Fatih Ozatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Ozatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yüksek faiz, düşük kur: Böyle bir politika uygulandı mı gerçekten?

Yüksek faiz, düşük kur daha once cok tartistigimiz politika konularindan bir tanesi idi.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma  Pesimist Nedir?

Hani okuya okuya, duya duya herkesin inanmaya başladığı ‘enflasyonla mücadele amacıyla kurun baskı altına alınması için faizlerin yüksek tutulduğu’ savı, bu teoriden yola çıkıyor. Yurtiçi faiz ‘yeteri kadar’ yüksekse, dövize olan talebin azalacağı, dövizin değer yitireceği ve böylelikle yerli paranın değerleneceği (kurun düşeceği) düşünülüyor. Oysa kriz sonrası dönemde tam aksini gördük. Faiz artarken kur da arttı, faiz düşerken kur da düştü. İktisat teorisinde bir terslik mi var?
Yok tabii ki. Terslik, getirinin ‘beklenen getiri’ olmasının göz ardı edilmesinden ibaret. Ama bu ıskalama bakın nelere yol açıyor....

devamı [Fatih Özatay]
Read More!

Dikkat çekici bir öneri

Fatih Özatay, Serdengeçti zamanında TCMB'de başkan yardımcısıydı. Oradan ayrıldıktan sonra akademik hayata geri döndü. Bir taraftan da Radikal'de yazı yazıp makroekonomik sorunlar konusunda hükümetin bir kulağından girme fırsatını bile bulamayan çözüm önerilerinde bulunup duruyor. Bugünkü yazısında yine dikkat çekici bir öneri var. Meğerse TCMB'nin elinde krize müdahale etmekte kullanılabilecek ciddi bir kaynak varmış. Yerel seçim için işsizlik sigortası fonunu yağmalamakla meşgul olan hükümet bunu dikkate alır mı, alırsa da önerilen şekilde kullanmak yerine seçim ekonomisi aracı olarak kullanmaya çalışmaz mı bilmiyorum ama sizin de haberiniz olsun istedim. Read More!

Fatih Ozatay Kafasini Carpmis!

Portekiz'e 2-0 yenildigimiz mactan sonra Hurriyet'in "Turkiye Bu Gruptan Cikar" baslikli haberiyle dalga gecen bir yazi yazacaktim ki beni dumur eden baska bir seyle karsilastim.

Fatih Ozatay Radikal'de yazdigi yazisinda 2 tane onemli hata yapmis ki sormayin gitsin. Fatih Ozatay Portekiz macina yetismek icin aceleden bir kac satir karalamis diyecegim ama hatalara baktiginiz zaman profesyonel birisinin yapacagi hatalar olmadigini gorursunuz. Benim aklima iki ihtimal geliyor:
1. Ya yazilari Yigit Bulut'a yazdirmistir
2. Ya da banyoda islak zeminde kayip kafasini kuvetin kenarina carpmistir.

Siz karar verin. (Kendinize guveniyorsaniz yazinin devamini okumadan Fatih Ozatay'in yazisini okuyun ve bu iki hatayi bulmaya calisin.)

Hata 1:
"Ve nihayet cuma günü açıklanan işsizlik verileri sevimsiz bir düzeyde geldi: İşsizlik 1986’dan bu yana en yüksek düzeyine ulaştı (yüzde 5.5)."Ozatay %5.5'lik issizlik rakaminin 1986'dan bu yana gerceklesen en yuksek rakam oldugunu soyluyor. Desenize Amerikan ekonomisi son 22 yildir %5.5'in altinda issizlik yaratarak super bir performans gosteriyordu. Gercekler oyle degil tabii ki. Daha 2003 yilinda Amerika'nin issizlik orani %6 idi. 2001'deki resesyondan sonra issizlik orani 2002'de %5.8 yukselmis ve ancak 2005 yilinda %5.5'in altina dusebilmistir. Ayrica 1990-1991 arasinda gerceklesen resesyon donemi ve sonrasi var.

Buradaki problem Fatih Ozatay'in kullandigi rakamlarin neyi ifade ettigini bilmemesidir. Ayni Hurriyet'in 2-0'lik yenilgiden sonra turu geceriz diye baslik atmasi gibi. Mac 4-0 bitseydi ne diyeceklerdi? "Finali garantiledik" mi?

Fatih Ozatay bir yerlerden okumus, ne okudugunu da anlamamis. Ben size soyleyeyim. Issizlik orani bir ayda %5'den %5.5'e yukseldi, yani 0.5 puanlik artis gosterdi. Bu Amerika gibi bir ulke icin cok buyuk bir rakam. Iste bu 0.5 puanlik artis miktari 1986'dan beri gerceklesen en yuksek aylik artis miktari. Hikaye bundan ibaret.

Hata 2:
Bu hata oncekine kiyasla cok daha buyuk bir hata. Profesyonel birisinin yapmamasi gereken bir hata, ancak Yigit Bulut veya Ali Riza Karduz'un yapacagi hata cinsinden. Gecen sene Serhan Cevik de ayni hatayi yapmisti ama onun niyeti (Merkez Bankasina baskan yardimcisi olmak) sonradan ortaya cikti. Fatih Ozatay'in yaptigi bu hata kendisine cok puan kaybettirdi, resmen gozumden dustu adam. Hata su:

"Mesela faizlerin geldiği düzeye bakın: Cuma günü 13 ocak 2010 vadeli gösterge tahvilin faizi yüzde 20.5’i aştı. 2009 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 7.5 olarak açıklandı. Bu durumda piyasa faizinin enflasyondan arındırılmış (reel) değeri yüzde 12.1’e yükselmiş oluyor. Oysa 2006 başında bu düzey yüzde 7 dolaylarındaydı."Gecen sene Agustos ayinda faizler %18-19 arasinda seyrederken Merkez Bankasinin enflasyon hedefi %4, enflasyon tahmini ise %3.2 civarinda idi. Merkez bankasinin rakamlarina ve Fatih Ozatay'in yontemine bakarsak gecen sene Agustos ayinda reel faiz %14-15 gibi bir rakama denk geliyor ki akillara zarar. Zaten bir suru zir cahil kose yazari da bu hesabi yaparak gerizekali gerizekali yazilarla karsimiza ciktilar o zamanlar. Aradan 9 ay gecti. O zamanlar %18'den parasini faize yatiranlarin karsisina bu yil Agustos ayinda %12-13'luk bir enflasyon rakami cikacak. Nereden bilirdin ki enflasyon bir sene icerisinde Merkez Bankasinin tahmin ettigi gibi %3.2 degil de %13.2 cikacak. Neye niyet neye kismet!!!

