faktorler beklentileri Merkez Bankasinin politikalarindan daha fazla etkiliyor. Yani Turkiye'deki kilit faktor politikacilarin kararliligidir.

Kati maliye politikasi bunun icin onemlidir diyorum. Piyasalarda devlet hala en fazla borc alan oyuncudur, devletin borclanma ihtiyaci azaldikca faizler de dusecek ve sermaye kacisini dengeleyecektir. O yuzden ben faizlerin yukselmesini degil dusmesini savunuyorum, ama bu dusus piyasayi merkez bankasi kanaliyla paraya bogarak degil, hazinenin borclarini kapatarak (butce fazlasi vererek) gerceklesmelidir.

Ekonomik istikrara giden yolda Maliye Politikasi assolist, Para Politikasi ise vokalist olmalidir. Dansozler ise piyasadaki her oynakliga karsi kivirmasini cok iyi bilen ekonomi yorumculari olabilir.

Not: Fenerbahce'nin Trabzon galibiyeti sonrasinda "Fener sampiyon OLDU" diyen Erman Toroglu da dansoz olabilir. Eminim cok guzel kasap havasi oynar. Read More!

Cari Acik Finansmani

Karsilastigim en sacma sorulardan bir tanesi de "cari acik cok yuksek, finansmanini nasil saglayacagiz?" sorusudur. Sanki kredi karti kullaniyoruz da, ay sonunda borclari nasil odeyecegimizi dusunuyoruz. Kazin ayagi oyle degil. (Yandaki haber Mayis 2004 tarihli)

Yorumcularin cogu da nedenselligin yonunu burada sasirmis durumdalar. Once cari acik oluyor, sonra da biz bunu finanse ediyoruz zannediyorlar. Petrol ve dogal gaz gibi almak zorunda oldugumuz urunler icin bu gecerli olabilir. Zaten biz de bu yuzden TL'nin degerlenmesinden gocunmadik. Bunlarin disindaki ithal ettigimiz urunlerin cogunda cari acigin yuksek olmasinin sebebi finansmaninin garanti olmasi idi. Ulkeye giren sicak para (cari acigi finanse eden bu) kurlarin dusmesine neden oluyordu son 3-4 yildir. Kurlarin dusuk olmasi demek TL'nin alim gucunun yuksek olmasi demektir. Kurlarin dusuk olmasi demek yabancilarin mallarini bize "UCUZA" satiyor olmasi demek. Arkadas ben manyak miyim ucuza satilan mali almayacagim. Ulkede iscilik maliyetleri cok yuksek, yabancilar promosyon yapmis, eskiden dunyanin parasi olan son model makineleri iskontolu fiyattan satiyorlar. Ben de hic dusunmem bile, gider ucuza makine alir, verimliligimi arttiririm. Verimliligin artmasi demek isci basina daha fazla uretim yapmak demek. Isci yerine makine alirsaniz tabii ki verimlilik artar.

Simdi bu kotu bir durum mu? Degil tabii ki. Peki doviz kurlari %20'e yakin artti son bir kac haftadir, ne olacak? Artik yabancilarin sattigi urunler daha pahali olacak, Alman VW alacaginiza yerli Renault alacaksiniz (yerliler daha ucuz, bizim DOAS'in dusmesi bundan); yabanci yapimi sermaye mallari alacaginiza daha fazla isci calistiracaksiniz. Urunlerinizin dolar cinsi maliyeti azaldigi icin dis piyasalarda daha rekabetci bir konuma yukselecek ve daha cok ihracat yapacaksiniz. Yani sonucta ithalatiniz azalacak ve ihracatiniz artacaktir. Sonucta cari aciginiz dusmeye baslayacak, hem de kendi kendiligine. Bakin su Allah'in isine.

Doviz kurlarinin yukselmesi bir kriz nedeni degildir, krize neden olan sey faizlerin yukselmesidir. Bizim ekonomiden anlamaz yorumcularimiz ha bire sicak paraya yukleniyorlardi. Faizler cok yuksekmis de o yuzden sicak para geliyormus. Faizler sicak para geldigi icin dusuktu ve o yuzden ekonomi cok hizli buyuyordu. Simdi sicak para gidiyor ve hem doviz hem de faizler yukseliyor. Kriz olmasini nasil engelleyebiliriz peki? Dovizin yukselmesi problem degil (sicak para kacisini daha fazla tetiklemedigi surece); onemli olan butcenin fazla vermesi. Biz bosuna yilin ilk dort ayinda butce harcamalarinin %18 artmasindan endise duymuyoruz. Faizlerin dusmesini saglayacak sey, butce aciklarinin azalmasi hatta butce fazlasi vermemizdir. Butce harcamalari arttikca bunu basarmamiz gitgide daha da zorlasmaktadir. Yukselen faizlerden dolayi ekonomik buyume yavaslayacak ve butce gelirleri de azalmaya baslayacaktir. O yuzden acilen yapilmasi gereken harcamalarin kisilmasidir. AKP secim ekonomisi havasina girmeye basladi ve bunu yapabilecek kararlilikta mi tam bilemiyorum. Boyle iste.

Yazdigim son uc yaziyi okursaniz ekonomide neler oldugunu, neler olmadigini, ve neler olmasi gerektigini anlarsiniz. Bence cok dogru yorumlar ve piyasadaki en iyi yorumlardan bir tanesini de ben yapiyorum. Cok da alcak gonulluyumdur. Read More!

Ekonomide Neler Olmuyor?

Borsada neler oluyor diyerek bu yaziya ulastiysaniz borsa ve piyasa bultenimizi okumanizi tavsiye ederiz. Uyelerimiz piyasalarda olan gelismeler hakkindaki en son goruslerimizi ve aciklamalarimizi emaillerine gonderecegimiz mesajlarla aninda alabilecek, ayrica doktorali ekonomistlerimize sorularini yoneltebileceklerdir. Asagidaki yazi 2006 yilinda kritik bir zamanda borsa ve piyasalar uzerine yazdigimiz kritik bir yazidir.

Asaf Savas Akat Vatan'da pazar gunu ekonomideki gelismeleri soyle ozetlemis: "2003 sonrası uygulanan yanlış para politikası ekonomiyi çok olumsuz bir konjontüre sürükledi. Yüksek faizler TLye aşın değer kazandırdı. Dış kaynakla beslenen bir iç talep balonuna zemin hazırladı."

Yanlis bir analiz. Faizler yuksek deniyor, sonra da ic talep balonu olustu deniyor. Bu Fenerbahce maci kazandi ama Galatasaray sampiyon oldu demek gibi birsey. Faizler yuksek ise ic talep balonu olusmaz aksine ic talep daralma yasar. Turkiye'deki faizler yuksek degil dusuktu. Turkiye'deki faizler dusuk ise sicak para ulkeye niye girdi peki? Cunku Turkiye'nin riski faizlerden daha fazla dustu. Su an Turkiye'nin borclarini odememe riski oldukca dusuk, Turk tahvillerine para yatiranlar zamaninda faizlerini ve anaparalarini alacaklarini biliyorlar. Turkiye'nin en onemli riski kur riskidir. Bir kac hafta oncesine kadar, ulkeye giren sicak para kurlari da asagiya itiyor ve kur riskini dusuruyordu. Bir saadet zinciri var ise burada var idi. Ulkeye sicak para girisinden dolayi hem kurlar dusuyor hem de faizler dusuyordu anlayacaginiz.
Demek ki sicak para faizler yuksek oldugu icin gelmiyormus. Aksine faizler sicak para girdigi icin dusuyormus.

Peki son 3-4 gundur ne oluyor? Belki de saadet zincirinin sonu geldi. Kurlar hizli bir sekilde yukariya cikmaya baslayinca sicak para aldigi kur riskinin bir olasiliktan cikip bir gercege donustugunu farketti ve sona kalanin cani ciksin mantigiyla cikis kapilarina dogru yoneldi. Bunun sonuclari ne oldu? Kurlar yukari cikmaya basladi, faizler yukseldi. Dikkat edin sicak para cikiyor, ve faizler yukseliyor. Bu ne kadar daha devam edebilir bilmiyorum, o yuzden de gecen hafta boyunca portfoyumun %28'ini nakte cevirerek bir cesit sigorta yaptirdim.

Aksam gazetesinin "super" borsa yorumcusu Yasar Erdinc piyasalar turbulansta iken yer degistirmeyin oturun oturdugunuz yerde diyor. Acemi yorumculuktur bu. Ya insanlara pasif yatirim yapin borsayi hicbir zaman tahmin etmeye calismayin de, ya da hem guzel zamanlarda hem de kotu zamanlarda tahmin yap. Bizimkisi piyasalar gunluk guneslikken "42300 seviyesinde destek 43100 seviyesinde kostek var" diye yorum yapmayi biliyor, borsa duserken ise "sakin pozisyon degistermeyin, ne olacagi hic belli olmaz" deme yuzsuzligini gosteriyor. Ben ise normalde kisa vadeli tahmin yapmaz iken Cuma gunu piyasalarin en turbulansli oldugu bir donemde nadir kisa vadeli tahminlerimden birisini "Islemler" baslikli yazima yaptigim yorumda su sekilde yaptim:

"Bence borsa 40000'in altina da inecektir. Yabanci piyasalar da dusuyor, S&P 500 iki gunde 1325'den 1291'e dustu. Turkiye'nin volatilitesi Amerika'nin 3-4 kati, o yuzden Turkiye'de %10'luk dusus beklemek cok da zor bir sey degil. Ustune ustluk dolara da hucum oldu, az risk seven yabancilar boyle durumlarda pozisyon kapatma yoluna giderler. Bizim piyasalar da cok sig oldugundan fiyatlardaki oynamalar cok buyuk olabiliyor."

Bugun piyasalarda ne oldu? Aynen dediklerim oldu. Borsa kisa sureli de olsa 40000'in altina indi, dolar 1.50'nin uzerine cikti. Niye? Cunku bizim piyasalar sig ve akli basinda olup kan kokusu almis yatirimci da bu kosullarda kimseye doviz satmaz. O yuzden doviz fiyatlari da boyle ani yukselisler yapar.

