Doviz Kurlarinin 45 senelik hikayesi

Asagida YTL/$ ve TL/Euro kurunun reel olarak son 45 senede nasil degistigini goreceksiniz.

Reel YTL/$ kuru hesaplamak icin hem Amerika'nin hem Turkiye'nin enflasyon rakamlari kullanilmistir.

Reel TL/Euro kuru hesaplamak icin 1995 sonrasi icin Avrupa'nin, 1995 oncesi icin Almanya'nin enflasyon rakamlari kullanilmistir. 1995 oncesi icin Alman markinin degeri kullanilarak Euro paritesi tahmin edilmistir.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Degerler 2006 Kasim ayinin fiyatlarini gostermektedir. Diger bir degisle, eger 1970 yilinda 1 dolar 1,5 YTL ise (gercekte o zaman bir dolar 0.00001515 YTL idi, yani 15.15 lira idi) bunun anlami bugunku fiyatlarla dolarin 1970 yilinda 1.5 YTL oldugudur.

Dolar Kuru


Euro Kuru
Read More!

Turkiye Nereye Gidiyor?

Yok yok, o kadar uzun boylu degil. Sadece onumuzdeki aylarda ekonomik aktivitelerde nasil bir gelisme bekleniyor ona deginecegim.

Asagidaki sekilde ithalat, ihracat ve sanayi uretim rakamlarinin ucer aylik buyumesini goreceksiniz. Ucer aylik buyume ile kastettigim 2006 yilinin uc ayi ile 2005'in ayni donemi arasindaki fark.

2006 yilina yavas bir hizla giren sanayi uretimi Mart ayindan itibaren yuksek bir buyume hizi gostermeye basladi. Mayis ayindaki calkantiya ragmen buyume hizi yaz aylarina kadar devam etti. Agustos'dan itibaren ise bir yavaslama belirtileri goruluyor.

Ayni seyi, daha carpici bir sekilde tuketim mali ithalatinda gormek mumkun. Ozellikle son bir kac ay icinde hizi tamamen kesilmis durumda. Eger tuketim ithalatini ic piyasadaki tuketimin bir olcusu olarak kullanirsak, diyebiliriz ki su anda uretim buyuk oranda dis piyasaya yonelmis durumda. Tuketici kredilerindeki artis hizinin kesilmesi, tasit satislarinin azalmasi ic tuketimin yavasladigini gosteren diger veriler. Tuketimin yavaslamasinda MB faiz artislarinin buyuk rol oynadigini zannediyorum. Yatirim egilimindeki dusus son aylarda yerini nisbi bir istikrara birakmis gozukuyor.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Ihracatta Nisan ayi ile birlikte gorulen canlanma yilin ortasina dogru epey hizlanmis. Bunda TL'nin deger kaybi kadar Avrupa ekonomilerindeki canlanmanin etkisi var.

Aramal ithalatinin hizindaki yavaslama ileriki aylarda sanayi uretiminin yavaslayacagini dusunduruyor. Bu veriler isigi altinda onumuzdeki aylarda ekonomik aktivitelerin hizi buyuk oranda ihracata bagli kalicakmis gibi gozukuyor.



Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!

Turkiye'nin Ilk 500 Buyuk Sanayi Kurulusu'nun Karlilik Orani

ITO'nun hazirladigi Turkiye'nin ilk 500 ve ikinci 500 sanayi kurulusu bilgileri bir kac ay once yayinlandi, haberiniz vardir.

Ilk 500 firmanin icindeki ozel sirketlerin 1994-2005 arasinda karlilik oranlarini gosteren grafik var asagida.

Grafikte oz sermaye karliligi toplam kar / toplam oz sermaye seklinde hesaplaniyor. Kiyaslama yapilmasi icin hazinenin reel faiz oranlarini da verdim. Boylece reel sektorden para kazanmak ile "paradan para kazanmak" arasindaki farki da gormus olursunuz.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Dikkat edilmesi gereken husus, bu bilgilerin firmalar tarafindan gonullu olarak verildigidir. Kayit disi ekonominin hukum surdugu ulkemizde firmalarin verdikleri rakamlara da ihtiyatla yaklasmak gerekir. Diger bir husus ise, yuksek enflasyon ortami ile dusuk enflasyon ortami arasinda kiyaslama yapma zorlugudur. Mesela ozel sirketlerin 1994 yili sermaye karliligi %54 gibi anlasilmasi guc bir rakam. Sayilar enflasyon muhasebesine tabi olmadi icin boyle acayiplikler ortaya cikiyor.



Finans sektoru ile kiyaslama yapmak isterseniz, BBDK'nin yayinladigi yillik raporlara gore bankalarin yili sermaye karliligi soyle olmus:

2002__%11.2
2003__%15.8
2004__%14.0
2005__%10.6

Malumunuz reel sektorde karliligin cok dustugu soyleniyor ("yuksek faiz dusuk kur" politikasinin bir kurbani daha). Yukaridaki rakamlar bunu dogruluyor mu? Reel sektorun karliligi dusmus mudur? Yuksek faiz finans sektorunun karliligini arttirir iddiasi dogru ise reel sektorun sermaye karliligi ile finans sektorunun sermaye karliligi arasinda neden bir fark gorulmemektedir? Bir bilen varsa soylesin... Read More!

Amerika'nin Tasarruf Orani

Biz genelde Amerika'ni ekonomisini bu sutunlarda tartismiyoruz. Yine de halkimiz arasinda Amerika'nin tasarruf oraninin dusuk olmasiyla alakali bir yanlis anlasilma var, onu duzeltelim istedik. Tugrul'un yaptigi gibi bir ornek verelim. Bir aile dusunun, bu ailenin senelik geliri 100 dolar olsun ve bu aile senede 101 dolarlik harcama yapiyor olsun. Bu ailenin tasarruf orani nedir? Negatif diyorsaniz Turkiye'deki ve Amerika'daki bir cok kisi gibi yaniliyorsunuz. Hesabin icerisine bu ailenin daha once yaptigi yatirimlardan elde ettigi gelirleri katmadik cunku.

Diyelim ki bu ailenin $500 degerinde tasarruflari olmus olsun ve bu tasarruflardan %10'luk bir getiri elde ediyor olsunlar. Simdi bana bu ailenin tasarruf oranini soyleyebilir misiniz?

Amerika'da da olanlar bundan ibaret. Amerika'nin tasarruf orani su sekilde hesaplaniyor:
(Disposable Income - Consumption)/Disposable Income

Disposable income'in icerisinde bir cok kanaldan elde edilen gelirler bulunmuyor. Ayrica consumption'in icerisinde de egitime harcanan paralar ve ARGE harcamalari tuketim olarak kabul ediliyor. Bana sorarsaniz bu harcamalar yatirimdir mesela.

Bear Stearns'in basekonomisti David Malpass WSJ'da konuyu su sekilde acikliyor:

"Not only are we not running out of household savings, it is growing fast both in terms of the annual additions and the cumulative buildup of American-owned savings. Household net worth, one good measure of savings, reached $48.5 trillion in 2004. Time deposits and savings accounts alone total a staggering $4.3 trillion, versus slow-growing credit-card debt of $800 billion. True, the U.S. is the world's biggest debtor, but it is building assets faster than debt. Even if household assets took a hard fall, the remaining net worth would still dwarf other countries'. On a per capita basis, counting mortgages but not houses, net financial assets total $89,800 in the U.S. versus $76,900 in No. 2 saver, Japan. Of course, some households don't have nearly this average, creating risks for them and burdens on others in the event of a downturn. This is an appropriate policy concern, but the macroeconomic issue is aggregate savings, of which the U.S. has an abundance.

According to the Federal Reserve's flow of funds data, the 2004 additions to household financial assets were a net $590 billion. This was 6.8% of personal disposable income, providing a meaningful measure of the cash flow going into new financial savings. This increased the household's financial net worth to $26.1 trillion, way above any other country's savings and plenty to fund profitable domestic investments. If the 2004 appreciation in the value of homes and equities were also counted, the 2004 saving rate was 46% of disposable income. Foreign savings invested in the U.S., the counterpart of the widely criticized current account deficit, is additive to our own large store of savings. Rather than a "dependence" on foreign savings, the U.S. is an effective user of it, profiting by growing faster than the interest cost of foreign saving. The combination of large domestic and foreign savings allows heavy investment in the U.S. decade after decade, part of the explanation for our fast growth and the world's highest employment levels. Meanwhile, foreigners are actually losing ownership share in the U.S. despite the $2.6 trillion net debtor position, since U.S. assets are growing faster than foreign savings in the U.S.

How can the U.S. have so much aggregate savings when the government's "personal savings rate" statistic is low and has been falling? The personal savings rate doesn't really measure saving in the real sense. It subtracts a broad measure of consumption, $8.5 trillion in 2004, from "disposable personal income," a subset of household cash flow, and labels the difference "personal savings." It was recorded at only 1.1% of disposable income in 2004, or $101 billion. It would have been even worse if not for the $25 billion Microsoft dividend in December, which counted as income in 2004. Without it, the personal savings rate would have been only 0.9%, nowhere near enough to finance a fast-growing economy if it were a true measure of saving.

Fortunately, the personal savings rate doesn't have much connection to the actual saving taking place in the economy. Basically, the income side of the equation is understated because it doesn't measure gains or cash flows to the consumer, and the consumption side is overstated because it includes many long-lasting purchases, some of which might better be considered investments.

The Microsoft dividend illustrates one of several divergences between the personal savings rate and actual savings. Corporate profits are counted in personal savings only if a dividend is paid, not by owning an appreciating stock or selling it for a capital gain. In general, the reverse was happening in the 1980s and '90s: Companies chose to provide shareholder value through capital gains rather than dividends, depressing the household savings rate even as actual savings went up fast. Since capital gains and stock buybacks are not included in personal income yet provide cash for investment and consumption, the more gains the economy was producing, the more depressed the personal savings rate.

