Tanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beyin Göçü Nedir?

Beyin göçü nedir sorusuna cevap vererek; beyin göçü istatistiklerini, beyin göçünün nedenlerini ve alınabilecek önlemleri tartışacağız. Beyin göçü fakir veya gelişmekte olan bir ülkedeki iyi eğitimli, üretken, kalifiye, nitelikli, seçkin profesyonel ve yetenekli işgücünün, daha iyi şartlarda çalışmak amacıyla en verimli dönemlerinde gelişmiş ülkelere gidip geri dönmemeleri hadisesidir.

Türkiyeden yaşanan beyin göçünü ise zekasıyla başarısıyla arkadaşlarından ayrılmış, Türkiyenin en iyi okullarında okumuş, 1 tanesine sahip olmak için yaklaşık 1000 öğrencinin ilkokul 1. Sınıftan başlayarak 17 yıllık bedava eğitim sürecinden geçirilmesi gereken, nadide bireylerin Amerikaya, Kanadaya, Almanyaya, Fransaya, Japonyaya yada İngiltereye gitmesi olarak tanımlayabiliriz.

Dünyada beyin göçü ilk olarak 1960’lı yıllarda başlıyor ve önce doktorlar mühendisler sonra da bilim adamları arasında oldukça yaygınlaşıyor.[1]

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Uluslararası eğitim enstitüsünün verilerine göre Türkiye 2004-2005 yılında Amerikaya 12035 öğrenci göndermiş. [2] Ayrıca UNESCO`nun 2006 da yayınladığı rapora göre Almanya, ABD, Fransa ve İngiltere ağırlıklı olmak üzere Türkiye 2004 yılında toplam 52.000 Türk öğrenci yurt dışında eğitim almış.


Tansel, Aysit and Gungor, Nil Demet, 'Brain Drain' from Turkey: Survey Evidence of Student Non-Return. Career Development International, Vol. 8, No. 2, pp. 52-69, 2003.

Beyin göçünü engelemenin yollarından bence en önemlisi üniversitelere performans kriteri getirmektir. Şu an üniversitelerimizde siyasi destek yada gruplaşma sayesinde haksız bir şekilde öğretim üyesi olmuş akademisyenlerin sayısı hiç de az değildir. Zira öğretim üyelerimizin bir bölümü doğru düzgün ingilizce bile bilmemektedir. Murat Çokgezen de blogumuzda yazdığı bir mektupta bu konuya değinmişti. Bence artık Türk üniversitelerinde öğretim görevlisi olmak şu ankinden daha zor olmalı ve üniversitelerimizde öğretim görevliliğine olan ilgiyi artırmak için de belli kriterlere sahip öğretim üyelerine ciddi maaş katkısı ve akademik çalışmalarında ciddi destek verilmeli. Bunun kriteri de tabiki uluslararası tanınırlığı olan akademik dergilerdeki yayınlar gibi uluslararası düzeyde kazanılmış başarılar olmalı. Türkiyede şu anda Profesör ünvanını taşıyan iki farklı hocanın bilgi düzeyleri ve eğitime olan katkıları eşit olmadığı gibi maaşları da eşit olmamalı. Bu sayede belki yurt dışına gönderdiğimiz yetenekli gençleri tekrar ülkemize çekebiliriz.

Bu yazımızda beyin göçü nedir sorusuna cevap vermeye çalıştık. Unutmayın iyi ile kötüyü ayıramazsak iyiye sahip olamayız. Bu nedenle de başka ülkelerde sunulan daha iyi imkanlara sahip olmak için yurt dışına gitmiş gençlerimizi suçlayarak bu sorunu çözemeyiz. Read More!

Tsunami Nedir? Nasıl Okunur?

