Trabzonspor and GNP growth

Figure below depicts the dependence of growth on the scoring performance of Trabzonspor. On the left-hand side of figure, we numerate the scoring and conceding performance of Trabzonspor. The scoring performance of Trabzonspor is expressed as the ratio of conceded goals per game to the overall average per sum of points achived in the soccer season. On the right-hand side we have the growth rate of the GDP. The Figure discloses the dependence of the growth rate cycles to the up- and down-performance of Trabzonspor very clearly. At times of better defense play by Trabzonspor, as in 2000 and in 2003 and 2004, GDP growth was rapid. Declines in the growth rate are directly related to the poor defensive play of Trabzonspor as in 2001.

Image Hosted by ImageShack.us

Thus, the figure closely depicts the overall dependence of the GDP growth on the performance of Trabzonspor defenders. In this sense, it would only be proper to characterize the ongoing Turkish growth patterns as being driven by speculative goals conceded by the opponent teams.

Isn't this interesting, and convincing?
No?

Then, try this:

"Figure 1 depicts the dependence of growth on the financial capital flows. On the left-hand side of Figure 1, we numerate the financial capital inflows in quarterly periods. The financial capital flows are expressed as the sum of the finance account and the net errors and omissions terms of the balance of payments statistics. On the right-hand side we have the growth rate of the GDP. The Figure discloses the dependence of the growth rate cycles to the in- and out-flows of financial capital very clearly. At times of heavy inflows of foreign finance capital, as in third quarter of 2000 and second and third quarters of 2004, GDP growth was rapid. Declines in the growth rate are directly related to the outflows of foreign finance capital as in 2001.

Image Hosted by ImageShack.us


Thus, the Figure closely depicts the overall dependence of the GDP growth on the direction of the flows of foreign finance capital. In this sense, it would only be proper to characterize the ongoing Turkish growth patterns as being driven by speculative finance.
" [Erinç Yeldan, Turkish Macroeconomics under the IMF Program: Strangulation of the Twin-Targets, Lopsided Growth and Persistent Fragilities]


When I was typing down this piece, Trabzonspor was playing against Genclerbirligi. As of this weekend, it is the 29th day of the Super League in the 2005-2006 soccer season. My model suggests that Trabzonspor should win all the six games left and score 23 goals without conceding any. If that will not be the case, I will claim and inform the soccer federation that Trabzonspor's games are fixed. I am absolutely sure and I have no doubts that my model is correct, and also accurate. Because I am an "independent" economist.

Our advice: The economy administration, and the Central Bank of course, should assist Trabzonspor financially for signing contracts with first-class defenders next season in order to boost the GNP growth in 2006 and 2007. Read More!

Denetimler Cozum mu?

Evet. Hurriyet'in haberi:

"Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Başkan Vekili Özkan Dalbay, SSK yoklama memurlarının 90 yaş ve üzerindeki emeklileri, evlerinde ziyaret etmeye başladığını açıkladı. Dalbay, bu ziyaretlerde öldüğü halde yakınları tarafından nüfus müdürlüklerine bildirilmedikleri için aylık ödenmeye devam edilenlerin tespit edildiğini bildirdi. "

Zor bir sey mi bunu yapmak? Degil. Bugune kadar yapilmamasi hata. Benzer uygulamalarin vergi denetimleri icin yayginlastirilmasi gerektigini daha once belirtmistim. Yanlis hatirlamiyorsam denetime tabii tutulan mukelleflerin orani %2-3 civarinda.

Bundan birkac sene once Israil'in ordugu duvarlarin terorism icin cozum olamayacagi bir cok "liberal" yorumcu tarafindan belirtilmisti (en azindan Avrupa ve Amerika'dakiler tarafindan). Ne oldu bakin? Intihar saldirilarinda istatistiksel olarak kanitlanabilecek seviyede dususler oldu. Arada sirada yine patlamalar oluyor ama yine de buyuk oranda azalmalar var. Niye bu ornegi verdik? Cunku "zorla guzellik olabilir" mesajini vermek icin. Denetim yaparak, kurallara uymayanlari agir bir sekilde cezalandirarak kayitdisi ekonomi problemine kalici cozum getirebiliriz. Kayitdisi problemi, sosyal guvenlik probleminden bile daha onemli bir problem. Cozmemiz lazim. Read More!

Ekonomist Ne Is Yapar?

Insanlarimiz ekonomistler gercekten ne yapar pek bilmiyorlar. Aciklayalim, anlamalarina yardimci olalim. Cesit cesit iktisatci var, Amerika'da genelde cogunlugu mikroekonomi ile ugrasir ve bunlardan genel trendlerle baglantili yatirim fikirleri almak uygun degildir. Akliniza gelebilecek her alanda mikroekonomistlere rastlamak mumkundur. Kimileri gayrimenkul piyasalariyla ilgilenir, insanlar niye sehirlerde yasarlar, sehirlerde karsilastigimiz problemleri cozmek icin ne tur politikalar gelistirebiliriz seklindeki sorulara yanit ararlar. Kimileri saglik sektorunu analiz eder ve burada politika gelistirmeye calisir. Kimileri tuketicilerin kredi riskleri uzerine calisir ve kime kredi karti verelim, kimler yuksek riske sahip gibisinden sorulara yanit ararlar; digerleri ayni benzer seyleri sigorta sektorunde yapar. Bu listeyi uzatmak mumkun, cevre kirliligiyle ilgili konulari irdeleyen ekonomistler bile var. Simdi gidip bu kisilere "madem ekonomistsin, soyle bana parami nereye koyayim" dediginiz zaman adam suratiniza bon bon bakar, sonra da "cayciya sor, o daha iyi bilir" bile diyebilir.

Ote yandan ekonomistlerin cok az bir kismi ise makroekonomi ile ilgili islerde calisir, faizler ne olacak, butce acigi nereye cikacak, cari acik artacak mi gibisinden sorulara yanit aralar. Iste bu iktisatcilarin (Iktisat nedir) verdikleri cevaplardan yola cikarak yatirim politikalari olusturmak mumkundur. Gidip bu adamlara dolar ne olabilir, faizler ne olabilir diye sordugunuz zaman, size her zaman soyleyecek bir seyler bulabilirler. Genelde su olursa su olur, su olmazsa su olur, su kosullar altinda su gerceklesir turunden cevaplari almaniz kesindir. Makroekonomi ile ilgili yaptiginiz her yoruma karsilik gelen optimum bir yatirim politikasi olusturmak mumkundur.

Simdi bir ekonomist cikip Amerikanin cari acigi cok yuksek, bu ellerinde patlayacak dedigi zaman bu kendi basina, bagimsiz, akademik bir yorum degildir. Eger makro ekonomi ile piyasalar arasindaki etkilesimi (transmission mechanism) biliyorsaniz bundan yola cikarak dolarin avro ve yen karsisinda deger kaybedecegi sonucunu cikarabilirsiniz. Bunun uzerine gidip paranizi yabanci hisse senetlerine ve bonolarina yatirabilirsiniz. 2004 yilinin sonunda mesela bu gorus cok hakimdi, dolar avro paritesi 1.30'un uzerinde idi. NBER'da hatta "bilimsel" bir makale yayinlandi ve kurun kademeli olarak 1.80'e cikacagini soyledi. Bakin bunlarin hepsi cok iyi egitim almis ekonomistler tarafindan soylenen seylerdi (Oyle Deniz Gokce, Asaf Savas gibi dandirik universitelerden mezun ekonomist degil bunlari soyleyen, Chicago, Harvard gibi okullardan mezunlar).

Neticede ne oldugunu daha once bu kosede yazdim, dunyaca unlu yatirimci Warren Buffett mesela 900 milyon dolar kaybetti.

Simdi Tansel Bey veya Erinc Yeldan cikip da cari acik fazla, bu surdurulemez dedigi zaman da ayni durum soz konusu. Ya da yapisal bir donusum olmamistir dediginiz zaman bu yorumlarinizla direkt baglantili bir yatirim stratejisi vardir. Ben Tansel Bey'den yorumlarina karsilik gelen yatirim stratejisini soruyorum. Kendisi makroekonomi ile piyasa arasindaki etkilesimi bilmiyorsa ben ona bu stratejinin olusturulmasinda yardimci olabilecegimi de soyledim, bana yorumlarini daha detayli aciklamasi kosuluyla. Mesela ne zaman buyumemiz yavaslayacak, 4-5 yil daha %5'in ustunde buyurmuyuz yoksa 1-2 yil icerisinde buyumenin %5'in altina dusmesiyle sicak para kacacak ve hem faizler hem de dolar kuru tavan yapacak? Cari acigin kapanmasi icin dolar kurunun nereye kadar cikmasi lazim bu arada? Hukumet su anki politikasinda 2-3 yil daha devam ederse ne olacak? Bu sorulara cevap vermesi lazim. Sadece cari acik cok buyuk surdurulemez demekle ekonomist olunmaz. Bu Fenerbahce iyi oynamiyor demek gibi birsey. Insanlara aciklamaniz lazim bunu. Iyi oynamiyor ama sampiyon olur mu? Iyi oynamamasinin sonucu 5-0 kazanacagi maci 2-0 mi kazanir, mac berabere mi biter, yoksa kaybeder mi?

Anlatabilemiyorum gibime geliyor. Diyorum ki ortaya "cari acik surdurulemez" bombasi birakiyorsunuz ama bu bomba parca tesirli mi, etki yaricapi ne kadar, tahrip gucu ne kadar soylemiyorsunuz. Bunlari soylerseniz zaten ben bir yatirim politikasi gelistirebilirim.

Bilmiyorsaniz harbi harbi soyleyin, diyin ki valla biz ekonomistler olarak daha bir olayin ne zaman vuku bulacagi konusunda bir teori gelistiremedik. Etkileri konusunda da ne desem yalan olur diyin. Biliyormus gibi yapmayin. O zaman biz de yorumlarinizi yatirim politikasi olusturmak icin dikkate almayiz.

Bir de gecmiste "dogru" tahmin makroekonomistlerin goklere cikarilmasi meselesi var. Ben de bu cenahta yerimi almak icin simdiden bir tahmin yapacagim, bu "cari acik elimizde patlayacak" turevinden bir tahmin. Tahminim soyle: Turkiyenin ekonomik buyumesi bir kez daha eksiye dusecek ve resesyona girecegiz, issizlik artacak, doviz kurlari en az %10 artacak. Ama bana bunun ne zaman olacagini sormayin. Sizden tek istegim yillar sonra bu ongorum gerceklestigi zaman da (ki gercekleseceginden %100 eminim) "Buyuk ekonomistmis, yillar oncesinden olacaklari tahmin etti, herkesin ekonomik buyumenin etkisiyle sevhete kapildigi zamanlarda dogrulari basbas bagiriyordu, helal olsun" deyin. Ne dedigimi insallah bu kez anlatabilmisimdir.

Meslek olarak ekonomist olmayi dusunenler icin son bir tavsiyede bulunayim. Iyi bir ekonomist olabilmeniz icin mikroekonomiyi secmeniz gerekir, bunun icin de matematik bilginizin "super" olmasi gerekir. En iyi cozum universitede 4 yil matematik, fizik gibi cok teknik bir konuda calisma yaptiktan sonra uzerine 5 sene surecek bir doktora yapmanizdir. Gozunuz bunu kesmiyorsa ikinci bir cozum yolu var, agziniz Deniz Baykal'in agzindan daha iyi laf yapiyorsa, tahminlerinizde yanildiginiz zaman dansoz gibi kivirmasini biliyorsaniz (Erdal Saglam, Cansen, ve Akat'in yaptigi gibi TUIK'i de suclayabilirsiniz), o zaman makroekonomi ile ilgili sadece 4 yil okumaniz yeterli. What the hack, 4 yila bile gerek yok, acikogretimde iki yil okuyup tanidiklariniz vasitasiyla bir gazetede yorumcu olabiliyorsaniz o bile yeterli. Turkiye'de hersey mumkun. Read More!

GSYH, CPI ve GSYH Deflatörü Nedir?

CPI ve GSYH Deflatoru: Son iki günde kendileri "opinion-maker" statüsünde olan iki büyük Türk yazarı, Ege Cansen ve Asaf Savaş Akat'ın yazdıkları yazılar Tüketici ve Üretici Fiyat Endeksleri (TÜFE-CPI) ile GSYH deflatörü arasındaki farkın yurdum insanı tarafından, sıfatları ekonomist de olsa, sağlıklı olarak bilinmediğini ortaya koydu. Daha önce "durgunluk geliyor" şeklindeki öngörülerini yakından bildiğimiz, dolayısıyla "biased" yorumları benim için sürpriz olmayan iki iktisatçı (Iktisat nedir) da konuya dikkat çektiler. Önce sayın Cansen açıklanan yüksek büyüme hızlarını Deflatör ile TÜFE enflasyonu arasındaki farka havale etti. Asaf hoca da ertesi gün Ahmet Çakar usulü sataşmayı(*) tecih ederek Ege Cansen böyle böyle diyor diye yazdı.

