ahlaki tehlike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahlaki tehlike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Deniz Baykal’ın Seks Videosu Görüntüsünü Toronto’dan Kim Yükledi?

Deniz Baykal’ın Nesrin Baytok ile seks videosu görüntüsünü kim Toronto’dan yüklerse yüklesin ne farkeder? Millet sanki Türkiye’deki politikacıların hepsi sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi davranıyor, hiç kimse elindeki gücü kendi çıkarı için kullanmıyormuş gibi şaşkın şaşkın etrafa bakınıyor. Kaldı ki bahsi geçen video seks videosu da değil, donla dolaşan bir adamla çıplak bir kadının yer aldığı kimin kim olduğunun belli olmadığı sessiz bir video. Görüntü kalitesi biraz daha kötü olsa 1930’larda çekilen Şarlo filmleri gibi olacak neredeyse. Deniz Baykal çıkıp da “bu ben değilim, benim kılığıma soktukları birinin video görüntüleridir” dese kim ne diyecek ki?

Deniz Baykal Nesrin Baytok Seks Görüntüleri başlıklı yazımızda da belirttiğimiz gibi Türkiye’de parti liderlerine seçimlere girecek adayları belirleme gücü verilmemesi gerekiyor. Bu kişileri partilerin bölgesel üyelerinin ön seçim yöntemiyle belirlemesi, hatta parti liderlerine sadece 8 yıl siyaset yapma sınırlaması getirilmesi de gerekiyor. Yoksa adamların hem mecliste hem kendi partilerinde dingonun ahırında gibiymişçesine at koşturmasına şaşırmamak gerek.



Ben bir politikacı üçkağıt yapıyor, zina yapıyor, rüşvet alıyor suçlaması yapıldığında şaşıran birisi değilimdir, gerçekçiyim. Beni bir politikacının dürüst olması, sadece ülkenin çıkarı için çalışması şaşırtır. Birisi “bana şu politikacı çok dürüst birisidir, bir lokma haram yememiştir” dese, “bir yanlışınız vardır, biraz daha dikkatli bakın” cevabını veririm. O yüzden kimse bu seks kasedi olayından ötürü ahlaki olarak Deniz Baykal’dan üstün olduğunu, kendilerinin bu tür işlere girişmediğini falan ima etmesin. Hepiniz birbirinizden betersiniz, kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz?

Not: Bu yaziyi yazmamizin sebebi yarim saat icerisinde ilk yazdigimiz yaziya 500 ziyaretcinin gelmis olmasidir. Turkiye'de neden insanlarin en cok siyaset ve skandal konustugu simdi anlasiliyor. Hata bizdeki kaliteli bir ekonomi sitesi yapmisiz, politik magazin sitesi yapsaydik simdiye ziyaretci sayisinda Google'i gecmistik !!!! Bir de Ekonomi Turk isimli bir kitap yazmistik (reklami yukarida), ikinci baskisinda kitabin adini "Skandal Turk" olarak degistirmek farz oldu :) Read More!

Konya Bakkallar, Bayiler ve Kuruyemişciler Odası: Seminer Notları

Geçen yıl gördüğüm bir haber vardı, Konya'da bir esnaf odası başkanı lüks bir otelin hamamında kese attırırken görüntülenmiş, medyada "bu nasıl iş, esnaf kan ağlarken başkanın haline bak" şeklinde haberler çıkmış, yetkililer de konuyla ilgili inceleme başlatmıştı. Bugün gördüğüm haber bu incelemenin sonuçlandığını bildiriyor. Detayda şunlar var:
Başkan Seminerde

Konya Bakkallar, Bayiler ve Kuruyemişciler Odası
’nda yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na yapılan şikayetin ardından müfettişler tarafından sürdürülen inceleme tamamlandı. Hazırlanan rapor ardından savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

[...] Müfettişler tarafından hazırlanan raporda, oda yönetim kurulunun 2006 yılında Antalya’da bulunan Club Hotel Sera’da oda üyelerine 6 ay boyunca eğitim semineri düzenlenmesi kararı aldığı belirtildi. Raporda, Oda Başkanı Süleyman Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri ’eğitim semineri’ adı altında keyfi harcama yapmakla suçlandı ve "Esas amacın eğitim olmadığı, keza herhangi bir eğitim faaliyetinin yapılmadığı belirlenmiştir" denildi.