Tsunami nedir, nasıl okunur diye merak ediyorsanız hemen söyleyelim, tsunami baştaki t harfini yok sayarak “sunami” şeklinde okunur, köken olarak Japonca bir kelimedir. Genellikle Okyanus kenarındaki yerleşim bölgelerinde okyanusun derinlerinde bir deprem meydana gelmesiyle oluşan devasa boyuttaki dalgalara tsunami denir. Günlük dilde ise beklenenden veya alışılandan kat kat farklı gözlemleri ifade etmek için bu kelimeye başvurulur. Bir örnekle açıklayalım.

Mesela Ekonomi Türk blogunda günde 3-4 tane yazı görmeye alışmış birisi için blogda günde 20 tane yazı yayınlanmaya başlamasını tsunami kelimesiyle tanımlayabiliriz. Aslına bakarsanız önümüzdeki bir kaç hafta Emrah arkadaşımız IMKB’de işlem gören tüm şirketler için ayrı birer yazı yazarak bir tsunami etkisi yaratacak. Şimdiden uyarayım dedim. Alıştığınız blog yazılarına ise sağ sütunun en tepesine koyduğum yazar bağlantılarına tıklayarak her bir yazarın son yazdığı yazılara ulaşabilirsiniz.

Bir kaç hafta rahatsızlık vereceğiz ama sonrasında hem “... nedir” başlıklı yazılarımız ciddi biçimde azalacak hem de gerçek bir köşe yazılarından oluşan blog havasına bürüneceğiz. Read More!

Marksizim nedir? Marksist kime denir?

Sosyal bilimleri, ve dolayisi ile ekonomi bilimininde gundemini gectigimiz yuzyil boyunca mesgul eden, ve hala da tartisma konusu olan bir soru bu: Marksizim nedir? Markisist kime denir?

Oncelikle Karl Marx ve Engels' i tanitarak bu sorularin cevabini EkonomiTurk blog okuyucularinin bagimsizca bulmasini istiyorum. Karl Marx, Alman filozof, tarihci, sosyolog, edebiyat elestirmeni etc. Listeyi uzatmak mumkun. Almanya'da dindar Yahudi bir aileye mensup olmasina karsin, Hristiyan olarak yetistirilmistir. Yasami boyunca zitliklarin insani oldu. Kendisi burjuva bir ailede yetismesine karsin, hayati burjuva sinifine karsi savasmakla gecti. Hayatinin buyuk bir kismini sikinti ve yokluklarla gecirdi. Erkek cocuklarini besin yetersizliginden, iki kizini ise intahar etmeleri dolayisi ile kaybetti. En buyuk gecim kaynagi esinin ve kendi ailesinden kalan miraslar ve Engels' in ona maddi olarak yaptigi yardimlar olmustur. Hatta oyledir ki, unlu eseri Capital'in son iki ciltini Marx'in olumunden sonra Engels' tamamlamis, hatta onun cenaze torenini bile kendisi duzenlemistir.

Universite hayati boyunca, aslinda tum yasami boyunca bir is sahibi olup, ailesini gecindirmektense, kendisini yogun bir sekilde arastirma ve okumaya adamistir. Birden fazla dil bilmektedir. Gencliginde silah tasidigi icin tutuklanmis, yaptigi kabadayiliklar neticesinde hapse dahi girmistir. Arkadaslari arasinda dahi ve guclu fikirli biri olarak taninmistir.

Marx ozellikle Alman filozof Hegel'den etkilenmesi ile "dialektik materyalismi" gelistirmis, kisaca aciklamak gerekirse butun gelisimlerin catismadan dogacagina inanmistir. Marx icin, Kapitalizmi, feodalitenin(anti-tez) ve koleligin(tez) sentezi olarak gelismistir. Ve kapitalizm'in kendisi bir "tez" olmustur. Iste simdi de Sosyalizm, ona karsi bir anti-tezdir ve bir gun Marksizm tez olacaktir. Bu donusumun kacinilmaz oldugunu dusunmus ve bunun olmasi icin butun dunyadaki isci sinifinin sermaye'ye karsi birlesmelerini duslemistir.