Iki sey soyluyorum. Birincisi reel faizin ne olacagini bu gunden bilmiyoruz. Ikincisi piyasalar enflasyon tahmini konusunda Merkez Bankasindan daha isabetli tahminler yapiyorlar. Mesela simdi piyasalarda 2009 icin yapilan tahmin orani %10'un uzerinde. Bir sene sonra enflasyon orani muhtemelen Merkez Bankasinin kicindan uydurdugu gibi %7.5 degil piyasalarin fiyatladigi %10 rakamina daha yakin cikacaktir. Kaldi ki Merkez Bankasinin kredibilitesi ayaklar altinda surunmektedir ve piyasada Merkez Bankasinin enflayon tahminlerini takan pek kalmamistir. Merkez Bankasinin enflasyon tahminlerini ciddiye alan kisilerse bu tahminlerin uzerine 3-5 ekleyip oyle kullaniyor.

Reel faizler uzerine soyledigimiz bu sozleri ekonomiden az bucuk anlayan herkesin bilmesi lazim. Fatih Ozatay neden boyle bir acemilik yapip enflasyon hedefini kullanarak reel faiz tahmini yapmis anlam veremedim dogrusu. Reel faizlerin gercekten ne oldugunu ogrenmek istiyorsaniz Subat 2012 vadeli enflasyona endeksli bonolarin faizlerine bakmanizi oneririr. Gecen sene %10 civarinda seyreden bu faizler su siralar %10.7'ye yukselmis vaziyette. Neden acaba?
Read More!

Ekonominin Genel Gorunumu

Once ABD ekonomisinin genel gorunumunu irdeleyen Mahfi Egilmez'in yazisina yer verecektim ama bir tarafindan uydurdugu rakamlari tabloya koydugunu farkedince vazgectim. Bugunku yazisina bakarsaniz 2008 yilinda ABD'nin dis ticaret aciginin $700 milyardan $58 milyara dusecegini yumurtlamis!!

O yuzden Mahfi Egilmez'i gectik, Fatih Ozatay'in yazisini on plana cikaralim dedik. Adam gayet guzel ozetlemis mevcut durumu:

Yeni bir programa gereksinmemiz var. Mevcut program miadını doldurdu. Yeni programda eskisinde olduğu gibi istikrarı sağlayıcı önlemler mutlaka olmalı. Ama bu yetmez. Bizi yukarıya sıçratacak ikinci kuşak reformlar bu programın asıl itici gücü olmalı.
Şimdi ortada böyle bir program yok. Olmayınca da mevcut durumdan bir adım ileriye gitme şansımız yok. Mevcut durumda ise, son yıllardaki en düşük büyüme hızı, artma eğilimi gösteren işsizlik, hedefin çok üzerinde bir enflasyon ve yine artma eğilimindeki faizler var.
Ama durun: Mevcut durumu mumla aramamız tehlikesi var kapıda. Zira doludizgin siyasi bir kavgaya doğru gidiyoruz. Şu risk giderek artıyor: Çok daha az yatırım, daha yüksek işsizlik oranı, daha düşük büyüme hızı, daha yüksek faiz ve düşmeyen enflasyon.
Şimdi başlangıçtaki varsayımı kaldırın ortadan. Yurtdışındaki mevcut depremin belirsiz bir süre daha devam ettiğini düşünün. Bu durumda, az önce saydığım temel makroekonomik göstergelerin daha da olumsuz yönde gelişeceği açık.
Bitmedi, yurtdışındaki depremin güçlenip başka ülkelere de yayılacağı bir başka senaryo hayal edin. AB mali sisteminde de karışıklıklar olacağını varsayın. Kabul edersiniz ki olasılığı düşük değil bu riskin. Şirketler kesimimizin döviz cinsinden son derece borçlu olduğunu da hatırlayın...
Bu gidişat 'hayırlara vesile mi' sizce?

Yoruma gerek yok.

Eeee, belki de var. Ozellikle secimlerden sonra hem hukumeti hem de hukumetin dumen suyuna giden Merkez Bankasini ciddi bicimde elestirdim. Ben oyle diger yazarlar gibi silme iyimser veya silme kotumser biri de degilim. 2007'nin basina kadar hem AKP'yi hem de Merkez Bankasini destekliyordum, o yuzden elestirilerimin degeri daha fazla. Simdi icinde bulundugumuz durum maalesef yine beni hakli cikardi. Isin icerisine bir de politik hokkabazliklar girdi, keske Mehmet Simsek'in yerine beni ekonomi bakani yapsalardi. Ben evden bilgisayar uzerinden ekonomiyi daha kotu yonetmezdim, hatta hic bir sey yapmazdim, isler simdiki gibi olurdu...
Read More!

Çekirdek enflasyon ve para politikası

Bugün geldiğimiz noktada iş dünyasının Merkez Bankası'na yönelik para politikası eleştirilerinde haklı bir taraf varsa o da şu anda Merkez Bankası'nın politika faiz seviyesinin olması gerekenden yüksek olduğu. Evet politika faizleri yüksek. Ama iş dünyasından ayrıldığım nokta ben Merkez Bankası'nın bırakın şok faiz indirimini, hızlı faiz indirimine gitmesini sakıncalı buluyorum. Hatta geçen hafta yapılan 50 baz puanlık indirim, iş dünyasındaki bir sürü insanı tatmin etmemiş olsa bile benim için hızlı faiz indirim kategorisine girmektedir. Bugün MB faizleri 25 baz puan indirirken bile kırk kere düşünmek ve temkinli davranmak zorundadır. Peki hem faiz seviyesini yüksek buluyorum hem de faiz indirimine karşı çıkıyorum, bu nasıl oluyor? Burada bir çelişki yok mu?

Cevap vereyim. Bugün gelinen noktadaki çelişkilerin sorumlusu 2005 yılından itibaren uygulanan yanlış para politikası yönetimidir. Bunda bugünkü yönetimin payı olduğu kadar asıl büyük hata geçmiş yönetime aittir. Bu arada aşağıda yazacaklarıma karşı hemen "bütün herşey olup bittikten sonra bunları yazmak kolay" şeklinde bir itiraz gelebilir. Hatta itiraf etmek gerekirse ben de o tarihlerde meseleyi ıskalayanlar arasındaydım. Dolayısıyla o tarihlerde yazdıklarımda bugünkü düşünceme ters şeyler bulabilirsiniz. Ben kendimi "özür dilerim, o günlerde bu durumu yanlış değerlendirmişim" diyerek ya da Hürriyet gazetesinin yaptığı gibi geçmiş yazılarımı arşivden kaldırarak savunabilirim. Ama sorumluluk sahibi olarak iş başında bulunan MB yöneticilerinin bunu yapma lüksü yok. Zaten bu nedenle eşşek yüküyle maaş alıyorlar. Aramızdaki fark bu.