TÜİK'in, ya da Hazine, TCMB, Maliye gibi kurumların açıkladığı rakamlar hakkında elde somut bir bilgi olmadan sadece sezilere dayanarak güvenilirlik sorgulaması yapmak, gölge düşürmeye çalışmak tehlikeli bir durum. Uzun vadede böyle bir durumun sonuçlarının altından ne sayın Akat'ın ne de sayın Cansen'in kalkabilmesi mümkün değil, bunun hesabını da veremezler. Ama kendi hatalarını kurumların üstüne yıkmaya çalışmaları üzücü bir durum.

Nedir GSYH Deflatörü ve fiyat endeksleri arasındaki fark. Bu konu geniş akademik bilgi gerektiren bir konu değil. Hemen hemen bütün "introduction to macroeconomics" kitaplarının ilk chapterlarında işlenen bir konudur. GSYH deflatörü nominal GSYH'nın reel GSYH'ya oranıdır. Yani aradaki fiyat gelişmelerini ifade eder. TÜFE ya da ÜFE gibi fiyat endeksleri de fiyatların genel seviyesini gözlemek için kullanılır. Dolayısıyla deflatörle endekslerin birbirine yakın seyretmesi beklenir.

Ancak tanım gereği aralarında farklılıklar vardır. Kısa bir özet geçelim:
1. GSYH deflatörü ekonomideki bütün mal ve hizmetleri kapsar. TÜFE/ÜFE ise sadece belirli bir sepet içindeki mal ve hizmetleri kapsar. Ek olarak tüketiciler tarafından satın alınmayan, örneğin sadece devlet ya da şirketler tarafından satın alınan mal ve hizmetlerdeki fiyat değişiklikleri TÜFE'yi ilgilendirmez. Ülke içerisinde üretilen uçaksavarın fiyat artışı ya da düşüşü tüketiciyi ilgilendirmez, ama GSYH deflatöründe yer alır.

2. GSYH deflatörü sadece içeride üretilen mal ve hizmetleri kapsar. İthal mallardaki fiyat değişimleri yer almaz. Ama TÜFE'de yer alır.

3. TÜFE ve ÜFE'de sepet içindeki mal ve hizmet katsayıları sabittir, GSYH deflatöründe ise GSYH'nın kompozisyonuna göre değişir. (Laspeyres vs Paasche)

Bu konu anlatılırken, Mankiw'in makroekonomi kitabında (Part I-Ch.2) tam Ege Cansen'lik bir bölüm var. Başlığını aktarayım merak edenler bulur okur nasıl olsa: "Case study: Does the CPI Overstate Inflation?"

Açıklanan GSMH rakamları konusunda bir de abartılan revizyon meselesi var. Deniz Gökçe o konuda oldukça doyurucu bir yazı yazdı. Benzer açıklamalar dün CNBC-E'ye çıkan TÜİK başkanı tarafından da yapıldı. Doğrusu adam dün "Bu kadar kayıt dışı olan bir ekonomide yatın kalkın data açıkladığımıza dua edin" dese bile haklıydı aslında.

Bitirirken olumlu şeyler söyleyerek bitirelim. Mızrağı çuvala sokmak yolunda inat eden yazarlarımız bu sene daha yaratıcılar. Geçen sene "hormonlu büyüme" (esas hormonlu büyüme 90'lardaydı), "cari açıkla büyüdük" (ithalat GSMH üzerinde negatif etki yapar) gibi şeyler yumurtlamışlardı. Bu sene tüketim odaklı büyüme, revizyon, GDP deflatörü gibi ekonomi teorisinde daha yer bulabilir argümanlar geliştiriyorlar. Öğreniyoruz işte toplum olarak fena mı? Zamanında nasıl stagflasyon, enflasyon, devalüasyon gibi kavramları yaşayarak öğrendiysek bunları da öğreneceğiz. İnşallah sıra technology, paradigm shift, perfect competition gibi konulara da gelecek. Tabi EC 101'den çakmazsak!


(*) Ahmet Çakar usulu sataşmaya örnek: "Sana şöyle böyle demiyorum ama öyle diyenler var." Read More!

Yahu ben onu mizah olsun diye yazmıştım!

İhracata hayır yazımın üzerinden fazla geçmedi. Meğer ciddi ciddi bunu savunanlar da varmış:
Bakınız bağımsızlardan Mustafa Sönmez 16 Mart tarihinde ne yazmış:


"Görüntüye aldanmamak gerekir. AB ile dış ticarette daha ihracatçı bir ülke durumuna geçmek, AB’ye ihracatımızı daha çok artırmış olmamız matah bir sonuç değildir. AB dışı ülkelerle dış ticarette neden daha ithalatçı durumuna düştüğümüz sorusunun yanıtı da AB’nin “tedarikçisi” (ihracatçısı) olmamızla ilgilidir. "

Sayın Ekonomix,
Valla billa "plagiarism" değil. İnan daha şimdi gördüm. Read More!

Yalan söylemekten utanmayanlar, sıkılmayanlar

Normalde bu yazıyı daha önce yazacaktım. Ama belki bir düzeltme yapılır umuduyla bekledim. 4 Nisan Salı günü Yiğit Bulut Radikal gazetedeki köşesinde aynı grafiği hem iç borç hem de dış borç stoku grafiği olarak bastı. Grafikte ne rakamlar belli ne tarihler. Hem yazılı baskıda hem internette.

Yazının başlığı da “Büyüme ama neye rağmen”. Belirtmeye gerek yok. Yigit Bulut’un kendi kendini tekrar etme pahasına aynı şeyleri yazdığını biliyoruz. Ama göz göre göre yalan söylemek, üstelik bunu yaparken de burnundan kıl aldırmamak cesaret ester. Cahil cesareti dedikleri bu olsa gerek. Sayın İsmet Berkan’a soruyorum: Aydın Doğan’a damat olunca köşende istediğin gibi saçmalamak serbest mi?

Bu tarz haber ve yorumları şikayet edebileceğim bir merci olmalı. Hatta savcılar bunu suç duyurusu olarak kabul etmeli. Kendime yorumzede sıfatını takıp İkitelli’de Radikal gazetesi önünde eylem yapsam sayın Sinan Aygün bana destek çıkar mı acep?

Sayın Bulut bizi aptal mı zannediyor? Biz girip Hazine’den borç rakamlarına bakamıyor muyuz? Üstelik dolar bazında iç borç stoku verisinin anlamı ne? Hiç bir şey. Gidin borç rakamlarına bakın. İç borcun çok az bir kısmı döviz cinsinden ya da dövize endeksli. Üstelik stok aynı kalsa bile TL dolar karşısında değerlendiği sürece dolar cinsinden ifadesi artar. Bu ilkokul seviyesi aritmetik.

Sayın Bulut’a göre borç almak kötü birşey. Onun yerine memura, işçiye maaşlar ödenmesin daha iyi. İkide bir “sosyal maliyet” diye yakınıp duruyor. Borçlanmamanın ya da borçlanamamanın sosyal maliyeti ne olur bir de bunu söylese. Eğer borç artmasın istemiyorsan, harcamalarını kısacaksın, bütçe açığı vermeyeceksin. Bunun kuralı bu. Bakkal da olsan bu, devlet de olsan bu. Beş yıldır Türkiye’de yapılan da bu. Merak ediyorum, önümüzdeki seneden itibaren bütçe fazla vermeye başlayınca, özelleştirme gelirleri de borçları ödemek için kullanılınca hala yalan yanlış rakamlar verip, saçma sapan grafikler yayınlayabilecek mi? Borç stokunun ancak GSMH oranı olarak, gelirlerle yani ödeme kapasitesi ile karşılaştırılarak anlamlı olduğunu tekrar etmeye gerek duymuyorum. Bu o kadar tekrarlandı ki bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Sayın Bulut hariç.

Gelelim dış borç stokuna. Açıklanan dış borç rakamları tamamen devlete/kamuya ait borçlar değildir. İçinde özel sektörün de borcu vardır. Kamunun dış borcu ne oluyor, azalıyor. Sabancının dışardan aldığı borçtan bana ne. Ödeyemezse şirketini, malını, mülkünü satarlar, öderler. Devleti de ilgilendiren bir durum değil. Özel sektörün dışarıdan daha çok borç bulabilmesi ise kötü değil iyidir. Bu parayı borçlanıp sandığa kilitlemiyor ya. Başka nasıl yatırım yapacak, istihdam yaratacak özel sektör? İçeride tasarruf kıt olsun, dışarıdan gelen her türlü para akışına karşı çık. E istihdam, yatırım nasıl olacak? İşsizlikten şikayet eden siz değil miydiniz? Sayın Bulut, patronunuz Aydın Doğan sizin maaşınızı nasıl ödüyor? O gazete nasıl kuruldu, Doğan Medya nasıl kuruldu, bu çark nasıl işliyor hiç düşündünüz mü? Read More!

Para kazanmak önemsiz mi?

"London 13 August 1866

My dear Lafargue,

Allow me to make the following observations:

1.If you wish to continue your relations with my daughter, you will have to discard your manner of “paying court” to her. You are well aware that no engagement has been entered into, that as yet everything is provisional. And even if she were formally your betrothed, you should not forget that this concerns a long-term affair. An all too intimate deportment is the more unbecoming in so far as the two lovers will be living in the same place for a necessarily prolonged period of purgatory and of severe tests. I have observed with dismay your change of conduct from day to day over the geologic epoch of a single week. To my mind, true love expresses itself in the lover’s restraint, modest bearing, even diffidence regarding the adored one, and certainly not in unconstrained passion and manifestations of premature familiarity. Should you plead in defence your Creole temperament, it becomes my duty to interpose my sound sense between your temperament and my daughter. If in her presence you are unable to love her in a manner that conforms with the latitude of London, you will have to resign yourself to loving her from a distance. I am sure you take my meaning.

2.Before definitely settling your relations with Laura I require a clear explanation of your economic position. My daughter believes that I am conversant with your affairs. She is mistaken. I have not raised this matter because, in my view, it was for you to take the initiative. You know that I have sacrificed my whole fortune to the revolutionary struggle. I do not regret it. On the contrary. Had my career to start again, I should do the same. But I would not marry. As far as lies in my power, I intend to save my daughter from the reefs on which her mother’s life has been wrecked. Since this matter would never have reached its present stage without my direct intervention (a failing on my part!) and without the influence of my friendship for you on my daughter’s attitude, a heavy personal responsibility rests upon me. As regards your present circumstances, the information, which I did not seek out but which has reached me nevertheless, is by no means reassuring. But to proceed. Concerning your position in general, I know that you are still a student, that your career in France has been more or less ruined by the Liège incident, that you still lack the language, the indispensable implement for your acclimatisation in England, and that your prospects are at best entirely problematic. Observation has convinced me that you are not by nature diligent, despite bouts of feverish activity and good intentions. In these circumstances you will need help from others to set out in life with my daughter. As regards your family I know nothing. Assuming that they enjoy a certain competence, that does not necessarily give proof that they are willing to make sacrifices for you. I do not even know how they view your plans for marriage. I repeat, I must have definite elucidation on all these matters. Moreover, you, as an avowed realist, will hardly expect that I should treat my daughter’s future as an idealist.
You, a man so practical that you would abolish poetry altogether, cannot wish to wax poetical at the expense of my child.
3. To forestall any misinterpretation of this letter, I can assure you that were you in a position to contract marriage as from today, it would not happen. My daughter would refuse. I myself should object. You must be a real man before thinking of marriage, and it will mean a long testing time for you and for her.

4. I should like the privacy of this letter to remain between our two selves. I await your answer.

Yours ever,
Karl Marx
"

Birkaç sene öncesine giderek yaptığım yorumlar alışkanlık yaptı, biraz daha eskilere gidelim dedim. Bu arada Marx Baba'dan özür. Dördüncü maddeye aykırı davrandığım için. Bağımsız ama göbekten bağımlı sosyal bilimcilerimiz iletiversinler. Read More!

Portföy Çeşitlendirmesi (Diversification)

Yatirimcilara, uzak ara, verilen en favori tavsiye portföy çeşitlendirmesi diversification'dir, yani yumurtalarin ayri ayri sepetlere konmasidir. Sebebi ise basit, ortalama adam olun, bir afet durumunda tum yatirimlarinizi kaybetmemis olursunuz. Uc sene ust uste %100 getiri kazandiniz diyelim, ucuncu sene %-90 getiriniz olursa uc sene sonunda net kaybiniz %20 olacaktir. Yumurtalari ayri ayri sepetlere koydugunuz zaman ise paraniz kaplumbaga misali yavas ama emin adimlarla buyuyecektir.