This applies not only to gains in direct holdings of stocks but also to the inside buildup in pension funds and 401(k) plans. While the original cash paid into these plans is counted in income, the later-and-often-much-bigger cash outflow from these plans is not part of personal disposable income even though it is available for consumption and investment. Because pension funds had big compound gains in the '80s and '90s, they caused an increase in consumption without a corresponding increase in personal income. This artificially depressed personal saving as pensions were paid and spent.

A separate problem with the concept that America is running on empty is the definition of consumption, which understates investment and household savings by making no distinction between purchases for immediate consumption and purchases with lasting value. For example, consumption includes education. Even as it has become an increasingly valuable investment in human capital, buying it has pushed the savings rate lower and lower. The absurd result: Spending less on education would raise the "personal savings rate" even though it would reduce future U.S. growth.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

The broader national saving rate (household and corporate saving less government consumption) suffers from some of the same drawbacks as the 1.1% personal savings rate. Consumption is defined broadly, income narrowly. This depresses the national saving rate even though the U.S. ownership of assets net of debt is high and growing at a fast rate. For example, consumption includes personal education plus corporate and government training and R&D expenses, all of which facilitate innovation and future growth. National income doesn't include capital gains, the increasing value of U.S. real estate, or the (rather large) excess of the appreciation of U.S. assets abroad over foreign assets in the U.S. Recognizing these adjustments, the 2004 national saving rate of 13.7% of GDP and investment of 19.7% would both be even higher and the current-account deficit gap narrower (by at least the mark-to-market adjustment to the net international debtor position).

Many economists and politicians have been holding their breath for years waiting for U.S. consumption and investment growth to expire, even though household savings isn't low and is unlikely to limit the expansion. They explain each quarter's fast growth as the last gasp of a nation running on empty. Rather than worrying so much and so publicly about a shortage of savings or foreign withdrawals, we should be working hard to encourage more innovation and engineering, less regulatory, tax and structural drag, more savings for those who haven't been saving, and fewer tax distortions of market-based savings behavior.

Mr. Malpass is chief economist at Bear, Stearns." Read More!

Morgan Stanley

Morgan Stanley'in yaptigi gunluk yorumlara ne oldu diye merak ediyorduk, sayfanin yerini ve formatini degistirmisler. Biz de linklerimizi guncelledik, haber verelim istedik.

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!

Amerika Secim Sonuclari

Asagidaki yaziyi iki sene once yazmistim. 2008 yilindaki Amerikan secim sonuclariyla ilgili ya anasayfamiza bakabilirsiniz, ya galibi acikladigimiz bu yaziya ya da su yaziya. (Guncelleme: 4 Kasim 2008, Ekonomix)

Amerika'daki secim sonuclarinin analizini yapan bir yazi yazacaktim ama Ekonomist blog bizden once davranmis, guzel de bir yazi yazmis. Buradan ulasabilirsiniz.

Ekonomist kardesimiz secim sonuclarinin Cin uzerine etkilerini incelememis ama. Demokratlar serbest ticaret konusunda Cumhuriyetciler kadar israr eden bir parti degil, isi olanlarin (iscinin demiyorum dikkat edin) yaninda yer alan bir partidir. Amerika'da faaliyet gosteren sanayi sirketlerine yardimda bulunmak amaciyla ticarete kisitlamalar getirmelerini bekleyebiliriz. En azindan hemen olmasa bile orta vadede Cin uzerinde kurlari yukseltmesi icin daha buyuk bir baski olusacagini gorebiliriz.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Amerika'da yasayan ve yuksek kazanca sahip vatandaslarimiz vergilerinde artisi orta vadede goreceklerdir. Demokratlar progressive vergi sistemini (cok kazanandan daha yuksek oranda vergi alinmasi) cok severler ve elde ettikleri vergileri sinirdan ulkeye kacak olarak giren Meksikalilara ve tembel tembel oturmayi seven siyahlara daha cok hitab eden sosyal programlara harcamakta kullanirlar. (Tabii tum siyahlar tembel, tum Meksikalilar kacak degildir.)

Son olarak Demokratlar politik olarak Turkiye'ye daha uzak bir partidir, Ermeni meselesi gibi konularda daha catlak sesler cikmasini bekleyebiliriz. Read More!

Endustriyel Gelisme ve Buyume

Herkes bizim dusundugumuz gibi dusunmuyor. Kimi okuyucularimiz kose yazarlarindan ezberledikleri "faizleri dusurelim, kurlari yukseltelim, Cin gibi olalim" lakirdilarini gundeme getiriyor, kimileri TUIK'in rakamlari yanlistir seklinde komplo teorisi olayina giriyor, digerleri de utopik takiliyor. Turkiye'deki kose yazarlarinin cogunu kendime muattap almiyorum, ya cahiller ya da art niyetliler. Yine de bizim goruslerimize aykiri dusunceler oldugu gercegi de inkar edilemez. Ornek olarak Dani Rodrik'in yeni taslak makalesini asagiya ozetledim. Dani Rodrik bizim kose yazarlarinin aksine dusuncelerini bilimsel olarak da ifade edebiliyor. Sadece devlet destegi olsun, kurlari rekabetci bir seviyeye cekelim demiyor. Yeni sanayi kollari gelistirmek sadece o sanayi kollari icin fayda saglamaz, diger bir cok sanayi kollarina da fayda saglar (pozitif externality yaratir diyor yani). Netice olusacak externality'ler (dissallik) devletin hem kura hem de uretime mudahalesinin ortaya cikaracagi israftan daha buyuk olacagi icin ulke daha hizli buyuyecektir diyor. Makalesinin ufak bir ozetini asagiya aktariyorum:

1. Endustriyel Gelismeyi saglamak icin rekabetci oldugumuz bir kac alana odaklanmak yerine bir cok alanda birden faaliyet gostermemiz gereklidir. En onemlisi hic bilmedigimiz "yeni" alanlarda faaliyet gostermeye baslamamiz gereklidir.

2. En hizli buyuyen ulkeler buyuk imalat sanayisine sahip ulkelerdir.

3. Buyume hizinda artisi saglamanin yolu imalat sanayisini buyutmekten gecer. Ihracatta imalat sanayisinin payini arttiran ulkeler buyume hizlarini da arttirirlar.

4. Ulkelerin uyguladiklari ekonomik politikalar ulkelerin sahip oldugu dogal ve beseri kaynaklar kadar onemlidir.

5. Kompleks urunlerin ihracatini tesvik eden ulkeler daha hizli buyurler.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Ozetle, buyume hizimizi arttirmamizin yolu sanayicilerin ve politikacilarin birlikte olusturacagi bir "sanayi politikasi" olusturarak yeni endustrilerde ihracat yoluna gitmek, ayrica baslangicta zorlanacak bu yeni sektorleri desteklemek icin de paramizin degerini dusurerek ihracatta daha rekabetci bir konuma yukselmeliyiz. Paramizin degerini dusurmek geleneksel ihracat sektorlerimizi de destekleyecektir. (Kaynak: Dani Rodrik'in taslak makalesi)
Read More!

Benim Ne Kadar Borcum Var?

Bir aile dusunun. Anne, baba, cocuk. Anne-babanin bankaya 1000 lira tasit kredisi borcu var. 500 lira da kredi karti borcu. Cocuk annesinden 200 lira borc almis, arkadasina 100 lira borcu var. Babasi ise cocuguna 50 lira harcligini henuz vermemis.

Ay sonu geldiginde evin annesi soruyor, bizim ailenin toplam borcu ne kadardir diye.

1000+500+100 = 1600 mu yoksa 1000+500+200+100+50=1850 mi?

Bir ulke dusunun. Devlet ve ozel sektor. Devletin ozel sektore 168 milyar dolar borcu var. 83 milyar da dis borcu. Ozel sektorun disariya 111 milyar dolar borcu var.

Kamu Iscileri Sendikasi Baskani Resul Akay ve ATO Baskani Sinan Aygun soruyor.

Turkiye'nin ne kadar borcu var?

Simdi ayni soruyu bir de sunu gozonune alarak sorun: Ozel sektor uc kisimdan olusuyor. Bankalar, sirketler ve tuketiciler. Bankalarin sirket ve tuketicilere verdigi toplam borc (kredi) 112 milyar dolar. Tuketicilerin ve sirketlerin bankalara verdikleri borc (mevduat) 180 milyar dolar.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Simdi Turkiye'nin borcu ne kadar? Read More!

Çin Çin!

Eskiden çin çin vardı kırmızı noktalı, hay allah!

Buyurun size çin çin!

"China's official figures are riddled with such inconsistencies. For example, the numbers reported for the growth in both GDP and fixed investment are incompatible. If investment accounts for 45% of GDP and it grows at an annual rate of around 25%, then simple arithmetic shows that investment alone should cause output to rise by 11% a year, even without any increase in consumption and net exports. Yet, according to government figures, consumer spending and net sales abroad have been contributing another six percentage points to annual GDP growth. That could imply that overall economic growth is an incredible 17%, compared with the merely astonishing 10% that it is currently running at. But it is more likely that the reported ratio of investment to GDP is much too high.

There is another big discrepancy between the figures for investment and saving. In theory the gap between the two should equal China's current-account surplus, which was 7% of GDP last year. If the reported investment ratio of 45% of GDP is added to that, the national saving ratio becomes 52% of GDP. Yet most studies estimate a much lower figure. A recent paper by the World Bank suggests that China's total saving rate is 44%. If that is correct, subtracting the current-account surplus (presumably one of China's more accurate numbers since it consists of trade with other countries) from that figure would imply a less hair-raising investment rate of 37% of GDP."