[...] Bakanlık Teftiş Kurulu, Konya Bakkallar, Bayiler ve Kuruyemişciler Odası giderlerinin gelirleri aştığını belirledi. Müfettişler 2 bin 314 kayıtlı üyenin bir bölümünün aidatlarını ödemediği, ödenmeyen aidat tutarı ve gecikme zammı toplamının 611 bin YTL’ye ulaştığı, görevdeki yönetim ve denetim kurulu üyelerinden tamamına yakınının odaya yüksek miktarda aidat borçları olduğunu tespit etti.

[...] "Oda ve yüzde 55 hissesi odaya ait olan Konbakbay yönetiminde bulunanların çeşitli usulsüz işlemler gerçekleştirdikleri, harcamalarda keyfi davranıldığı, oda üyeleri menfaatlerinin korunmadığı, şirketin bir şahıs şirketi gibi keyfi ve ortakların kişisel menfaatlerinin ön planda tutulduğu bir anlayışla yönetildiği, dahası organlarda görevli olanların suç konusu olduğu kanaatine uyduğu düşünülen eylemlerinin tespit edilmesinden dolayı suç duyurusu raporu düzenlenerek gereğinin yapılması için Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiştir."

Bu haberi okuyunca aklıma müteveffa iktisatçı (iktisat nedir) Adam Smith'in mealen "aman bu işadamı, tüccar takımını bir araya getirmeyin, kesin tüketici vatandaş olarak başınıza bir çorap örmek için plan kurarlar” buyurduğu geliverdi. Başkanın bakkal, kuruyemişçi esnafının aidatıyla beş yıldızlı keyif sürmesinden önce, bu odanın varoluş sebebi nedir diye düşünmek lazım. Misal, geçenlerde 5-10 metrekareden büyük olmayan küçük bir simit fırınına uğradım, yekun 1 ytl tutacak siparişlerim hazırlanırken dükkanın duvarlarındaki evraklar dikkatimi çekti. Adamcağızın duvarında bir Atatürk resmi, Ayetel kürsi, karınca duası ve Neşet Ertaş resmi hariç 7-8 tane resmi izin levhası asılıydı. Kimi çıraklık okulundan, kimi belediyeden, kimi fırıncılar odasından, kimi ticaret odasından, maliyeden ve dahi nice adını bilmediğim oda, kurum vs.den imzalı evraklardan duvarda görünen yer kalmamıştı. Oradan çıktıktan sonra ne zaman bir esnaf dükkanına gitsem hep duvardaki izinlere bakarım. Külüstür otomobilimi götürdüğüm eskice bir oto elektrikçisinde de 7 tane resmi evrak saymıştım. (Atatürk resmi ve ayetelkürsi standart).