Amerika gibi hisse alim satim komisyonlarinin sabit oldugu ulkelerde (1 hisse de alsaniz 1000 hisse de alsaniz komisyonu Ameritrade gibi ucuz araci kurumlarda $10.99'dur) yatirimcilara hisse senedi veya bono fonu almalari onerilir. Eger $2000 paranizla hisse senedi almak istiyorsaniz ve kendinizi risklerden korumak icin yaklasik 10 tane hisse senedi almaniz gerekir. Eee, bu durumda $110'inizi sirf komisyon masrafina vermeniz gerekecegi icin yatirimcilara alternatif olarak hisse senedi fonlari onerilir. Alim satik komisyonu sifir olan hisse senedi fonlari mevcut oldugu icin yatirimci bu alternatifi secerek $110 tasarruf etmis olur.

Ote yandan Turkiye'deki fonlarda bu durum soz konusu degildir, sebebi ise Turkiye'deki hisse alim-satim maliyetlerinin %0.2-0.3 civarinda olmasi. 100 liralik hisse alirsaniz 25-30 kurus komisyon verisiniz, 1000 liralik alirsaniz 2.5-3 lira. Yani 1000 lirasi olan bir kisi kendi basina 10 tane hisse alarak riskini ek maliyet almadan dagitabilir.

Turk Yatirim fonlari ise yatirimcidan hem islem komisyonlarini hem de yonetim komisyonlari dusuyor. O yuzden daha buyuk maliyete sahipler. Yatirimciya Turkiye'de pasif bir fon onerecekseniz, hic kendinizi yormayin ben soyleyeyim. Paranizi IMKB-30 hisseleri arasinda esit olarak dagitin, temettu veren sirketlerin hisselerini verdikleri temettu ile geri alin. Maliyetinizin dusuk olacagi icin piyasadaki yatirim fonlarinin %50'den fazlasindan daha buyuk getiriniz olur.

Haa, kendinize guveniyorsaniz, IMKB-30 sirketlerinin herbiri ayni degil, bir kismi digerlerinden daha basarili olacak bir kismi da daha basarisiz olacak diyorsaniz kendi basiniza 10-15 tane hisse senedi secerek de bir portfoy olusturabilirsiniz. Benim yaptigim buna benzer birsey. Genelde basarili olacagini dusundugum buyuk ve likit kagitlari satin aliyorum.

Yumurtalari farkli sepetlere koymak sadece cok sayida hisse senedi almak demek degildir. Ayni zamanda yabanci hisse senetleri, yerli bonolar, yabanci bonolar, altin, ve gayrimenkul de almaniz gereklidir. Bu teorinin temel varsayimi "piyasalarda ne olacagini kimse onceden kestiremez, o yuzden yatirimlari dagitarak riski de dagitabiliriz". Ben de ekonomi ve finansal piyasalar konusunda egitimsiz olsaydim veya piyasalarin getirilerinin sans eseri belli oldugunu dusunuyor olsaydim boyle bir stratejiyi izlerdim. O yuzden okurlarin coguna bunu yapmalarini ben de oneririm. Kendim ne yapiyorum? Ben Turkiye piyasalarinin tahmin edilebilir oldugunu dusunuyorum ve hisse senetlerinin de en yuksek getiriyi saglayacak enstruman oldugunu ongoruyorum. O yuzden portfoyumde ne doviz var, ne altin, ne de faiz. Dikkat edin yalniz, bu benim gorusum ve bana karsi goruste olan bir cok kisi var. Bu kisilerin arasinda da Erinc Yeldan gibi uluslararasi sayginligi yuksek, cok sayida makalesi basilmis ekonomistler de var. Ama ben kendime guveniyorum, ve Turkiye'deki piyasalarin daha cok akilli olmadigini dusundugumden dovize, faize, vs. yatirim yapan ortalama bir yatirimcidan daha yuksek bir getiri elde edecegimi dusunuyorum. Zaman gosterecek.

Dikkat edin, soldaki kolonda benim portfoyumde olan hisselerin listesi var ve 11 tane degisik hisse senedi var iclerinde. Yani ben de bir cesit yumurtalari ayri ayri sepetlere koyma islemine girmisim. Niye? Aldigim son 3 kagida bakarsaniz goreceksiniz ki hepsi cikmis degil. Borsanin zirvesinde aldigim TSKB borsa ile birlikte %10 kaybetti. Borsa dustukten sonra 43000 civarinda aldigim KONYA borsa ile paralel getiri verdi (%2 civarinda) ve yine 42000 civarinda aldigim DOAS borsanin %4'luk yukselisine karsilik %15'den fazla getiri sagladi. Ortalama'da borsanin biraz yukarisindayim ama cok fazla yukarisinda degilim. Yine de diger tum alternatif yatirim araclarinin cok uzerinde getiri sagladim.

Bugun yaptigim karsilastirmalar cok onemli degil zaten, gelecek sene bu zamanlar yapacagim karsilastirmalar onemli olan. Bekleyip gorecegiz. Read More!

Iyimserler ve kotumserler

Tansel Bey sitemizde yaptigimiz yorumlari takip eder, cevaplar yazar, guzel bir tartisma ortami olusmasini saglar. Bu yuzden kendisine minnetarizdir, her ne kadar fikirlerine katilmasak da yorumlarinin sayfamiza ayri bir boyut kazandirdigi da inkar edilemez. Dun "Allah'in sopasi yok ama..." baslikli yazima yaptigi yoruma karsilik yazdigim cevabi asagiya aktariyorum:

Siz de bizi cok hafife aliyorsunuz canim. Ekonomiyi bilmek ayri birsey; uygulayabilmek ayri birsey. Surekli karamsar veya surekli iyimser analiz yapanlari cok tutmam mesela. 2001 krizine kadar en sevdigim yorumcu Salih Neftci idi, vay be cok iyi yorum yapiyor derdim. O donemde de Deniz Gokce ile dalga gecerdim. Borcluluk orani hersene artiyor, adamlar harcamalari kismasini ve vergileri toplamasini beceremiyorlardi. Gorunen koy kilavuz istemiyordu. Simdi karamsarlara nasil yukleniyorsam o zamanlar da iyimserlere yukleniyordum.

Ekonomide "structural change" denen bir durum vardir, yani oyunun kurallarinin degismesi. 2001 krizinden sonra o oldu iste, Turkiye'yi krize surukleyen populist politikalar yerini daha saglam politikalara birakti. Buradaki asil mesele benim dedigim gibi bir structural change olup olmadigidir. Erinc Yeldan ve tayfasi "Structural change" olmadigi gorusunde, o yuzden de karamsar analizlerine devam ediyorlar. Belki de adamlar ilelebet karamsarlar sosyalizm bitti diye, bilmiyorum ama farketmez de.

Ote yandan Deniz Gokce ve televole tayfasi pozitif analizlerine kaldiklari yerden devam ediyorlar, o yuzden benim gozumde kredibiliteleri cok fazla degil. Ben tesadufen bu gunku durumu cok iyi analiz ettiklerini dusunuyorum. Yine de, bence durumu kim daha iyi irdeliyorsa Ekonomi Turk'te onu one cikariyorum.

Goruldugu uzere herkes 10 sene once hangi analizi yapiyorsa simdi de ayni analizi yapiyor. O yuzden de tesadufen bazen hakli gorunuyorlar bazen de haksiz. Bu arada Erinc Yeldan'i da sahsen tanirim, ekonomi bilgisine sonsuz saygi duyarim ama gelecegi tahmin etmekte goruslerine basvuracagimi sanmiyorum.

Son olarak ekonominin olcusunun mali piyasalardaki getiriler olmadigini soylemissiniz. Dogru soylemissiniz. ekonominin olcusu milli gelirdir; milli gelirimiz son 4 yildir %33 artti, bu reel artistir. Yani 4 yil once kisi basina 3 kilo et dusuyorsa, bugun kisi basina 4 kilo et dusuyor demektir. Bazi kisilere 60 bazi kisilere 1 kilo et dusse de ortalama olarak tum gelir gruplarinin gelirlerinde reel artis olmustur. Sizin bagimsiz ekonomistler nedense bu gelismeleri es geciyorlar, %5'lik buyumeye burun kiviriyorlar. Dunyada %5 buyuyen kac ulke var ki, kaldiki Turkiye 2005'te %7.4 buyumus.

Peki mali piyasalardaki getirilerden neden bahsediyorum. Mali piyasalardaki getirilerle bir ekonomistin basarisini olcebilirsiniz. Benim simdi de soyledigim, daha once de soyledigim su: en kral ekonomistini getir, ikimiz de 10000 YTL para ile yatirim yapmaya baslayalim, (5 sene veya 10 sene bir zaman verelim). Hepimiz kendi ekonomi yorumumuzun gosterdigi yolda yatirim yapalim, sure bittigi zaman ise karsilastiralim kim daha basarili imis. Gayet basit.

Insanlarin iki tane problemi var, birincisi para kazanmak, ikincisi bu parayi ne sekilde degerlendirmek. Erinc Yeldan ve siz ve digerleri parayi nasil degerlendirmemiz gerektigi konusunda hic bir sey soylemiyorsunuz. Cari acik konusundaki korkutmalariniza uyup 2001 yilindaki krizin etkilerine benzer bir sonucla karsilasacagimizi varsayarak paramizi dolara cevirip o sekilde degerlendirme yoluna gitmis olsaydik hapi yutmustuk diyorum. Siz bana ekonominin olcusu mali piyasalardaki getiriler degildir diyorsunuz. Peki parami ne yapayim? Hepsini simdi harcayayim mi, ev mi alayim, altin mi alayim, borsaya mi yatirayim, yoksa fakir fukaraya mi dagitayim. Ne yapayim? Bundan daha acik nasil sorabilirim? Ne yapayim paramla, o derin akademik bilgilerinizle bana isik tutun. Ama bana "ben sizin utulity function'inizi bilmiyorum o yuzden yardimci olamam" demeyin. Soyluyorum, sasilacak bir sekilde daha cok parayi daha az paraya tercih ediyorum cunku daha cok parayla daha cok tuketim yapabilirim istedigim zaman ve bu da beni mutlu ediyor.

N'olur bana bir yol gosterin, ne yapayim paramla? Isterdim ki Erinc Yeldan veya Deniz Gokce bana bu konuda yardimci olabilseydi, tek yaptiklari muglak ifadelerle ekonomi masali anlatmak. Read More!

Günlük analizleri okumak neden zararlı?

Günlük bazda piyasa analizi yapmak zor iş. Üstelik İMKB gibi son derece sığ bir piyasa için her gün oturup en az iki paragraf indi-çıktı analizi yapmak, üstelik de yatırımcılara tavsiyede bulunmak bırakın hendeği mendeği, develere olimpiyat yaptırmak gibi bir şey. Görevleri gereği bunu yapanlara diyecek bir şeyim yok. N’apsınlar, yazmasalar kapının önüne konacaklar. Eee, gerekli birikim ve analiz gücü de olmayınca dirsektir, köstektir, inerdir çıkardır, bir şeyler yazacaklar. Kısa bir süre sonra da kendilerini tekrar etmeye başlayacaklar. Bu arkadaşlara yapılacak en önemli tavsiye kendi jargonlarını geliştirmeleri ve teknik dil kullanarak her gün değişik şeyler yazıyor havası vermeleri. Ne yazdıkları nasıl olsa önemli değil. Hiç olmazsa kariyerlerini tehlikeye atmamış olurlar.

Altını çizmemiz gereken nokta günlük bazda analiz ve tahmin yapmanın zor olduğu kadar da gereksiz olduğu. Bunları okumak da zaman kaybından başka birşey değil. Şirket bazında mali analiz ise zaman bulamayanlar için faydalı. İMKB’deki bütün yatırımcılar bu günlük raporları okuyup ona göre davransalar vay hallerine. Burada bir ayırım yapalım. Günlük bazda alım-satım yaparak “voleyi vurma” peşindeki kumarbazları ayrı tutuyorum ki onlara zaten yatırımcı demiyorum. Gitsinler iddaa falan oynasınlar, oradaki maçları tahmin etmek daha kolay.

Günlük bazda yapılan analiz ve gazete yorumlarını okumanın en büyük tehlikesi büyük resmi görememek, gözden kaçırmak. Bu tarz yorumlarda önce pire deve yapılır, bir süre idare edilir, sonra yeni bir oyuncak bulunur. Daha önce “uluslararası likidite koşulları” nasıl efsane haline geldi, yazmıştım. Benzer durum bugünlerde moda olan diğer konular için de geçerli. Bir ay önceki yorumlara ve yorumculara göre piyasalar MB atamasında uzun süren belirsizliği kaldıramazdı. Fed faizleri de cabasıydı, falan filan.