Bu küçük savunmadan sonra yanlış para politikası kararlarının bizi nasıl bugünkü çıkmaz duruma getirdiğini anlatayım:

1. Eski MB yönetimi (yani 2005 yılında işbaşında olan Serdengeçti-Özatay ekibi) yükselen enflasyon tehlikesini göremedi. Özellikle 2005 yılı ikinci yarısından itibaren iç talepte görülen kuvvetli trend ve enflasyondaki yükseliş Merkez Bankası yöneticileri ve Para Politikası Kurulu üyeleri tarafından görülemedi. Gerek tüketici kredi rakamları, gerek tüketimle ilişkili veriler (Tüketici Güven Endeksi anketleri, CNBC-E Tüketim endeksi) gerekse enflasyonun kendisi 2005 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonist bir eğilim ortaya koymaktaydılar. Ekim 2005'te 7.5 seviyesine düşen yıllık enflasyon sonraki aylarda istikrarlı bir şekilde yükselmeye başladı. Merkez Bankası'nın çekirdek enflasyon olarak göz önünde bulundurduğu yıldızlı endeks bu gelişmeyi yakalayamadı. Peki çekirdek enflasyon ne demektir? Çekirdek enflasyonun, tanımı gereği önümüzdeki dönemde enflasyon oranlarinin gidişatına ilişkin bilgi vermesi gerekir. Eğer bu bilgiyi bana vermiyorsa çekirdek enflasyonun hiç bir anlamı yoktur. O günlerde moda olan enflasyon düşmedi ama çekirdek enflasyon düşüyor açıklamasının bu açıdan hiç bir kıymeti yoktur.

2. Yükselen enflasyon tehlikesi görülemeyince gerekli tepki verilemedi. Diyelim enflasyonu tahmin etmenize yarayan çekirdek enflasyon endeksi sizi yanıltıyor. Ve diyelim Ekim ayından itibaren yükselen enflasyon tehlikesini göremediniz. Hadi diyelim yükselen iç talebi de göremediniz. 2005 Aralık ayına geldiğinizde orta vade hedefiniz yüzde 5. Kendi yaptırdığınız ankette ortalama beklenti yüzde 6.1. Yani kendi deyiminizle kredibilite açığınız 1.1 puan. Üstelik açıktan enflasyon hedeflemesine geçiyorsunuz. Verilmesi gereken tepki nedir?

Hatırlayalım bizim MB ne yapmış: 2005 yılı Ekim ayı başında yüzde 14.25 olan politika faiz oranı yüzde Aralık ayında yüzde 13.50'ye çekilmiş. Her ay 25 baz puanlık indirim yapılmış.

Beyler, bayanlar! Enflasyon yükselecekse faizleri indirmezsiniz, yükseltirsiniz. Hadi diyelim yükseltmediniz, sabit tutsaydınız piyasaya enflasyonu ciddiye alıyor mesajı vermez miydiniz?

Doğru politika, Kasım ve Aralık aylarında faizlerin sabit tutulup 2006 Ocak ayından itibaren ölçülü faiz artırımına gidilmesi idi. MB yönetimi bunu yapmadı. Neden yapmadı?

3. Bir ihtimal daha var: Belki de eski Merkez Bankası yönetimi yükselen enflasyon tehlikesini gördü ama başka nedenlerden dolayı gerekli tepkiyi vermedi. Bu da kuvvetli bir ihtimal. Yükselen iç talep ve enflasyon tehlikesinin bu konuda en geniş veri setine sahip olan MB yönetimi tarafından görülmemiş olması zaten pek de olası değil. Ancak Serdengeçti-Özatay yönetimi enflasyon dışındaki nedenlerden dolayı verilmesi gereken tepkiyi vermemiş olamaz mı? Çünkü 2006 yılında denkleme başka değişkenler de dahil olacaktı: TCMB başkanlığı ataması. Bu da zaten biliniyordu ve spekülasyon konusu idi. Doğru tepkinin verilmemesi için olası nedenler: politik baskı, TİM baskısı, ya da iktidara şirin görünüp yeniden yönetime seçilme arzusu olabilir mi? Pek tabi bu tür nedenlerle MB yönetimi faizleri artırmaktan çekinmiş olabilir. Ama bu onları masum yapmaz.

4. Doğru tepki verilseydi Mayıs 2006'daki türbülansa TCMB hazırlıklı yakalanmış olurdu, kredibilitesi artardı. Gerek TCMB başkanlığı ataması nedeniyle, gerekse de uluslararası türbülans nedeniyle oluşan puslu havada para politikasının sendelediği ve ne yaptığı pek de belli olmayan bir dönem var: Aralık 2005-Temmuz 2006 dönemi. Önce ne olduğuna bakalım sonra basiretli politika izlenseydi neler olabilirdi ona bakalım.

MB PPK faiz oranlarını Aralık 2005'te 13.50'ye çektikten sonra Ocak ayından itibaren beklemeye başladı. Mart-Nisan dönemi başkanlık ataması ve veto gürültüsü ile geçti. Yeni başkan Nisan ayındaki toplantıda hoşgeldin partisi verdi ve enflasonda aşağı trendin devam edeceğini söyleyerek 25 baz puanlık indirime gitti. Bir hafta sonra Nisan ayı enflasyon rakamları MB ile dalga geçer gibiydi. Afedersiniz ama MB yönetimi piyasanın gözü önünde eşşekten düşmüşe döndü. Yetmedi. 25 Mayıs'taki PPK toplantsında denildi ki: "Yılın ilk dört ayında enflasyonda gözlenen yükselise ragmen, alkollü içecekler-tütün, enerji, altın ve islenmemis gıda fiyatları gibi para politikasının kontrolü dısındaki kalemler ayrıstırılarak hesaplanan endeksteki artıs, Nisan ayı da dahil olmak üzere, düsük ve istikrarlı seyretmeye devam etmektedir." MB yine enflasyonun aşağı trendinin devam edeceğini iddia etti. Oysa ki türbülans hafif hafif başlamıştı. Bir hafta sonra Haziran başında Mayıs enflasyonu açıklanınca MB ikinci şamarı yedi. Bunun üzerine olağanüstü toplantı kararı alındı. 7 Haziran tarihli toplantıda 175 baz puanlık faiz artırımı kararı açıklandı. İki hafta arayla MB tarafından yapılan iki toplantı ve yerlere serilen kredibilite. Beyler, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi? Dediler netekim. Sonra ne oldu? 2 hafta sonra yeniden toplandılar. 20 Haziran 2006. Karar? "orta vadede enflasyonda öngörülen düsüsle beraber politika faizlerinin de düsüs yönünde olacagı bir görünüm esas alınmaktadır." Peki hadi buna da inandık diyelim. Beş gün sonra yeniden olağanüstü toplantı ve boru değil 225 baz puanlık faiz artırımı. Dünyada bir ay içinde üç kez toplanıp peş peşe burnunun önünü göremeyen açıklamalar yapan başka bir MB ben bilmiyorum. Sonra Temmuz ayında kimsenin anlamadığı ve hiç bir etkisi olmayan 25 baz puanlık faiz artırımı da neyin nesiydi Allah aşkına? Üstelik beklentilerin altında gelen Haziran ayı enflasyonuna rağmen.