Paris'te Engels' ile tanismistir. Bu ilginc arkadasliklari hayat boyu surmustur. Engels', Alman sanayici bir babanin cocugudur. Babasinin tekstil fabrikalarinin birini basari ile isletmistir, ama tarih kayitlarinda o fabrikanin iscilerinin imkanlarini iyilestirdigine dair bir kayit yoktur. Engels' Marx'i iki yonden etkilemistir: birincisi kendi zenginligi ile Marx'i yillar boyunca subvanse etmistir. Ikinci nokta ise, Marx'i politik ekonomiye yonelmesi konusunda etkilemistir.

Ilginc bir tezat olarak soylemek istiyorum, her ne kadar iscilerin haklari icin burjuva karsiti bir hareketi savunmus olsada, Marx hayatinin son otuz yilini o zamanlarda dunyanin en buyuk burjuva sehirlerinden biri olan Londra'da arastirma ve okumaya harcamistir. Karsisina cikan is firsatlarini cogunu degerlendirmemistir, gecimini saglamak icin cocuklarinin elbiselerini bile satmak zorunda kaldigi zamanlar olmustur. Londra'daki ilk alti-yedi yildan sonra Engels'den ve esinin ailesinden gelen paralar ile daha luks bir semte tasinmis, ve cok elestirdigi burjuva hayatinin bir benzerini surdurmustur. Karisi ile beraber partiler vermis, sayfiye yerlerinde tatillerini gecirmistir. Hatta Londra borsasinda yatirimlar yapmaya baslamistir! Evet, cok ilginc bir ayrinti degil mi? Hatta oyle zamanlar olmustur ki, Marx Amerikan ve Ingiliz sirketlerinin kagitlari ile ciddi manada paralar kazanmis ve bir seferinde Engels' e sunlari yazmistir: "Zeka kivrakligi ve biraz para ile Londra'da buyuk paralar kazanmanin zamani artik gelmistir". Hayatinin temel felsefesini sermaye dusmanligi uzerinde oturtmus birisi icin cok ilginc bir davranis. Gece ile gunduz gibi. Zaten yazinin basinda da belirttigimiz gibi Marx'in hayatinda bu tezatlar cok gorulmektedir.

Marx, isci sinifinin sermaye sahipleri tarafindan somuruldugunu, kapitalizmde dizayn hatasi oldugunu ve dogasi geregi krizlere girmesinin kacinilmaz oldugunu soylemistir. Bir urun icin harcanilan isciligin, o urunun degerinin belirlenmesindeki tek nokta oldugunu vurgulamistir. Yani bu mantik sirasi ile, sermaye sahibinin elde ettigi kar miktarini, iscinin degerindeki uretim fazlasi oldugunu soyler ve bu nedenle iscilerin somuruldugunu anlatir. O nedenle sermayenin isciyi daha cok somurmek icin calisma saatlerini ve gunlerini haksizca uzattigini soyler.

Marx'in The Communist Manifesto'da vurguladigi 10 temel noktadan bazilarina yaziya son vermeden once incelersek sunlari goruruz: Butun ozel mulkler kamuya terk edilmelidir. Peki butun ozel mulkler kamuya devredildiginde bireylerin en temel ihtiyaci olan guvenlik ve ozgurluk arayisini nasil karsilayacaksiniz? Sonucta kamunun bunu bireyden daha iyi saglayacagindan nasil bu kadar emin olabilirsiniz?

Butun miras haklarinin terk edilmesi gerektigini istemektedir. Zaten ozel mulkiyet olmadigi icin bunun olmasi dogaldir diyebilirsiniz, ama benim sormak istedigim soru su, hayatinin buyuk bir kismini miras gelirleri ile yasayan bir dusunur, bir lider, bunun tam tersini kendisini takip eden insanlardan neden ister? Yani iyi bir lider, sozleri ile degil, yasantisi ve yaptiklari ile takip edilendir.