Yine ucuz olduğu için tercih ettiğim, saçımın musluktan değil bir sürahiden su dökülerek yıkandığı berberin duvarındaki fiyat listesi dikkatimi çekmiş, bu fiyatların altında para alındığı takdirde, duyulursa bazı problemlerin yaşanacağını işitmiş, çeşme suyunun ve soğanın ücretsiz verildiği kurufasulye pilav yediğim 2. sınıf esnaf lokantasında da ustalık belgesi sahibi bir aşçı bulunması gerektiğini öğrenmiştim. İlk anda "esnaf kendi arasında problemlerini azaltmak, ortak hareket etmek için örgütleniyor, aferin" izlenimi uyandıran bu manzarada benim aklımın almadığı yerler var. Misal ben berberliğime güveniyorum, neden ille de bir ustalık belgemin olması gereksin? Saçını berbat ettiğim adam zaten bir daha bana uğramayacaktır. Öte yandan ustalık belgesi olan herkes de iyi berber olacak diye kaide de yok. Yahut, çok iyi ev yemeği yapan bir insan bu yeteneğini ikinci sınıf bir lokanta açarak değerlendirmek istediğinde Milli Eğitimden niye aşçılık belgesi almak zorunda olsun? Vatandaş yemeği beğeniyorsa ne ala. Bu belge fetişizmi sebebiyle bazı insanlar işe gitmeden belgelerini kiralayarak para kazanıyorlar, optisyenlik diploması, aşçılık belgesi filan kiraya veriliyor. Ben hiç dükkanda duran eczacı da görmedim, bütün işleri kalfalar halleder, demek ki belgeler çok zaman bir formaliteden ibaret.

Peki berberin berberler odasına, simitçinin fırıncılar odasına, buralara değilse ticaret odasına kayıt olma mecburiyetinin mantığı nedir? Ticaret odası, tabipler odası, dişçiler odası, mimarlar odası, şu odası, bu odası ne iş yapar? Benim görebildiğim kadarıyla buralarda birtakım insanlar istihdam ediliyor, bazı esnaf da bu kurumların başında, yönetiminde yerel medyada boy gösterip belediye başkanı, meclis üyesi, tutturabilirse milletvekili olma yönünde tatlı bir yarış yapıyorlar. Makam arabası, şova dönük bazı imkanlar da bonus. Üyelik gelirleri, ıvır zıvır evrağa vurulan mühürden alınan paralar, kayıt ücretleri vs. odasına göre epey bir bir hacme ulaşabiliyor. Bireysel yanını geçersek, iktisadi açıdan da sektöre girişi engelleyici, rekabeti baltalayıcı loncaların birer devamı olarak tüketici aleyhine üyelerine bazı menfaatler sağlıyorlar. Bunun için yerelden ulusala siyasilere baskı yapıyor, elde edecekleri çıkarlar karşılığı bürokrat ve siyasilere komisyonlar dağıtıyorlar. Bunları da "ilçe esnafımızı koruyoruz" mantığıyla meşrulaştırıyorlar. Misal yaşadığım şehre dışarıdan sebze getirip pazarın kenarında satmak isteyen yakın bir ilçe çiftçilerine karşı bizim pazarcılar odası (yerli pazarcı mafyasının da devreye girmesiyle) ciddi yaptırımlar uygulamış ve benim ucuz domates yeme hakkımı gaspetmişti. Yine hazır giyim işi yapan esnaf şehre dışarıdan gelip dükkan açan bir vatandaşı ticaret odası yoluyla yıldırmış, adamı memleketine geri kaçırtmışlardı.

Diğer taraftan, ekmeğin, mimari projenin, diş çekiminin, avukatlık ücretinin, muhasebe bedelinin serbestçe müşteriyle konuşulması yerine bir takım listelerde ilan edilmesi çeşitli informel süreçler de doğuruyor. Misal, proje çizdirmek içinmühendise gittiğinizde oda tarifesindeki minimum bedelden devlete ödenmesi gereken vergiler filan hesaplandıktan sonra daha aşağı iş yaptırabiliyorsunuz. Yahut mümkün olan yerde fiş, fatura almadan kayıtdışı iş yapıyorsunuz. Sıkça akla geldiği gibi bu tür oluşumların halk sağlığı, temizlik vs. ile ilgisi yoktur, ya da lafta vardır. Burada bahsi geçen evrakın tamamı rüşvetle, yahut legal yoldan sadece gereken para ödenerek alınabilir. Fırıncılar odası için esas olan filanca fırının ekmeğinin niteliği değil o fırının fiyat kırmaması, aidatını zamanında ödemesidir. Temizlik ve hijyen işine sağlık bakanlığı, zabıta ve Uğur Dündar bakar.