Peki ne yapılabilirdi? Ocak ayından itibaren her toplantıda enflasyon düşme eğilimi göstermediği için 25 baz puanlık faiz artırımı yapılsaydı ne Nisan ve Mayıs aylarının enflasyon rakamları açıklandığında apışıp kalırdınız, ne de piyasanın oyuncağı olurdunuz. Hatta enflasyon rakamları yüksek çıkınca (yüksek çıkmasını kimse beklemiyordu ama bu bir mazeret olabilir mi?) piyasa "hmm MB'nın bir bildiği varmış" demez miydi? ve bu durum kredibilitenizi yükseltirdi. Böylece Haziran ayında yaşanan neredeyse haftada bir toplanma komedisine de mecbur kalınmazdı. Haziran ayına gelindiğinde toplam 6x25=150 baz puanlık artışa ulaşırdınız. Bir de Nisan ayındaki gereksiz 25 baz puanlık indirimi ekleyin, etti mi size 175 baz puan. Haziran ayındaki ilk toplantıda artırım oranı bu değil miydi zaten?

Peki yanlış para politikasının faturası ne olmuştur?

5. Yanlış para politikasının faturası 200-250 baz puanlık yüksek faiz olmuştur. Eğer basiretli politika izlenseydi Haziran ayındaki ikinci olağanüstü toplantıya ve Temmuz ayındaki artırıma gerek kalmazdı. Piyasa çalkantısına karşı da kendinden emin bir tavır sergilerdiniz. Tıpkı 2003 ve 2004'te hatta 2005'in başında yapıldığı gibi. Temmuz ayından itibaren zaten iç talep daraldı. Bunu görüp faizler yüzde 15 (Kasım ve Aralık 2005'te inidirim yerine sabit tutulsaydı o zaman yüzde 15.50) seviyesinde tutulabilirdi. Ama kredibilite bekaret gibi bir şey. Bir kez kaybettiniz mi geri kazanamıyorsunuz. İsterseniz her gün toplanın. Bugün kimse MB'nın enflasyon öngörülerine inanmıyorsa, enflasyon beklentileri enflasyon hedefinin bir kaç puan üstündeyse bu MB'nın kendi suçu. Maalesef, dün yediğiniz hurmalar bugün midemizi tırmalıyor.

6. Bugün hızlı faiz indirimi gelecekte midemizi tırmalayacak. Bunu açmaya gerek var mı? Yazı zaten epey uzadı. Ama bugün hızlı faiz indirimine neden karşı olduğum gayet açık zannediyorum. Yok açık değilse, açarız bir dahaki sefere. Read More!

Taylor Kuralı ve Fatih Özatay'ın Yazısı

Anladığım kadarıyla Fatih Özatay'ın Taylor kuralı hakkindaki bugünkü yazısı bazı yanlış anlamalara neden olmuş. Ekonomix'in Oguz Satici yazısına yorum yazan bizim Ahmet Bey, Özatay'a verip veriştiriyor. Kendisine durumu orada biraz izah etmeye çalıştım ama pek başarılı olamadım galiba. Ayrıca bizim Ahmet Bey bile bu yazıyı yanlış anladıysa mutlaka başka yanlış anlayanlar da vardır diyerek burada daha teferruatlı bilgi vermeye karar verdim.

Öncelikle Fatih Özatay olmadığımı belirterek başlayayım (buna mukabil Deniz Gökçe olduğuma ilişkin söylentiler hakkında yorum yok diyorum; heh, heh, heh. [umarım Deniz Bey kızmaz. :)]). Fakat açıkça söyleyeyim Fatih Özatay Türkiye'de hayran olduğum iktisatçıların (iktisat nedir) başında gelir. Yazılarını neredeyse 10 yıldır takip ederim, bugüne kadar hiçbir yamuğunu görmedim. Merkez Bankası'nda görevli iken başardıkları da ortada. Başkalarını bilmem ama yazıları genelde benim anlayacağım kadar açıktır. Herhangi bir yazısını anlamasam bile bunu o konudaki bilgimin yetersizliğine veririm (muhtemelen bu da doğrudur, çünkü ben kendi halinde bir iktisatçıyım) ve ek kaynaklardan daha fazla bilgi edinmeye çalışırım. Kendisine güvenim o ölçüdedir yani.

Bugünkü yazısını anlamak için ise öyle ek kaynaklara falan bakmama gerek kalmadı. Çünkü geçen yıl bu konu üzerinde biraz çalışmıştım. Özatay yazısında belirtmemiş ama ele aldığı konu literatürde Taylor Kuralı diye bilinir. Bu Taylor 2001-2005 arasında ABD'de Hazine Bakan Yardımcısı olarak da görev yapmış olan Stanford Üniversite'sinden John B. Taylor'dur. Taylor, 1990'lı yıllarda, galiba FED'in politikalarını izleyerek, bir para politikası kuralı geliştirmişti. Sonradan bu kurala onun adına izafeten Taylor Kuralı denilmiştir. Taylor'un bu konu hakkındaki orijinal makalesi şudur. Şu sayfadan bu konu hakkındaki başka makalelere de ulaşılabilir.