Yarin ne olur?

Yarin ne olacagini bilmiyorum ama ben hisse alimlarina yavas yavas basliyorum. Bugun 10 tane TEBNK'i 23.50'den satin aldim, cuz-i bir rakam ama yine de ilk alim belirtisidir; 9.50'den AKBNK almak icin emir verdim ama bana sira gelmemis, yarin yine deneyecegim. 25 YTL'den 50 tane TUPRS icin de emir verecegim. TUPRS'in dusmesi piyasalarin ne kadar esitlikci oldugunu gosteriyor, halbuki petrol fiyatlari TL cinsinden %15 yukselmis olacak ve bu TUPRS'in gelirlerini de asagi yukari o miktarda arttiracak (kar marjlarinin ayni kaldigini varsayarsak). O zaman TUPRS'in dusmesi degil yukselmesi gerekirdi.

Ote yandan TL deger kaybediyor ve bundan en olumlu etkilenecek sektorlerden digeri de turizm, Turkiye yabancilar icin daha da ucuzladi. Sonucta turizm sirketlerinin yukselmesini beklersiniz degil mi? Nerede.

Demek ki faizlerde cok buyuk yukselmeler bekliyor piyasalar. Bizim isimiz piyasalardaki yapilan yanlislari bulmak ve bundan kar etmektir. Bosuna piyasanin uzerinde bir getiriye sahip degilim. Read More!

Butce Gerceklesmeleri

Piyasalardaki calkanti beni cok tedirgin etmiyor. Nedense en cok "cari acik cok buyuk, paramiz asiri degerli" diyen arkadaslar rahatsiz olmus gorunuyor. Kocakari gibi herseyden sikayet ediyorlar, 2 ay once paramiz cok degerliydi, simdi de cok hizli deger kaybetti. Vadeli Islemler Borsasi diye bir yer var, doviz hareketlerinden etkilenmek istemiyorsan gidersin riskini hedge edersin, riskini hedge etmek istemiyorsan susar oturursun. Kafam sisti yahu. Dune kadar geyik haber yazan kose kurbagalarinin hepsi basimiza ekonomist kesildi 24 saatte. Hurriyet manset atmis %6.4 devaluasyon diye, gerizekalilar serbest piyasada devaluasyon ve revaluasyonun her an oldugunu bilmiyorlar. Sanki kur sabitti de devaluasyon yaptik. Neyse asil konumuza donelim: butce gerceklesmeleri.

Beni asil tedirgin eden mali disiplinden taviz veriliyor olmasi, ipler biraz gevsetilmis gorunuyor. Aksam Gazetesi haberinde butce gerceklesmeleriyle ilgili sunlar soyleniyor:

"Ocak-Nisan döneminde bütçe giderleri içinde personel giderleri 12.189 milyar YTL, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemeleri 1.598 milyar YTL, faiz giderleri 15.393 milyar YTL, cari transferler 17.959 milyar YTL oldu. Bu dönemde sağlık giderleri 1.948 milyar YTL, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferler, 1.94 milyar YTL'si Emekli Sandığı'nın görev zararı olmak üzere, 10.172 milyar YTL'ye çıktı. Tarımsal destekleme ödemeleri ise 2.307 milyar YTL, mahalli idare ve fon payları 3.508 milyar YTL, iç borç faiz ödemeleri 12.964 milyar YTL ve dış borç faiz ödemeleri de 2.362 milyar YTL olarak gerçekleşti. MERKEZİ yönetim bütçe giderlerinin yüzde 18.8, gelirlerinin de yüzde 21 oranında artış gösterdiği belirtilen açıklamada şöyle denildi: 'Bütçe giderlerinin geçen yıla göre daha hızlı gerçekleşmesine rağmen, giderlerdeki artış oranının gelirlerdeki artış oranının altında kalması bütçe açığında nominal bazda düşüş kaydedilmesi ve faiz dışı fazlada gerçekleşme oranının yükselmesi bütçe yapımızdaki iyileşmenin devam ettiğini göstermektedir.' "

Butce acigi hala azalma trendinde ama giderlerdeki %18'lik artis beni gercekten tedirgin ediyor. Paralarda oyle yatirima falan da gitmiyor, emekliye ve memura gidiyor. Eskiden paralarin cogu ciftciye giderdi, simdi 50 yasindaki "yaslilara" veriyoruz haraci. O kadar buyutulen disborc faiz odemeleri ciftcilere verilen "destek"lerden sadece 55 milyon YTL daha fazla. Gelirlerin %25'i ic faiz odemelerine gitmis. 90'li yillar boyunca hovardalik yapip saga sola para sacan bir ulke icin cok dusuk bir oran.

Yine de bu sonuclara bakip aldanmamak gerekli, onemli olan sene sonundaki gerceklesmelerdir. Gecen sene de bu zamanlar benzer bir durum soz konusu idi, ipler gevsetiliyor mu diye soru isaretleri uyanmisti ama neticede borsanin 25 binden 40 bine ciktigini gorduk 6 ay icerisinde.

Bakalim bu sene isler nasil gerceklesecek. Read More!

Spekülatif Hisseler

Piyasalarda bugun kan govdeyi goturdu. Ben de elimdeki spekülatif hisselerden bir kismini daha sattim. Kotu tercih yaptigim hisselerden FORTS'in tamamini ve KONYA'nin yarisini sattim. KONYA ilk ceyrekteki karini aciklamis dun, gecen seneye gore %24'luk dusus var. Pes vallahi, cimento fiyatlari artiyor, talep artiyor, bizimkilerin kari dusuyor. Ayrica 100 adet AKCNS'yi da sattim, elinde sadece 25 tane kaldi. AKCNS aslinda iyi kagit, diger cimento sirketlerinin uzerinde bir F/K carpanina sahip. Benim satma nedenim yaptigim %108'lik kar uzerinden vergi vermeyecek olusum. Ne KONYA icin ne de FORTS icin vergi verdim. Benim gibi aktif islem yapiyorsaniz komisyonlara ve vergilere dikkat etmeniz lazim, yoksa tum kazancinizi silip goturebilir.

Bunlarin yaninda gecen hafta 3.5 YTL'ye halka arzdan aldigim ASYAB hisselerini 4.26 YTL'den sattim. Bir haftada %20 kar, ancak problem sadece 7 tane hisse senedi alabilmis olmam. Neyse en azindan halka arzlarin araci kurumlar yuzunden piyasa fiyatinin altinda yapildigini bir kez daha gostermis olduk.

Piyasalar tepe taklak duserken genelde kagit almamaya calisiyorum, nereye kadar dusecegini bilmiyorum cunku. Ona ragmen bugun 50 tane daha AKBNK hissesini 10.1 YTL'den aldim. Alma sebebimi daha once aciklamistim, bence hissenin %50 yukselme potansiyeli var, insallah hissedeki dusus onumuzdeki hafta da devam eder de ben de daha fazla kagit alabilirim.

Tum islemler neticesinde elimde 4500 YTL civarinda bir nakit birikti, simdilik gelecekte "tepki" alimi yapmak icin tutuyorum.

Gelismelerle ilgili yorum yapayim. YTL dahil bono ve hisse senetlerinin deger kaybetmesi basinda yorum yapan kisilerin soylediklerinin aksine sunu gosteriyor: yabancilarin islem maliyetleri cok yuksek, oyle ellerindeki kagitlari satip, dolara cevirip cikmak kolay degil. Bunu yaptiginiz anda varlik fiyatlari dusuyor, dolar fiyati yukseliyor; yani ucuza satip pahaliya dolara cevirmeye razi olmak zorundasiniz. Bunu yaparken yatiriminizin yaklasik %5'i islem masraflarina gidiyor.

YTL son uc ayda euro karsisinda %15' e yakin bir deger kaybina ugradi, tekstilcilerin mizirtisi en azindan bir sure icin kesilir insallah. Ancak bu sefer de cikip petrol fiyatlari, hammadde fiyatlari, yatirim mallari fiyatlari artti diye aglamaya baslarlar. Bunun caresi cok kolay: YTL'deki deger artisi kazanilmis bir haktir, ondan taviz vermemiz anayasaya bir sekilde aykiridir (esitlik ilkesine mesela, herkesin elinde esit miktarda para yok!!), o yuzden bir kanun teklifiyle veya Sayin Sezer'in sozlu ifadesiyle disaridan petrol, gaz, vs. alirken 1$=1.32 YTL uzerinden islem yapilmasi, ihracat yaparken de 1$=1.41 YTL kurunun gecerli olmasi belirlensin. Ayrica kanun taslaginin sonuna kazanilmis bir hakkin ihlali oldugu gerekcesiyle ligden dusmenin de kaldirilmasi maddesi eklenmelidir (ikinci lig takimlari 1. Lig'e cikmaya "hak" kazanmiyor mu?). Ayni madde cercevesinde satin alma gucumuzu olumsuz etkileyen enflasyon da yasaklanmali ve otomatikman sifira dusurulmelidir. Kafami bir kac gundur kurcaliyor, nedir su "kazanilmis hak" kavrami yahu, bilen varsa bir aciklasin. Read More!

Cacik Meselesi

Tepem Cumhurbaskani'nin "Turkiye'deki ortalama yasam suresini 66 yil olarak belirtmesine" atti. Vatandas seviyor bu adami, o yuzden aleyhinde negatif seyler soylemek istemiyorum ama bazi seyler de "fetva" ile olmuyor. Akil var, mantik var, yayinlanmis istatistikler var.