Ben ne yapıyorum? Karamsarlığa ve aşırı iyimserliğe yönelmeden önce belirli aralıklarla temiz bir sayfaya piyasada ilan edilen riskleri madde madde yazıyorum. Bunları siyasal ve ekonomik riskler diye ikiye ayırabilirsiniz. İMKB’nin siyasal risklere daha duyarlı olduğunu düşünüyorum. Benzer bir listeyi geçen sene yapsaydınız şu maddeler sıralanacaktı: Hükümetin geciktirdiği IMF stand-by anlaşması, gelir idaresi reformunun gecikmesi, yine hükümetin teşvik kapsamındaki illeri 49’a çıkarması isteği ve IMF’nin karşı çıkması, dolayısıyla ilişkilerin kötüleşme olasılığı, Türkiye-AB ilişkileri, AB anayasa krizi, uluslararası likiditede ani daralma riski, petrol fiyatları. Yani, özetlersek: Deja vu!

Aşağıdaki grafik Eylül ayından (=100) sonraki yılın Ağustos ayına kadar İMKB-100’ün performansını gösteriyor. 2004-2005 trendi ile 2005-2006 trendi “deja vu” analizimizi güçlendiriyor. Bir noktaya dikkat: Şimdiye kadar aynı trendi izlemesi bundan sonra da aynı trendi izleyecek demek değil. Yapmaya çalıştığımız geçmişi inceleyerek büyük resmi görmek. İMKB-100 Eylül ayından diğer Eylül ayına yıllık bazda 2002-2003’te %24, 2003-2004’te %74, 2004-2005’te %51 prim yapmış.

Image Hosted by ImageShack.us

Grafik bize İMKB’de en iyi alım zamanlamasının Nisan-Mayıs ayları olduğunu gösteriyor. Altını dolduralım. Yılın ilk aylarında geçmiş yıla ait veriler ve gerçekleşmeler yayınlanır. İMKB bunların çoğuna jargon diliyle “sınırlı tepki” verir. Önümüzdeki döneme ait tahminler de genelde kötümserdir. Daha doğrusu piyasa kötü haberlere iyi haberlerden daha duyarlıdır. 1990’ları birebir yaşamış bir ulus olarak kronikleşmiş kötümser olma hakkımız sonuna kadar var. Yılın ikinci yarısına doğru şirket satın alma ve birleşme haberleri yoğunlaşır. Örnek: Finansbank-NBG anlaşması. Diğer yandan özelleştirme ihaleleri de genelde ikinci yarıya sarkar. Hükümetin bütçe performansı ikinci yarıda daha somut olarak izlenebilir, endişeler yerini iyimserliğe bırakır. Politik riskler de daha çok belirginleşir, AB takvimi ve kat edilen yol, seçim olasılığı vs. Dolayısı ile ikinci yarıda yukarı doğru trend izlemesi gayet anlamlıdır.

Şimdi, felaket tellallarının risklerini bir kenara koyup kendi risklerimi sıralıyorum. Her türlü yatırım kararı size kalmış:
1- Her türlü erken seçim olasılığı, (erken seçim kararı alınırsa seçime nasıl hangi şartlarda gidileceği bütçe açısından önemli)
2- AKP’nin IMF’ye rest çekip stand-by anlaşmasını bozması, bütçe disiplinini çöpe atması
3- Yine AKP’nin AB’ye rest çekip ilişkileri tamamen koparması
4- Halifeliğin tekrar ilan edilmesi
5- Saddam Hüseyin’i hapisten kaçırma, Türkiye’ye getirme ve ABD’ye karşı koz olarak kullanma operasyonu
6- 1980 askeri ihtilalini yapanların idamla yargılanması, peşinden Kaplan grubu liderinin Genelkurmay başkanı yapılması

Merkez Bankası ataması, cari açık, TL değerlenmesi, uluslararası likidite koşulları gibi efsaneleri listeye koymadığım dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Bu listeyi uzatabiliriz. Aslında eğlenceli de olur ama gerek yok.

Önem verdiğim olumlu haberler ise:
1- Bütçe gerçekleşmeleri
2- Sosyal güvenlik reformu
3- Üçüncü gözden geçirmenin tamamlanması
4- AB ile gerçek müzakerelerin başlanması Bunların hepsinde bir-iki ay içinde olumlu gerçekleşme bekliyorum. Gerisini size bırakıyorum.

Bu pek günlük analize benzemedi ama onlar gibi bitirelim. Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan Seri:V, No:52 sayılı Yatırım Danışmanlığı Faaliyetine ve Bu Faaliyette Bulunacak Kurumlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ çerçevesinde aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada ulaşılan sonuçlar tercih edilen hesaplama yöntemi ve/veya yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmakta olup, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabileceğinden sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi sağlıklı sonuçlar doğurmayabilir. Read More!

Allah'in Sopasi Yok Ama...

Bagimsiz sosyal bilimciler diye bir grup kesfettim, nedense Turkiye'deki asiri solcular kendilerine "bagimsiz" demeyi cok seviyorlar. Sanki biz bagimsiz degiliz!!! Neyse burada Mustafa Sonmez isimli bir caylak (dereyi gormeden pacalari sivamis o yuzden caylak diyorum) 2005 buyume verileri aciklanmadan Deli Dumrul misali soyle bir yazi yazmis:

"Yakın tarihinin en derin krizini 2001’de yasayan Türkiye, izleyen 3 yılda yüksek büyüme hızları yasadıktan sonra 2005’te tekrar bir düsüse geçti. Bu düsüsün 2006’da sürecegini ve yeni bilinmezlere dogru toplumu sürükleyecegini artık en “pembe gözlüklü” analizciler bile kabul etmis görünüyorlar."

Seni gidi acemi!!! Kimse sana erken oten horoza ne yaptiklarini anlatmadi mi? Bak sen uyaniga, 2005'te dususe gecmis 2006'da da surecekmis. Bu bizim Ingiltere'ye 8-0 yenildigimiz macin ardindan tekrardan 5-0 yenildigimizde "Adamlar nasilda bocaladi, 8 tane atamadilar" dememiz gibi birsey. Uyanik bu yaziyi bir de Aralik 2005'te yazmis.

Simdi bir tavsiyede bulunayim karamsar ekonomistler icin. Birincisi hic bir kosul altinda piyasada ne olacagi ile ilgili tahmin yapmayin, rakam verdiginiz an kendinizi riske atmis olursunuz, foyaniz ortaya cikar. Ikincisi, hic bir kosul altinda yatirim tavsiyesinde veya goruslerinde bulunmayin. Ucuncusu, cumlelerinizde "iscilere yansimiyor", "cari acik tehlikeli boyutlara ulasmis olabilir", "sicak para kacabilir", "sicak para er veya gec kacabilir" gibi yuvarlak, test edilmesi zor veya imkansiz ifadeler kullanin. Ornek istiyorsaniz ayni grubun uyesi Erinc Yeldan'in yazdigi yazilara bakin.
Ben cok baktim ama adamin test edilebilir bir tahminini gormedim. Tek acik verdigi nokta 2005'in baslangicinda soyledigi "cari acik artiyor, tehlikeli boyutlara ulasiyor, sicak para vs. vs." seklindeki sacmalamalari, onu da tutup adamin yuzune vurmak cok zor. Er ya da gec bedel odenecek seklinde cevap verip isin icinden siyrilabilir. Bir sene once adamin yazdiklarindan korkup borsaya girmeyen vatandas da %80'lik getiriden mahrum olur ama kimin umurunda.
Read More!

9 YTL'ye bilet olur mu?

Olur olur bal gibi olur. Hurriyet musterilerle Onur Air arasinda gecen konusmalari yayinlamis. Komik olanlarindan iki tanesi su sekilde:

-Dokuz YTL’lik biletlerden istiyorum.
-Hangi yön ve tarihe olacak efendim.
-Hiç fark etmez. Çoluk çocuk uçak görsün.

-Bacım Gaziantep’e dokuz YTL’lik bilet alacaktım.
-Maalesef hiç kalmadı efendim.
-Hiç mi kalmadı?
-Hiç kalmadı.
-Nasıl olur. Binlerce bilet satıldı yani.
-Kampanya dahilinde olanlar geçen hafta satıldı.
-O kadar adam ne yapacak Antep’te hayret bir şey. Allah Allah.

Simdi ekonomi penceresinden olaya bakalim. Otobusculer ve diger ucak sirketleri haksiz rekabet, damping vs. gibi iddialarla bu kampanyaya karsi cikiyor. Onur Air gercekten de zararina mi satiyor bu biletleri. Cevap hayir. Bu tur kampanyalar serbest piyasanin bir parcasi. Adi uzerinde kampanya, herkese her istedigi zaman istenilen kadar satis yapmiyorlar. O yuzden de buna damping veya haksiz rekabet diyemezsiniz.

Supermarketler bu tur kampanyalari her zaman yaparlar, sattiklari urune "loss leader" denir. Yani bir kac urunu cok dusuk fiyata zararina satarlar ama musterilerin ayagi alisir, diger urunlerden alirlar ve genelde karliliklarini arttirirlar. Onur Air 100 bin YTL'lik bilet satmis olsun ve bu isten 500 bin YTL zarar etmis olsun. Olur mu boyle bir analiz? Olmaz.

Birincisi, bu satislari satis olarak degil reklam olarak degerlendirmek lazim. Televizyonda THY'nin reklamini seyrettiginiz zaman dikkat bile etmiyorsunuzdur cogu zaman. Ama 9 YTL'ye bilet alan adam "Antep'e ucakla coluk cocuk kebap yemeye gittik" diye 80 kisiye anlatacak, ayagi otobuse alismis kisi bir dahaki sefere ucaga binmeyi dusunecektir. Yani cok etkili bir reklam yapiyorsunuz ve karsiliginda da ucaga binenleden 9 YTL para aliyorsunuz. Benim, gazetelerin bunu haber olarak vermesi de reklamdir.

Ikincisi, analiz yaparken ortalama maliyete degil marjinal maliyete bakmaniz lazim. Ekstra bir yolcunun maliyeti 9 YTL'den az ise, 9 YTL'ye sattiginiz bu biletlerden kar bile elde ediyorsunuz demektir. Ucaklar her zaman %100 doluluk oraniyla gitmiyor ki. Ben size daha karli bir promosyondan bahsedeyim, hem de karli bir promosyon. Son dakika biletlerini 20 YTL'den satmak (ek maliyetin 20 YTL'den az oldugunu varsayiyorum). Bu biletleri yer olmasi kaydiyla ve sadece ucak kalkmadan 1 saat once en fazla 5 kisiye satabilirsiniz. Ya da piyango seklinde her ucusta 5 yolcuya 1 ucus bedava verebilirsiniz. Sonucta cok az para harcayarak Amerikalilarin dedigi gibi bir "buzz" yaratip iyi reklam yapabilirsiniz. Insanlarin yaraticiliklarinin siniri yok, yeterki devlet biraksin. Read More!

AKP'nin ampulü Philips marka mı?

Aslında daha eğlenceli şeylerden bahsedecektim. Ancak Philips eğrisi üzerine Ekonomi Politika Gündem'de, Ekonomist Blog'da ve burada Ekonomix tarafından yararlı bulduğum yazıları okuduktan sonra bir kaç noktayı eklemek istedim.

1. Öncelikle yapısal sorunlar karşısında para politikalarının etkisi kısa dönemde geçerlidir. Yani, kısa dönemde işsizlikle enflasyon arasında bir ilişki kurulabilse bile uzun dönemde Philips eğrisi diktir(=natural rate of unemployment).

2. Causality tek taraflıdır. Yani, işsizliği aşağıya çekmek için uygulanan genişlemeci politikalar uzun dönemde enflasyonist etki yapar. Ancak tam tersi mutlaka geçerli olacak diye bir kural yoktur. Örneğin enflasyonu düşürmek için uygulanan heteredox reçetelerde net etki sıfırdır. (Bkz. İsrail).

3. Enflasyonu aşağıya çekmek, enflasyonun tipine göre (düşük, makul, kronik, hiper) değişik politikalar uygulanacağı için işsizlik üzerinde negatif etki de yapabilir (sıkı para politikası), pozitif etki de yapabilir (döviz kuruna endeksli programlar).

4. Gelelim konunun Türkiye bağlamında değerlendirilmesine:

Bakınız Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan 2004 yılında ne demiş:

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'na da seslenen Başbakan Erdoğan, "1 milyon 400 bin üyeniz var. Her biriniz bir kişi istihdam etse 1 milyon 400 bin işsize iş bulunmuş olur."