Bu kadar lafın ardından Konyalı esnaf başkanına dönersek, kendisinin beş yıldızlı göbek taşında sergilediği manzara aslında şaşılacak birşey değil. Öncelikle bakkallar, kuruyemişçiler vs. odasının 6 ay boyunca ne eğitimi alacağı, üstelik de bu eğitimin neden Antalya'da alındığı bir yana, üyelerin menfaatinin korunmadığı fikrine pek katılmıyorum. Aklı başında her üyenin hayalinde "ah şu yönetime ben de girsem ve bedavadan göbek taşında iki kese de ben attırsam" hayali vardır. Bu tür meslek odaları birer menfaat şebekesidir ve üyeleri tüketici aleyhine kendi çıkarları peşindedir. Ha, bazı ufak esnaf, benim örneğimdeki simitçi, elektrikçi, berber gibileri aidat, evrak, kırtasiye eziyeti çeker ama biraz irisi dağıtılan ranttan payını kapmak için elinden geleni yapar.

Nitekim gazetede görülen şu hamam manzarası dahi tek başına bendenizin hızla bir bakkal dükkanı açarak bakkallar odasında yükselme azmimi kamçılamıştır. Isınma açısından ilk mesajımı da vereyim: "Bakkallarımız alçak hipermarketlerin yanında inim inim inlemektedir, bunların tamamen kapatılması, mümkün olmazsa hafta sonu çalıştırılmaması gereklidir. Çin mallarına karşı yerli malı kullanılmalı, hükümetimiz bakkallar başta tüm esnafın borçlarını, bağkur primlerini affetmeli, veresiye defterlerindeki alacakları halk adına bakkallara peşinen ödemelidir. Bu konuda bilgilendirici seminerlerin Antalya Sheraton otelinde yapılması tüm bakkal ve kuruyemişçilerimiz açısından önem taşımaktadır. Seminer katılımcılarının yanlarında birer peştemal, ipek kese ve kalıp sabun bulundurması tavsiye edilir."
Read More!

Kredi Karti Batagi

Hurriyet'te "kredi karti batagi buyuyor" baslikli alarm zilleri calan bir haber gordum. Ne olacak sonumuz? Ekonomimiz her an batabilir! Ben sanki bundan 2 sene once de boyle haberler gordugumu hatirliyorum. 13 Ocak 2006 tarihinde de bu kredi karti bataklari gundeme gelmis, ADSİAD Başkanı Süleyman Onatça, sigara paketlerinin üzerine yazılan ve yasal zorunluluk olan "Sigara Sağlığa Zararlıdır" uyarısına benzer bir uyarının, kredi kartları için de yapılmasının, kredi kartı batağının önlenmesine katkı sağlayabileceğini savunmustu.

Teeeehhhhhhhh! Niye yapmadik boyle birseyi yahu. Bunun yerine kredi karti zedelere sondan iki onceki kez af getirip problemi 2 yil icin otelemek yolunu sectik. Madem simdi batiklarin sayisi artiyor, sondan bir onceki kez daha af getirip problemi bir sureligine daha oteleyebiliriz. 2-3 sene tekrar batiklarin sayisi arttigi zaman ise "son kez" af getirip probleme kalici cozum bulabiliriz.

Turkiye dangalaklar ulkesi. Yukarida yazdiklarimin dogru oldugunu dusunen milyonlarca kisi var. Af getirerek problemleri cozemezsiniz, daha da beter hale getirirsiniz. Ekonomik ahlaki cokuntu, ya da "moral hazard" yaratirsiniz. Insanlar yanlis yaptiklari zaman bunlarin bedelini odemelidir. Bedel odemezlerse hem bu insanlar, hem de bu insanlarin bedel odemedigini goren diger insanlar ayni yanlislari yapmaya devam ederler.