Karar verici organlarin merkezilestirilmesi: Yani belki de Marx hayati boyunca kucukte olsa bir isletme yonetseydi, karar almanin karmasik yapisini yada karar alicilar(CEO-ust yonetim) ile o karari uygulayicilar(ilk kademe calisanlar) arasindaki mesafenin artmasi ile islerin nasil karmasiklastigini yasasaydi belki de merkezi planlamanin bu kadar kuvvetli savunucusu olmayabilirdi. Moskova'da ki merkezi yonetimin isi gucu yok, St.Petersburg'daki tuvalet kagidi tuketimini hesaplayip zaten kit olan kaynaklarin en optimal dagilimini piyasadan daha iyi mi yapacaktir? Sonucta merkezdekilerin sermaye yerine halki somurmeyecegini kim garanti edebilir? Eskiden sermayenin somurusu olarak gorulen seyler -kar gibi, kira gibi- daha sonra merkezi karar alicilar, yani ust duzey politikacilara bir sekilde rusvet olarak geri donmez mi?

Yazimi eski bir Hint atasozu ile bitirmek istiyorum: Kobraya kobra'da desen, bay kobra'da desen yine seni isirir. Read More!

Reyting Nedir? Kredi Notu nasıl belirlenir?

Bir ülkenin ekonomisinin ne durumda olduğunu merak ediyorsanız bu ülkeye ait reyting nedir diye sormalısınız.Kredi notu Devletler yada şirketlerin menkul kıymet ihracatıyla tahvil ve bu gibi ürünleri satarak borçlandıkları parayı geri ödeme riskini ölçen değerlendirmedir. Bir ülkenin ekonomisi ne kadar güçlüyse ve ne kadar sağlam bir gelecek vadediyorsa kredi notu da o kadar yüksek olur.

Devletlerin ve şirketlerin milyar dolarları bulan borçlanmalarında uygulanan faiz oranı kredi notlarının yüksekliğine bağlıdır. Bu denli önemli olan reyting değerlendirmesinde Standard & Poor's, Moody's ve Fitch Ratings gibi saygın kuruluşlar ön plana çıkmışlardır. Bu kuruluşların yaptığı 1 puanlık yükseltme yada düşürme ülke borsalarında ciddi hareketlenmelere yol açabilecek güçtedir.

Peki kredi notu nasıl belirlenir? Kredi derecelendirme kuruluşlarının düşünceleri geleceğe dönüktür ve bazen analistlerin gelecekteki performans hakkındaki görüşlerini barındırır. Bu görüşler açıklanamayan sonuçlanmamış yönetim planlamaları, belli bir dönemin belli bir aşamasındaki trendi, yada geçmiş dönemlerdeki performansı dayanak alabilir. Sonuç olarak reytingler dönemsel değerlendirmeleri barındırır ve vade dolduğunda geri ödemenin olasılığına değer biçmeye çalışır. Ekonomik şartlar ve beklentilerdeki değişim reyting değişimine yol açabilir.[1]

Ülkemize gelirsek eğer, Moodys'in değerlendirmesine göre 1992 Baa3 yani yatırım yapılabilir seviyede olan kredi notu 1994 kriziyle önce Ba1 sonra Ba3’e, 1997’de b1’e düşmüş, 2005’de toparlayan ekonomiyle birlikte Ba3’e yükselmiş. Şu anda ise Ba2 seviyesinde. Yatırım yapılabilir seviye için iki not artışı gerekli.[2]

Fitch: Şu anda Türkiye BB+ seviyesinde. Notun 'yatırım yapılabilir' seviye olan BBB-'ye gelmesi için tek not artırımı gerekiyor.

S&P: Şu anda Türkiye BB seviyesinde. Sonrasında sırayla BB+ ve BBB- (yatirim yapilabilir seviye). Türkiye'nin yatırım yapılabilir seviye için iki not artırımı gerekiyor. [3]

Ülkemizin reytinginin kısa sürede yükselip yatırım yapılabilir seviyeye gelmesini diliyor ve Reyting Nedir? Kredi Notu nasıl belirlenir? yazımızı burada sonlandırıyoruz. Read More!