Ben yazmadım The Economist yazıyo. Yazının tamamı için buyurun.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri Read More!

Merkez Bankasi Faizleri Uzerine

Piyasadaki YTL miktari degismedigine gore enflasyon niye artis gosterdi ve MB niye faiz artirmak durumunda kaldi? Artan dolar maliyetlerinden oturu fiyatlarin artmaya calismasini anliyorum; ancak para miktari sabitse bunun talepteki dusus ile (ya da kur avantaji saglayan yerel rekabet ile) engellenmesi gerekmez miydi?

Para Teorisinin buyuklerinden M. Friedman’in dedigi gibi enflasyon eninde sonunda parasal bir olaydir. Dissal soklar sebebiyle ortaya cikan maliyet enflasyonu, eger parasal genisleme olmazsa, bir sure sonra maliyet sokunu yaratan faktorlerin ortadan kalkmasi ile kendi kendine kaybolur.

Turkiye gibi yuksek enflasyon ile yasamaya alismis bir ulke icin ise uzun vade kavrami biraz soyut kalir. Piyasa sartlari, rekabet kurallarina uymuyorsa ve fiyatlari endeksleme aliskanligi varsa (ki Turkiye’de vardir) maliyet enflasyonu bir sure sonra tum mal ve hizmetlere yayilir. Nisbi fiyatlarin degismesini istemeyen ureticiler, kendi maliyetleri artmasa bile, fiyatlarini arttirirlar. Baska ureticiler, rekabet eksikligini firsat bilip, maliyet artisinin uzerinde zam yapip belirsizlikten avantaj saglamaya calisirlar vs.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

MB, enflasyon konusundaki kazanimlarini kaybetmemek icin aktif davrandi. Ureticilerin fiyat yukseltme imkanlarini azaltmak icin ic talebi kisacak onlemler aldi. Gecelik faiz oranlarini toplam 4,25 puan yukselterek, bankalarin kredi yaratma guclerini azaltti.

Nitekim tuketici kredilerindeki artis Haziran’dan beri durmustur. Dayanakli tuketim mallarinin satisi gecen seneye gore azalma gostermektedir (Ornegin otomobil satisi, 1.Ceyrek: 11%, 2. Ceyrek: 5%, 3. Ceyrek: -34%. Kaynak: Otomotiv Distributorleri Dernegi). Ithalat tuketimindeki artis ise durmustur (1.Ceyrek: 38%, 2. Ceyrek: 28%, 3. Ceyrek: 2%. Kaynak: Merkez Bankasi). Milli gelir rakamlari Aralik ayinda aciklandiginda, ozel nihai tuketim rakamlarinda benzer bir durum gorecegiz (1.Ceyrek: 8.6%, 2. Ceyrek: 10.1%, 3. Ceyrek tahmin: 4-5%. Kaynak: Merkez Bankasi). Depo alimlari ile piyasadaki fazla likiditeyi gecelik yerine uzun vadeli olarak cekti (Acik piyasa islemlerinde 1 ay uzun vadedir).

MB, faizleri arttirmasaydi ne olurdu? Muhtemelen gerek banka kredilerine uygulanan faiz gerekse mevduat faizleri yine de bir miktar artardi. Neden?

Birincisi enflasyondaki yukselisten dolayi sadece reel getirinin sabit kalmasi icin bile nominal faizlerin 3 puana yakin yukselmesi gerekirdi. Ikincisi bankarin disaridan aldiklari kredilerdeki faiz artisinin yurticine yansitmalari gerekirdi. MB’nin aldigi tedbirlerle para politikasini (zaten olacagindan) daha fazla sıktı. Boylece bankalari, kredi maliyetini arttirarak, kredi faizlerini yuksek tutmaya zorladi.

MB’nin para politikasinin Hazine borclanma faizlerine etkisi nedir? Bu cevabi dogru bir sekilde vermek icin konu ile ilgili guzel bir ampirik calisma yapmak gerekir. Ben size onumdeki verilerin yorumunu yapacagim sadece.

MB’nin gecelik faizler ile Hazine’nin 1.5 senelik veya 5 seneye varan tahvillerinin faizlerini etkileyemez. Bunu neye dayanarak soyluyorum: Mesela su anki getiri egrisine (yield curve) bakin. Hangi yone egimli? MB’nin faizleri bankalarin kredi ve mevduat faizlerini etkileyebilir. Cunku bunlar kisa donemli degiskenlerdir, en fazla bir veya bir kac ayi kapsar, ve tamamen bankanin kontrolunde olan bir karardir.

Hazine’nin borclanmasinda uygulanacak faiz ise piyasa tarafindan, acik arttirma usulu ile belirlenir. Diger bir deyisle,Hazine piyasanin karsisina elinde silahla cikip bana su faizle su kadar para vereceksin, yoksa vururum seni diyemez. Hazine tahvilleri icin ihale acilir, piyasadaki oyunculardan teklif alinir, herkes hangi faiz ile ne kadar tahvil almak istediklerini Hazine'ye bildirir. Hazine, kendi borclanma programina gore bir borclanma miktari (veya faizi) belirler, ona uygun teklifleri kabul eder. Dondurmeniz gereken ne kadar cok borcunuz varsa, o kadar kotu teklifleri (yani yuksek faizi) kabul etmek zorunda kalirsiniz.

Ekonomideki en eski kurallardan biri arz-talep iliskisidir. Bir yanda borclanma talebi, bir yanda Hazine tahvili almaya niyetli sermaye arzi karsi karsiya gelir. Devletin butce acigi, dolayisiyla borclanma ihtiyaci (talebi) artarsa faizler yukselir. Sermaye arzini etkileyen faktorler ise ulkenin finansal sisteminin gelisme seviyesi, uluslararasi finans kosullari, yurt ici kredi talebi vs. Bu denklemde MB faizi nerede yer almaktadir?

MB, gecelik faizleri indirirse, neden borclanma faizleri iner? Eger bu iki deger arasinda yakin bir iliski varsa (olsaydi) neden MB faizleri (yillik bilesik olarak) %19 seviyesinde iken, borclanma faizleri %23’lere cikmisti ve su anda %21 seviyesindedir de %19 sinirinda degildir? Neden Mayis oncesi MB faizleri %14 seviyesinde iken borclanma faizi daha da asagiya, %13’e inmisti? Ve nihayetinde neden “yuksek-faiz-dusuk-kur” tutkunu hukumetin MB’na ihtiyaci vardir? Neden Hazine kisaca ben yuksek faizle (mesela %23) tahvil satiyorum, isteyen gelin alsin demez de ihale acar? Read More!

Sorular - III

Cari açık konusunu tartışırken 1980’leri vurgulamıştınız. Nedir 1980’leri özel yapan?

Öncelikle, 1980’ler dediğim zaman bu direk tarih olarak 1980 yılını kastediyorum anlamına gelmiyor. Ama genel anlamda, 1980 yılının hem Türkiye’nin politik, ekonomik tarihinde, hem de dünyadaki anlayışta özel bir yeri var. Sözgelimi dünyada örneğin bir Bretton Woods sisteminin sona ermesi ile yaşanan değişim var. Ardarda yaşanan petrol tabanlı şoklar, soğuk savaşın son on yılına girmesi, ABD’de Reagan ile hem ekonomi hem de politika açısından belirgin bir eğilim söz konusu. İran-Irak savaşı, Rusya’nın Afganistan serüveni, Ortadoğu’da yaşanan sıcak günler, sonra Latin Amerika’daki gelişmeler... Ancak ekonomi gözlüğüyle baktığımız zaman genel olarak altını çizeceğim şey ithal ikameci sistemin, özellikle Latin Amerika’da, sonunun geldiği dönemdir. Cari açık temelli krizler, ABD dahil, hep bu dönemin öncesinin sorunlarıdır. İlginçtir, ekonomi akademik literatüründe kriz modellerinin tartışılmaya başlanması da bu dönemde başlar. Konunun ilgilileri hangi makaleyi kastettiğimi şıp diye anlamışlardır. Anlamayanlar da boş versinler zaten, demek ki bu taraklarda bezi yok. Onlar muhasebeciden bozma Türk ekonomistlerini okumaya devam etsinler.

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

1980 yılı Türkiye için 12 Eylül tarihini hatırlatıyor. Ekonomi anlamında nedir 1980 yılının önemi?
Şimdi bakın. Bugün çoğunlukla kürselleşme kavramı kapsamında değerlendirilen, uluslararası ticaretin gelişmesi, serbest ticaretin, sermaye hareketlerinin önem kazanması, bariyer ve kotaların kaldırılması bu döneme rastlar. Tabi ki bu bir anda olan (overnight) bir değişim değildir, bir süreçtir. Bu anlamda, özellikle Bretton Woods sisteminin sona ermesinden sonra uluslararası mali sistemde yaşanan değişim, serbest ticaretin gelişmesiyle sermayenin uluslararası dolaşımının ciddi şekilde analiz edilmesi gerekir. Burada bunun detaylarına girmeyeceğim. Ama Türkiye özeline dönersek, 1980 önemli bir yıldır. 12 Eylül nedeni ile değil. 12 Eylül, Yeniçeri döneminden gelen, Türk toplumunun bütün yüzyılına (20.yy) mal olmuş İttihat ve Terakki anlayışının, geleneğinin bir devamıdır. Bu kısmı tarihçilerin işi. Bizim için asıl önemli tarih, 24 Ocaktır. 24 Ocak kararları önemlidir. Yeni bir dönemi başlattığı için mi? Hayır. 24 Ocak’ta yeni bir dönem başlamamıştır, başlayamamıştır. Genel düşünce 24 Ocak kararları ile yeni bir dönemin başladığıdır. Halbuki 24 Ocak kararları, yeni bir dönemi başlatmaktan çok, fiyasko ile sonuçlanan 1980 öncesi ekonomi politikalarının başarısızlığının, duvara tosladığının, çıkmaz yolun sonuna geldiğinin tescilidir. 24 Ocak= Çıkmaz yolun sonuna geldik. Nokta. Yeni bir dönem başlayamamıştır, başladığı iddia edilse bile bu başlangıç güdük kalmıştır. Bu tabi bir anlamda insan kaynağı sorunu. Yetişmiş eleman, vizyon sorunu. Eski dönemin kalıntıları hala köşe başlarını tutmuş olduğu için, ekonomik anlamda köhne zihniyet, basiretsiz anlayış bugün bile hala ağırlıklı bir şekilde sürmekte, dayatılmaktadır.