Konunun özeti Özatay'ın bugünkü yazısında anlattığı gibidir. Taylor'un geliştirdiği kuralın orijinalinde merkez bankası politika faizlerini enflasyonun hedeften ve çıktının potansiyel çıktı düzeyinden sapmasına (yani büyümeye) göre indirip yükseltir. Bu tam da ABD'de FED'in uyguladığı politikadır. Enflasyon hedeflemesi sistemini uygulayan ülkelerde ise bu politika söylemde sadece enflasyona bakılarak uygulanıyor gibidir. Fakat bu pek de gerçeği yansıtmaz. Özellikle enflasyon hedeflemesinin dezenflasyona (yani yüksek enflasyonun düşürülmesine) değil de enflasyonun belli bir düzeyde tutulmasına yönelik olarak uygulandığı ülkelerde büyüme de tamamen göz ardı edilmez. Bu arada Taylor Kuralı'nı sadece enflasyonu dikkate alacak şekilde daraltanlar olduğu gibi başta reel kur seviyesi olmak üzere başka değişkenleri de dikkate alacak şekilde genişletenler de olmuştur. Reel kur seviyesinin dikkate alınması tabii ülkenin rekabet gücüyle ve dış dengesi ile yakından ilgili olduğunun düşünülmesindendir.

İşte Özatay bugünkü yazısında, bana kalırsa, ihracatçılara bu konuda bilgi veriyor ve gazetelere ilan vermek gibi abuk sabuk işlerle uğraşacağınıza konuyu böyle bilimsel yanından ele alıp gelin de öyle tartışalım diyor. Biz de böylece onun istediği gibi konuyu tartışmaya açmış olduk. Belki önümüzdeki günlerde bazı köşeyazarları da bu ortaya kafa vurmaya çıkar. Fakat konunun esas muhatabı olan ihracatçılardan pek umudum yok. Neden derseniz, ne Oğuz Satıcı ve tayfasında ne de kendilerine kılavuz olarak aldıkları kişiler de (yüksek faiz, düşük kur türküsünü çalanlar canım) tartışmayı bu yönde ele alacak bir donanım olduğu kanaatinde değilim.

Yazıyı bitirmeden Özatay'ın Türkiye'deki para politikasının enflasyon, büyüme ve reel kuru dikkate alacak şekilde uygulanabilir olup olmadığı konusunda açtığı tartışmadaki görüşümüzü de belirtelim. Bana kalırsa henüz para politikasını bu şekilde uygulayacak seviyeye gelmiş değiliz. Neden derseniz, bizde henüz dezenflasyon süreci sona ermiş değil. Enflasyonda yüzde 4 olarak belirlenmiş olan orta vadeli hedefi hala görebilmiş değiliz. Ne zaman bu hedefe ulaşır ve de enflasyonu burada kalıcı olarak tutabileceğimiz kanaatine varırsak, para politikasını başka şekillerde de uygulama imkanını düşünürüz. Ha, enflasyonu yüzde 4'e kadar indirmekten vazgeçer de bugünkü seviyelerde tutmayı yeterli görmeye başlarsak o zaman iş değişir tabii. Fakat enflasyonu yüzde 4'e indirmekten vazgeçebilir miyiz o da başka bir tartışma konusu. Yazı baya uzadı, onu da başka bir zaman ele alalım. Read More!

IMF'nin kapısına kilit vurma zamanı geldi

Grafiklerin, sayıların, denklemlerin üstesinden gelme konusunda becerilerini kanıtlayan emekli bürokratlarımızın en basit hesabı yaparken bile çuvallamalarına ne demeliyiz ? Fatih Özatay'ın içeriği 'yeni bir çapa hiç fena olmazdı' şeklinde özetlenebilecek 4 Ekim 2007 tarihli Radikal'de çıkan yazısı maalesef bende böyle bir izlenim yarattı.

RAL programıyla IMF'nin Türkiye'ye açacağı kredi en fazla 5 milyar dolar. Türkiye çapında bir ülke için devede kulak. Merkez Bankası bu kadarcık dövizi piyasalardan nerdeyse 1 haftada temin edebiliyor. Şu günlerde TL enjeksiyonunu göze alsalar 5 değil 20 toplamaları içten bile değil. Bu kadar ucuza gidilir mi ya ?

Peki Fatih bey, IMF bu krediyi bize bedava mı veriyor ? Karşılık olarak TCMB'yi hangi boyutlardaki yükümlülükler altına sokmak istiyor ? Bizden özel kesimin yabancılara olan borçlarını garanti etmemiz talep ediliyor. Merkez Bankamızı sigorta firmasına dönüştürmeye kimin ne hakkı var ? Böyle bir sigoraya ihtiyaç duyanlar parasını basıp bu hizmeti kendi imkanlarıyla temin etsinler. Yok ücret ödemek istemiyorum diyenler risklerini de üstlenirler. Bu tür riskleri devletin üzerine yıkmak serbest piyasa ekonomisinin en temel kuralını ayaklar altına almak demektir. Bunu IMF bürokratları yapabilir. Hiç şaşırmam. ABD liberallerininin zaman zaman dile getirdikleri '' IMF'nin programlarıyla ülkeleri moral hazard'a yönelttiği ve küresel kapitalizmin sağlığını korumak için derhal kapatılması gerektiği'' söylemlerine hak vermemek elde değil.

Fiyaskoyla sonuçlanan bir dizi programdan sonra bütçe kısıtlarına ve reformlara ağırlık vermek zorunda bırakılan IMF'nin tekrar özüne dönmesini nasıl açıklamalıyız ? Komploculukla suçlanmak riskini göze alarak şunu iddia edeceğim: IMF krizsiz bir dünyada kendisini tarif etmekte zorlanıyor. Olmadık senaryolar üzerine böyle saçma sapan programlar üretiyorlar. Dünyanın bizim varlığımıza ihtiyacı var demeye getiriyorlar.

Fatih Özatay bu tür bir krediye 'layık görülen' ülkeleri sınıf atladıklarını iddia ediyor. Yalnızca kendine güveni olmayan üçüncü sınıf ülkeler bu tür bir krediye ihtiyaç duyarlar. Bu psikolojiyle zavallılar kulübünün daimi üyesi olmaktan kurtulamayız.

Üstelik enflasyon hedefine kitlenmiş bir Merkez Bankasının üzerine fazladan bagaj yüklemek, sık sık ağzımıza doladığımız 'kredibilite sorunu' yaratmayacak mı ? TCMB önüne döviz alım programı konarak ortalığa TL pompalamak zorunda bırakılacak. IMF bürokratları piyasaya sürülen TL'nin dolaylı da olsa ikinci piyasalara enjekte edildiğini ve sıkı para politikasıya çelişebileceğini görmeyecek kadar ahmak olabilir ama bize ne oluyor ya ?