Bu hipotez çeşitli vesilelerle bir kaç kez daha AKP tarafından dile getirildi. Ancak gerek Başbakanın gerekse bu hipotezi dile getiren kişilerin Philips eğrisi konusunda teorik bilgi sahibi olduklarını sanmıyorum.

Bu reçete ile tavsiye edilen şey doğrudan doğruya "gizli işsizlik"tir. Türkiye gibi tarım nüfusunun büyük bölümünün gizli işsiz olduğu, benzer durumun KİT'lerde de söz konusu olduğu bir ekonomide (kayıt dışı ekonomiyi de göz önüne alırsak) açıklanan işsizlik oranının çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka bir anlamı vardır, ama ekonomistler tarafından (medyayı saymıyorum) sahip olduğu anlamdan daha fazla önemsendiğini, ciddiye alındığını düşünüyorum. İşsizlik rakamından daha çok istihdam rakamının, özellikle de tarım-dışı istihdam rakamının takip edilmesi gerektiğine inanıyorum. Mutlaka da işsizlik oranı takip edilecekse kentsel kesim tarım-dışı işsizlik oranını takip etmekte fayda görüyorum.

Ek olarak, Türkiye gibi uzun dönem para politikalarının etkisiz olduğu ve kronik enflasyonun sosyal tercihler neticesinde sürdürüldüğü bir ülkede Philips eğrisi anlamlı değildir. Ancak ekonomik normalizasyon sürecinin tamamlanmasından sonra böyle bir model geliştirilebilir.

Tarımdaki istihdamın son dört senede aynı kaldığını farzedelim. Bu durumda işsizlik oranının nerelere düşeceğini küçük bir excel çalışmasıyla yapabilirsiniz. Bu durumda biz işsizilik düşüyor diye sevinecek miydik? Bu sadece kendimizi kandırmak olurdu. Çünkü en az seksen senedir ertelenen bir normalizasyon sürecinden ilelebet kaçamayız. Aşırı kalabalık tarım nüfusunu sanayiye ve bilgi toplumuna transfer edememenin sancılarını uzun dönem pansumanla geçiştirdik ve o yara kangren oldu. Dolayısıyla bugünkü süreç daha acılı gerçekleşiyor.

5. Son olarak bunu Ekonomix yazdı ama tekrar etmekte fayda görüyorum: Türkiye'de son dönemde yaşanan durum Keynezyen politikaların tam tersidir: Kamu harcamaları kısmıştır, maliye ve para politikaları disiplin altına alınmıştır, enflasyon düşmüş, ekonomi büyümüş, gerçek istihdam artmıştır. Buradaki pozitif faktör yapısal reformlarla sağlanan kredibilite artışıdır. Meselenin daha detaylı anlaşılması için Merkez Bankasının yayınladığı her yayının didik didik okunmasını tavsiye edebilirim.

Bu arada unutulmasın, ekonomik gelişmenin en gecikmeli yansıyacağı değişken istihdam rakamlarıdır. Çünkü bir makina satın almak bir kişiyi istihdam etmekten daha kolay, daha verimlidir. O açıdan "büyüyoruz ama işsizlik düşmüyor" feryatları anlamsızdır.

Not: Ben Ekonomix'ten farklı olarak, genel işsizlik oranlarının da yükselmeyeceğini, 2006 Eylül'den itibaren hissedilir bir şekilde düşeceğini tahmin ediyorum. Read More!

Ekonomik Modelleme

Ekonomik modelleme yaparken iki seciminiz vardir: ya kolay anlasilir basit bir model yaparsiniz, ya da kompleks bir model yaparsiniz. Basit modeller kagit uzerinde guzel durur ama gercekte cok aciklayici ve kullanisli degillerdir, kompleks modeller ise yuksek tahmin gucune sahiptir ama uygulamasi genelde daha zordur. Niye anlatiyorum bunu? Ekonomi Politika Gundem blogunda Phillips egrisi uzerine bir yazi yayinlanmis ve grafige bakildiginda sanki enflasyon ve issizlik arasinda negatif bir iliski varmis gibi gorunuyor.

Phillips egrisinin arkasindaki teori su. Hukumetler gevsek para politikasi uyguladiklari zaman Keynesyen goruse gore ekonomik buyume artar, issizlik azalir ancak yan etki olarak enflasyon da artar. Ote yandan kati para politikasi uygulandigi zaman ise kredi musluklari kapanacagi icin ekonomik buyume yavaslar, enflasyon duser ve issizlik artar. Basit bir teori, iktisada giris derslerinde eglence olsun diye ogrencilere okutabilirsiniz ama dedigim gibi derinligi yoktur. Yazarimiz 2000-2005 doneminde enflasyon orani ile issizlik orani arasinda negatif bir iliski bulmus ama enflasyon ile buyume arasinda negatif bir iliski yok bu donemde. Bu da Phillips egrisi teorisinin calismadigini gostermekte bize. Philips egrisi 1960'larin teorisi, ekonomistler 1970'lerde rational expectations isimli baska bir teori gelistirdiler. Bu teori de Turkiye'nin su anki performansini cok daha iyi acikliyor.

Daha onceki yazilarimizda son donemde Turkiye'de Keynezyen politikalarin islemedigini yazmistik. Keynezyen politika yukarida bahsettigimiz devlet harcamasi=buyume=enflasyon iliskini baz alan politikalardir. Devlet 2001'deki krizden sonra harcamalarini reel olarak arttirdi ama bu donemde Cumhuriyet tarihinin rekor buyume oranlarini gerceklestirdik. Sebebi, kati maliye ve para politikasi insanlarin risk algilamalarini azaltmakta ve sonuc olarak reel ve nominal faizler dusmekte. Dusen faizler ise yatirimlari arttirarak ekonomik buyumeyi koruklemekte. Devlet yatirimlarini ve harcamalarini azaltirken ozel sektor cok daha buyuk miktarda harcamalari ve yatirimlari arttirmakta ve neticede son 4 yilda %33.5'lik kumulatif buyume rakamina ulasmis bulunuyoruz.

Ekonomik buyumenin oldugu yerde issizligin de Keynezyen teoriye gore azalmasi gerekirdi, niye azalmadi? Onu da daha once acikladik. Iscilik maliyetleri (ozellikle artan vergiler, SSK kesintileri sebebiyle) makina maliyetine kiyasla yuksek oldugu icin isverenler uretimde artisi makina alarak ve verimliligi arttirarak gerceklestirme yoluna gidiyorlar. Simdi burada enflasyon cikmis, inmis, yerinde saymis onemli degil; bu issizlik oranlarini cok etkilemez. Issizlik oranlarini etkileyecek olan goreceli iscilik maliyetleridir. Sermaye mallarina kiyasla iscilik maliyetleri (ozellikle TL'deki degerlenme ile birlikte) giderek artmaktadir. O yuzden issizlik oranlarinin dusmesini cok beklememeliyiz. Ha, onumuzdeki 1-2 yilda enflasyon oranlari asagi gitmeye devam edecek, enflasyonla alakasiz olmasina ragmen issizlik oranlari da yerinde sayacak veya biraz yukari gidecek. Ama bu Phillips egrisi calisiyor anlamina gelmez. Turkiye'de issizligin artmasinin arkasindaki diger iki faktor ise demografik gucler (calisabilenler populasyonuna katilan genclerin sayisi emekliye ayrilanlarin sayisindan kat kat fazla olacak onumuzdeki yillarda), ve yapisal degisim (verimliligin dusuk oldugu tarim kesiminde calisanlarin cogu islerini kaybedecekler ve issizler ordusuna katilacaklar). Dedigim gibi bu faktorlerle enflasyon arasinda pek bir iliski yok. O yuzden enflasyon ve issizlik arasinda direkt bir iliski aramak hem gereksiz hem de yanlis. Olayi aciklayan cok daha iyi modeller var. Read More!

Aksam'a Daliyorum.

Ekonomi haberleri yazan cocuklar genelde cahil oluyor tek tecrubeleri basma kalip cumleleri yanyana koyma becerisi. Bunun disinda yazdiklarinin neyi ifade ettigini ya bilmiyorlar ya da rastgele yaziyorlar. O yuzden ekonomi bolumunun editorunun ekonomiden anlamasi lazim. Simdi bugunku Aksam'dan iki tane haber verecegim, akli basinda olan bir editorun bu yazilara mudahale etmesi lazimdi. Demek ki editor de bir seyden anlamiyor. Birinci haber soyle diyor:

"Piyasa çevreleri, bu hafta ABD'de açıklanacak ekonomik verilerin yakından takip edileceğini ve uluslararası piyasalara bağlı seyrin sürmesinin beklendiğini belirtiyor. ABD faizlerinin ve petrol fiyatlarının yükselişinin endişe yaratması beklenirken İMKB'de satış baskısı bekleniyor."

Bir ekonominin durumunu en iyi ozetleyen istatistik buyume istatistigidir. Haftasonu buyume oranlari aciklanmis en iyimser tahmincinin neredeyse 2 puan uzerinde 2005 buyume istatistikleri gerceklesmis, bunu bile bile adam kalkmis bana bizim piyasanin yonunu ABD'nin aciklayacagi rakamlarin belirleyecegini soyluyor. Yuh yani!! Bizim piyasa tam olarak haberlere tepki vermesini bilmiyor ama bu haber de cok bariz, tutup da %7.4 buyumenin aciklanmasinin ertesi gunu Aksam gazetesinin haberine inanip elindeki kagitlari satarsan yanarsin. Nitekim, piyasalar biraz once kapandi ve endeks %2.6 yukari gitti.

Ikinci haber "Vekil baskan topu taca atti" basligini tasiyor. Ne yapmis vekil baskan anlatayim. Merkez Bankasina kredi kartlarinda uygulanan faiz icin ust sinir belirleme yetkisi verilmis. Yani piyasaya mudahale etme yetkisi verilmis. Baskan da demis ki "Salak misin? Ekonomiden anlamiyor musun? Piyasa rekabetci, daha once mudahale edilmis, o mudahalenin yan etkisi olarak faizler simdiki yuksek seviyelerine oturmus. Piyasaya mudahale edersen gelecekte istenmeyen bir cok sorunla karsilasirsin." Simdi populist adamlar cikip da "Baskan bu konuda birsey yapmadi" demesin diye de faizlerdeki ust siniri yuksek bir rakam belirlemis. Yine de Sinan Aygun olsun, Aksam'in ekonomi yazari olsun, cikip "Baskan topu taca atti" diyebiliyorlar. Ekonomiden anlamiyorlar.

Erdem Basciyi tanimiyordum, o yuzden de yorum yapmiyordum ama bu hareketinden sonra ilk olumlu notunu verdim. Baktim Sezer ayak suruyor, ben de baska aday bildirmez Basci'nin bu gorevi Sezer koskten ayrilana kadar yapmasini saglardim. Insallah Erdogan da aynisini yapar, cunku bu cocuk ekonomiden anliyor.

Bilmeyenler icin faiz sinirlamasinin neden kotu oldugunu soyleyelim. Efendim taksiler piyasa icin neden iyiyse yuksek faizler de o yuzden iyidir. Taksiler pahalidir ama isiniz dustugu zaman, aceleniz varsa taksiye binersiniz. Yuksek faizler de oyledir. Diyelim ki kredi skorunuz dusuk olsun, o zaman yuksek risk kategorisindesinizdir, dusuk faiz uygulayan bankalar size kredi vermez. Ancak yuksek faiz uygulayan bankadan kredi alabilir ve ihtiyacinizi giderebilirsiniz. Eger faizlere sinirlama getirilirse bu opsiyonunuz olmayacaktir. Saniyor musunuz ki bankalar yuksek riske sahip birisine aylik %3'den (farzedelim ki ust limit %3 olsun) kredi versin. Dusuk riske sahip tuketiciler de gidip yuksek faiz uygulayan bankalardan kredi almazlar. Besiktas'tan Taksim'e gideceksiniz, vaktiniz de var, otobuse veya dolmusa binersiniz, onunuzdeki taksi size korna caliyor diye taksiye binmezsiniz. Birakin da serbest piyasa islesin yahu!!!

Insallah Deniz Gokce yukaridaki paragrafi da begenip alinti yapmaz. Sonucta kendisi de ekonomiden anliyor, yukarida soylediklerimin hepsini belki de ben dogmadan once bile biliyordu. Ama referans gostermeden alinti yaptigi zaman ben ona hirsiz damgasini yapistiririm bu da boyle biline. Read More!

Güngör Uras No comment!


Güngör Uras demiş ki:

"Ama unutmayalım, gelir artmıyorsa bunun tek nedeni üretememektir, yetersiz üretimdir. Yıllık büyüme rakamlarına bakarak kendi kendimizi aldatmayalım. Yeterli ölçüde üretemiyoruz. Üretimi artıramıyoruz."