Birincisi Cumhurbaskani ne turlu danismanlar kullaniyor anlamiyorum, insan uyarir. Oncelikle bu danismanlarin isine son vermek lazim. Ikincisi, basindan bir Allah'in kulu cikip da "yahu Turkiye'deki ortalama yasam suresi 66 yil degil 72 yildir" demez. Bunu da mi arastirmayiz? Ucuncusu, ki bunu bizim az egitimli basinimizdan ve kose yazarlarimizdan beklemiyorum, bir tane uzman cikip da "Arkadas, emeklilikle ilgili yasalari yaparken onemli olan istatistik calisma hayatina basladigimiz (asagi yukari 20 yasindaki) zamanki hayat beklentimizdir" demez mi? Bana ne calismaya baslamadan olmus insanlardan.

Milletin yanlislarini duzeltmek yine bize dusuyor anlasilan. 2006 yilinda dogan bir bebegin tipta 100 yil herhangi bir bilimsel ilerleme kaydedilemeyecegini varsayarsak ortalama hayat beklentisi 72 yildir (kaynak: CIA FActbook). Burada kritik olan tipta bilimsel ilerleme kaydetmeyecegimiz varsayimi. Bilimsel kesifler sayesinde ortalama hayat beklentisi her gecen gun artiyor. CIA Turkiye'nin ortalama hayat beklentisinin son 5 yilda her sene 0.28 yil arttigini soyluyor. OECD ulkelerinin ortalama hayat beklentisi 1960 yilinda 66 iken bugun 76 yil duzeyinde. Yani asagi yukari ortalama hayat beklentisi her dort yilda 1 yil artiyor. Bundan 30 yil sonra Turkiye'deki ortalama hayat beklentisi 79 yila ulasacak demektir bu.

Demek ki Cumhurbaskanin kullanmasi gereken 2036 yilina ait ortalama hayat beklentisi istatistigi 66 yil degil, 79 yildir. Ancak, yine de bu dogru istatistik degildir. Emekli olacak insanlardan bahsettigimiz icin bizi 0-20 yaslari arasindaki olumler ilgilendirmiyor. Bebek ve cocuk olumleri dogumdaki ortalama hayat beklentisini onemli olcude dusururler. Ancak 2036 yilina kadar saglik hizmetlerinde onemli mesafe katedecegimizi ve bebek ve cocuk olumlerinde buyuk azalmalar yasanacagini varsayacagim. Bize 2036 yilinda 20 yasinda olan birinin hayat beklentisine dair istatistikler lazim. Bunun da muhafazakar bir tahminle 81 yil oldugunu dusunuyorum. Demek ki Cumhurbaskaninin karar verirken baz almasi gereken istatistik 66 degil 81 yildir. Ortalama 81 yasina kadar yasayacak bir insanin da 65 yasinda emekli olmasi bence cok kotu bir fikir degildir, ki ben olsam 70'inde emekli yapardim.

Reis-i cumhurumuz kusura bakmasin ama danismanlarindan Umit Davala'nin tabiriyle cacik olmaz. Turk basinindan ve yorumcularindan cacik olmayacagini daha once cesitli vesilelerle gozler onune sermistik zaten. Read More!

Vergi oranları indirilsin mi?


Kestirmeden cevap vereyim: Hayır. Türkiye’nin böyle bir lüksü yoktur. Hemen bana "Laffer eğrisi"ni hatırlatıp itiraza sarılmayın. Önce işin ABC'sinden başlayalım:

Gerçi o ticaret kapasitesi bende yok ama eğer bakkal olsaydım karşımda şöyle bir denklem olacaktı:

Gelirlerim = Giderlerim + Kar

Karımı artırmak istiyorsam önümde iki şık var: Gelirlerimi arttırmak ya da giderlerimi azaltmak. Eğer ikisini de beceremiyorsam ve sürekli negatif kar yazıyorsam, ya sürekli borçlanacaktım, ya da babadan kalma serveti harcayacaktım. Yani zarar ediyorsam benim bakkallık yapmamı devam ettirmemin bir anlamı olmayacaktı. Tabi yüklü bir servetimi üstlenmiş olabileceğim sosyal misyonlar gereği mahalle için seferber etme sevdalısı değilsem. Zaten öyle bir durumda da dükkanın tabelasını "Baris hayratı" diye değiştirmem gerekirdi.

Şimdi, meseleye devlet açısından, Cumhurbaşkanımızın vurgulamasıyla "sosyal devlet" açısından bakalım. Devlet, bir bakkal dükkanı olmadığı için "kar" kelimesi anlamsız olacaktır. Dolayısı ile gelirlerin giderlere eşit olması tercih edilir bir pozisyondur. Eşit olmazsa ne olur? Gelin yukarıdaki denklemi devletin bütçesi olarak değiştirelim ve işimize geldiği gibi yazalım:

Bütçe Açığı = Giderler - Gelirler

Giderleri daha sonraya bırakıyorum. Hemen belirtelim, bu bütçe açığı borçlanma ile finanse edilir. Bu da gelecek nesillerden alacağımız ekstra vergi demektir. Gelirleri, vergi gelirleri ve seignorage (bunun Türkçesi var mı?) diye ayırabiliriz. Ama aslında (seignorage=enflasyon vergisi) olduğu için devletin tüm gelirleri vergi gelirleri diyebiliriz. Şimdi bu noktadan bakınca vergi gelirleri konusunun çoğunluk tarafından nasıl bir yanılsama ile algılandığını görebiliyoruz. Nedir iddia edilen argüman? Vergi oranları düşsün, vergi tabanı artar, dolayısı ile devletin vergi gelirleri de artar. Laffer eğrisinin de etkisi ile bu efsaneye hep beraber inanıyoruz. Halbuki durum öyle değil. Devletin vergi gelirleri değişmez. Sanıldığı gibi devletin gelirleri vergi oranlarına bağlı değildir. Tam aksine her türlü vergi rejiminde devletin vergi gelirleri sabittir. Devlet öyle ya da böyle aynı vergiyi toplar.

Borçlanma kalemini de ekleyerek denklemi biraz daha açayım ki ne demek istediğim daha net anlaşılsın:

Giderler = Vergi gelirleri + Borçlanma

Giderler = (Doğrudan vergiler+dolaylı vergiler+enflasyon vergisi) + borçlanma

Borçlanmayı da gelecek nesillerden alacağımız ekstra vergiler olarak yazarsak:

Giderler = Doğrudan vergiler+dolaylı vergiler+enflasyon vergisi+gelecek nesillerden alınacak ekstra vergiler

Madem vergi gelirleri sabit, vergi oranları, izlenen vergi politikaları ne işe yarar? Şu işe yarar: Toplumu oluşturan bireyler ve/veya gruplar arasında, hatta nesiller arasında gelir transferini sağlar. Daha önce bu sitede bu konuda çok şey yazıldı. O yüzden örnekleri tekrar etmeyeceğim. Ancak gelir dağılımı üzerine konuşmayı pek seven yorumcuların bu konuya eğilmeleri beklenmelidir. Gelir dağılımın ne kadar kötü olduğunu uzun uzun anlatmak ama hiç bir çözüm yolu önermemek aslında hiç bir şey söylememekle eşdeğerdir.

Vergi politikalarında yapılan küçücük bir değişiklik bile "the power of small changes" prensibi gereği uzun dönemde büyük etki yapar. Bu açıdan enflasyonu milli gelirden pay alma savaşı olarak tanımlayabiliriz. Ekonomik teori, uzun dönemde yüksek enflasyonun sürdürülebilirliğini (Türkiye'de yaşanan durum) bazı kesimlerin milli gelirden ürettiğinden daha fazla pay alması ile açıklar. Dolayısı ile enflasyon vergisi en gayr-ı adil vergi türüdür.

Dolaylı vergiler de öyle. Örneğin, cep telefonu ücretlerine yüzde yüz oranında yeni vergi konsun. Bu benim ortalama faturamı 200 YTL'den 400 YTL'ye çıkartır. Bu benim gelir seviyemdeki bir kişi için çok da önemli soruna yol açmaz. Benim için diğer harcamalarımdan kesinti yapmadan katlanılabilir bir düzeydir. Ama asgari ücretli bir gelir sahibi için telefon faturasının 50 YTL'den 100 YTL'ye çıkması bütçesinde ciddi bir sarsıntı sebebi olabilir. Diğer harcamalardan kısması gerekebilir, borçlanması gerekebilir, ya da cep telefonu ile konuşmak onun için satın alınamayan ürünler kategorisine girebilir. Eee, o da konuşmayıversin telefonla diyebilirsiniz ama bu bir çözüm değil. Örnekleri benzin, doğal gaz, elektrik, su gibi ürünlere çeşitleyebilirsiniz.

Burada doğru olan, ya da adil olan, ya da gelir dağılımını düzeltecek olan politika doğrudan vergi gelirlerinin (gelir seviyesine göre) toplam vergi gelirlerdeki ağırlığının yüksek, dolaylı vergi gelirlerinin ise nispeten düşük tutulmasıdır. Daha detaya inip gelir grupları arasında adil vergi sistemi nasıl olmalıdır konusuna girmiyorum. Ama Türkiye'de doğrudan vergi oranlarının, gelir sahiplerinin ne kadar vergi ödeme gönüllüsü olup olmadığını hepimiz biliyoruz.

Gelelim giderler tarafına. Harcamaların bir kısmı faiz ödemeleridir. Bu da geçmiş dönemden devralınan borç stoku ve faiz oranı ile yakından ilişkilidir. Buna kısaca önceki dönemde verilen bütçe açıklarının finansmanı diyeceğim. Bu da temel denklemimizde özel bir duruma yol açmıyor. Borç-faiz dinamiği başka bir yazının konusu. Yani önceki dönemde üretilen pisliklerin temizlenmesi zaten gerekli bir durum.