Not: Piyasadan dolar almanın parasallaşmayla ne ilişki var demeyin lütfen. Fatih bey de hatırlayacaktır, 2001 Temmuz ayında yaptıkları döviz alım ihalelerini 'IMFnin kredilerinin hazineye aktarılması sürecinde ortaya çıkan likiditeyi çekmek' şeklinde açıklamışlardı. Demekki döviz satmak ne sonuç doğruyormuş ? Parayı sıkılaştırıyormuş. Peki döviz alımlarının yarattığı parasal gevşemeyi nasıl hallediyorlar ? Enflasyonla mücadelenin 2004'den bu yana aksamasının bir sebebi de piyasaların belki de bu yöntemle 'AŞIRI LİKİT' tutulmasıydı. Hem çuvalla ucuza TL sat, hem enflasyonla mücadele ettiğini iddia et.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Buyume, Butce Acigi, Faizler

Deniz Gokce ikinci ceyrekteki %3.9'luk buyume rakamini bekledigini, bunun surpriz olmadigini ve yilsonunda %5 ve uzerinde buyume bekledigini belirtiyor. Ugur Gurses ise buyumenin beklentiler dahilinde gerceklesmesi buyume rakamlarinin iyi oldugu anlamina gelmez diyor (Hurriyet ekonomi servisinde calisiyor olsaydim Deniz Gokce'ye laf sokuyor derdim ama Allaha sukur orada calismiyorum). Ayrica hane halki beklentilerinin siyasi nedenlerle bozuldugunu, VIX'e bakarak Amerika'da son 20 yilin en buyuk dalgalanmasinin yasandigini (bunun bizim ihracatimizi ve disaridan ucuza aldigimiz kredileri olumsuz etkileyecegini belirtiyor), ve hukumetin daha bir halt yapmadigini belirtiyor. Neticede 2007'deki buyumenin %4 olmasinin "zor" olacagini soyluyor.

Fatih Ozatay ise ekimde Merkez Bankasinin faiz indirimine gitmeye baslayabilecegini belirtiyor.

Medyada guvendigimiz ekonomi yazarlarinin gorusleri bu sekilde. Bir de biz ne dusundugumuzu soyleyelim.

Oncelikle birden bire batip batmamanin olcusu %4'luk buyume oluverdi. Benim bildigim resesyon tanimi iki ceyrek ust uste negatif buyumedir (daralma yani). O yuzden buyume ha %4 olmus, ha %5 olmus bence cok onemli degil. Buyuyorsaniz buyuyorsunuzdur, %4 de %5 de orta derecede buyume rakamlaridir.

Buyume rakamlarinin bu kadar dusmesinin sebebi Merkez Bankasinin faizlerinin "yuksek" olmasidir. Bu faiz meselesini cok tartistik. Neticede faizler bir suredir tuketimi yavaslatarak etkisini gosteriyordu. Ilk ceyrekteki yuksek ihracat rakamlari bunun uzerini ortunce fazla gurultu cikmamisti, simdi cikti.

Unakitan da butcenin yilin ilk 8 ayinda 8.4 milyar YTL acik verdigini belirtmis. Temmuz rakamlarini "beklentileri" bozmasin diye yayinlamadilar, Temmuzda butce 6.1 milyar YTL acik vermis. Bir dangalakligi baska bir dangalaklikla duzeltmeye calistilar anlayacaginiz. Yine de ilk sekiz aydaki butce acigi cok dusuktur. Benim beklentilerimin cok altinda gerceklesmistir. O yuzden bravo diyorum.

Simdi toparlayacagim konuyu. Once Ugur Gurses'e bir cevap verelim. Iceride ne olup bittigini daha tam olarak bilmiyoruz, disarisi hakkinda nasil bu kadar emin konusabiliyoruz anlamiyorum. Ugur Gurses volatilite endeksinin ne oldugunu anlamis da, hangi cesaretle bu endeksin simdi yasadiklarimizin son 20 yilin en buyuk dalgalanmasi oldugunu gosterdigini soylemis onu anlayamadim. Buna gelene kadar 1990, 1998 ve 2000-2002 arasindaki dalgalanmalar var. Daha 5-6 sene once NASDAQ degerinin %75'ini kaybetti, ne cabuk unutuyorsunuz bunlari? Simdiki dandik dalgalanmayi en tepeye yerlestiriyorsunuz. Olmamis. Ote yandan disaridaki dalgalanma eger reel sektore yansir ise Merkez Bankasi piyasayi yine dolara bogacaktir, bu durumda ihracatimiz olumsuz etkilenecektir ama krediler de ucuzlayacaktir. Hatta dolarin degeri daha da duseceginden bizim gibi dolar borclanan bir ulke icin olumlu olacaktir. Ekonomi yonetimi hakkinda ise Ugur Gurses'in simdiki karamsar yaklasimina ben de sahibim. Ancak daha bir kac hafta once kendisi bu konuda benden daha iyimser yazilar da yazmiyor degildi.

Toparliyorum. Butce acigi olumlu, disaridaki dalgalanma ise olumsuz; yine de ben de Fatih Ozatay gibi ekim ayinda Merkez bankamizin faizleri yavasca indirmeye baslayacagini bekliyorum. Bu durum bu yilki buyumeyi cok etkilemese bile gelecek yilki buyumeyi olumlu etkileyecektir. Yine de Merkez Bankasinin enflasyon beklentilerinin hala yuksek seyretmesinden dolayi faizleri cok fazla indirebilecegini zannetmiyorum. Politik belirsizligin beklentileri bozdugu ve bunun gelecekteki buyumeyi olumsuz etkileyecegi yonundeki goruslere de katilmiyorum, bizim ulkemizde beklentiler cok cabuk degisebiliyor, faizler indirilmeye baslandiginda ne dedigimi hissedeceksiniz. Neticede buyumenin %4 ya da %5 olmasi cok bir fark ifade etmiyor benim icin. Yine de bu konuda Ekodok ile benzer beklentilere sahip oldugumu, ekonomik buyumenin 2007 yilinin tamaminda %90 ihtimalle %4'un uzerinde olacagini tahmin ediyorum. Read More!

VIX Nedir?

VIX Nedir?

Fatih Ozatay bugunku yazisinda riskten kacinma endeksi olarak tanimlamis VIX'i. Oldu mu simdi? Fatih Ozatay severek okudugumuz yazarlarin basinda gelir ama boyle bariz bir hata yapmamasi da gerekirdi. Bir de "VIX endeksi" diye bir ifade kullanmis, bu da "ODTU Universitesi" demek gibi bir sey.