Cozum nedir peki? Cozum cok kolay. Devletin yapmasi gereken tek sey kulaklarini tikamak ve aldiris etmemektir. Neticede hem borclular hem de borc verenler cezalarini kendileri cekeceklerdir. Bankalar bireysel kredi skorlamasi sistemleri gelistirmek zorunda kalacaklar, kendi baslarinin caresine bakmayi ogreneceklerdir. Bakin gecen sene kredi batiranlarin affedilmesi konusunda neler yazmisim:
"Almasaydi baba kredi kartini!! Paralari harcarken iyiydi.Bankalarin bireysel kredi faizleri aylik %1.85, yillik bilesik faiz %24.6. Siz simdi cikip sorumsuz insanlara senelik %18 faizle borclarini odemelerine imkan taniyorsaniz sunu yapiyorsunuz. Birincisi, efendi efendi borcunu odeyip, gidip bankadan senelik %25'lik faizle kredi ceken vatandasi salak yerine koyuyorsunuz. ....Birakin affetmeyi, adamlara bir de aftan yararlanmalari icin neredeyse yalvariyoruz. Bu kacinci son defa?"

Evet, bu kacinci son defa gercekten?
Read More!

Ahlaki Tehlike ve Populizm

Ben Eksi Iktisat'tan dr jekyll. Evvela Ekonomi Turk okurlarina buradaki ilk yazim sebebiyle mahsus selam ederim. Ahlaki tehlike ve populizm konularindan bahsedecegim bu yazida.

Lafi uzatmadan konuya girelim. Persembe gunku Hurriyet'te Ercan Kumcu'nun yazisi dikkatimi cekti. Kumcu ozetle soyle diyor: Turkiye secim atmosferinde gundemdeki vergi indirimi gibi politikalarla ekonomik disiplini bosluyor. Yurt disindan gelen sermaye bunun uzerini ortuyor. Ancak bunun acisi secimden sonra cikacaktir.

Haydi simdi basit bir asil-vekil (principal-agent) modeli kuralim ve buradaki ahlaki tehlike (moral hazard) problemini analiz edelim. (Ahlaki tehlike ne mi? Tiklayin.)

Asil halk, vekil hukumet, hukumetin secimden once halka verdigi vaatler ve parti programi ise halk ve hukumet arasindaki kontrat olsun. Halkin tek derdi hizmet almak, vekilini de bu amacla seciyor. Ama secilen vekilin bir derdi daha var: bir defa daha secilmek. Diyelim ki vekilin onunde iki tip politika secenegi var: iyi politika ve populist politika. Iyi politika dedigimiz Ercan Kumcu'nun istedigi turden disiplinli politika. Populist politika ise secim oncesinde hukumet vatandasa hizmet veriyormus izlenimi veren kotu politika. Populist politika, Ercan Kumcu'nun belirttigi uzere gelecekte ulkenin makroekonomik dengelerini bozacagi icin aslinda halkin zararina. Dolayisiyla halkin cikari sandikta populist politika uretene ya da onerene degil, iyi politika uygulayacak olana oy vermekte. Ama iyi politika olarak adlandirdigimiz politikalarin olumlu sonuclari genellikle uzun vadede ortaya cikiyor. Dolayisiyla secim oncesi uyguladigi politikalarin iyi sonuclarini gorecek kadar zamani olmayan hukumetin, iyi politika yerine populist politika uygulamaya egilimi oluyor. Ustelik secilme olasiligi azaldikca, populizm egilimi de artiyor. Secilirse de 4 sene daha Allah kerim zaten.