Faiz dışı giderlere dönersek, gelir dağılımı açısından vergilerin hangi yolla toplandığı kadar nasıl harcandığı da önemlidir. Faiz dışı giderler güvenlik, hukuk, sağlık, eğitim, altyapı gibi normal sayılabilecek alanlar arasında paylaştırılabileceği gibi, belirli kişilere yolsuzluk yoluyla ya da imtiyazlı gruplara (bürokrasi, askerler, KİT çalışanları, tarım sektörü, tekstilciler, vs....) da dağıtılabilir. Bu noktanın önemsiz olduğunu varsayarsanız ciddi bir hata yaparsınız. Sözgelimi, Türkiye'de askerlerin reel gelirlerindeki azalma bir darbeye yol açmıştır. 1960 ihtilali sonrası Maliye Bakanı neden idam edildi sanıyorsunuz?

Vergilerin aksine, uzun dönemde gelir dağılımını düzeltecek, ya da ortalama hayat standardını yükseltecek harcama politikası doğrudan verilen teşvik ve ücretlerle değil dolaylı harcamalarla sağlanabilir. Örneğin, fındığa iki kat fazla fiyat vererek çiftçilerin hayat standardını yükseltemezsiniz. Doğru politika, fındık üreticilerine daha kaliteli eğitim götürmek, piyasayı “regule” ederek, adil bir hukuk sistemi sağlayarak daha iyi ortamda ürünlerini pazarlamalarına imkan vermek, sağlık, güvenlik, altyapı harcamalarıyla fındık üretimi için daha iyi şartlar hazırlamaktır.

Yine örneğin, bugün İstanbul'da eşdeğer besin değerine sahip iki yemeği, biri diğerinin 10, 50, hatta 100 katı maliyet farkı ile yemek mümkündür. Değişen şey, Papermoon'da mı yediğiniz yoksa arka mahalledeki kebapçıda mı yediğinizdir. Aldığınız hizmet tabi birbirinden farklı olacaktır. Ama yediğiniz şey, besin değeri olarak, temelde aynı olacaktır. Karnınız da doyacaktır. Yani ihtiyacınız karşılanmış olacaktır. Aynı durum eğitimde, ya da sağlıkta mümkün değildir. Alt gelir grubuna ait kişiler daha kalitesiz eğitime, daha pahalı sağlık hizmetlerine mahkum bırakılmaktadır. Bu dengesizliği asgari ücreti iki katına çıkarsanız bile gideremezsiniz. İzlenecek politika genel eğitim ya da sağlık hizmeti seviyesini yukarıya çekmektir. (Burada eğitim ve sağlık hizmetlerinin devlet tarafından yapılması gerektiğini savunmuyorum, örnek veriyorum.) Uzun lafın kısası, ekonomide "public goods" ya da "merit goods" (Türkçelerini bulamadım) olarak adlandırılan ürün ve hizmetlerin kalitesinin artırılması doğru politikadır.

Şimdi gelelim neden vergi oranlarının indirilmemesi gerektiğine. Öncelikle yıllardır bütçe açığı verdiğimizi, yüklü bir borç stokuna sahip olduğumuzu, bu stokun da makul seviyelere indirilmesi gerektiğini hatırlatmalıyım. (Alın bir yazı konusu daha: Makul borç stoku seviyesi.)

2007 itibarıyla bütçe açığı belasından kurtulacağımızı varsayıyorum -ki izlenen politikalar sürdürülürse oraya doğru gidiyoruz. Bu demektir ki aynı politikaları devam ettirirsek, daha sonraki dönemde bütçe fazlası vereceğiz. Yazının başında devletin özel bir şirket olmadığını, bunun anlamsız olacağını söylemiştim. Yani bu bütçe fazlasını eritmemiz gerekecek. Öncelikli tercihim borç stokunun eritilmesi olacaktır, ki faizler de düşsün.

Diyelim ki borçlardan da kurtulduk. Bu durumda bile bütçe fazlasını eritmenin yolu vergi gelirlerini azaltmak (birilerine doğrudan gelir transferi) değil, yukarıda sıraladığım alanlara yatırımları ya da harcamaları artırmak olmalıdır.

Yazı uzun oldu ama eksik bir şey kaldı mı fark edemedim. Gerekirse tekrar döneriz. Ama bir nokta daha var. O da vergi oranlarının yüksek olmasının vergi ödememeyi mazur gösterecek neden olduğu safsatasıdır. Vergi ödememenin nedeni vergi oranlarının yüksekliği değil, ekonomik ahlaksızlıktır. Bu tıpkı "hırsızları yakalayamıyoruz, hırsızların hapis cezasını indirelim belki teslim olurlar" demek gibidir. Vergi ödememek de tam anlamıyla hırsızlıktır, hiç bir farkı yoktur. Hırsızlık devletten değil. O nasıl olsa aynı vergiyi farklı yollarla da olsa (dolaylı vergiler, enflasyon) topluyor. Vergiyi ödemeyen senden benden çalıyor. Doğrudan vergi gelirlerini artırmanın, yani ekonomik ahlaksızlıkla mücadele etmenin yolu vergileri indirmek değil, sıkı denetimdir. Vergi ödemeyenlerin başına çörekleneceksin, vergi kaçırana göz açtırmayacaksın, piyasada iş yapma olanağı bırakmayacaksın gör bakalım ne oluyor...

Tekrar edeyim, bütçe açığını kapatınca her şey bitmiyor. Daha bu ülkenin eğitim açığı, hukuk açığı, demokrasi açığı var. Evet, demokrasi de bir "public good"dur, belirli bir bedeli vardır. Read More!

Benzin Fiyatlari

Amerika'da benzinin litre fiyati 1.1 YTL civarinda, buradaki tabiriyle galonu $3. Millet fiyat pahaliligindan ayaklanacak duruma gelmis. Televizyonda Exxon Mobil sirketinin yoneticisine program sunucusu vatandasi biraz olsun rahatlatmak icin benzin fiyatlarinda bu yaz indirime gider misiniz diye bile sordu. Buna karsilik adam da "Valla, bizim isimiz bu degil. Isimiz para kazanmak" diye cevap verdi. Sizce kim hakli? Televizyon programcisi diyorsaniz yaniliyorsunuz.

Yuksek benzin fiyatlarinin cozumu nedir? Yuksek benzin fiyatlari. Eger fiyatlar gercekten cok yuksek ise bu insanlari bu konuda cozum uretmeye tesvik eder. Yoksa benzin fiyatlarina sinirlama getirelim, petrol sirketleri hakkinda kartel olusturuyorlar mi diye sorusturma acalim seklindeki yaklasimlar sorunu cozmekten ziyade politik puan toplama yaklasimlaridir, yani tribune oynamaktir. Ethanol ve biyodizelin bu gunlerde populer konular olmasinin arkasinda petrol fiyatlarindaki artis yatiyor, acaba alternatif olabilir miyiz diye dusunuyor ureticiler. Amerika ve Kanada'da arastirmacilar bitki atiklarindan yakit uretmenin yollarini ariyorlar, basarabilirler mi bilemiyorum ama onemli olan kaynaklarin bu alana aktarilmaya baslanmasi.

Serbest piyasa ekonomisi iste bu sekilde isliyor. Petrolun varili $75'a cikinca yatirimcilara (sermayedarlara yani) kar etme potansiyeli doguyor. Onlarda potansiyel olarak karliligi daha dusuk olan alanlardaki sermayelerini bu alana aktararak gelismelerden faydalanmaya calisiyorlar. Bunun dogal sonucu ise bir sektorun (dusuk potansiyeli olan sektor bu) cokmesi ve yerine baska bir sektorun (potansiyeli yuksek olan sektorun) yukselmesidir. Schumpeter bunu "yikici yaraticilik" olarak adlandirmistir. Bu surec ekonomik kaynaklarin en verimli bir sekilde kullanilmasini saglar. Ayrica bu surecin islemesi icin devlet mudahalesine de gerek yoktur. Turkiye'de tekstil sektorunun gerilemesi mesela bu surecin bir parcasi. Turk tekstili getiri olarak diger alternatiflerin (Cin, Hindistan) gerisinde kaliyor, ayak surumek yerine sermayemizi daha uretken alanlara kaydirmamiz gereklidir. Oyle ya da boyle nihayetinde olacak olan budur.

Isin komik tarafi bunlar ekonomiye giris derslerinde ogretilen kavramlardir ama cogumuz (ozellikle politikacilarimiz) bunu anlayamiyoruz. Read More!

Ligden Dusme

Hurriyet Gazetesinin haberine gore AKP Samsun milletvekili Ahmet Yeni ve AKP Diyarbakir milletvekili Irfan Riza Yazicioglu futbol liglerinde kume dusmenin kaldirilmasi icin kanun teklifi vermisler. Buna karsi soylenebilecek cok sey var. Keske padisahlik devam etseydi de su iki milletvekilini gorevi kotuye kullanmaktan Taksim Meydaninda ibreti alem olsun diye sallandirabilseydik. Ligden dusmesi kesinlesmis iki takimin milletvekili utanmadan sikilmadan boyle bir teklif verebiliyorsa, ben de padisahlagi istemekten utanmiyorum. Gelecek hafta basinda Denizli veya Malatya milletvekillerinden bir tanesi de bu onergeye destek verirse hic sasirmam.

Ikinci nokta su, futbol bir oyun. Biz de arkadaslarla arada sirada cesitli oyunlar oynuyoruz. Mesela gecen hafta futbol maci yaptik 5'te devre 10'da biter diye. Mac sonucu 4-3 iken devre yaptik ve nihayetinde maci 10-9 kazandik. Mac sonucu 9-9 iken 11'e uzatalim dedik ama sonra biz one gecince vazgectik uzatmaktan. Maci o noktada biraktik. Simdi karsi takim devreyi 5'te yapmadigimiz icin veya maci 11'e uzatmadigimiz icin "magdur" duruma dusmustur. Ama Amerikan hukumetinden veya Senatorlerden (NY senatoru Schumer mesela) bir tanesi de cikip "Olmaz oyle sey, mac tekrar edilmelidir" demedi. Devletin isi degil bu. Ulkede devleti o kadar isin icerisine sokmusuz ki artik boyle kanun tasarilarini yadirgamiyoruz bile.