Köhne zihniyeti açar mısınız, neyi kastediyorsunuz?
Şunu kastediyorum ve soruyorum: Kendi dinamiklerine inanmayan, vizyonsuz, hayalsiz, hedefsiz bir ekonomi yönetiminin topluma refah getirmesi mümkün müdür? Örnek vereyim daha iyi anlaşılır: Köhne zihniyet, Türk halkına kaportasını eşeklerin kemirdiği arabaları reva gören zihniyettir. Köhne zihniyet, hem ülkeye petrol ithal edemez millet kuyruklarda doluşur, hem de ülkeyi “70 sente muhtaç” eder. Köhne zihniyet, yeni olan her şeye karşı çıkar. Değişen her şeyden korkar. Hiç bir problemi çözmeye yanaşmaz. Altın (bkz. altın yorumları) kural: Bir problem daha da kötüleşmediyse kendini başarılı sayar. Ama onu da becerememiştir. Yine örneğin, bu zihniyetin gözünde tüketim çok kötüdür, “tu kaka”dır. Aynen İttihat ve Terakki geleneğinin mirasçısı olarak kendini hala 1. Dünya Savaşı şartlarında zanneder. Bakınız İttihat ve Terakki anlayışının toplumu sürekli fakirleştirmiştir. İttihat ve Terakki anlayışının tek bildiği zihniyet memuriyet ve bürokrasidir. Çünkü ona alışmıştır. Osmanlıda ticareti birileri, üretimi birileri yapmış, Türkler hep devlet yönetiminde, çeşitli memuriyetlerde, bürokrasidedirler. O birileri ayrılıp da kendi bağımsızlıklarını ilan edince, memur ve bürokrasiden oluşan Türk toplumu da şap diye ortada kalmıştır. Bu zihniyet hiç beceremediği, başaramadığı sanayileşmeyi putlaştırır. Ama onda da çuvallamıştır. Yüzyılın sonuna kadar sanayi diye diye ortaya koyabildiği tek şey bir kaç tekstil atölyesiyle birlikte kamu kaynaklarının israf edildiği, verimsiz çalışan, TEKEL statüsüyle güç kazanmış bir kaç KİT’ten başka bir şey değildir. “Ağır sanayi hamlesi” gibi sloganlaşmış, klişeleşmiş sözler bu zihniyetin bir eseridir. Bugün de hala sanayi sektörü dışındaki sektörlerin büyümesi üvey evlat muamelesi görür. Onlara göre istenen sanayileşme de mutlaka devlet eliyle yapılmalıdır (DPT) ki bürokrasi aradan kendi “küçük” payını alsın. Para kazanmak, kar etmek, özellikle özel sektörün kar etmesi, girişimcilik, zengin olmak ölümcül günahlardır. Açıktan sermaye düşmanlığı yaparlar. Önerdiği model bir çeşit “sefalette birliktelik” felsefesine dayanır. Yeni olan, yenilik kokan, ezberlerini bozan her şeye karşıdırlar. Politik anlamda kör milliyetçi, ekonomik anlamda planlamacı ve sosyalisttirler. Sıkıştıklarında kör milliyetçiliğe sarılırlar. Yabancı düşmanlığı had safhadadır. “Vatan”ı sevdiklerini iddia ederler ama “vatandaş”a kan kustururlar. Para kazanmak, sermaye sahibi olmak, zenginleşmek kötü olduğu gibi para ile ilgili her türlü kavrama (örneğin banka, faiz) lanet edilir. Devletin görevi aç gezmeye mecbur bırakılmış olan vatandaşa ekmek, aş ve iş vermektir. Bir kişi zenginse kesinlikle hırsızdır. Tüketim yapan kişi haindir. Hele hele lüks tüketim yapan kişi vatan hainidir.

Ama fazla tüketim iyi bir şey mi?
Şimdi bakın, bir ekonomide tüketim ve üretim birbirini tamamlar. Tüketenler ve üretenler aslında aynı kişilerdir. Ekonominin kapsamını genişlettikçe aradaki ilişki flulaşır, parazitleşir. Ekonominin aktörleri arasında üretimde payı olmayıp da tüketimden pay alanlarla üretimde çok payı olup tüketimde az payı olanlar arasında bir çekişme başlar. Her iki tarafta yer alanlar çok çok azınlıkta, yani istisna durumundaysa pek problem yoktur, normali de budur. Ancak her iki tarafın da mensupları artınca, aradaki kavga kızışır. Bu kavga ekonomi literatüründe, daha önce de söyledik, enflasyona neden olur. Enflasyonun yüksek olması demek, kavgada üretimde payı az olup tüketimden/gelirden fazla pay alanların galip durumda olması demektir. Daha önce bu konuyu vurguladığımız için tüketime geri dönelim. İnsanların geliri arttıkça tüketimin arması normal bir durumdur. Bunun kötü bir tarafı yoktur. Her durumda gelirin bir kısmı tüketilir, kalan kısmına tasarruf, yani gelecekte yapılacak tüketim, denir. Bu aradaki denge önemlidir. İnsanlar zenginleştikçe denge tasarruf tarafına kayar. En düşük seviyeden ele alalım. Düşük gelir seviyesinde, bu gelirin hemen hemen tamamı tüketime gider. Çoğunlukla da buğday tabanlı besinler tüketilir. Gelir seviyesi arttıkça hem tüketilen ürünlerde çeşitlilik artar, hem de daha değişik tüketim kanallarına örneğin sinema, tiyatro, seyahat gibi gelir düşükken yapılamayan aktivitelere yönelme olur. Ama bir yandan da tüketilmeyen kısım da tasarruf edilir. Tasarruf da ya kişiler arası ya da zamanlar arası tüketim transferidir. Yani, bu tasarruf ya borç verme kanalı ile başkalarının tüketimine gider, ya da gelecekte tüketilmek üzere bekletilir. Burada zaman açısından bir sınır yoktur, tüketim gelecek nesillere de devredilebilir. Bu tüketimi kişiler yaptığı zaman biz buna özel tüketim, şirketler yaptığı zaman buna yatırım diyoruz. Şimdi Türkiye’de insanlar hala yoğunlukla buğday-temelli besinleri tüketirken, gelir arttıkça tüketimin artmasından daha normal bir şey olamaz. Bunda korkulacak bir şey yoktur. Önümüzdeki yıllarda insanların gelirleri arttıkça, özel tüketim artmaya devam edecektir. Ancak belirli bir seviyeye geldikten sonra tasarrufların ciddi bir şekilde artmasını bekleyebiliriz. Ama Türkiye’de buna daha çok var.

Ama tüketim ithalata kayarsa?
Şimdi tüketim ithal ürünlere kayıyor diye ağlamak gerekmez. Neden kaydığına bakılır. Neden kayar? Birinci ihtimal, ithal edilen mal burada üretilmiyordur. Bu durumda ithalattan başka şansınız kalmıyor. İkinci ihtimal, ithal ürünler daha ucuzdur. Aynı malı daha ucuza alınabiliyorsa, taşıma maliyetleri dahil, demek ki içeride aynı malı üretenlerde bir sorun vardır. Ya verimsizdirler, veya bu malın gerçekten de burada üretilmesi ekonomik anlamda mantıklı değildir. İlla her mal her ekonomide üretilecek diye bir şey yok. Veya kar marjları yüksektir, yani Türkçesi ile sizi kazıklamaktadırlar. Üçüncü ihtimal, fiyatlar aynıdır ancak kaliteleri farklıdır. Bu durumda, şahsen ben, kaportasını eşeklerin yediği bir arabadansa, ithal edilmiş arabaya binmeyi tercih ederim. Ben bu şekilde tercih ediyorsam, diğerlerinin de tercih etmesi beni rahatsız etmez. Her iki durumda da yapılacak şey ithalatı kötülemek, yasaklamak değil, içerideki bozukluğu gidermektir. İthalatın önüne kotalar koyarsanız, sadece karaborsayı teşvik edersiniz. Başka bir işe yaramaz.

Ama ithalat cari açığı artırmaz mı?
Tabiki artırır. Şimdi bakın. Biraz tekrar olacak ama cari açık meselesini anlatalım. Cari açık bir ekonominin dışarıya sattığı mal ve hizmetler ile ithal ettiği mal ve hizmetlerin farkıdır. Çok bilmiş Türk iktisatçıları bu durumu görerek hemen teşhisi koyarlar ve cari açık=döviz açığı şeklinde bir tekerleme söylerler. Halt ederler, bir bok bilmediklerini, cehaletlerini ortaya koyarlar. Mesela cari açık döviz açığı ise, nasıl oluyor da cari açığın rekor seviyeye ulaştığı son bir kaç yılda Merkez Bankasının kasası dövizle doluyor. Demek ki neymiş? Cari açık döviz açığı değilmiş.

Peki ne açığı?
Cari açık tasarruf açığıdır.