Neyse VIX nedir onu anlatalim. VIX, volatility index'in, yani oynaklik endeksinin kisaltilmis halidir. Hisse senedi fiyatlarindaki oynaklik artmaya basladigi zaman bu endeks de yukari cikar, hisse senedi fiyatlarindaki oynaklik azaldigi zaman ise bu endeks duser. Haa, piyasada kriz ciktigi zaman fiyatlardaki oynaklik artar, ayni zamanda risk alma istahi da azalir seklinde bir savunma uretebilirsiniz. Yine de bu guzel bir savunma olmaz. Mesela VIX 1999-2000 yillarinda 25 civarlarinda seyrediyordu. Son bir yil icerisinde ortalama 14-15 civarinda bir degere sahipti. Simdiki krizin doruk noktasina ciktigi, ya da Fatih Ozatay'in ifadesiyle risk alma istahinin bicak gibi kesildigi Agustos 2007 tarihinde ise VIX 23 civarinda seyrediyor. Eee, hisse senedi balonunun zirve yaptigi zamanda, yani risk alma istahinin tepede oldugu zamanlarda da 23 civarinda seyrediyordu. Demek ki VIX'i risk alma istahiyla alakalandirmak dogru olmazmis.

Neyse Sayin Ozatay'a fazla yuklenmeyelim, dogru durust yazi yazan bir iki yazardan bir tanesi. Digerleri ne cevizler kiriyor da artik elimiz yazmaya gitmiyor. Bunu haber yapmamizin nedeni "adam kopegi isirdi" turunden bir haber olmasindan, yanlis anlasilmasin. Read More!

Fatih Ozatay'in Yazisi Uzerine

Pazar gunku yazisinda Fatih Özatay "Yüksek faiz politikasını sakın piyasa uyguluyor olmasın!" diyerek soyle bir soru yoneltmis:
"2002-2005 döneminde neden acaba piyasadaki karamsarlığa MB eşlik etmemiş? "
Yazisinda ilginc bazi grafikler de var:



MB faizleri ile Hazine borclanma faizleri arasindaki iliskiyi yogun bir sekilde tartistigimiz su gunlerde (bakiniz: Merkez Bankasi Faizleri Uzerine ve Merkez Bankasi Faizleri Uzerine - EK ) konunun eski bir Merkez Bankaci tarafindan da islenmesi mutlu bir rastlanti (Dikkat: Fatih Özatay, ekonomi profesoru olmasinin yani sira yakin gecmiste Merkez Bankasi baskan yardimciligi ve Para Politikasi Kurulu uyeligi de yapmistir. O yuzden Turkiye'yi yikmaya calisan Dunya Bankasi, IMF, FIFA, UEFA ve Eurovision gibi kuruluslarla baglantisi oldugundan suphelenilmektedir!).

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Madem ortaya bir soru atildi, biz de kafamizi uzatalim.

Benim gorusume gore MB'nin faiz arttirmasi 2 sebepten oturu olabilir:

1. 2006 Mayisindaki calkantinin, 2002 yazi, 2003 kisi, ve 2004 baharindaki benzer calkantilardan farki daha siddetli olmasiydi. Piyasanin yilsonu enflasyon beklentisindeki bozulma diger yillara gore cok belirgin oldu. Ayni seyi 12 ay sonrasi icin beklenen enflasyonda da gorebiliriz. Enflasyona odaklanmis bir MB icin enflasyon beklentilerinde bu olcude bozulma olmasi hem simdiye kadar kazanilmis kredibilitenin kaybi hem de dezenflasyon surecinin ciddi bir sekilde sekteye ugramasi tehlikesini dogurmustur. Bu tehlikeye karsi piyasayi sogutmak ve enflasyon beklentilerini kirmak icin faizleri arttirmistir.




2. Ikinci sebep, 2005 yilinin sonuna kadar uygulanan ortuk enflasyon hedeflemesinin yerini 2006'da enflasyon hedeflemesi rejimine birakmasi olabilir. Enflasyon hedefinden sapmanin derecesi arttigi olcude MB'nin tepkisi de daha siddetli olacaktir. Ancak sunu da belirtmek isterim ki disaridan bakan bir gozlemci olarak ikisi arasindaki farki ben pek anlamis degilim.

Daha onceki yazimizi yorumlari ile zengislestiren okurumuz Ahmet Cavusoglu ise MB'nin gecmis yillara kiyasla bu sefer sinirlerini kontrol edemedigini, faizleri sabit tutup piyasanin kendi kendine dengesini bulmasini beklemek varken (ki eskiden boyle yapmisti) kendini tutamayip dolarin yukselisine karsi faiz silahini kullandigini dusunuyor. Read More!

İndirim bindirim

Akşam'ın haberinden:

"Çağlayan, Para Politikası Kurulu'nun son yaptığı faiz indirimini olumlu bulduklarını belirtirken, şunları söyledi:'Keşke geçtiğimiz yıl Merkez Bankası, bu çeyrek puanlık indirimleri bir kaç kez tatbik edebilseydi."

Peki bunu okuyunca ne düşünüyorsunuz? Bu adamları uzaydan mı topluyorlar?

Sayın Çağlayan'ın Merkez Bankası'nın geçen sene ne yaptığından haberi var mı? Ben söyleyeyim. Para Politikası Kurulu 2005'te tam 9 sefer, toplamda da 450bps faiz indirimi yaptı. Yani gecelik faizleri yüzde 18'den yüzde 13.5'e indirdi. Üstelik bu süreçte enflasyon sadece yüzde 9.4'ten yüzde 7.7'ye geriledi. Burada gazetelerdeki ex ante, ex post kavramlarından bihaber bazı cahiller gibi reel faiz hesabı yapmayacağım. Zafer Çağlayan'ı da bir yana bırakıyorum. Cahil olunca napsın adamcağız? Sorun onu oraya getirenlerin sorunu. Türkiye'nin başkentinde sanayi odası başkanı olup da konuşmamak da olmaz. Ne yapsın saçmalıyor işte, bilir bilmez, çaresizlik içinde.