Sayın Prof'umuzun EC 101 dersinden aldığı notu merak ediyorum.

Mümkünse bize Y=C+I+G+NX denkleminin sağ ve sol tarafları ne ifade ediyor açıklasa da biz de üretim artmadan Y nasıl büyümüş anlayabilsek?

Pardon, "no comment" demiştik. Read More!

Tam bağımsız, anti-emperyalist bir Türkiye için İHRACAT'a HAYIR!

Bu ülke insanları başta düvel-i muazzama olmak üzere bütün dünya ülkelerinin toprakları üzerindeki hain emellerinin karşısında yıkılmamış, sapasağlam ayakta kalmıştır. 1920'li yıllardan beri de emperyalizme karşı en kutsal mücadeleyi vermiştir. (Efendim, ondan öncesini sormayın. O döneme kadar 600 küsur sene ayakta kalmış bir emperyalist güç idik). Bu ülke, cennet vatanı, cıbıl cıbıl sahilleri, doğal kaynakları ve rezervleri (boru değil, "bor"umuz var), ovaları, dağları, taşları, nehirleri (su akar Türk bakar, ama olacak o kadarlık dalgınlık) ile muazzam bir hazinenin sahibidir. Tüpraş, Erdemir, Petkim, Telekom gibi dev şirketler (ve bir sürü gereksiz KİT) de bu hazineye dahil edilmesi gerekir. Ama unutulmaması gerekir ki, en kıymetli hazine bu vatan üzerinde yaşayan Türk insanıdır.

Cennet sahillerimizin, yurdumun kıymetli arsalarının parsel parsel yabancılara peşkeş çekilmesine karşı çıktık, karşı duracağız. Tüpraş, Erdemir gibi şirketlerin yabancılara satılmasının önünde durduk. Arada Telekom'u ıskaladık ama merak etmeyin, ilk darbede tez elden geri alacağız.

Ancaaaak!

Bütün bunlara karşı çıkarken en stratejik değer olarak gördüğümüz Türk insanının sömürülmesine seyirci kalamayız. Kalmadık da!

Türk insanının emeğinin, Türk işçisinin alın terinin bir kaç dolarcık karşısında yabancılara peşkeş çekilmesine son verilmesini istiyoruz. Emperyalist güçlerin yutturmaya çalıştıkları ihracata dayalı büyüme ve gelişme hayaline inanmıyoruz. Tam anlamıyla Türk insanının emeğinin yabancılara peşkeş çekilmesi demek olan ihracatın bir an önce yasaklanmasını yetkililerden istiyoruz. Sizin dolarlarınıza ve eurolarınıza ihtiyacımız yok!

Efendim borçları mı nasıl ödeyeceğiz? Pardon, ne borcu?

Ulusal tam bağımsız Türkiye için ihracata HAYIR!

Türk insanı çalışkandır (35 yaşında emekli olanları saymazsak)!
Türk insanı dürüsttür (70 milyonda topu topu 2-3 milyon vergi mükellefi olduğunu görmezden gelirsek!)
Türk insanı üretkendir (30 milyona yakın tarım nüfusunun yaklaşık 800 bin Fransız tarım nüfusundan daha az ürettiğini saymıyoruz, kesin rakamlarda oynama vardır)!

Türk insanının sömürülmesine izin vermeyeceğiz! Read More!

Iktisat Kurali

MB Baskan vekili Erdem Basci Hurriyet'te yayinlanan soyle bir ifade de bulunmus:

"İktisatta (Iktisat nedir) ’kasıtlı davranışların kastedilmeyen sonuçları’ diye bir kural vardır. Bir niyetle yola çıkıp aksine bir sonuçla karşılaşabilirsiniz" dedi. Kredi kartlarında piyasada rekabeti bozan iki unsurun "çok iyi niyetle" konulduğunu belirten Başçı, gecikme faizini sınırlamak amacıyla 2003 yılında Tüketiciyi Koruma Yasası kapsamında getirilen "gecikme faizi akdi faizin yüzde 30’unu geçemez" kuralının akdi faiz oranlarının yüksek kalmasına yol açtığını vurguladı. Başçı, "Bu piyasaya müdahaledir. Gecikme faizi başka bir şeyin, akdi faiz başka bir şeyin fiyatıdır. Elmanın fiyatı armudun fiyatının yüzde 30’unu geçemez gibi bir fiyatlamadır" dedi.

Bizim de dedigimiz bu. Cogu zaman politikacilarin piyasaya yaptigi mudahaleler ilk etapta bile istenen sonuclari dogurmuyor. Ancak iktisatin diger bir kurali daha var, o da politik gucu bir kere eline geciren yetkilerini zor azaltir (bknz. Cumhurbaskani Sezer) Read More!

Sok Gelismeler!!

Basbakan Recep Erdogan surpriz bir kararla Suleyman Demirel'i Merkez Bankasi baskanligina getirdi. Karar Cumhurbaskani Sezer tarafindan olumlu karsilanarak hemen onaylandi; Sezer "Aynasi laftir kisinin, ise bakilmaz" dedi. Ihracat ve turizm sektor temsilcileriyle gorusen Demirel daha sonra acil olarak para kurulunu toplantiya cagirdi. Uc saat suren toplantinin ardindan ogle saatlerinde aciklama yapan Demirel rekor duzeye ulasan cari acigi dizginlemek ve Cin karsisinda haksiz rekabete maruz kalan ihracat sektorunu desteklemek icin Turk lirasinin dolar karsisinda %125 oraninda devalue edildigini acikladi. Aciklamanin ardindan doviz burolarina hucum eden vatandaslar 1 Amerikan dolarini ancak 2.6 YTL'ye alabildiler.

Demirel ayrica Turk lirasinin Avrupa ile iliskileri bozmamak icin Avro karsisinda sadece %29 oraninda devalue edildigini acikladi. Ote yandan Demirel faiz oranlarinda da onemli degisikliklere gittiklerini acikladi. Hazinenin en buyuk gider kalemi olan faizleri ortadan kaldirmak icin gecelik faiz oranlari %0'a indirildi. Demirel Merkez Bankasinin bu faiz oranini bankalar yaninda dusuk ve dar gelirli vatandasa da uygulayarak %0 faizle konut ve tasit kredisi vereceklerini acikladi. Yeni Merkez Bankasi Baskani Demirel "keske daha once Merkez Bankasi Baskani olsaydim, binaenalyh vatandas seneler once ev ve araba sahibi olabilirdi". Sokaktaki vatandas ise Demirel'in atanmasini memnuniyetle karsiladiklarini, sonunda buyuyen ekonomiden kendilerinin de pay alacaklari icin sevindiklerini belirttiler. Vatandaslar daha sonra "Turkiye seninle gurur duyuyor" seklinde tezahurat yaparak Demirel'e yapmis oldugu katkilardan oturu minnettarliklarini dile getirdiler.

Konuyla ilgili olarak uzmanlar, faizlerin inmesi ve doviz kurunun artmasi hem cari acik acisindan hem de ihracat acisindan cok onemli sonuclar doguracaktir, issizlik problemini de kokunden ortadan kaldiracaktir dediler. Finansal piyasalar uzmani profesor Salih Neftci kontak halinde bulundugu Londra ve New York'taki para yoneticilerinin faiz indiriminden sonra negatif faize gecis icin beklemede olduklarini ve ellerindeki YTL cinsi bonolari satmayacaklarini belirtti. Yabanci yatirimcilar da dusuk faizlerin ve rekabetci doviz kurunun Turkiye'yi yatirim icin cok cazip kildigini ve en kisa zamanda Turkiye'ye uzun vadeli yatirim yapmak icin harekete gececeklerini belirtti.

Olumlu haberler uzerine 44.000'den acilan IMKB daha sonra 44320 seviyelerine kadar yukseldikten sonra 44350'deki direnc seviyesini kiramadi; daha sonra gelen kar satislariyla gunu 467 puan kayipla 42138'den kapatti. Uzmanlar teknik olarak endeksin 50 gunluk ortalamasinin altinda kapandigi icin yarina da satis baskisiyla kayipla baslayacagini soylediler.

Bizim yorumumuz ise su: Ekonomiyi anlamak icin ve ekonomi politikalarini yonledirmek icin ekonomi egitimi almaniza hic gerek yoktur, ozellikle bu konuda doktora yapmak kesinlikle zaman kaybidir. Binaenaleyh, tum ekonomik sorunlari cozmenin ve herkesi mutlu etmenin cozumu vardir ve sayin Demirel elindeki sihirli degnekle bunu herkese gostermistir. Kamer Genc'in dedigi gibi "Anlayana davul zurna saz, anlamayana sivrisinek az", ya da bunun gibi bisey.

1 Nisan isci bayraminiz kutlu olsun. Read More!

Türk'ün şikayeti biter mi?

Büyüme rakamları açıklandı. Daha henüz gazetelere düşmedi, bakalım neler yumurtlayacaklar. Ancak, eğer bu yazıyı yurtdışından falan okuyorsanız çok şey kaçırıyorsunuz.

Altuğ Karamenderes'i şahsen tanımam, ne üzerine uzman olduğunu da bilmiyorum. Ama bugün cnbc-e kanalında büyüme rakamlarına sıcağı sıcağına öyle bir yorum patlattı ki "Ancak bu kadar olur" dedim. Efendim, neymiş: "Global konjonktürde bu kadar hızlı büyümek tehlikeliymiş." Pes!

"Hormonlu büyüme"den sonra şimdi de "tehlikeli büyüme"... Buyurun buradan yakın.

Önce "büyüme yavaşladı, yüksek faiz-düşük kur tehlikeli, resesyon kapıda" diyorlardı. Sonra "büyüyoruz ama 'bubble' var, sanayi üretimine dayanmayan büyüme sağlıklı değildir" dediler. GSMH rakamları şamar gibi yüzlerine çarptı. Apıştılar!

2005 yılında sanayi üretimi yüzde 6.5, naber?

Her gelişmeye olumsuz yönünden bakmayı sevenlere bir tavsiyem olacak: Açıklanan rakamları -1 ile çarpın. Göreceksiniz, inanılmaz negatif rakamlar elde edeceksiniz. Read More!

Ikinci El Araba Piyasasi

Hurriyet'in haberine gore ikinci el araba piyasasina bahar gelmis. Bursa Oto-Koop baskani Rasim Hazar soyle demis:

“Kış aylarında 230 galerinin bulunduğu Oto-Koop'a gelen ziyaretçi sayısı 50'yi bulmuyordu. Çoğu da alıcı değildi. Özellikle mart ayı ile birlikte ziyaretçi sayısında da satışlarda da hareketlilik başladı. Günde 200-300 ziyaretçi geliyor. Pazar günü de çalışıyoruz. Fiyatlar, durgunluk yüzünden elimizde biriken otomobilleri sattığımız için hala cazip. Ancak, stoklarımız bitince tekrar piyasadan otomobil almaya başlayacağız ve müşterilerimiz şu anki fiyatları bulamayacaklar. İkinci el otomobil almanın tam zamanı. Nisan ayında fiyatlar artabilir.”

Haberin altindaki tabloda da 2001 model Dogan icin fiyatin 11-12 milyar YTL araliginda oldugu belirtiliyor. Birincisi, o kadar param olsa gider borsaya yatiririm, arabayi seneye faizler dustugunde taksitle alirim. Ikincisi bu fiyat 5 yasindaki araba icin cok, almisken temizinden sifir araba alirim. Ucuncusu, ikinci el araba fiyatlari Turkiye'de reel olarak bir daha zor artar, nominal olarak da artislar enflasyonun altinda kalir. Yani ikinci el otomobil almanin zamani degil. Demirel'in herkese bir ev bir araba vaadini Erdogan gerceklestirecek gibime geliyor ama daha en az bir 5 sene ister. O zaman da "villa isteruk, mercedes isteruk" diye sikayet ederiz!!! Read More!

Buyume Orani

Simdi art niyetli bir yazar olsaydim "buyume oranlari artiyor ama istihdama yansimiyor, kime ne faydasi var" seklinde bir yazi yazardim. Neyse ki art niyetli degilim. Buyume artmis diyecegim ama artmamis ki patlamis. GSYH 2005 senesinde %7.4 artmis, bu Hindistan ve Cin temposunda buyumeye devam ettigimizi gosteriyor. GSYH 361 milyar dolar (480 milyar YTL civarinda) rakamiyla kisi basina ilk kez $5000'in da uzerine de cikmis bulunuyoruz.