Yani?
Yani, ekonomideki toplam tasarruflarla toplam yatırımlar arasındaki farktır. Tasarruf meselesini az önce konuştuk. Şirketlerin yaptığı tüketime de yatırım denir dedik. Şimdi soralım, neden yatırım yapılır? Gelecek zamanda daha fazla üretim yapmak için. Daha fazla üretim yapılsın ki gelirler artsın. Bu bir zincir. Gelirleriniz artacak, daha fazla tasarruf edeceksiniz. Daha fazla tasarruf edince daha fazla yatırım yapacaksınız. Bu da üretimi artıracak, gelirler artacak, şeklinde devam eder. Ya da tam tersi. Tasarrufunuz azsa yatırım yok. Yatırım yoksa, üretim artışı yok. Üretim artışı yoksa gelir artışı yok. Hatta gelirlerde azalma var. Çünkü nüfus artıyor. Gelirler azalınca tasarruf daha da azalıyor. Her iki durumda da bu zincirin önüne geçilmek durumunda. İlk durumda, mesela Japonya gibi ülkelerde tasarruf oranı çok yüksektir. Ama içeride yapılacak fazla bir yatırım yoktur. Dolayısıyla bu tasarruf dışarıya kayar. Buna cari fazla diyoruz. Ama tersi bir durumda, tasarruf yok ama yatırıma ihtiyaç çoksa bu durumda cari açık ortaya çıkar. Şimdi cari açık konusunda net olmamız gerek. Bu ülkede, Türkiye’de, gelirlerin düşük olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla tasarruflar da düşük seviyede. Yani yukarıda bahsettiğimiz ikinci örneğe benziyor. Bu durumda, Türkiye’de, yatırım yapılması gerekli midir değil midir?

Evet, tabiki gereklidir.
Bu durumda cari açık konusu kendi kendini açıklıyor. Yani neden cari açık verdiğimiz, cari açığın neden arttığı çok açık değil mi? Siz şimdi hem istihdam artışı isteyeceksiniz. Hem yeni yatırımlar yapılsın diyeceksiniz. Hem de bu ülkenin zaten kıt olan tasarruflarının başka ülkelere kaymasını isteyeceksiniz. Bunu da milliyetçi söylemlerle süsleyerek, vatanseverlik ayağına yapacaksınız. Kusura bakmayın, ben sizin vatanseverliğinizden şüphe duyarım. Bu mu vatanseverlik?

Ama verdiğiniz örneğe uymayan örnekler var. Örneğin Çin, Rusya, vs... Bu ülkeler hem cari fazla veriyorlar hem de yüksek hızda büyüyorlar. Bu sizin tezlerinizi çürütmüyor mu?
Hayır, tam tersi. Rusya petrol ve doğal gaz geliri sayesinde, Çin de ucuz işgücü sayesinde yüksek miktarda tasarruf yapma olanağına sahipler. Bu ülkelerde yatırım yapma ihtiyacı yok mu? Var. Üstelik yüksek oranda yatırıma ihtiyaçları var. Peki nasıl cari fazla veriyorlar. Cari fazla vermeleri demek, tasarruflarını yurtdışına aktarıyorlar demek. Bunun nedeni ekonomilerinin sağlıklı olması değil, tam tersine kokuşmuş ve çürümüş durumda olması. Tasarruf sahipleri kendi ülkelerine güvenmiyorlar ve tasarruflarını daha güvenli limanlara kaçırıyorlar. Benzer durum 2001 krizi öncesinde ve sırasında Türkiye’de de olmuştu. Bir çok işadamı yurtdışına, İsviçre bankalarına önemli miktarda sermaye transfer ettiler. Neden? Korktular. Aynı durum Çin ve Rusya’da da geçerli. Hem Çin’in, hem Rusya’nın pek demokratik, ve yolsuzluklardan arınmış, insanların geleceğe güvenle baktığı ülkeler olduğunu söyleyemeyiz. Ama daha demokratik bir ortamın bulunduğu Hindistan’da, ki önemli farklılıkları olmakla birlikte ucuz işgücü ve kalabalık nüfus durumu Çin’e benzer, cari fazla değil cari açık görürsünüz. Dolayısıyla, Çin ve Rusya’nın cari açık vermesi güçlü ekonomi olduklarını değil, tam tersine zayıflıktan ve kötü yönetildiklerini gösterir. Ama siz rakamlara kıçından bakarsanız, cari fazla vermenin bir sonuç değil, ekonomik büyüme ve kalkınma sağladığını iddia eder saçmalarsınız.

Bunun sonu yok mu? Hep cari açık mı vereceğiz?
Hedef cari açık vermemekse bunun bir sürü yolu var. Örneğin, yatırımlar üzerine yüksek oranda vergi koyarsınız, cari açık sorunu diye bir şey kalmaz. Ama bunu istemiyoruz değil mi? Hem yatırım olsun istiyoruz. Hem de cari açık vermeden yapalım istiyoruz. Hedef, sağlıklı bir çözümse bunun yolu bellidir. Verimlilik artışı. Verimlilik artışı demek üretim ve gelir artışı demektir. Bu da zenginleşmek ve tasarrufların artması demek. Bu zinciri tekrar tekrar uyguladığımızda, içerideki tasarrufların içerideki yatırımları karşıladığı noktaya geliriz. Bu da cari açık sorununun, sorunsa eğer, çözülmesi demek. Uzun vadeli bir çözüm. Ve Türkiye bu dönüşümü ne kadar hızlandırırsa zenginleşme de o kadar hızlı olacaktır. Anlık çözümler maalesef ki uzun vadede uygulanabilir değildir. Bir yerde patlar.

Ama cari açık bu süreçte bir krize daha yol açarsa? Garantimiz nedir?
Efsane haline gelmiş bir konuyu sordunuz. Yaygın kanaatin aksine ekonomi literatüründe tek başına cari açık ve ekonomik krizler arasında doğrudan bir bağlantı net olarak ortaya konamamıştır. Tek başına cari açık krize yol açmaz. Ancak kötü yönetimin, sürdürülemez politikaların krizlere neden olduğu açık seçik ortaya konmuştur. Kötü yönetimin en belirgin göstergesi bütçe açığıdır. Bütçe açığı ve cari açığa literatürde “ikiz açıklar” (“twin deficits”) denmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz tasarrufları, özel kesim ve kamu kesimi olarak ikiye ayıralım. Bütçe açığı demek kamu kesiminde açık var demektir. Eğer zaten yetersiz olan özel tasarrufları kamu açığını dengelemek için kullanırsanız, yatırım falan yapılamaz. Buna “crowding out” diyoruz. Kamu açıklarını kapatmak için özel tasarruf da yetmiyorsa, cari açık verirsiniz, ki ikiz açık budur, dış kaynakla ülke yönetiyorsunuz demektir. Bunu da kimse ilelebet finanse etmez. Bir yerde tıkanırsınız, sistem patlar, elinizde kalır. Krize neden olan cari açık değil bütçe açığıdır. Yani sürdürülemez politikalardır. Kamu tasarrufunu artırırsanız, yani bütçe açığını kapatırsanız, özel tasarruflar yatırımlara gider. Yani bizim yapmamız gereken evimizin önünü süpürmek, temiz tutmak, yani kamu açıklarını sıfırlamaktır. 2001’den beri yapılmaya çalışılan da budur.

Peki döviz kurları ve faizler bu söylediklerinizde nereye oturuyor?
Bakınız, yukarıda anlattıklarımın döviz kurları ile yakından uzaktan ilişkisi yok. Söz gelimi, farz edin ki bütün dünyada tek bir para birimi kullanılıyor. Bu durumda yukarıda anlattıklarım hala geçerlidir. Cari açığı döviz kurlarına bağlamak cehaletten başka bir şey değildir. Yani, Türkiye para birimini Euro’ya çevirirse cari fazla mı verecek? Güldürmeyin adamı... Faizler ise, kamu borçlanma faizlerini kastediyorum, tamamen kamu kesiminin açıkları ile ilgili bir durumdur. Bütçe açığı artarsa faizler artar, azalırsa faizler de düşer. Durum bundan ibarettir.

Döviz kurlarının ya da politikalarının hiç mi etkisi yok?
Bakınız, döviz kurlarında iki seçeneğiniz var. Sabitlemek ya da serbest bırakmak. Her ikisinin de çeşitli versiyonları var. Döviz kurunu sabitlerseniz, para politikasından vazgeçiyorsunuz demektir. Döviz kuru sabitledikten sonra finansal piyasalardan gelen olası ataklara nasıl karşı koyacağınız sorusu ortaya çıkar. Ve sabitlenmiş bir döviz kurunu sürdürmek, dünyanın herhangi bir merkez bankası için (Fed bile olsa) imkansız gibi bir şeydir. Ha derseniz ki ben zaten sermaye hareketlerini de kısıtlayacağım, o zaman kolay gelsin derim. Artı, bu yazıyı da boşuna okudunuz derim.

Peki bugün liranın değerli olması hiç mi etkilemiyor cari açığı ve ekonomiyi?
Birincisi, bugün liranın değerli olduğu iddiası bir efsaneden başka bir şey değildir. Neye göre değerli olduğunu sormak gerekir. Örneğin Nisan ayına göre bugün lira değersizdir. Ama 2001 yılına göre değerlidir. Merkez Bankasının yayınladığı reel kur endeksi 1995 yılını 100 alır ve 1995 yılına göre bir kıyaslama yapar. Ama 1995 yılında liranın “gerçek” değerinde olduğunu nereden çıkarıyoruz ki?