Ama sayın Çağlayan tek değil ki. Bir sürü kerameti kendinden menkul, Fatih Özatay'ın güzel tesbiti ile "komik iktisatçılar" (Iktisat nedir) güruhu (Not: Özatay'ın Radikal gazetesindeki ders niteliğindeki yazılarını herkes okumalı, özellikle de bu reel faizler konusundakileri), sanayi sektörü bilmemnesi, ihracatçıların hödö hödösü yüksek faiz diye şikayet edip duruyor ısrarla. Ellerine kalemi alıp, ya da bir excel sheet açıp, analizden vazgeçtim, birazcık dört işlem yapsalar, Türkiye'nin bundan önce bu seviyelerde faiz oranlarına (hem nominal hem reel) en son ne zaman şahit olduğuna bir baksalar keşke. Kabaca örnekleyelim: 2001'de Derviş geldiğinde ilk ihalede faiz yüzde 190 (yazıyla yüzdoksan) seviyelerinde gerçekleşince sevinmiştik daha yüksek olmadı diye. Yanlış hatırlamıyorsam o zamanlar enflasyon oranı da yüzde 30'lar 40'lar seviyesindeydi. Hazine şimdilerde yüzde 14 civarında faizle borçlanıyor. Nereden nereye...

Ama o zaman kurlar bilmem kaç kat yükselince millet inim inim inlerken ihracatçı hödö hödölerinden nedense hiç bir ses çıkmıyordu. Üstelik artan işsizlik sayesinde daha ucuza, çoğunlukla kayıt dışı, sadece kayıtdışı olsa neyse, bir de kaçak işçi çalıştırdılar. Gelirlerini kaça katladılar bilmiyorum. Yalancı cennetleri ilelebet sürecek sandılar zahir.

Geldik 2006'ya... Bu hafta itibarı ile enflasyon yüzde 8.8'e zıpladı. Merkez Bankası ise geçen hafta faizleri 25bps indirdi. İndirimden önce piyasa faizleri 13.6 civarındaydı, bugun 14.10 civarında. Hadi bakalım, herşeyi Merkez Bankasından bekleyenler bunlara da bir yorum getirsinler. Getiremezler. Görmezler. Görmek istemezler. Madem konuyu açtık, "faizler neden indirildi?" sorusunu kısaca cevaplayalım. Merkez Bankası'nın yayınlarını, raporlarını okuyanlar için sürpriz yok. Faiz indirimleri enflasyondaki düşüş sürecinin ve yapısal reformlardaki sürekliliğin peşinden gelen olağan bir değişiklik olagelmiştir. Ocak'tan Mart'a (PPK toplantısı yapıldığında henüz Nisan enflasyonu açıklanmamıştı) enflasyonda hafif yukarı doğru, öngörülen bir trend vardı. Ama Nisan ayında asıl ne oldu? Sosyal Güvenlik Reformu meclisten geçti. MB da yanıtını faiz indirerek verdi. Nisan'daki enflasyon artışının sonucunu Mayıs toplantısında göreceğiz. Büyük ihtimalle faizler değiştirilmeyecek. MB riskin devam ettiğini görürse yeniden yükseltebilir de. Tüm dünyada faizler yükselirken faiz indirimi kararı almak biraz cesurca. Yine de iyimser senaryoya göre enflasyon Mayıs ayından itibaren yeniden düşüş trendine girecek. En kötü Ağustos ayından sonra hızlı bir iniş gerçekleşir. Bütçede sorun olmazsa, ben Nisan'daki zıplamaya rağmen yılı yüzde 5.5 civarında kapatırız diye düşünüyorum. MB'nın da buna karşılık 75-100puan daha indirim (net) yapmasını bekliyorum. Ama enflasyonun seyrine göre indirimler 2006'ya da kalabilir. Çünkü yıl sonu enflasyon hedefini bir iki ay gecikmeli görebiliriz. Ölmez de sağ kalırsak hep beraber göreceğiz.

Vaktiyle köyün birinde namazlar üç vakit kılınıyormuş (Bazı mezheplere göre sürekli cem-i salateyn caizdir, bir gariplik yok). Köy halkı bir gün hocaya gitmişler. Hocam, demişler, şu sabah namazı çok erken, zor oluyor. Bize bir çare. Şu namazı ikiye indirelim. Hoca düşmüş vilayet yoluna, kadıya çıkmış. Durumu anlatmış. Kadı üç vakti duyunca şaşırmış. "Ne üçü", demiş, "beş vakit kılacaksınız. üstelik de bundan sonra köyünüzü teftişe tabi tutacağım." Hoca eli boş köyün yolunu tutmuş. Köy halkı hocanın etrafını sarmış: "Hoca indirdi mi indirdi mi?" Hoca cevap vermiş: "Nah indirdi, bindirdi bindirdi!"

Bizim MB da aynı tepkiyi verirse şaşırmayalım. Read More!

Fatih Ozatay'in Agzina Saglik!!!


Merkez Bankasi Baskan Yardimcisi Fatih Ozatay soyle demis:

"Bu insanlar bu konuları bilmiyor, okumuyorlar. Analiz yapmıyorlar. Türkiye’nin gündemini kurla faizle meşgul ediyorlar. Bu kişilerin oturup bir düşünmesi lazım. Yeni bir süreçten geçiliyor. Bu sürece nasıl ayak uydururuz diye. Ama bu çevreler yapay çözümlerle uğraşıyorlar. Tamam Türkiye’nin gündeminde cari açık da var, rekabet gücü sorunu da var. Ama bunların çözümü kur ve faiz gibi yapay çözümler değildir. Oysa ki Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak birtakım mikro reformlar söz konusu. Bunların gündemde olması gerekiyor” dedi.


Türkiye’nin kayıtdışı ekonomi, istihdam ve telif hakları gibi konularda yapılması gereken mikro refomlar bulunduğunu söyleyen Özatay, “Bunlar o kadar önemli ki, bunların yanında kurlar falan onuncu planda kalır. Makro sorular geride kalıyor. Mikro sorunlar üzerine yazıp çiziyor olmamız lazım. Bunu yapmayanlar Türkiye’ye kötülük yapıyor”


Ekonomiden anlamayanlar gazete koselerini doldurdugu surece bu konular kapanmaz bence. Bu arada yeri gelmisken Merkez Bankasini da son 4-5 senedeki performansindan oturu kutlayalim. Baskan Serdengecti ilk geldigi zaman "karizmasi yok, bir seneye kalmaz gider" seklindeki yaklasimlara ragmen basarili olmasini bildi. Yeri geldiginde alkislamasini bilmek gerekir.

Fatih Ozatay'in dedigi dogru. Bundan 4-5 sene once Turkiye'nin makro problemleri cok buyuktu ve ciddi bir kriz yasadik. Ancak simdi bir cok sorunun ustesiden gelindi ve makroekonomi normallesmeye basladi. Simdi on plana cikmasi gereken mikro sorunlar. Read More!