Bilanço Nedir ?

Bilanço, bir işletmenin belirli bir tarihteki finansal durumunu yansıtan, sahip olduğu varlıklar ile bu varlıkların sağlandığı kaynakları genel kabul görmüş muhasebe ve sınıflandırma ilkelerine uygun biçimde belirtilen mali bir tablodur. İşletmenin belirtilen tarihteki varlık, borç ve özsermaye kalemlerini ve tutarlarını ayrıntılarıyla gösterir.

Bilançolar aktif ve pasif kalemlerden oluşmaktadır. Çift yönlü hesap sisteminin bir gereği olarak aktif ve pasif yönler birbirine eşittir. Aktifler; işletmenin sahip olduğu varlıkları, pasifler ise bu varlıkların sağlandığı yabancı kaynakları ve özsermayeyi göstermektedir.

Bilanço ilkelerinin amacı; sermaye koyan veya sonradan kendilerine ait karı işletmede bırakan sahip ve hissedarlar ile alacaklıların işletmeye sağladıkları kaynaklar ve bunlarla elde edilen varlıkların muhasebe kayıt, hesap ve tablolarında anlamlı bir şekilde tespit edilmesi ve gösterilmesi yoluyla, belli bir tarihte işletmenin mali durumunu açıklıkla ve ilgililer için gerçeğe uygun olarak yansıtılmasıdır.

Bilanço, varlıkların içinde bulunan zamandaki değerini veya tasfiye halinde bunların satışından elde edilecek para tutarlarını yansıtan bir tablo değildir. Bilanço kalemleri gayrisafi değerleri ile gösterilirler.

Aşağıda Mardin Çimento’ya ait 31.12.2008 tarihli bilançosu yer almakta.



Bilanço, firmanın varlıklarının bir fotoğrafını verir ve bu varlıkları satın almak için gerekli paranın kaynağını gösterir. Varlıklar bilançonun sol tarafında yer alır. Bazı varlıklar diğerlerinden daha kısa sürede nakde dönüşebilir, bunlar likit varlıklar diye bilinir. Muhasebeciler likitiditesi en yüksek varlıkları listenin başına yerleştirir ve likidite derecesine göre varlıkları sıralarlar.

Mardin Çimento bilançosunda sol taraftaki sütuna bakın. Göreceğiniz gibi, Mardin çimentonun, nakit ve nakit benzerleri 30milyon bir varlığı ifade etmektedir. Ek olarak borsada işlem gören satılmaya hazır finansal yatırımları da 5 milyon civarındadır. Alacaklarına bakıldığında 26 milyonluk çimento satmış, fakat bedelini henüz tahsil edilmemiştir. Bu ödemelerin vadesi yakında gelecektir, ayrıca ticari faaliyetleri ile ilgili olmayan alacakları (diğer alacaklar) ayrı bir kalemde gösterilmiştir. Daha sonraki varlık kalemi ise stoklardır. Bunlar, firmanın satıcılarından aldığı hammaddeler ve yardımcı malzemeler, üretim sürecindeki çimentolar gibi yarı mamuller, depoda sevkedilmeyi bekleyen mamul çimentolar olabilir. Kuşkusuz bu gruplara uymayan bazı kalemler her zaman olacaktır. Bu nedenle, dönen varlıklar içinde dördüncü bir kalem, diğer dönen varlıklar bulunur.

Bu noktaya kadar Mardin çimento’nun bilançosundaki tüm varlıklar, kullanılması veya yakın gelecekte nakde çevrilmesi mümkün varlıklardır. Bunun için de dönen varlıklar diye tanımlanırlar. Bilançodaki diğer kalemler duran varlıklar diye bilinir. Duran Varlıklarla ilgili kalemler kendi aralarında üç grupta toplanmaktadır. Bunlardan ilk sırada yer alan grup finansal duran varlıklar, ikincisi maddi duran varlıklar ve üçüncüsü maddi olmayan duran varlıklardır.