Peki burada mesele ne? Mesele vatandasin iyi politika ile populist politikayi birbirinden ayirt edememesi. Vatandas hukumet populist politika uyguladiginda bunun sip diye farkina varsa hic sorun kalmaz. Populist politika cikarina olmadigi icin hukumetteki partiye bir daha oy vermez. Hukumet de bunu bilecegi icin populizm yapmaz. Ama sorun su ki ortalama bir vatandas hukumetin ne yaptigini duzenli olarak takip etmez ya da yapilanlarin iyi mi kotu mu oldugunu saglikli bir sekilde tahlil edemez. Bu yuzden cogunlukla mevcut ekonomik duruma gore kararini verir. Bu da populist politikanin yolunu acar. Iste vatandasin hukumeti geregince denetleyememesi neticesinde, hukumetin kotu politika uygulama riskinin olusmasi iktisat (Iktisat nedir) literaturunde ahlaki tehlike (moral hazard) denen soruna denk dusuyor.

Peki buna karsi ne yapilabilir? Literaturde bu tur problemlerin ustesinden gelmek uzere yapilan calismalari iceren alana kontrat teorisi deniyor. Pek cok asimetrik bilgi probleminde ortaya cikan verimsizlik, asil ile vekil arasinda yapilan karmasik kontratlarla azaltilabiliyor. Ancak politika soz konusu oldugunda, vatandasin sandiga gidip oy vermekten baska fazla bir gucu olmadigi icin bu imkan sinirli. Yapilabilecek en iyi sey, onceden hukumetin secim zamani populizm yapma imkanlarini kisitlanmaya calismaktir. Mesela merkez bankasi bagimsizligi populizme karsi bir onlemdir. Eger basbakanin faizler inmeli telkinine ragmen merkez bankasi baskani direnebiliyorsa, para politikasindan yana icimiz rahat olabilir. Maliye politikasinda ise isler daha zor. (Devletin ve iktidarin ekonomik gucunun sinirlandirilmasi konusu derin bir mevzu. Devletin bu konulari duzenleyen bir ekonomik anayasasi olmasini savunanlar bile var. Ama simdi oralara girip konuyu dagitmayalim.)

Secim zamani geldiginde ise yapilabilecek tek sey, ekonomide populist politikalarin isaretlerinin izini surmek ve populist politika ureten hukumeti sandikta cezalandirmak. Ama ekonomideki gostergeler tek bir faktore bagli olmadigi icin, onlara bakip bir sonuca varmak zor. Yine de oy kararini vermeden en basitinden secimden once enflasyonun seyrine bir goz atmak faydali olabilir.

Ozetle, secim zamani gelir de iktidarin elinde populizm yapma sansi olursa, tek oyumuzla onu cezalandirmaya calismaktan ve baskalarinin da aynisini yaptigini ummaktan baska yapabilecegimiz pek bir sey yok. O yuzden gerekli kurumsal reformlari hukumetlere onceden yaptirmak gerekiyor. Read More!

Savciliga Suc Duyurusu


Turk halkinin ekonomik ahlakini bozmaya yonelik propaganda yaptigi gerekcesiyle Sinan Aygun’un tutuklanmasini istiyorum. Bence bu “ermeni katliami yapilmistir” demekten de daha buyuk bir suc. Kredi karti borcu altinda ezilen vatandaslara bankalar kafalarina silah dayayarak kart vermedi. Sizin faiziniz %0’dir da demedi. Burada bir magduriyet soz konusu degildir; soz konusu olan ya bir salakliktir (deyemeyeceginin uzerinde para harcamak) ya da bir uyanikliktir (borctan yirtacagini dusunmek). Durum ne olursa olsun, devletin burada mudahale hakki yoktur. Iki kisi arasinda yapilmis olan ekonomik anlasmanin sartlarini degistirmek devletin yetki alanina girmez, girmemeli de.

Sinan Aygun kartzedelere cok yardim etmek istiyorsa kendi cebinden kartzedelerin borclarini odesin. En azindan bir kac kisiyi “kurtarmis” olur. Baskalarinin kesesinden Robin Hood’luk yapmak kolay. Muhalefet partileri de papagan gibi ayni seyleri soyluyor. Onlar da ahlaksiz anlayacaginiz.