Peki nedir gerçek değeri?
Bakınız, bugün uygulanan kur rejimi dalgalı kur rejimi. Ve Merkez Bankasının hiç bir kur hedefi olmadığını söylemekten ağızlarında tüy bitti. Liranın gerçek değeri piyasada neyse odur. Burada kafalar hep o 1980 öncesi köhne zihniyet yüzünden bulanıyor. Çünkü o dönemden önce kabul gören görüş, dış ticaretin dengede olduğu konumda bir para biriminin gerçek değerinde olduğu tezi idi. Ama bu görüş artık tarih olmuştur. Kurlar konusunda tek bir şey söyleyebiliriz. Sağlıklı bir büyüme trendinde olan ekonomilerin, daha yavaş büyüyen ekonomilere karşı para birimleri zamanla değer kazanır. Sabit kur da uygulasanız, dalgalı kur da uygulasanız bunun önüne geçemezsiniz. Türkiye’de oluşan yanılgı yine 1980’i anlamamaktan kaynaklanmaktadır. 24 Ocak kararları alınırken liranın değeri gereğinden fazla düşürülmüş, bunun ihracatı teşvik edici bir politika olması planlanmıştı. Doğrudur yanlıştır ayrı konu, onu tartışmayacağım. Ama 1980 sonrası dönemde, “enflasyon kadar devalüasyon” mantığı içerisinde bir kısır döngü yaratıldı. Liranın değeri sürekli olarak düşük tutuldu, ve bu uyuşturucu halini aldı. Bunun başımıza ne tür başka felaketler getirdiğini detaylandırmıyorum. Gerek yok. Ama liranın aşırı değerli olduğunu ezberlemiş olanların reel kur grafiklerinde 1980’i 100 aldıklarında ne diyeceklerini merak ediyorum. Ah o İttihat ve Terakki kafası ah!

Ama liranın değerini düşük de tutsak, sonunda sanayileşmeyi sağlayacaksa bu iyi bir şey değil mi?
Sanayileşmenin iyi bir şey olduğunu nereden çıkardınız ki? Bir kaç yüzyıl geride olsaydık, sanayileşmenin arzu edilebilir bir hedef olduğu tezini kabul edebilirdim. Maalesef önce Osmanlı, sonra Türkiye Cumhuriyeti, bu treni kaçırmıştır. Bugün bütün dünya bilgi toplumuna geçmişken, sanayileşme bir amaç olamaz. Ancak bir geçiş süreci olabilir. Türkiye’nin bu süreçte fazla oyalanmadan bilgi toplumuna geçmesi gerekmektedir. Atlayarak da geçebilir. Hiç bir sorun yok. Sık verilen bir örneği tekrar edeyim. Kumu kum olarak satarsanız, kilosunu 5 sentten satarsınız. Kumu cam yapıp satarsanız, kilosunu 1 dolardan satarsınız. Kumu alıp bilgisayar çipi yaparsanız, kilosunu iki bin dolardan satarsınız. Hepsinin ana maddesi aynıdır. Burada sanayileşme olayın ikinci evresi, yani cam yapmak. Ama son evre, bilgisayar evresi, bilgi teknolojilerinin ve bilgi toplumunun önemini belirtmesi açısından son derece açık bir örnek. Bunun kurla faizle ne alakası var? Tam aksine bunun eğitimle, yatırımla, verimlilikle alakası var. Ki bizim vurguladığımız da budur. Read More!

Yoksullar ve Yoksulluk

Sosyal devlet dusuncesini topluma kabul ettirmenin en etkili yollarindan bir tanesi mevcut sistemdeki servet dagiliminin adil olmadigi tezini ortaya surmektir. Zenginler hak ettikleri icin degil, sansli olduklari icin veya yasadisi faaliyetlerde bulunduklari icin zengindir bu goruse gore. Ozellikle akademisyenler bu gorusu cok savunurlar, nedeni ise gayet basittir. Akademisyen olmak icin uzun yillar herkesten cok calismaniz ve en yuksek notlari almaniz gereklidir. Bu kadar calisip cabaladiktan sonra ortalama bir akademisyen ayda $4000 civarinda vergi sonrasi kazanca sahip olur. Bu bahsettigim rakam Amerika icin gecerlidir, Turkiye'de tahminime gore ucretler daha dusuktur. $4000 kotu bir para degildir, rahat yasarsiniz ama zengin degilsinizdir. Ozellikle belli bir yastan sonra sizden daha genc insanlarin luks otomobillere binmesi, yatlarda gezmesi size batmaya baslar.

Bu durumda cikarabileceginiz en muhtemel sonuc mevcut sistemin akilli ve caliskanlari odullendirmekten ziyade "sansli" kisileri odullendiren bir sistem oldugudur. O yuzden de vergiler oransal olarak cok kazananlardan daha cok, az kazananlardan daha az alinmalidir. Ayrica yoksul ve kendi kendine bakamayacak durumda olan "sanssiz" kisiler de daha cok zenginlerden alinan vergilerle desteklenmelidir diye dusunursuz. Ortaya emeklilik sistemi, saglik sistemi, egitim sistemi gibi uzun vadede ulke ekonomisini sakat edecek dusunceleri one surersiniz.

Basarida sansin rolu gercekten vardir, bunu inkar edecek degiliz. Ama kaderci de degiliz. Sans cogu zaman riske girenlerin sansini deneyenlerin yanindadir. Siz hic piyangonun bilet almayan birisine ciktigini gordunuz mu? Ya da piyangoyu kazananlarin kac tanesi bunu ilk kez bilet aldiklarinda kazaniyor? Bakiniz, bir piyango cekilisi oldugu zaman kesin olan bir sey vardir, o da piyangoyu elbet birinin kazanacagidir. Simdi siz tutup da bu kisiyi "sansindan" oturu yuksek vergilerle cezalandirirsaniz bir dahaki piyango cekilisine daha az insan katilir.

Piyango derken gercekten piyangoyu kastetmedigimizi cogunuz anlamissinizdir saniyorum. Teknolojik buluslar cogu zaman deneme yanilma yoluyla yapilir. Sirketler, arastirmacilar kimi zaman yillarini harcarlar ve neticede bunlarin kucuk bir kismi basarili olurlar. Siz sisteminizi bu kisileri cezalandiracak sekilde kurarsaniz kafasi calisan adam riske girmez, devlet dairesinde rahat bir ise kapagi atmaya bakar, is guvencesi kazandiktan sonrada yan gelip yatar. Bu arada da elalem ayda cirit atar, biz de mehtaba bakar huzunleniriz.

Ben cogu zaman yoksullarin desteklenmesine karsiyim. Yanlis anlamayin kimsenin yoksul olmasini istemem, onerdigim cozumlerde insanlari yoksulluktan cikarip zenginlestirecek cozumlerdir. Yine de egri oturalim dogru konusalim. Yoksulluk nadiren havadan gelen bir durumdur, bugunun yoksullugu dun verilmis yanlis kararlarin neticesidir. Mesela yoksullar zenginlerden daha fazla cocuk yapiyorlar ulkemizde. Zaten ellerinde bir cocuga bakacak kaynak dogru durust yok, 4-5 tane yapinca tum cocuklarin bahtini bagliyorlar. Cocuklarin annesi bunlara bakabilmek icin mecburen ev kadini oluyor. Zengin adam veya hali vakti yerinde birisi ise bir, bilemediniz iki tane cocuk yapiyor. Kari koca birlikte calisiyorlar. Bu cocuklara en iyi egitimi saglamaya calisiyor.

Simdi siz tepeden inme bir sekilde olaya bakip, "vay goruyor musun zengin cocuklari okuyup en iyi isleri kapacaklar, yoksul cocuklari da imkan olmadigi icin yoksulluktan bir turlu kurtulamayacaklar" diye uzulup "zenginden alip yoksula verelim, yoksulun cocuklari da okusun" derseniz en buyuk adaletsizligi yapmis olursunuz. Isin nedeni egitimsizlik diyorsaniz size bir proje onerim olacak: Insanlar evlenmeden once evlilik, aile gecindirme, gelecege donuk yatirim yapma, sigorta, cocuk terbiyesi gibi konularda ucretsiz 3 aylik bir kurs verilmesini oneriyorum. Bu kursu gecemeyenlere evlilik izni verilmemelidir. Ayrica birinci cocuktan sonra her yeni cocuk yapmak isteyen ailelere bu kurs zorunlu hale getirilmelidir.

Zenginden alip yoksula verme politikalarina artik bir son vermemiz gerekiyor. Kahrolsun Robin Hood!! Read More!

Is Fikri, is olarak ne yapalim?

Bos bos konusmayalim dedik, insanlara girisimci olmalarini salik veriyoruz ama bu sozlerimiz biraz havada kaliyor gibi. O yuzden iki tane is fikrini burada okurlarimizla paylasalim dedik. Sizin de paylasamak istediginiz fikirleriniz olursa yorumlar kisminda belirtebilirsiniz. Belki de bir ortak bulursunuz burada fikrinize.