Insaat sektoru %21.5 buyuyerek lokomotif olmus. Biz de basindan beri hep bunu soyluyoruz, faizlerin dustugu bir ortamda baska birsey beklemek yanlis olur zaten. O yuzden kati maliye politikasini destekliyoruz. Ekonomik buyumeyi desteklemenin yolu devletin kesenin agzini acmasi degil, mevcut paradigmanin aksine kapamasidir. Yine de bizim politikacilarimiz bunu goremiyorlar. Onlari da suclamamak lazim, "babalarindan" boyle gormusler. Turkiye tarihinde ne zaman 16 ceyrek ust uste boyle buyumus, hem de bu kadar yuksek oranlarda? Hic kendilerine sormuyorlar mi bu nasil gerceklesiyor diye? Ama bunlar iclerinden "harcamalari kistik %7.5 buyuyoruz, harcamalari bir arttirsak en az %15 buyuruz" cinsinden deli sacmasi fikirleri geciriyorlardir.

Allahtan IMF'nin sozunu hala dinliyorlar, arada bir yaramazlik yapsalarda. Read More!

Uretkenlik Nedir

Serhan Cevik 2005'in son ceyreginde uretkenlik artisinin yillik %8.5 oraninda arttigini belirtmis. Bu yazimizda da uretkenlik nedir sorusuna egilecegiz. Turkiye'deki istihdamin tatminkar bir sekilde artmamasini bundan daha iyi ne aciklar bilemiyorum. Genel olarak sirketler ayni sayida isciyi calistirarak talebi karsilayabiliyorlar. Bunu nasil beceriyorlar? Turk lirasi son yillarda deger kazandigi icin disaridan ithal edilen sermaye mallari goreceli olarak ucuzladi. Neticede bir makina almak 10 tane isciyi ise almaktan daha karli hale geldi.

Istihdami arttirmamiz icin en saglikli yol vergilerin dusurulmesi olacaktir. Istihdami azaltmanin en guvenilir yolu ise sendikalara kayitli isci sayisini arttirip is guvenligi ile ilgili yasalar gecirmek olacaktir. Hurriyet demogoji yaparak bir haber vermis (haber kelime anlami itibari ile notr bir kelimedir, ama bu "sozde tarafsiz gazetecileri" durdurmaya yetmiyor tabii ki). Haberin basligi "Ozel Sektorde Reel Ucretlerde Azalis Suruyor". Haberin ilk paragrafinda ise basligi "dogrular" sekilde reel ucretlerin kamuda %3, ozel sektorde %1.3 arttigi belirtiliyor. Allahtan korkun ya, bu gazetenin editoru kim? Acilarin cocugu Kucuk Emrah mi? Bu kadari da fazla. Yazinin devamini okudugun zaman reel ucretlerin bir arttigini soyluyor, bir azaldigini. Yaziyi iyice corbaya cevirmisler.

TUIK'in sayfasina gittim de gercegi ogrendim. Ozel sektordeki kisilerin ucretleri reel olarak artis gostermis ama bunun sebebi daha fazla saat calismalari olmus. Saat basina %0.1 daha az para almislar ama adamlarin cebine daha fazla para girmis. Kamu iscileri ise tam kebap; adamlar hem daha fazla para kazanmislar hem de daha az calismislar. Bosuna Tupras'in iscileri eylem yapmiyor. Ozel sektor bunlari daha fazla (verimli diye de okuyabilirsiniz) calistiracak ve saatlik ucretleri yerinde sayacak (saatlik ucretler yerinde sayacak ama toplam ucret artacak). Ben de yatirimci sendikasi acacagim, hisseler deger kaybettigi zaman Anayasa mahkemesine dava acip "kazanilmis haklarimiz gasp ediliyor" diyecegim, o yuzden borsanin dusmesi yasaklansin!!!! Read More!

Sosyal Guvenlik Sistemi

Once bu konuda ne dusundugumu belirteyim: Titan Saadet Zinciri.

Nasil isliyor bu sistem? Gencken calisip para kazanirken sizden para toplaniyor yaslilara veriliyor, yaslandiginizda o zamanin genclerinden toplanan paralar size veriliyor. Bu sistemi tasarlayanlarin akli hic mi calismamis. Bu tur "Ponzi scheme" denilen tasarimlar gunu geldiginde birilerinin elinde patlayacaktir. Ilk orneklerini Avrupa'da gorecegiz. Oradan baslayalim.

Bu sistem sisteme katki yapan genclerin sayisi fazla yaslilarin sayisi az ise iyi isler. Problem zamanla insanlarin giderek daha az cocuk yapmasi ve sisteme giren genc sayisinin azalmasi. Bu problemin ilk gorulmeye baslandigi yer Avrupa. Dunyanin en sosyalist bolgesi olan Avrupa azalan dogurganlik orani ve artan "sosyal" programlari nedeniyle calisanlarini giderek artan oranlarda vergilendirmek durumunda kalmistir. Dogu Avrupa, Ukrayna, ve Turkiye'nin (genc nufus) bu birlige katilmasi bu problemi bir sure icin erteleyecektir. Ama adamlar irkci veya asiri milliyetci olduklari icin toplumlari gocmenleri bir turlu iclerine sindiremiyorlar. Bakalim bu planlari tutacak mi?

Amerika'nin sistemi hala fazla vermekte. Sosyal guvenlik vergisi $90,000'a kadar olan maasinizin %15.2'sine esit, yani vergileri cok fazla degil. Yine de onumuzdeki yillarda 2. Dunya savasindan sonra dogan nesil (baby boomers) emekli olmaya baslayacak ve sistem acik vermeye baslayacak. Ustune ustluk saglik sigortasi sisteminde de kesenin agzini acmaya basladilar ve buradan da bir darbe yiyip Avrupa'nin ilerledigi yuksek vergiler dusuk buyume yolunda emin adimlarla yurumeye baslayacak.

Turkiye. Gozunu sevdigim Turkiyesi bambaska bir ulke. Kanuna uyanlara salak muamelesinin yapildigi ulkemizde dogurganlik oranlari dusuyor, bu 25 sene sonrasi icin problem. Ama su an cok buyuk bir genc populasyonu isgucune katilmak uzere. Aaa, nedense bir turlu bu rakamlara yansimiyor. Niye? Suluman Demirel sagolsun bir cok calisani 40'li yaslarinda emekli yapti (bence plani erken emekli olanlari 50 yasinda gaz odalarina gondermek ve sosyal guvenlik sistemini kurtarmakti ama iktidarda o kadar kalamadi). Artan emeklilerin maaslarini odemek icin sosyal guvenlik vergileri arttirildi. Artan sosyal gucenlik vergilerinden dolayi bizim uyanik isadamlarimiz iscileri "sigortasiz" kayitdisi calistirma denilen uygulamayi icat ettiler. Sistem icerisinde calisan insanlarin emeklilere orani giderek dusmeye ve sistem devasa aciklar vermeye basladi. Bu butce aciklarini arttirip faizlerin daha da yukselmesine neden oldu. Yukselen faizler varlik fiyatlarinin dusmesine ve yatirimlarin azalmasina, dolayisiyla issizligin artmasina neden oldu. Butce aciklari giderek artmaya devam etti ve nihayetinde 2001 yilinda Ecevit'in elinde patladi. Ecevit'in sonunu hazirlayan Sezer'in firlattigi anayasa degil, Demirel'in sapkasinin altindaki kel kafasidir. Burada "kel"i degil kafayi negatif anlamda kullaniyorum.

Cozum nedir? Cozum ordakini alip suraya koymak degildir. Tum kurumlari bir araya toplayacaklarmis, toplasaniz n'olacak toplamasaniz n'olacak. Cozmez bu olayi. Yukaridaki zincir reaksiyonu kirmadan bu is olmaz. Listeleyelim:

1. Emekliligi ozendirmemek lazim. Emekli maaslarinin asgari ucret seviyesine dusurulmesi gerekir ve her calisan icin ayni olmalidir, super emeklilik diye birsey olmamalidir. Isteyen kendisine ozel emeklilik hesabi acabilmelidir.
2. Kayitdisinda calisanin kayit icerisine cekilmesi icin atil durumdaki devlet memurlarina (devlet memurlarinin %60'i) denetimcilik egitimi verildikten sonra hem vergi denetimi hem de kayitlar incelenerek kayitdisinda calisanlarin burunlarinda emdikleri sut getirilmelidir.
3. Emeklilik yasi yukseltilmeli, daha once emekli olanlara islerine tekrar donme hakki taninmalidir (emekli maaslari dusuk oldugu icin calismanin cazibesi artacaktir).
4. Sistem fazla vermeye basladikca fazla miktari kadar sosyal guvenlik vergileri dusurulmelidir. Bu hem iscilik maliyetlerini dusurecek hem de istihdami arttiracak, dolayisiyla vergileri giderek daha da dusurecektir.

Reform diye buna denir. Oyle yapmaciktan birseyler yapmayla reform olmaz. Emekli maaslarini azaltmayi gozunuze kestiremiyorsaniz 4-5 sene zam yapmazsiniz, sonrasinda da enflasyon oranini gecmeyecek sekilde zam yaparsiniz olur biter. Insanlar artik kendi problemlerini kendileri cozmelidir, gencken har vurup harman savuranlar yaslandiklarinda da uc kurus paraya gecinmeye razi olmalidirlar. Bunlarin problemini cozmek devletin isi degildir. Uc bes tane sorumsuzu kurtaracagiz diye verimsizligi, issizligi, tembelligi arttiran sosyalist politikalarin pesinden gitmemeliyiz. Read More!

Piyasa'da Ne Oluyor?

Iki haftadir ne olacak su Merkez Bankasinin hali seklinde geyiklerle yatirimcilari korkutmaya calisiyorlar. Hikaye. Merkez Bankasi onemli bir kurulus, ama kritik kurulus degil. Turkiye'nin son 4 yildaki ekonomik basarisinda Merkez Bankasinin biraz payi var, disaridan gelen sicak paranin payi biraz daha fazla, ama asil buyuk pay IMF ve hukumet partilerinin (Dervis de bu grubun icerisinde). Turkiye'yi cukurdan cikaran uygulanan kati mali disiplindir.

Daha once hukumetin solcu bir hukumet oldugunu, icerisinde populist bir cok parca bulundurdugunu belirtmistim. Emeklilere yapilan zamlar, memura yapilan zamlar, vs. vs. Ben sosyal guvenlik reformundan da cok bir sey cikacagini beklemiyorum, cunku emeklilere dogrudan ciddi bir sekilde zarar verecek bir adimi atacak politik kararliliga sahip olduklarini dusunmuyorum. Zaten o yuzden de yillardir ayaklarini suruyorlar sosyal guvenlik reformu konusunda. Bu konuya bir sonraki yazida deginecegim. Neyse efendim, Turkiye'nin onundeki en buyuk tehlike ayagini yorganina gore uzatmamasidir. Tavukculara, kartzedelere, tekstilcilere "kolayliklar" saglandigi zaman bunun diger tum sektorleri de ayaga kaldirip "biz de isteruk" diyeceklerini belirtmistim, gorunen koy kilavuz istemez. Simdi bu giderek artan isteklere nasil karsi koyacaklar onu merak ediyorum.

Hukumetin mali disiplin konusundaki politikasinin degisip degismedigini tam kestiremiyorum. O yuzden de su an icin yeni para yatirmiyorum borsaya. Eger AKP'nin mali disiplin politikasinda bir degisiklik oldu ise, o zaman en cok zarar gorecek olan populist politikalarin desteklemeye calistigi garibanlar olacaktir. Vatandas nedense dusen enflasyonun ve faizlerin kendilerine olan faydasini tam kavrayamamis durumda. Gecmisin musrif politikalarinin simdiki issizligi dogurdugunun farkinda bile degiller.

Yatirimcilar icin ne soyleyebiliriz? Eger borsada cok paraniz yoksa girebileceginiz ucuz hisseler var: TSKB, DOAS, KONYA. Ama borsada paraniz var ise su noktada ben daha fazla pozisyon acmiyorum.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Gokce'nin Cevabi

Bu yazdığınız saçma bir şey. ben orada yazılan örneği beğendim. Bunu başka fikirlerle karıştırıp yazıma aldım. Aldığım koca bir yazıdan bir paragraftır. Karşınızda bir ekonometrici var. Üstelik de stocastik process konusunda gelir dağılımı ve markov chain tezi ile doktora almış biri. Yıllardır istatistik,ekonometri, ve OR dersi veren bir kişli. O yazıdaki tek orijinal fikir dağılıma Gates'in girmesidir. Bunun dışındakiler benim yirmi yaşından beri bildiğim şeyler. Örnek iyi bir örnekti. Bunun neresi plagiarizm. Arjantin konusunda da nereden bilgi alacağım?her gün Arjantine mi gideceğim? Reuters, yabancı dergiler,aktaran gazeteler gazeteler değil mi ?Her aldığım örnek için gazetede kaynak mı vereceğim ? Bu akademik bir konu değil ki, kimse de orijinal bir katkım demiyor. Siz Arjantin yazısı için nereden bilgi alırsınız? her satır için alındığı yeri mi yazacağız? Lütfen saçmalamayı bırakın! Tanınan kişilere hücum ederek ne kazanacağınızı düşünüyorsunuz ki ? Ben günde 30 kadar yayını tarıyorum. Bunların önemli kısmından alıntılar yapıyorum. Bunda da bir günah görmüyorum. Saçmalamayı lkütfen ,lütfen bırakın ! Deniz gökçe Read More!