Ucuncu nokta su. Boyle bir tasariyi degerlendirecek kurum Futbol Federasyonudur. Maclar yapilmis, sonuclar alinmis egrisiyle dogrusuyla, nedir bu Turk milletindeki kaybettikten sonraki camura yatma sevdasi. Adam kredi kartini kullanir, borc yapar, odemeye gelince camura yatar. Tavukcu risk alir, yatirim yapar, problem ciktimi camura yatar. Uyanik adam goturur parasini offshore bankasina yuksek faiz veriyor diye yatirir, banka batar, parasini devletten ister, alamazsa camura yatar. Bunlarin hepsi ayni "ahlaksizligin" sonucu. Birine taviz verdiginiz zaman herkes ister. Bu konulari daha once defalarca isledim, ortak nokta umarim sizin de dikkatinizi cekmistir.

Neyse son olarak Aksam gazetesindeki spor muhabirinin yaptigi yoruma iliskin bir cevap vermek istiyorum. Imzasiz yayinlanan yazida muhabirimiz diyor ki:

"Özellikle düşme hattındaki mücadele için, ilginç teoriler ortaya atılıyor. Kulislerde Ankaraspor ve Malatyaspor'un kümede kalma şanslarının çok düşük olduğu konuşuluyor."

Olasilik bilmeyen gerizekalilar yorum yaparsa olacagi budur. Bir seyin olasiligi dusuk demek %5, %10, bilemediniz %20 sansi var demektir. Ligden sadece bir takim daha dusecegine gore teorik olarak Ankaraspor'un ve Malatyaspor'un kumede kalma sanslari cok dusuk olamaz. En azindan bu iki takimdan bir tanesinin ligde kalma olasiligi %100'dur (%100'luk gol pozisyonlari gibi degil bu), yani kesindir. Olasiligi %50'den fazla olan bir olaya da "dusuk sans" denmez, "muhtemel" denir. Bu adama birakirsak Fenerbahce ve Galatasaray'in lig sampiyonu olma sanslari da cok dusuktur o zaman. Bu arada Ankaraspor'un kumede kalma sansi bence %90'un uzerinde. Ligden dusmesi en muhtemel takim ise bana sorarsaniz Denizlispor'dur.

Bu tahminlerin uzerine bizim kendileriyle celisen yorumcularimizin yaptigi gibi bir tahminde bulunmak istiyorum: Sampiyon Galatasaray. Bir yandan Denizli yenilecek diye tahmin yapiyorum, diger yandan Galatasaray sampiyon diye. Olsun bizim uzmanlarimiz da "Turk lirasi asiri degerli diye yorum yaparken, sirketlerimiz yabancilara cok ucuza satiliyor" diye yorumlarda bulunuyorlar. Bilmem anlatabiliyor muyum? Read More!

ISGYO Sattim

Elimdeki hisselerin bir kismini nakte cevirip borsa dustugu zaman daha ucuz fiyatlardan almak gibi bir stratejiyi test ediyorum. O yuzden bugun 200 adet ISGYO hissesini 3.44 YTL'den sattim. Daha once ASYAB'nin halka arzinda 330 adet hisse icin talepte bulundugumu belirtmistim. Planlanandan fazla talep geldigi icin bana sadece 7 hisse senedi sattilar (saka gibi). Neyse gelecek hafta bu 7 adet hisseyi de elimden cikaracagim. Toplamda 2500 YTL civarinda naktim var ve bunlari likit fonda dusuk faizlerden tasiyorum simdilik. Fiyatlar duserse AKBNK ve TEBNK almayi planliyorum.

Yani borsacilarin tabiriyle bugun kar realizasyonu yaptim, yakin bir gelecekte de tepki alimi yapmayi planliyorum. Adamlar bu terimleri nereden buluyor anlamiyorum, FORTS hisselerini satsaydim ne olacakti, zarar realizasyonu mu? Ya da borsa cikarken alis yapsaydim spekulatif alim mi? Gerci benim yapmayi planladigim alimlara tepki alimi denmezki, ortada bir impulse (tepki) yok, insanlarin hata yapip satmasini bekleyecegim. Dense dense pusu alimi denir. Read More!

Sigara Istatistikleri

Turkiye'ye ziyaretlerimde en sevmedigim seylerden bir tanesi de yaygin olarak sigara icilmesidir. Turkler Amerikalilara kiyasla gercekten cok sigara iciyorlar. Dunya Saglik Orgutu bu konuyla ilgili istatistikleri websitelerine koymuslar, Turkiye ne durumda bir bakalim.

2003 yili rakamlariyla 15 yasinin uzerindeki tum Turk erkeklerinin %49.4'u sigara iciyor; bayanlarin ise %17.6'si. Demek ki her iki erkekten bir tanesi ve her 6 bayandan bir tanesi sigara iciyor. Toplamda yetiskinlerin %31.2'si sigara tiryakisiymis (sigara yasagi). Avrupa ulkeleri icerisinde durumu Turkiye'den daha kotu bir kac tane ulke var: Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Ermenistan, Arnavutluk, Makedonya, Sirbistan, Polonya, Luksemburg, Macaristan, Almanya, Yunanistan, Bosna, ve Avusturya. Bunlardan Almanya, Yunanistan, Avusturya, ve Luksemburg'da bayanlarin sigara icme orani yuksek oldugu icin Turkiye'nin uzerine cikmayi basarabilmisler.

Amerika'da ise her 5 yetiskinden biri sigara iciyor. NBER'da Glaeser ve Cutler tarafindan yazilan bir Working Paper bu konuyu analiz ediyor. Amerika'da daha az sigara icilmesinin sebebi nedir diye tahmin edersiniz? Cevap sigara fiyatlarinin ve vergilerin yuksek olmasi degil. Amerika'daki sigara fiyatlari Avrupa ortalamasinin %37 altinda imis. Peki neden dusuk imis? Ilgilenenler makaleyi bulsun okusun. Her seyi de devletten beklemeyin canim. Read More!

Teşekkürler Olli Rehn!


Malum, Ekonomi Turk sürdürülemez bir büyüme trendine girdi. Birşeyler yapıp siteyi ayakta tutmak lazım. Haftasonu düşündüm öyle Deniz Gökçe falan bizi kesmez. "Bubble" patlamadan acilen birşeyler yapmak lazım. Açtım kara kaplı defteri, Olli Rehn'in telefonunu buldum. Ona bizim siteden bahsettim. Hoşlandı tabi doğal olarak. Daha ben "ne yapabiliriz Oliciğim?" demeden, zeki adam, hemen lafı ağzımdan aldı: "Bizim çocuklara bir söyleyeyim bakalım ne yapabiliriz" dedi. Çocuk dediği de koskoca Barosso falan.

Ama pes vallahi! Bir jest bekliyordum da bu kadar acelesi var mıydı be Oli!

Aşağıdaki alıntılar komisyonun bugün yayınlanan bahar tahminlerinden. Oli almış bizim sitede yazdıklarımızı, genel çerçeveyi komisyon tahmini diye yayınlamış. Okuyunca nasıl sevinmdim nasıl sevindim anlatamam. Vallahi para versek böyle reklam yapamazdık. Hemen sipariş verdim, Kayseri'den özel pastırma getirtiyorum. Fedex'le falan acilen ulaştıracağım Oli'ye. Bu iyiliğinin altında kalmamak lazım. Malum, müzakereler uzun soluklu bir süreç. Üstelik ucu da açık, di mi sayın Yiğit Bulut?

"In 2004 and 2005, economic stabilisation continued along with a better balancing of the sources of growth.

After three years of strong growth with almost no job creation, employment started to increase since mid-2004 by roughly 2% year-on-year.

Public finances remained largely on track, with general government achieving a primary surplus of 6½% of GNP. This substantial surplus and strong GDP growth led to a sharp reduction in the general government debt ratio by about 7 percentage points to 70% in 2005. (
Bu kısmı Sanayi Bakanımız Ali Coşkun iyi okusun. Kaçmış borç oranı?)

Turkey should be able to maintain strong export growth -in particular in tourism- while the tight fiscal policy stance will support the current disinflation process, in spite of pressures arising from high oil prices and rigidities in services prices.

The continued decline in inflationary pressures will improve predictability and allow for falls in interest rates, albeit at a slower pace than in the previous years, and improve the investment climate.

Overall, output is expected to increase by 5½-6% throughout the forecasting period.

GDP growth is expected to be increasingly balanced by domestic demand components, with private investment outpacing overall growth.

Declining inflation will support disposable income and allow consumers to maintain private consumption growth at above 5% in 2006- 2007.

Gross fixed capital formation will continue to benefit from improved macroeconomic stability and declining real interest rates.

The strong investment and consumption will lead to continued high growth of imports, in particular of consumer durables and capital goods.

The trend of declining inflation is likely to continue.

Fiscal discipline, improving credibility of the Central Bank’s inflation targets and the recent strength of the currency are important elements in this respect.

Annual average consumer price inflation is expected fall again below 8% during the first half of 2006. However, high oil and services prices might slow down further disinflation in 2006 and 2007.

In line with the strong growth performance, employment is forecast to increase by about 2% per year. This rise more or less corresponds with the rise in labour force, so that unemployment rates are expected to stabilize around 10⅓% in 2006 and 2007.

Public sector imbalances are likely to decline markedly during 2006-2007, benefiting from the sustained recovery, declining interest rates driven by improved market confidence and a prudent fiscal policy stance.

The general government budget deficit is therefore forecast to fall to below 1% of GDP by 2007.

The ongoing public finance reforms will help to widen the tax base and to increase the efficiency of tax collection.

Growth of imports is expected to remain strong, partially reflecting a high import content of exports and continued strong domestic demand.

The current account deficit is forecast to widen to 6⅔% of GDP in 2006, due to a deterioration of the terms of trade and a higher deficit of the income balance.