Kartzedelere soylenecek tek sey: Aylik %5-10 faizle borclanirken akliniz neredeydi?

Ha, unutmadan son bir soz de bunu haber yapan gazetecilikten anlamayan gazetecilere. Gazeteciligin temel ilkesi tarafsiz olmak ve bir haberde konuolan iki tarafin da goruslerini okuyucuya sunmaktir. Boyle yapmazsaniz ortaya cikan urune haber degil, propaganda denir. Simdi Milliyet'in vermis oldugu bu haberde de iki taraf var: kartzedeler ve onlara kartlari veren bankalar. Haberin icersinde bankalarin goruslerinden eser yok. Boyle gazetecilik olmaz. Bu sozum yalniz Milliyet icin degil, tum gazeteler icin gecerli. Sozde bir de gazetecilik okulundan mezunlar. Read More!

Moral Hazard Nedir? Kredi Kartzedeler ve Offshore-zedeler

Once moral hazard nedir onu tanimlayalim. Insanlar yaptiklari yanlislarin bedelini odemek zorunda olmadiklari zaman normalde alacaklarindan daha fazla risk (risk nedir?) alirlar. Ornek verelim diyelim ki benim kredi kartimin $10,000 limiti var. Borcumu odemedigim zaman bir sekilde affedilecegimi bilirsem benim ilk yapacagim is hesabimdan $10,000 cekip LasVegas’ta gozume kestirdigim ilk kumarhaneden iceri girip rulet masasinda siyahin (veya kirmizinin) uzerine butun parayi koymak olacaktir. Yaklasik %48’lik olasilikla $10,000 kazanabilirim, kredi karti borcunu odeyip kalan parayi diledigim gibi harcayabilirim. Eger kaybedersem devlet baba beni affeder, cunku ben bir kartzedeyim.

Kartzede kime denir? Yolda giderken yerdeki kredi kartinin uzerine basip dusen ve kolunu (veya kafasini) kiran kisiye kartzede denir. Turkiye'deki gibi kredi kartini hovardalar gibi kullanip sonra da faizini odeyemeyip, kurtar bizi bu "kapitalist, acimasiz" bankalarin elinden diyenlere "uyanik" denir.

Bir de offshore-zedeler, Imarzedeler, ve dovizzedeler var. Bunlar daha yuksek faiz verdigi icin parasini offshore bankalara veya Imar gibi uckagitci bankalara yatiran, veya faizleri daha dusuk oldugu icin doviz cinsinden borc alan insanlarin riskler ortaya cikip paralarini kaybedip sonrasinda devletten para isteyen uyaniklardir.

Yakinda "hapiszede" diye bir kavram ortaya cikarsa hic sasirmayin. Devlet genel af cikaracak diye suc isledik hapse dustuk, olmaz boyle sey, biz hapiszedeyiz cikarin bizi bu delikten diyenlere boyle hitap edecegiz herhalde. Trabzon'da linc edilmek isteyen teroristlerden biri "bisey olmaz 3-5 sene yatariz sonra af cikar zaten" demesi gibi...

Moral hazard, ekonominin ahlakinin bozulmasi demektir. Insanlar kurallarin bozulabildigi ekonomilerde kurallara uymazlar, kayitdisi da olur, kacak mal da olur, sahte fis de olur, vergi kacagi da olur, hersey olur. Kabak vergisini veren vatandasin basina patlar.

Turk insaninin artik kurallara uyarak calismayi, uretmeyi ogrenmesi lazim. Devlete dusen kurallari istisnasiz uygulamaktir.

Kartzedeye ne yapmali, odeyemiyorlarsa calisma kampinda borclarini odeyene kadar calistirmali. Devletin sevkatli olmasinin zamani degildir. Read More!