Plagiarism

Nedir Turkcesi? Akademik hirsizlik? Deniz Gokce'nin yazdiklarini genellikle begenirim ama adam arada sirada baskalarinin yazdiklarini kendi yazisiymis gibi kosesinde yayinliyor. Turkiye'de bu pek bilinmiyor/uygulanmiyor ama akademik hirsizlik batida bir yazarin yazarlik hayatini bitirir, tum kredibilitesini kaybeder. Bir sey soyledigi zaman insanlar “acaba bu kendi fikrimi yoksa yine bir yerden mi arakladi?” diye sorarlar.
Deniz Gokce bunu ilk kez yapan biri de degil, daha once defalarca gordum, bir keresinde kendisini email ile uyardim. Yine de yapmaya devam ediyor. Ne demek istedigimi simdi aciklayacagim. Financial Times gazetesinde 24 Mart 2006 Cuma gunu BENOIT MANDELBROT ve NASSIM TALEB imzasini tasiyan “A focus on the exceptions that prove the rule” baslikli bir yazi yayinlandi. Bu yazida su paragraf geciyor:
“There are specific measurements where the bell curve approach works very well, such as weight, height, calories consumed, death by heart attacks or performance of a gambler at a casino. An individual that is a few million miles tall is not biologically possible, but an exception of equivalent scale cannot be ruled out with a different sort of variable, as we will see next.
Wild randomness
What is wild randomness? Simply put, it is an environment in which a single observation or a particular number can impact the total in a disproportionate way. The bell curve has "thin tails" in the sense that large events are considered possible but far too rare to be consequential. But many fundamental quantities follow distributions that have "fat tails" - namely, a higher probability of extreme values that can have a significant impact on the total.
One can safely disregard the odds of running into someone several miles tall, or someone who weighs several million kilogrammes, but similar excessive observations can never be ruled out in other areas of life.
Having already considered the weight of 1,000 people assembled for the previous experiment, let us instead consider wealth. Add to the crowd of 1,000 the wealthiest person to be found on the planet - Bill Gates, the founder of Microsoft. Assuming that his net worth is close to Dollars 80bn, how much would he represent of the total wealth? 99.9 per cent? Indeed, all the others would represent no more than the variation of his personal portfolio over the past few seconds. For someone's weight to represent such a share, he would need to weigh 30m kg. “


”Halbuki belirsizlik ilginç bir durumdur. Belirsizlik ortamında insanların geçmişte üretilmiş paradigmalardan faydalandığı biliniyor. Mesela riskin ölçülmesinde Gauss modeli normal dağılım yaklaşımı kullanılır. Tabiattan gelen birçok şey normal dağılıma tabidir. Mesela insanların boyları, kiloları gibi. Ama insan yapısı birçok şey de normal dağılıma tabi değildir. Mesela bin kişilik bir insan grubunun boylarının dağılımı normal dağılım sergileyebilir. Ama bin insanın gelirlerinin dağılımına baktığınız zaman sorunlar ortaya çıkabilir. Diyelim ki bin tane normal vatandaşın gelir dağılımı normal dağılım olabilir. Ancak eğer bu insanlardan bir tanesi Bill Gates ise (ki bu olasılığı çok düşük bir olay), insanların gelir dağılımına baktığın zaman, bir tek Gates diğer 999 tanesinin gelirinden çok çok fazla gelir ile dağılımı normalden çok farklı hale getirir, “şişman etekli” yapar.

İnsan yapısı dağılımlarda dağılım normalden uzaklaşır ve uzak olasılığı düşük olgular önem kazanır. Bu nedenle de normal dağılıma dayalı risk hesapları hep şaşar. Bu nedenle risk hesaplarken normal dağılımı pek kullanmamak gerekli.”

Ingilizce bilenler Gokce'nin yazisinin kaynaginin FT oldugunu kolaylikla cozebilirler. Bu aslinda o kadar da kotu degil. Ben daha once Arjintin ile ilgili yazdigi bir yaziyi okumus, "vay be cok kulturlu bir adam, Guney Amerika'yi da takip ediyor" demistim. Bir gun sonra yazdigi yaziyi Economist dergisinde kelimesi kelimesine gordum. Utanmadan kelimesi kelimesine cevirmisti. Bir daha boyle birseyle karsilasirsam usenmeyip o kurulusu arayip ihbar edecegim, ayip yahu! Read More!

Ev Sahipligi Orani

Turkiye'de insanlar sikayet etmeyi cok seviyorlar, durumlarini oldugundan daha kotu gosterip cikar elde etmeye calisiyorlar. Bunu hemen her alanda gormek mumkun, bir ornek verecegim. Once bir tahminde bulunun: Turkiye'deki 17 milyon hanenin yuzde kaci ev sahibidir? Ipucu olarak dunyada en kolay ev sahibi olunan ulke olan Amerika'daki orani verecegim: %69. Hani kira oder gibi ev sahibi olacaksiniz deniliyor ya, Amerika'da oyle, birkac pahali sehir disinda cogu yerde basinizi sokacak bir ev almaniz cok kolay. Turkiye'deki orani tahmin ettiniz mi?

Milletin sizlanmasina, yuksek kiralardan yakinmasina bakarsaniz%40-50 gibi bir rakam tahmin etmissinizdir. Ekonomist (ekonomi nedir?) blogunda yazan Selcuk arkadasimiz bir kac degisik kaynaktan ev sahipligi orani tahminlerini vermis: Hurriyet %39, SPK Baskani %60, Capital Dergisi %60. Dogru rakami acikliyorum: %72 . Bu tur istatistiklere ihtiyac duydugunuz zaman bakmaniz gereken yer Turkiye Istatistik Kurumunun websitesidir. TUIK kentlerde oturanlarin %64'unun ve kirsal kesimde oturanlarin %86'sinin ev sahibi oldugunu soyluyor (Kaynak: 11. sayfa) Bu rakamlar 2003 yilina ait, genelde ev sahipligi orani zamanla artar, o yuzden su anki ortalama rakam %73 seviyesindedir dersek yanlis olmaz. Read More!

Lobiciden Sok Sozler

Lobici Rifat Hisarciklioglu bir konusma yapmis, ben bu blogu kapatayim siz onu dinleyin. Bu akli basinda konusma ile ilgili haberi tnn.net de bulabilirsiniz:

"Türkiye'nin tarihte ilk kez sıfır bütçe açığına doğru gittiğini kaydeden Hisarcıklıoğlu, bu durumun tam olarak deklare edilmediğini, ama sıfır bütçe açığına doğru gidişin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, "Emir almaktan hoşlanmıyorsak, (Kemikli duruş sergilenmiyor) diye sitem ediyorsak bütçe açığı verdirmemeliyiz" diye konuştu.

...Sanayiciye çıkarılan elektrik faturası içindeki TRT payına da değinen Hisarcıklıoğlu, yüzde 2'lik bu payın sanayiciye yıllık yükünün yaklaşık 200 milyon dolar olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, "TRT'yi finanse etmek benim işim değil" dedi.

İstihdam üzerindeki vergi yükünün yüksek olması nedeniyle artık gazetelere verilen iş ilanlarında "SSK+yemek+servis+yatak" gibi ifadelerin kullanıldığını, yani kanuni mecburiyet olmasına rağmen işçiyi SSK'lı yapmanın "bonus" olduğunu söyledi."


Konusmasinin devaminda kur, ekonomi politikasi ve burokrasi konularina da deginiyor, devamini okumanizi tavsiye ederim.

Bizim burada soylediklerimizi adam bir konusma da ozetlemis, her zamanki cizgisi mi boyleydi yoksa bir seferlik yanlislikla mi boyle bir konusma yapti bilmiyorum. Yalniz bu pozitif notu buraya ekliyor ve gelecekte de daha dikkatli bir sekilde Rifat Hisarciklioglu'nu takip edecegimi belirtmeliyim. Read More!

Konut Kredisi Destegi

Aksam'in haberine gore iktidar ve muhalefet partileri konut kredisi faizlerinin 100 bin YTL'ye kadar olan kredilerde kisinin vergi matrahindan dusebilmesi konusunda uzlasmaya varmislar. Bunun niye gerceklestigini aciklayayim once. Basit. Bankacilik sektoru ekonomiden anlamayan politikacilara gaz vermis, Amerika'da bile boyle yapiyorlar demis, bizim sol egilimli politikacilar da gaza gelip hep beraber evet demisler. Dogrudur, Amerika da zamaninda boyle bir yanlis yapmistir ve konut kredisi sektoru suan 7 trilyon dolar civarinda bir buyukluge sahip oldugu icin sistemi bir turlu reform edemiyor. 2005'in sonlarinda ekonomi danismanlari bir rapor yayinlayarak konut kredilerine verilen bu tesvikin kaldirilmasini onerdiler ama bunun olmasi mumkun degil.

Politikacilarin bir seferlik yaptiklari kiyaklara soyleyecek cok sozum yok, zararlidir ama yine de bir sefere mahsustur. Sosyal guvenlik, saglik hizmetleri gibi uzun vadeli yukumluluklerin altina girdikleri zaman ise ulkeye 1 sene degil 100 sene zarar veriyorlar. Konut kredisine getirilmeye calisilan bu "kolaylik" da giderek artan oranlarda piyasasi buyudukce canimizi cok yakacak. Kaldirmaya calisacagiz kaldiramayacagiz.

Bundan sonra ne olacak soyleyeyim. Birincisi benim bekledigimden cok daha fazla insan ev almak icin hucum edecek, sebebi odeyecekleri net faiz oraninin odedikleri marjinal vergi orani miktarinda dusecek olmasi. Bu, bugun %15'ler civarinda olan konut faizlerinin bir anda net %11-12'e dusecegini gosteriyor. Evi olan kardesine, cocuguna "satip" yeni ev alma yoluna gidecektir. Konut kredileri piyasasi doping almis Turk atletleri gibi altin madalyaya kosacaktir. Gayrimenkul fiyatlari yukselisini surdurecek, cimento sirketleri bayram edecektir. Hazine vergi gelirlerinde cok yuksek dususler olacagini ongorerek baska alanlardaki vergileri arttirarak acigi kapatmaya calisacak, IMF cileden cikacaktir. Bizim butce fazlasi tahminleri de bu arada gume gidecektir. Gozunu sevdigim Unakitan bakalim bunlara "dur" diyebilecek mi?

Turk piyasalari cok ilginc. Bu kadar derinden etkileri olacak bir gelismeye tepki bile vermiyor. Analiz yapmasini bilmiyorlar demek ki. Destegi vardi, direnci kiramadi, Brezilya dustu seklinde yaklasimlarla alim-satim yapiyorlar. Allahtan oylede biz de 10000 kilometre mesafeden, haberleri gazetelerden takip ederek, yine de gec kalmadan alim-satim yapabiliyoruz.

Bu analizden yola cikarak iki turlu strateji uygulayabiliriz: ya muhafazakar davranip cimento sirketlerinin agirligini arttiracagiz, ya da konut kredisi piyasasinda guclu konumda bulunan bankalarin agirligini arttiracagiz. Bu haftasonu uzerinde biraz dusunelim. Read More!

Avrupa'nin Zenginleri

Financial Times Avrupa'da zengin biriyle karsilasmanin olasiliklarini su sekilde siralamis:

Richer than 1 million: 1 in 62.5 (62.5'de bir olasilik)
Richer than 2 million: 1 in 250
Richer than 4 million: 1 in 1,000
Richer than 8 million: 1 in 4,000
Richer than 16 million: 1 in 16,000
Richer than 32 million: 1 in 64,000

Abone oldugum icin makalenin direkt baglantisini veremiyorum. Yani sokakta rastgele konustugunuz birinin milyoner olma olasiligi %1.6. Bu insanlar cok calismaktan mi yoksa Afrika'nin Hindistan'in zenginliklerini calmaktan mi boyle zengin olmustur? Cevap her ikisi birden gibime geliyor. Read More!

CNN Turk Podcast

CNN Turk yayinlarinin podcast'ini websitesine koymaya baslamis. Boylece gecmis programlari istedigimiz zaman hem izleyebilecegiz hem de dinleyebilecegiz. Dinleyebilmeniz icin iPod'inizin olmasina gerek yok tabii ki. Read More!