Chiefly due to a higher surplus of the services balance and the results of strong investment in the export-oriented sectors, the deficit is forecast to fall to 6½ in 2007. The strong TRY and current account deficits have been made possible by large inflows of foreign capital into the economy, initially led by IMF and financial market lending, but more recently dominated by loans to Turkish banks and companies and purchases of Turkish domestic bonds and shares.


Raporun tamamını buradan okuyabilirsiniz. (Gerçi özetlemeyi beceremedim tamamı burada var hemen hemen...)

Vallahi para versek bundan iyi reklam yapamazdık.

Not 1: Biliyorum siz de merak ettiniz. Trabzonspor meselesini sordum hemen tabiki. Birşeyler geveledi, ama sanırım Kayserispor olsaydı raporda yayınlanacaktı. Oli fanatik Kayserisporludur da...

Not 2: Atıyorum sanmayın. Komisyondaki çocuklar bizim siteyi ingilizceye çevirirken "Turkish Economy" diye çevirmişler. O yüzden biraz karışıklık olmuş. Olli arayıp bizzat özür diledi, ama resmi yayın olduğu için yayınlandıktan sonra birşey yapamam dedi. (Etibank hikayesine inanan varsa buna da inanan çıkar nasılsa...) Read More!

TEBNK Aldim

Turk Ekonomi Bankasinin 30 adet hissesini 28 YTL'den portfoyume ekledim. Niye ekledigimi aciklamadan once TEB tarafindan yapilan aciklamayi asagida aktariyorum:

"Türk Ekonomi Bankası’nın (TEB) 2006 ilk çeyrek net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 82 oranında artarak 48,3 milyon YTL’ye ulaştı. Bu sonuçlarla, bankanın özkaynak kârlılığı yüzde 40,2 olurken, aktif kârlılığı da yüzde 3,5 olarak gerçekleşti.

TEB Genel Müdürü Varol Civil, 2006 ilk çeyreğinde beklenenin üzerinde gerçekleşen performansın en önemli etkeninin KOBİ ve bireysel bankacılık alanında yapılan atılımlar sonucu yakalanan başarı ve artan pazar payları olduğunu söyledi.
Bankanın geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre konut kredileri yüzde 791, taşıt kredileri de yüzde 375 oranında arttı. Bu sonuçlarla TEB, bireysel bankacılıktaki pazar payını geçen yılın aynı dönemine kıyasla 3 kat artırdı."
Goruldugu uzere adamlar cok hizli buyuyorlar, ozellikle bireysel bankacilik alaninda. TEB'in asil guclu oldugu alan servet yonetimi (wealth management) aslinda, o yuzden diger bankalara kiyasla biraz daha farkli faaliyet alanina sahip. Ama tabii sonucta onemli olan bottomline yani karlilik. Ben sene sonunda net karlarinin 160 milyon YTL'nin uzerinde olmasini bekliyorum. TEB gibi hizli buyuyen bir bankanin F/K orani da 15 civarinda olmali diye dusunuyorum. Buna gore sene sonunda piyasa degerinin en azindan 2.4 milyar YTL veya yaklasik $1.8 milyar civarinda gerceklesecegini tahmin ediyorum. Bugunki piyasa degeri ise sadece 1.6 milyar YTL ($1.2 milyar), o yuzden %50 yukselme potansiyeli var. Read More!

Etibank Komplo Teorisi

Turkiye'de ozellestirme karsitlari insanlari korkutmak ve gaza getirmek icin her turlu yolu deniyor. Bu yontemlerden en etkili olani ise komplo teorisi uretmek oluyor. Bugun "Turk olan butun Turklere" baslikli bir email aldim, ve aklima ilk gelen sey "acaba dunyada Turk olmayan kac tane Turk var" sorusu oldu. Neyse, efendime soyleyeyim, Etibank'i 40 milyon dolara Amerikalilara satacakmisiz; Amerikalilar da borla calisan araba yapmislar ama bu emaili ilk yazan kisi haric kimseye soylemiyorlarmis. Simdi olayin gerceklerini bir irdeleyelim.

Birincisi Etibank diye bir kurum yok, yani Bayindirbank ile birlestirildikten sonra tuzel kisiligini kaybetti. Peki ne var? Eti Maden Isletmeleri diye bir kurum var. Geyik mesaj yazmadan once kurumun adini ogrenin. Eti Maden Isletmelerinin karliligina bir bakalim. 2002 senesinde 151 milyon dolar, 2003 senesinde 105, 2004 senesinde 63, ve 2005 senesinde 36 milyon dolar kar etmis bir sirket. Sirketin karliliginda neden bir dusus var? Eti Maden'in websitesine giderseniz 2002 yilindan itibaren satilan rafine bor'un ham bor'a oraninda artis olmus. Yani ham satacagimiza kendimiz rafine edip oyle satma yoluna gitmisiz. Teoride iyi bir fikir, pratikte zarar etmemize (kardan zarar etmisiz) yol acmis.

Simdi ben aradim ama Eti Maden'in 40 milyon dolara satilmasiyla ilgili resmi bir haber veya ilan bulamadim. Bulmayi da beklemiyordum tabii ki. 40 milyon dolara satacaklarsa ben alirim, hatta ustune de 40 milyon dolar rusvet, tesvik ne gerekiyorsa, kim istiyorsa ona da veririm. Niye soyluyorum bunu? Cunku Eti Madenin piyasa degerinin 40 milyon dolardan cok daha fazla oldugunu 3 saat finans dersi almis IQ'su 65 olan gerizekalilar bile bilir? Peki ne kadar eder Eti Maden?

Oncelikle zarar eden rafine etme isinden cikip sadece ham maden uretip satma isine odaklanarak senelik karlilik 200 milyon dolarin uzerinde bir rakama rahatlikla cikarilabilir diye dusunuyorum, bu rakam daha da fazla olabilir gerekli yatirimlar ve maliyet azaltici calismalar yapildiktan sonra. Maden ureten bir sirkete yaklasik 12'lik bir F/K carpanini uygularsak Eti Maden'in piyasa degeri en azindan $2.5 milyar gibi bir rakama cikar. Ben bu hesabi yaparken bor ile calisan otomobil gibi "teknolojik" gelismeleri de hesaba katmadim. Cunku bor ile calisan otomobil yaptiktan 3 ile 4 gun sonra ayni icadi yapan kisi once su ile calisan otomobil icad edecek, onun akabinde de hava ile calisan otomobil icad edecektir.

Benim aklimin almadigi sey, okumus, universite bitirmis birisinden boyle bir email almak oldu. Imam boyle yaparsa cemaat ne yapar tahmin etmek guc degil. Read More!

TUPRS Sattim

Elimdeki 50 adet TUPRS hissesini 29 YTL'den sattim. Zamanlamasi cok yerinde mi bilemiyorum, ama amacim hem biraz nakte gecmek hem de diger kagitlardan da almak. Bank Asya diye bir bankanin halka arzi varmis, cok arastirmadan oraya talep girisi yaptim. Halka arzlar Turkiye'de genelde %5-10 dusuk fiyatlardan yapiliyor, araci kurumlar para kazanabilsin diye. Bir kac gunluk yatirim icin cok iyi getiri tabii ki bu, ben de deneme mahiyetinde 330 hisse senedi icin talep bildirdim. Hisseler elime gecer gecmez satmayi planliyorum. Yerine tabii ki uzun suredir izledigim kagitlardan almayi planliyorum.

Bu arada TUPRS hisselerini niye sattigimi aciklayayim. Gecen seneden aldigim 5 kagit vardi, bunlardan DOAS'i sattim, AKCNS'anin bir kismini sattim, TSKB su an cok ucuz. Geriye ISGYO ve TUPRS kaliyor. TUPRS'in temel hikayesi yukselen petrol fiyatlarindan ve yeni yonetiminden olumlu etkilenerek cok kazancli bir sirket olmasi idi. Ayrica ulkedeki petrol tuketimi de ozellikle kacakcilik onlendikten ve araba satislari gitgide arttiktan sonra artacak ve bu kazanclarini onemli olcude arttiracak diye dusunuyorum. Negatif tarafi ise yatirimcilar petrol fiyatlariyla ile TUPRS hisse senedi arasindaki baglantiyi pek anlamamislar ve bu yuzden korrelasyon istedigim kadar yuksek degil. Mesela son iki gunde petrol fiyatlari %7-8 dustu, TUPRS yerinde saydi. Daha once petrol fiyatlari %10 yukselirken TUPRS yine yerinde sayiyordu. Neyse, gelecekte yine TUPRS alabilirim, temelde sevdigim bir kagit. Simdilik firsatlardan istifade edebilmek icin biraz nakit tutmayi tercih ediyorum, gorebildigim kadariyla bizim piyasalar kisa vadede hic de rasyonel degil. Read More!

İndirim bindirim

Akşam'ın haberinden:

"Çağlayan, Para Politikası Kurulu'nun son yaptığı faiz indirimini olumlu bulduklarını belirtirken, şunları söyledi:'Keşke geçtiğimiz yıl Merkez Bankası, bu çeyrek puanlık indirimleri bir kaç kez tatbik edebilseydi."

Peki bunu okuyunca ne düşünüyorsunuz? Bu adamları uzaydan mı topluyorlar?

Sayın Çağlayan'ın Merkez Bankası'nın geçen sene ne yaptığından haberi var mı? Ben söyleyeyim. Para Politikası Kurulu 2005'te tam 9 sefer, toplamda da 450bps faiz indirimi yaptı. Yani gecelik faizleri yüzde 18'den yüzde 13.5'e indirdi. Üstelik bu süreçte enflasyon sadece yüzde 9.4'ten yüzde 7.7'ye geriledi. Burada gazetelerdeki ex ante, ex post kavramlarından bihaber bazı cahiller gibi reel faiz hesabı yapmayacağım. Zafer Çağlayan'ı da bir yana bırakıyorum. Cahil olunca napsın adamcağız? Sorun onu oraya getirenlerin sorunu. Türkiye'nin başkentinde sanayi odası başkanı olup da konuşmamak da olmaz. Ne yapsın saçmalıyor işte, bilir bilmez, çaresizlik içinde.