Ilk fikrimize gecelim. Bunlar dusuk sermayeyle baslanabilecek isler. Birinci fikrimiz biyodizel sistem pazarlamasi. Ciftcilerin evlerinde kucuk olcekte biyodizel uretmelerini saglayacak bu tur sistemler $2000-$3000'dan musteri bulabiliyor. Genellikle evde biyodizel uretmek maliyetlidir, ancak ulkemizdeki yuksek akaryakit vergilerinden oturu evde ureteceginiz biyodizel benzinciden alacaginiz biyodizelden daha ucuza gelecektir. Bu yuzden bu urune olumlu yaklasacak bir cok musteri bulabilirsiniz. Baslangicta kucuk bir sermaye ile 2-3 tane sistem alabilir ve daha sonra elde ettiginiz karlari da ekleyerek isletmenizi buyutebilirsiniz. Devletin evde uretilen biyodizel'e etkin bir sekilde vergi koyma gibi bir durumu en azindan kisa vadede olamaz. Ciftciler de urettikleri biyodizeli kendileri kullanacagi icin (satmalari halinde yasalari cignemis olacaklardir) maliyetlerinde dusus gozlemleyeceklerdir.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Ikinci fikrimizin babasi Salih Neftci, kendisi gelecegin en onemli dillerinden bir tanesinin Cince olacagini tahmin etmisti. Fikrimiz su: hocalarinin tamami Cinli (mandarin konusan) olacak bir anaokulu kurulmasi. Bu anaokulunda 1-6 yas arasindaki cocuklara Cinceyi aylik 500 YTL gibi bir ucrete 3 yilda ogretebilirsiniz. Cinli hocalari asgari ucretten istihdam edip el altindan ek odeme yaparak iscilik maliyetlerinizi dusurebilirsiniz. Zaten bu adamlara Cin'de kazanabileceklerinin 3 kati bir para oderseniz calistiracak tonla adam bulabilirsiniz. Aylik yaklasik 1000 YTL gibi bir rakam bu. Bir hoca 8 ogrenciye bakarsa karinizi siz hesaplayin!! Bu fikrin ilk halinde Cince yerine Ingilizce ogretmeyi hedefliyorduk ama maliyetler ve fiyat daha yukari bir seviyede seyrediyordu. Ayni fikri Rusca, Ispanyolca, vs. gibi diger dillere de uygulayabilirsiniz.

Bakalim sizlerden ne tur fikirler gelecek?

Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Iktisat nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
Borsa Yorumları
Altın Yorumları Read More!

Is Bulma Problemi Nasil Cozulur?

Universite Harclari uzerine yazdigimiz yaziya yapilan yorumlarda bir okuyucumuz su sekilde bir serzeniste bulunuyor:

"Verimlilik düşük derken de marjinal verimliliği fazla olanın fazla kazanacagı varsayımı ile düşünüyorsunuz. Bir üni ögrencisi nasıl verimli olabilir? Derslerinde başarılı olarak ve kendini gelişterek. Benim verimlilik ölçütüm olarak GPA'mı alırsanız 4 üzerinden 3,59 ve bölüm ikincisi mezun oldum.Üretime katkımız yokmus, üniversiteler bizi istihdam etmiyor ki verimli olalım, bi sürü makale yazalım, citation endeks e girelim. Bölüm başkanının oglunun asistan alındığı bi ülkede yaşıyoruz, ne verimliliği. Belki bu varsayımlarınız ABD' de geçiyordur ama hiç Türkiyede yaşamamış gibisiniz."

Dunyanin kurali esitlik degil esitsizliktir, bakin etrafiniza esit olan pek bir sey goremezsiniz. Ikiz cocuklar bile ayni performansi, ayni sonuclari uretemiyor. Hayatin isleyisindeki en onemli faktorlerden bir tanesi "information asymmetry" dedigimiz herkesin mevcut durum hakkinda ayni bilgiye sahip olmamasi durumudur. Bir isveren ise birisini alirken o kisi hakkinda belki de en az bilgiye sahip kisilerden bir tanesidir. Bu dezavantaji ortadan kaldirmak icin mulakat yapilir, sorular sorulur, o kisinin gecmisi arastirilir, notlarina bakilir, vs. Amac bu kisinin verimliligini ise almadan isabetli bir sekilde olcmek ve dogru karari vermektir.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Simdi olaya bu acidan baktiginiz zaman daha onceden tanidiginiz bir kisi, ya da sizin tanidiginiz bir kisinin taniyip onerdigi bir kisi hic tanimadiginiz bir kisiye gore daha avantajlidir. Bu size "adam kayirma" gibi gelebilir ama bu olay Turkiye'de de boyledir, Amerika'da da. Hatta Amerika'da ise girenlerin dortte ucu bir tanidiklari vasitasiyla ise giriyorlar seklinde bir istatistikte vereyim size. Serbest piyasa kosullarinda isveren her zaman en verimli olacak elemani ise almak ister. Haa, devlet dairesidir (bahsettiginiz durum bana bunu cagristiriyor), verimlilik adamin umurunda degildir, o baska. Biz bosuna serbest piyasa ekonomisini, devletin kucultulmesini savunmuyoruz!!!

Yazinizdan anladigim kadariyla siz verimlilik olcutu olarak GPA'yi almissiniz. Yanlis anlamayin, benim GPA'in sizinkinden de yuksek idi ama bence verimlilik olcutu olarak GPA'i kullanmak tek basina yeterli bir davranis degildir. Ben kendi tecrubelerime dayanarak sunu soyleyebilirim ki dusunduklerini cekinmeden ifade yetenegi, insan iliskilerindeki basari, ozguven, yaraticilik bence bir kisinin not ortalamasindan cok daha onemli faktorlerdir (ise nukleer fizikci birisini almadiginizi varsayiyorum :-)). Maalesef bu yetenekler okulda ogrenilebilecek seyler degil.

Uzerinde duracagim ikinci konu ise birincisiden cok daha onemli bir konu. Ulkemizdeki insanlar nedense hep baskalari tarafindan istihdam edilme beklentisi icerisindedir. Birisi is buldugu zaman hemen ik sey sorariz: kadrolu mu ve sigortali mi? Devletin uzun yillar en buyuk isveren olmasindan kaynaklanan bir sey olabilir bu belki de. Insanlar okurken hic "acaba ben kendi basima ne yapabilirim?" diye sormuyorlar. Girisimcilik ruhumuzda mi yok nedir? Her zaman bahanemiz hazirdir ama: devletin burokrasisi cok, sermayemiz yok, vs. vs. Hic bir zaman kendimizi sorgulamiyoruz ama.

Yapmamiz gereken (devletin yapmasi gereken demiyorum dikkat edin) ulkede girisimcilerin onunu acmaktir, piyasalari serbestlestirmektir, vergileri azaltip, devletin faaliyetlerini kismaktir. Bunu yaptigimiz zaman butce aciklari da azalir, faizler de duser, issizlik de azalir. Secimler geliyor, yine mal gibi gidip populistlere oy verip ondan sonra da ulke niye bir turlu kalkinmiyor diye dovunup duracagiz. En sonunda kabahati de "dis guclerin" uzerine yikacagiz. Soooo convenient!! Read More!

Paramizi ne yapalim? Parayı Ne Yapmalı?

Bir okurumuz bize gonderdigi e-mailde su yorumda bulunmus:

"Direk konuya giriyorum. Vatan gazetesi yazari Onur Kumbaracibasi'nin su yazisini okudunuz mu:
Vaktiniz yoksa sadece son paragrafi okuyun. Turkiye'de doviz yatirimcisinin uzun donemde hic zarar ettigini gormemis sayin Kumbaracibasi. Kendisinin uzun donem anlayisi ne bilmiyorum ama benim 5 senedir tuttugum dovizler, alternatif yatirimlarla kiyaslandiginda degerinin 3'te 2'sini kaybetti. (Belki daha bile fazla) Herhalde yeterince uzun bir donem beklersek ben degilsem de cocuklarim bu zarari telafi edecekler."

Oncelikle sunu belirteyim, eski politikacilara guvenim sifir, fikirleri ve gorusleri benim icin bir anlam ifade etmiyor. O yuzden de onlarin yazilarini pek okumuyorum. Onur Kumbaracibasi da eski bayindirlik bakanlarimizdan, yani ulkemizin 2001 yilindaki refah seviyesine ulasmasinda katkisi olan kisilerden. Yine de okuyucumuzu kirmayip Onur Kumbaracibasi'nin yazisini yorumlamaya karar verdik.

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Yazinin ozeti su: borsa kucuk yatirimciya mezar olur, altin da pek iyi degil, en iyisi gayrimenkul, hazine bonolari ve dovizdir demis.

Pozitif baslayalim, gayrimenkul ve hazine bonolari gercekten de kucuk yatirimci icin iyi yatirim araclaridir. Son 15 yilin en yuksek getiriye sahip yatirim araci hazine bonolaridir. Ayni seyi altin, doviz ve borsa icin soyleyemeyiz. Maalesef yatirim gecmise donuk yapilan bir faaliyet degildir. Yani gecmise bakarak gelecegi kestirmeye calismak cok dogru bir yaklasim degildir. Ben bu yazida paranizi nereye koymaniz gerektigi hakkinda bir yorum yapmayacagim. Kumbaracibasi'nin doviz uzun vadede yatirimcisina hic bir zaman kaybettirmemistir ifadesine yorum yapacagim.

Doviz yatirimcisina kriz donemlerinde kazandiran bir yatirim aracidir. Kriz olmadigi zamanlarda ellerinde doviz tutanlar zarar ederler. Sagolsun, varolsun, Onur Kumbaracibasi'nin aktif politikacilik yaptigi donemlerde ulkemiz 3 adet buyuk kriz gordu. Ulkemiz halkina mustehakti bu krizler, sandikta ne ektiyse onu bicmisti. Populist politikalara destek vermenin neticesiydi bu krizler. O yuzden 1994-2001 yillari arasinda doviz yatirimcisina iyi kazandirmistir, ozellikle her krizden sonra faizler "normallesene" kadar dovizden hazine bonosuna gecen yatirimcilarimiz icin. Daha onceki donemlerde ise kapali, devletci bir ekonomi politikasi guttugumuz icin doviz yatirimcisina iyi kazandiriyordu (doviz tutmak yasadisiydi ya neyse!!).