Mardin Çimento için bu varlıklar uzun vadeli finansal yatırımlar ( bilanço dipnotları incelendiğinde bu kalem borsada işlem görmeyen omsan lojistik hisse senetleridir), maddi duran varlıklar; bina, teçhizat, araç ve makinalardan oluşmaktadır. Diğer duran varlıklar kaleminin içeriğini, “verilen sipariş avansları” olduğunu bilanço dipnotlarından öğrenmekteyiz. Bununla birlikte, duran varlıkların sadece bunlardan ibaret olduğu gibi yanlış bir fikre kapılmayın. Bazı en değerli varlıklar patent, ticari marka, şöhret, yetenekli yönetim ve iyi yetişmiş iş gücü gibi maddi olmayan varlıklardan oluşabilir. Muhasebeciler bu maddi olmayan varlıkları, kolayca belirlenemediği ve değerlenmediği sürece, bilançoya koymaya genellikle istekli değildirler.

Bilanço, Mardin Çimento maddi duran varlıklarının net değerini 124 milyon olarak göstermektedir. Bu varlıkların ilk başta malolduğu tutar bilanço dipnotlarında 197 milyon olarak gözükmektedir. Aradaki 73 milyonluk fark ayrılan amortisman tutarını göstermektedir.

Şimdi Mardin Çimento bilançosunun sağdaki kısmına bakın. Bu kısım varlıkları satın almak için gerekli paranın nereden geldiğini göstermektedir. Muhasebeci ilk önce, şirketin borçlarına yani şirketin borçlandığı paraya bakar. İlk sırada, hemen ödenmesi gereken borçlar gelir. Örneğin Mardin Çimento kısa sürede ödemek üzere 6,4 milyon borç almıştır. Kendisine teslim edilmiş fakat bedeli henüz ödenmemiş mallar nedeniyle satıcılara 8,8 milyon borcu vardır. Bunlar ticari borçlar hesabında gösterilmektedir.

Bilançoda görüldüğü üzere karşılıklar ve ertelenmiş vergiler dışında şirketin uzun vadeli borcu bulunmamaktadır.

Mardin Çimento’nun borçları, çeşitli gruplara karşı finansal yükümlülüklerdir. Örneğin, satıcılarından mal aldığında, bunlar için ödeme yapma yükümlülüğü doğar, bankadan borç alındığında bu borcun geri ödenmesi gerekir. Dolayısıyla, banka ve satıcılar firmanın varlıkları üzerinde birinci derece hak sahibidirler. Borçlar ödendikten sonra kalan miktar ortaklara aittir. Bu rakam özkaynaklar olarak bilinir. Mardin Çimento’nun özkaynaklarının toplamı 220,5 milyondur. Bu tutarın 90,5 milyonluk kısmı hisse senetlerinin yatırımcılara satışından kaynaklanmıştır. Geri kalan kısmı ise, kısıtlanmış yedekler ve dağıtılmayan karlardan oluşmaktadır.

Bilanço Nedir sorusuna kısa bir uygulamayla cevap vermeye çalıştık, burada anlattıklarım bilanço hakkında en ufak bir fikri olmayanlar içindir. Aslında günümüzde bilançolar göründüğü kadar masum rakamlardan oluşmamakta, rakamlar üstünde türlü türlü numaralar dönmektedir. Olmayan şeyler varmış gibi gösterilmekte, olanlar ise derinlere gömülüp yokmuşçasına saklanabilmektedir. Bilanço makyajlamak bir sanattır. Asıl yetenek ise bu makyajı ortadan kaldırabilmektir. Read More!

Kapitalizm bir ahlak sistemidir.