Ama sayın Çağlayan tek değil ki. Bir sürü kerameti kendinden menkul, Fatih Özatay'ın güzel tesbiti ile "komik iktisatçılar" (Iktisat nedir) güruhu (Not: Özatay'ın Radikal gazetesindeki ders niteliğindeki yazılarını herkes okumalı, özellikle de bu reel faizler konusundakileri), sanayi sektörü bilmemnesi, ihracatçıların hödö hödösü yüksek faiz diye şikayet edip duruyor ısrarla. Ellerine kalemi alıp, ya da bir excel sheet açıp, analizden vazgeçtim, birazcık dört işlem yapsalar, Türkiye'nin bundan önce bu seviyelerde faiz oranlarına (hem nominal hem reel) en son ne zaman şahit olduğuna bir baksalar keşke. Kabaca örnekleyelim: 2001'de Derviş geldiğinde ilk ihalede faiz yüzde 190 (yazıyla yüzdoksan) seviyelerinde gerçekleşince sevinmiştik daha yüksek olmadı diye. Yanlış hatırlamıyorsam o zamanlar enflasyon oranı da yüzde 30'lar 40'lar seviyesindeydi. Hazine şimdilerde yüzde 14 civarında faizle borçlanıyor. Nereden nereye...

Ama o zaman kurlar bilmem kaç kat yükselince millet inim inim inlerken ihracatçı hödö hödölerinden nedense hiç bir ses çıkmıyordu. Üstelik artan işsizlik sayesinde daha ucuza, çoğunlukla kayıt dışı, sadece kayıtdışı olsa neyse, bir de kaçak işçi çalıştırdılar. Gelirlerini kaça katladılar bilmiyorum. Yalancı cennetleri ilelebet sürecek sandılar zahir.

Geldik 2006'ya... Bu hafta itibarı ile enflasyon yüzde 8.8'e zıpladı. Merkez Bankası ise geçen hafta faizleri 25bps indirdi. İndirimden önce piyasa faizleri 13.6 civarındaydı, bugun 14.10 civarında. Hadi bakalım, herşeyi Merkez Bankasından bekleyenler bunlara da bir yorum getirsinler. Getiremezler. Görmezler. Görmek istemezler. Madem konuyu açtık, "faizler neden indirildi?" sorusunu kısaca cevaplayalım. Merkez Bankası'nın yayınlarını, raporlarını okuyanlar için sürpriz yok. Faiz indirimleri enflasyondaki düşüş sürecinin ve yapısal reformlardaki sürekliliğin peşinden gelen olağan bir değişiklik olagelmiştir. Ocak'tan Mart'a (PPK toplantısı yapıldığında henüz Nisan enflasyonu açıklanmamıştı) enflasyonda hafif yukarı doğru, öngörülen bir trend vardı. Ama Nisan ayında asıl ne oldu? Sosyal Güvenlik Reformu meclisten geçti. MB da yanıtını faiz indirerek verdi. Nisan'daki enflasyon artışının sonucunu Mayıs toplantısında göreceğiz. Büyük ihtimalle faizler değiştirilmeyecek. MB riskin devam ettiğini görürse yeniden yükseltebilir de. Tüm dünyada faizler yükselirken faiz indirimi kararı almak biraz cesurca. Yine de iyimser senaryoya göre enflasyon Mayıs ayından itibaren yeniden düşüş trendine girecek. En kötü Ağustos ayından sonra hızlı bir iniş gerçekleşir. Bütçede sorun olmazsa, ben Nisan'daki zıplamaya rağmen yılı yüzde 5.5 civarında kapatırız diye düşünüyorum. MB'nın da buna karşılık 75-100puan daha indirim (net) yapmasını bekliyorum. Ama enflasyonun seyrine göre indirimler 2006'ya da kalabilir. Çünkü yıl sonu enflasyon hedefini bir iki ay gecikmeli görebiliriz. Ölmez de sağ kalırsak hep beraber göreceğiz.

Vaktiyle köyün birinde namazlar üç vakit kılınıyormuş (Bazı mezheplere göre sürekli cem-i salateyn caizdir, bir gariplik yok). Köy halkı bir gün hocaya gitmişler. Hocam, demişler, şu sabah namazı çok erken, zor oluyor. Bize bir çare. Şu namazı ikiye indirelim. Hoca düşmüş vilayet yoluna, kadıya çıkmış. Durumu anlatmış. Kadı üç vakti duyunca şaşırmış. "Ne üçü", demiş, "beş vakit kılacaksınız. üstelik de bundan sonra köyünüzü teftişe tabi tutacağım." Hoca eli boş köyün yolunu tutmuş. Köy halkı hocanın etrafını sarmış: "Hoca indirdi mi indirdi mi?" Hoca cevap vermiş: "Nah indirdi, bindirdi bindirdi!"

Bizim MB da aynı tepkiyi verirse şaşırmayalım. Read More!

Kacak Akaryakit

Hurriyet'in haberi:

"Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadele kapsamında hazırlanan yasa taslağına göre, ihbarcıya; yakalanan akaryakıtın hemen yüzde 10'u, yargı kararı kesinleşince de yüzde 15'i, yakalayan kamu görevlilerine de yüzde 25'i kadar ödül verileceğini açıkladı."

Haberde ayrica TBMM komisyonunun akaryakit kacakciliginin senede 5 milyar YTL'nin uzerinde vergi kaybina neden oldugunu tespit ettigi de bildiriliyor. Demek ki kacakcilara 5 milyar YTL gidecegine yakalayana ve yakalatana 2 milyar YTL gitsin diye dusunuyorlar. Bu kanun tasarisinin aynen kabul edildigini dusunursek kacakciligi onemli olcude azaltacagini dusunuyorum. En azindan ekonomi teorisi boyle tahmin ediyor (bakiniz Mechanism Design). Read More!

Erdemir

Ekonomik sorunlarin cogu birbiriyle baglantili. Bugun Erdemir ile ilgili Referans'ta yayinlanan haberden yola cikarak nerelere gidecegiz bir bakin. Haberde soyle deniliyor:

"Yıllardır zararları Hazine tarafından karşılanan kamu şirketlerinin izlediği yanlış politikalar özelleştirmelerden sonra ortaya çıkıyor. Her yıl olduğu gibi Erdemir'le pazarlık masasına oturan yerli demir cevheri üreticileri bu kez özel sektöre geçen şirketin ithalat silahını çekmesi nedeniyle zor durumda kaldı. Uluslararası piyasalardan kapıya teslim ton başına 70 dolara hammadde sağlayan Erdemir, yerli üreticinin daha önceki yıllarda olduğu gibi bu fiyattan pahalıya mal olacak hammadde satma teklifini geri çevirdi. Yerli demir cevherinin maden çıkış fiyatı 25 dolar. Üretici bunu 35 dolara istasyona teslim ediyor. İstasyondan 35 dolara aldığı ürünün nakliyesine bedelinden çok daha fazlasını ödemek zorunda kalan Erdemir'in ton başına maliyeti kapıya teslim 70 dolardan aldığı ithal ürünün üzerine çıkıyor."

Olayi daha iyi anlamaniz icin bir kac rakam vereyim. Demir cevheri fiyatlari 2003 yilindaki $29 fiyatindan simdiki $65 fiyatina cikmis. Bu cikisin sebebi tahmin edebileceginiz gibi Cin kaynakli talep artisi. Erdemir $70'a demir cevheri ithal edebiliyoruz diyor, demek ki nakliyeye $5 civarinda bir para gidiyor. Devletin ekonomideki payini azaltmasi gerektigini her firsatta soyluyoruz. Yukaridaki haber bizim ne kadar hakli oldugumuzu acikca ortaya seriyor. 2003 yilinda demir cevheri fiyatlari simdikinin yari seviyesinde iken Erdemir'in yerli ureticilerden demir cevheri alarak ne kadar zarar ettigini siz hesaplayin. Fiyatlar iki katina cikmasina ragmen hala ithal demir cevheri ile rekabet edemiyorlar.

Niye rekabet edemiyorlar? Birincisi simdiye kadar rekabet etmelerine gerek olmamis. Gitmisler madenleri guneydogu anadolu bolgesinde Eregliden 1000 km otede kurmuslar, muhtemelen "bolgenin kalkinmasina yardimci olmak" icin. Bunlar ekonomi mantigina sigmayan uygulamalar, toprak mahsulleri ofisinin 5 liraya alip 3 liraya mercimek ihrac etmesi gibi bir sey. Yani faturasi alinteriyle calisip kazanan ve salak salak vergi odeyen vatandasa cikiyor. Ikincisi ulkemizdeki enerji ve petrol fiyatlari olmasi gerekenin cok uzerinde. Bu girdi fiyatlariyla rekabet edebilmek gercekten de zor. Ama kendimize bir soralim enerji fiyatlari niye yuksek diye. Niye yuksek? Alinteriyle calisip kazanan ama vergi vermeyen bir cok "uyanik" vatandasimiz var. Devletimiz de bunlarin uzerine gidecegine dolayli yollardan KDV, OTV gibi silahlari kullanarak vergi acigini kapatmaya calisiyor. Nihayetinde, adamlar dunyanin bir ucundan $5'a malin nakliyesini gerceklestirirken biz yurticinden $35'a gerceklestiremiyoruz.

Goruldugu uzere sorunun temelinde tek sey yatiyor: devletin ekonomik beceriksizligi. Birincisi mevct kaynaklari destek ve tesvik basliklari altinda carcur ediyorlar. Ikincisi vergi denetimlerini beceremediklerinden ekonomik carpikliklara neden olan bir yontemle vergi toplama yoluna gidiyorlar. Sonucunda kim karli cikiyor? Brezilyali demir cevheri ureticileri tabii ki. Read More!