Edıtör'ün Kapitalizm nedir? Kapitalist nedir? yazısına yorum bırakacaktım ama önemli bulduğum bu referansı ayrı bir yazı olarak gireceğim.

Ekşi sözlük'te birakbana vidividi rumuzu ile yazan yazarın Kapitalizm nedir? sorusuna verilmiş, oldukça doğru cevabını paylaşacağım. Cevap aslında sosyalizm'in tanımını içeren daha uzun bir yazının içinde yer alıyor:
Kapitalizm bir ekonomik model olmaktan önce, bir ahlak sistemidir, ve diğer ahlak sistemlerinin aksine bireyi merkeze alan tek sistemdir. kapitalist toplumda ilişkiler gönüllülük esasına ve sözleşmeye dayanır. Devletin tek görevi bu ilişkilerin gönüllülük esasıyla devamını temin etmektir. Devlet bu görevden türeyen üç fonksiyonun yerine getirilmesi için vardır. Kişiler arasındaki gönüllülük ilkesine halel getirecek güçleri etkisiz hale getirecek hukuk sistemini ve kolluk kuvvetlerini kurmak ve devam ettirmek. (bu gücü kullanan taraf devletin kendi vatandaşı olabileceği gibi yabancı bir devlet de olabilir.) Yani kapitalist devletin üç azası vardır: polis, asker ve mahkemeler. 
kapitalist devlet dini bakımdan laik olduğu gibi ekonomik olarak da laiktir. devlet yönetiminde ekonomik güdülerle hareket edilmez, devletin mülkiyet üzerinde hakkı veya tekeli yoktur, devlet hiç bir ekonomik kaynağın işletilmesi, satılması, tahsis edilmesi gibi işlerle uğraşmaz. devletin kültür, turizm, eğitim, din, sosyal, sağlık, ekonomi politikası yoktur; bunlar vatandaşların kendi aralarındaki sözleşmeler ile yönetilmeye bırakılmıştır. devlet yalnızca bu sözleşmelerin yerine getirildiğini temin edecek önlemleri almakla mükelleftir.

dolayısıyla böyle bir toplumda rüşvet, adam kayırma, hemşericilik, peşkeş vesaire gibi ahlaki hastalıkların barınması mümkün değildir. devletten rüşvet ile elde edilecek bir fayda yoktur, devlet hiç bir kaynağa sahip olmadığı için hiç bir şeyi peşkeş çekemez, devlet bürokrasisi bir rant kapısı olmaktan çıkar, alelade bir hizmet sektörü pozisyonu haline gelir. devlet teşvik dağıtamaz, asgari ücret belirleyemez, şu veya bu firmayı kayıramaz, vesaire.

dolayısıyla, devletçi toplumun hastalıkları olan çeteleşme, yolsuzluk, peşkeş, rüşvet, haraç v.s. kapitalizm eleştirisi değildir, emperyalist amerika, sömürgeci batı gibi argümanlar da kapitalizm eleştirisi değildir, emperyalizm ve sömürgecilik eleştirisidir. ideal kapitalist devletin, birincisi emperyalizm ve sömürgecilik yapacak mali gücü yoktur, ikincisi de bunlardan elde edeceği bir fayda yoktur. emperyalizm, sömürgecilik, milliyetçilik ve ırkçılık ahlaki düzlemde (ya da ahlaki çukurda) sosyalizm ile yanyana, koyun koyunadır. bunların hepsi de kolektivizmin ve kabileciliğin farklı tezahürleridir. hepsi de hırsızlığı meşru görür, hepsi de bireyi birey olarak değil bir grubun üyesi olarak tanımlar, ve bu gruba aidiyet ile haklarını çiğneyeceğine veya teslim edeceğine karar verir. sosyalizm, bireyleri üretim araçlarının sahipleri ve diğerleri olarak ayırır, ve ilki aleyhine ikincisi lehine hırsızlığı meşru görür.
Read More!