Demokrasilerde istifa mekanizması

"Babamız" Süleyman Demirel "eski Cumhurbaşkanlığı"ndan ne zaman istifa edecek? Sizce de zamanı gelmedi mi? Yoksa "özlenen bahar" -Tanri gecinden versin, agzimdan yel alsin, neuzubillah- ancak "Hak'tan emir vaki olunca" mı? Read More!

Akbank Aldim

Gecen sene aldigim DOAS'larin 150 tanesini 10.80 YTL'den sattim ve yerine bugun 50 adet AKBNK'i 11.1 YTL'den aldim. Fiyat asagi duserse 100 tane daha almayi planliyorum. DOAS'in fiyati artik normal seviyelere geldi diye dusunuyorum, portfoyde hala 100 tane hisse var. Akbank'i niye begendigimi gecen hafta yazdigim Akbank baslikli yazida aciklamistim. Read More!

Sülün Osman ve zede kültürümüz


Türkiye bir 'zede'ler ve 'zade'ler cenneti. Paşazadeleri, vekilzadeleri, asilzadeleri bir yana bırakalım, esas konumuz zedeler. Depremzede, krizzede, dövizzede, İmarzede, kazazede ne ararsan var. Elini sallasan bir zedeye çarpıyor. Bir sorunla karşılaşan hemen kendini zede ilan ediyor. Sözgelimi ben uyuyakalıp işe geç kalsam, sorunu kendimde arayacağıma kendimi bir 'uykuzede' olarak ilan edebilirim. Patron bunu yer mi yemez mi bilemiyorum. Her soruna pratik bir neden bulmak sözkonusu. Bu zede kelimesinin (ki aslında Farsçadan gelmiş bir son ek) Türk'ün tipik kıvrak zekasının bir eseri mi, yoksa sorunlar karşısında analitik fakirliğimizin bir simgesi mi olduğunu anlayamıyorum. Nasrettin Hoca bu durumda yıllar önce 'Hırısızın hiç mi suçu yok?' diyerek güzel bir noktaya parmak basmış.

Bazılarına göre Türkiye aslında IMFzede bir ülke. Başımıza gelen krizlerin, sorunların tek kaynağı o. Biz Türkler'in hiç bir suçu yok. Benzer bir bakış açısıyla Galatsaray'ın bu sezon şampiyon olamamasında sorumlu takım personeli değil, çünkü aslında Cim Bom bir rakipzede, yahut Fenerzede. Alt tarafı, bir maçta yenilmeyip Fenerle beraber kalsalar bugün puan olarak öndeydiler. Hoş, bir Galatasaraylı olarak aslında bu sene takımımı başarılı buluyorum. Ama fanatik taraftarlarımıza göre CimBom bu sene 'hakemzede'. Yoksa her şey tıkır tıkır işliyor kulüpte.

Neyse, futbol geyiğini bırakıp konumuza dönüyorum. Radikal'den Avni Özgürel yazmış. Sülün Osman yukarıda 'zede' olgusu çerçevesinde anlatmak istediğimizi başka bir açıdan değerlendirmiş. Sülün Osman deyip geçmeyin, kendisi hapisteyken 'Alınteri ile Yaşamak' konulu konferans vermiş bir kişidir.

"Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın... Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, be de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. Ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım."

Şimdi sormak lazım o dövizzedelere, bankazedelere, İmarzedelere: Birikimlerinizi, tasarruflarınızı, paralarınızı, gelirlerinizi akla zarar faiz oranları vaat edenlere götürüp teslim ederken aklınızdan ne geçiyordu? Bir akıllı siz miydiniz? Bir de bunların bankerzede versiyonu vardı seksenlerin başında. Kastelli diyeyim şıp diye hatırlarsınız. Şimdi ben desem ki, 'bak birader bende bir kaç kasa ucuz rakı var, gel sana bunları piyasanın dörtte bir fiyatından vereyim', bunu alan ahmağı bir rakızede olarak mağdur sıfatıyla mı değerlendirmek lazım, yoksa 'salak' sıfatıyla mı? Cevap ve yorum sizin... Read More!

Tesekkurler Deniz Gokce

Iki gundur siteye gelen ziyaretci sayisinda artis gozlemliyor ama sebebini cozemiyordum. Baska bir ekonomist olsa konuya bir kac turlu sekilde yaklasabilirdi. Birincisi, ziyaretci sayisindaki artis "balondur" diyebilir ve bunun surdurulemez oldugunu one surebilirdi. Ikincisi, ziyaretci sayisinin dis kaynakli spekulatif ziyaretci hareketlerinden dolayi oldugunu soyleyebilir ve aniden bu yabanci ziyaretciler sitemizi ziyaret etmekten vazgecerlerse blogun bir krize girebilecegini soyleyebilirlerdi. Bagimsiz iktisatcilar (Iktisat nedir) bunun sermaye usakligi yapan neoliberal ekonomistlerin oyunu oldugunu ve amacinin yabanci sermayenin ulkemizdeki somurusunu arttirmak oldugunu soyleyebilirlerdi. Sokaktaki vatandas da "blogun ziyaretcilerinde artis var ama bize yansimiyor" diyebilirdi.

Biz ise verilere bakarak adam gibi olayi yorumlamaya calisiyoruz. Ilk once acaba "Izlenimler"de yine haber mi olduk diye dusundum ancak oyle olmadigini gordum. Daha sonra bir okuyucumuzun attigi emailden Deniz Gokce'nin pazar gunu blogumuzu haber yaptigini ogrendim. Blogumuzun iki tane faal yazari var: Ekonomix (ben) ve Baris. Deniz Gokce Baris'in Trabzonspor'un performansi ile ekonominin performansi arasindaki baglantiyi gosterdigi yaziyi begenmis. Sagolsun, para versek bu kadar iyi reklam olmazdi. Ilgilenen okuyucularimiz arsivlerden daha once yayinladigimiz yazilara da ulasabilirler, ya da ust kosedeki arama kutusuna konuyu girerek arama da yapabilirler. Read More!

Hammadde Fiyatlari

Salih Neftci 29 Nisan 2006 tarihli yazisinda hammadde fiyatlari hakkindaki goruslerini kaleme almis. Bundan 3-4 ay once hammadde fiyatlarinin dusecegi yonunde beklentileri oldugunu ifade ediyor. Oysa hammadde fiyatlari almis basini gidiyor. Bunu da su sekilde acikliyor:

"Bizce hammadde fiyatlarındaki yükseliş ABD ekonomisi ile ilgili tahminlerle bağlantılı. Mayıs gibi ilk resesyon sinyallerinin gelmesini bekliyorduk. Ekonomi yıl sonuna doğru resesyona girecek ama ilk sinyaller Nisan-Mayıs verilerinde görebilecekti. Son analizler bu tahminin de tersine bir gidiş gösteriyor. ABD ekonomisinin yıl sonuna doğru yavaşlayacağı konusundaki tahminimizi herhangi bir şekilde değiştirmiş değiliz. Ama dünya ekonomisi ile ilgili tahmin yapan bütün ciddi kurumlar dünya ekonomik büyümesini yukarı çekti. Ajanslar dünya ekonomisinin çok hızlı bir şekilde büyüdüğünü gösteren haberlerle dolu. Örneğin Çin dün bu hızlı büyümeyi kısmen frenlemek amacıyla bankaların borç verme oranlarını 27 baz puanı artırdı. İşte emtia ve hammadde fiyatlarını yukarı iten de bizce bu haberler."

Neftcinin ekonomi yonunun zayif oldugu yaptigi bu yorumlardan anlasiliyor. Nerede yanilmis bir bakalim. Hammadde fiyatlarinin azalmasi icin ya arz yonlu bir etki ya da talep yonlu bir etki gereklidir. Kisa vadede petrol, demir, komur, bakir, vs. gibi hammaddelerin arzini arttirmak kolay degildir. O yuzden arz yonlu etkileri bir kalemde geciyoruz. Talep yonunde bir azalma olmasi icin dunyanin buyume hizini etkileyecek bir resesyon olmasi lazim. Yandaki sutunda daha once Ocak ayinda yaptigim Petrol, Altin, Hindistan ve Cin ile ilgili yaptigim tahminlere bakarsaniz, ozellikle Cin ve Hindistan kaynakli buyuk bir talep artisinin onumuzdeki 10 yilda tum hammadde piyasalarini etkileyecegini gorursunuz. Dunyanin en kalabalik bu iki ulkesi %8+ hizlarda buyuyorlar. Hindistan daha alt yapi yatirimlarina dogru durust baslamadi bile. O yuzden hammadde piyasalarinda bir gevseme olacagi beklemek hic ama hic yerinde olmaz.

Ikinci faktor ise dolarin deger kaybi. Turkiye'deki ekonomistlerin ikileme dustukleri konulardan bir tanesi de bu. Bir yandan Turk lirasi cok degerli (cari acik veriyoruz ya) diyorlar, ote yandan 800 milyar dolar cari acigi olan Amerika'nin parasi olan dolar asiri degerli diyemiyorlar. Yine yandaki sutuna bakarsaniz sene basinda dolar hakkinda yaptigimiz tahminleri gorebilirsiniz. Biz bu sene dolarin euro karsisinda %7-8 civarinda deger kaybedecegini bekledigimizi belirtmisiz. Uluslararasi piyasalarda hammadde fiyatlari dolar cinsinden ifade edilir, eger dolarin fiyatinda bir gerileme olursa hammadde fiyatlari dolar cinsinden deger kazanir. Bugun hammadde fiyatlarinda gordugumuz fiyat artisinin bir kismi da buradan kaynaklanmaktadir.

Salih Neftci kusura bakmasin kendisine buradan ekonomi dersleri vermeye devam edecegiz. Yalniz bu onun derivative piyasalar konusundaki bilgisini kucumsedigimiz anlamina gelmez. Bu piyasalar hakkinda bilgi sahibi olmak oyle azimsanacak bir sey degil, makroekonomiden daha zor konulardir bunlar. O yuzden biz Neftci'nin "denizi gecip derede boguldugu" gorusune sahibiz. Read More!