Simdi 2001 sonrasindaki doneme bakarsak dovizin yatirimcisina cok kaybettirdigini goruruz. Kriz sonrasinda 1.7 YTL olan dolar kuru 5 yil sonra 1.5 YTL'ye dusmustur. Yani nominal olarak doviz deger kaybetmistir, reel kaybi ne siz sorun ne de ben soyleyeyim. 2001 sonrasi donemde kriz cikti cikacak, cari acik patlayacak, her sey kotuye gidiyor soylemlerinden etkilenip parasini dovizde tutan vatandasimizin cani cok yanmistir. Isin gercegi sudur ki krizin ne zaman cikacagini onceden tahmin etmek kolay degildir. O yuzden bir cok yorumcu her gun kriz tahmini yapiyor ulkemizde. Elbet bir gun hakli cikacaklar ve o gun geldigi zaman "biz size demistik" diyecekler. Maalesef onlarin akliyla hareket edenler son 4 yilda cok zarar ettiler.

Subat ayinda yazdigimiz bir yazida Turk yatirimcisinin elinde hala $70 milyar civarinda doviz oldugunu goruyoruz. Toplam portfoyumuzun dortte biri doviz varliklarindaymis. Bu nedenle doviz artislarina karsi ortalama yatirimcinin kendisini sigortaladigini soyleyebiliriz. Bana kalirsa fazla bile sigortalamisiz ama neyse.

Diyecegim su ki doviz konusunda %60 dogru tahminde bulunacak (yani yaptigi her 10 tahminden 4 tanesi yanlis olacak) adam daha anasinin karnindan dogmamistir. Ekonomi teorisinin bize soylediklerine bakarsak hizli buyuyen ulkelerin paralarinin uzun vadede diger ulke paralarina karsi deger kazanmasi gerektigini biliyoruz. Buna gore Turk lirasinin uzun vadede dolara, euroya ve japon yenine karsi "reel olarak" deger kazanmasini bekleriz. O yuzden Onur Kumbaracibasi'nin buyurdugu "doviz uzun vadede kaybettirmez" lafi sacmadir. Tabii ihtimaller dahilinde Onur Kumbaracibasi benim bilmedigim bir seyi biliyor olabilir. Belki tekrardan iktidara gelip ulkeyi bir 10 yil daha geriye goturmeyi planliyorsa o zaman yaptigi "doviz uzun vadede kaybettirmez" tahmini kesinlikle dogru cikacaktir. Read More!

Universite Harclari

Vatan Gazetesinde yine gerizekali bir haber okudum (universite harclari uzerine olacak bu yazimiz). Halkin alim gucunun artip artmadigi sorusuna cevap bulmak icin 2003 yilindan itibaren gerceklesen fiyat artislarina bakmislar ve neticede ortalama kumulatif fiyat artisinin %50.6 oldugunu bulmuslar. Ancak istatistik tarihine gececek baska bir gercegi de kesfetmisler: bir cok urunun fiyati ortalamanin uzerinde artmis. Bakin mesela bu durum AB ulkelerinde boyle degil. AB ulkelerinde diyelim ki ortalama enflasyon %2 olsun, fiyati %2'nin uzerinde artan bir tek urun goremezsiniz!!!! (bkz. enflasyon nedir) Ya da daha baska bir ornek vereyim. Turkiye'de ortalama IQ 90'dir diyelim, Turkiye'de IQ'su 90'in altinda bir tek insan bulamazsiniz cunku hepimiz cin gibiyizdir. Anlayacaginiz ortalama kelimesi enflasyon icin kullanildigi zaman "en yuksek", zeka seviyesi icin kullanildigi zaman ise "en dusuk" anlamina gelmektedir!!!

Neyse asil yazmak istedigim konu bu degildi. Ayni haberin icerisinde su gercege ulasiyoruz. Ulkemizde ogrencilerden toplanan harclarin universitelerin gelirlerinin sadece %4'unu karsiladigini ogreniyoruz. Daha once sahip olmadigim bir bilgi idi bu. Bugunlerde tartisilan konulardan bir tanesi universite harclarina zam yapilip yapilmamasi. Bu konuda detayli bir analiz yapmayacagim ama soyle genel bir yorum yapmak istiyorum.

Piyasa mekanizmasi herkesin tukettigi urunun karsiligi olan fiyati odemesi esasina dayanir. Devletin vergilendirme sistemi veya uyguladigi tesvikler piyasa fiyatlarinda carpikliklara neden oldugu icin kaynaklarin en etkin sekilde kullanilmasini onler. O yuzden teorik olarak herkes aldigi egitimin karsiligini odemek durumunda olmalidir. Bu acidan bakildiginda harclarin ortalama 25 kat arttirilmasi gerekliligi ortaya cikiyor.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Iyi de harclar Turkiye'de 25 kat arttirilirsa okumak isteyip de okumaya gucu yetmeyecek bir cok kisi universiteye gidemeyecektir. Devletin kuculmesi gerektigini, saglik, sosyal guvenlik (emeklilik) gibi herkesin devletten bekledigi hizmetleri kademeli olarak kisarak devleti kucultmemiz gerektigini daha onceki yazilarimda cok savundum. Oysa egitim konusunda boyle dusunmuyorum. Egitimi saglik ve sosyal guvenlikten ayri tutmamin en onemli nedeni gelecekteki uretkenligi arttiracak olmasidir. Insanlarin emekli olmasini kolaylastiracak politikalar bizim uretkenligimizi azaltan politikalardir mesela.

Benim kafamda olan sistemde universite harclari okulun giderlerine gore belirlenmeli ve devletten universitelere direkt kaynak aktarimi olmamalidir. Bu bahsettigim sistem devlet universiteleri icin gecerli, ozel universiteler harclarini istedikleri sekilde belirleyebilirler. Peki aileler 25 kat artacak harclari nasil odeyecekler? Devletten enflasyon + %2 faizle harc kredisi alarak tabii ki. Ogrenciler mezun olduktan sonra borclarini esnek bir takvime bagli kalarak odeyebileceklerdir. Boylelikle devletin sirtindan buyuk bir yuk kalkmis ve alinan hizmetten faydalananlarin omuzlarina binmis olacaktir.

Dikkatinizi cekmek istedigim bir nokta var. Devlet burada yine yuksek egitimi subvansiyona devam ediyor. Normalde enflasyon +%10 civarinda borclanilan ulkemizde ogrenciler dusuk faizlerden borclanarak devletten senede %8 oraninda destek almis olacaklardir.

Bu sistemin detaylarini daha etraflica dusunmedim, o yuzden bu hala taslak asamasinda olan bir sistem benim icin. Read More!

Maaş katsayıları ve bordroları

Ocakta asgari ucrete %4 zam plani varmis. Ben olsam hic zam yapmazdim, ama kademeli olarak asgari ucretin uzerindeki vergi yukunu de azaltirdim. Maaş katsayıları ve bordroları konularinda merakli okuyucularimiz Maaş ve Ücretler konularinda yazdigimiz yazilarimizi okuyabilirler.

Dogalgaz zammina dava acilmis. Boyle abukluklar ancak Turkiye gibi ulkelerde gorulur zaten. Ortada "dogalgaza zam olmayacak" diye bir anlasma olmadigina gore satici ister 5 liraya isterse de 5000 liraya satar malini, mahkemelerin buna karisma yetkisinin olmamasi lazim. Haa, ortada bir anlasma olmus olsa durum farkli olurdu. Elektrigine niye 4 yildir zam yapmiyorsunuz diye dava acan bir kisi bile yok nedense!!!

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

AB'de issizlik orani %8 imis, neredeyse Turkiye ile ayni seviyede. Tavsiyemiz, euro'nun degerinin dusurulerek rekabet gucunun arttirilmasi ve %3'ler civarinda oldukca yuksek seyreden faizlerin %0'a hatta %-5'e dusurulerek sanayi sektorune destek verilmesi suretiyle ihracatin arttirilmasidir. Ne kadar cok doviz rezervi bulundururlarsa o kadar iyi ayrica. Haa, unutmadan asgari ucreti de en azindan iki katina cikartsinlar ve dunya piyasalarinda dogalgaz fiyatlari artiyor bile olsa zam yapmasinlar.

Gunun en aci verici haberi yine yasal sistemimizle ilgili. Garipoglu'na verilen 27 yil hapis cezasi bozulmus, 41 sanigi zaman asimi kurtarmis. Anayasamizin tememl prensiplerinden olan esitlik ilkesine gore Garipoglu'nun ve digerlerinin cok dusuk hapis cezasi almasi ve mahkeme baskaninin bu sucu bir daha tekrar etme ihtimalini gormemesi uzerine cezalarinin tecil edilmesi gerekirdi zaten. Nasil olduysa bu adama 27 yil ceza vermisiz ama yanlis hesap Bagdat'tan doner. Bence tekrar yargilanmasina karar verelim ve yargilama surecinde zaman asimindan Garipoglu'nu beraat ettirelim. Cavit Caglar ve Halis Toprak'a nasil davrandiysak Garipoglu'na da ayni sekilde davranmamiz anayasamizin geregidir.

Babacan kayitdisi ile mucadele konusunda mesafe kaydedemedik demis. Babam siz daha bariz bir sekilde suc islemis, yakayi ele vermis adamlara ceza veremiyorsunuz (bakiniz yukaridaki paragraf), yakalayamadiginiz adamlara nasil ceza vereceksiniz? Guldurmeyin beni.

Son olarak bir spor haberi yorumu yapiyoruz. Avrupa'da mucadele eden Galatasaray ve Besiktas takimlarimiz yine kaybetmisler. Kuralar cekildigi zaman gazeteler "lokum gibi kura, biz bunlari eleriz" diyorlardi. Biz ise normal sonucun bizim takimlarimizin kaybetmesi oldugunu, basarili sonucun ise takimlarimizin gruplarinda 3. olarak bir ust tura cikmalari oldugunu soyluyorduk. Su an alinan sonuclar normal sonuclardir, henuz bir mucize olmamistir.

Bu arada bazi okurlarimiz niye spor yorumlari yaptigimizi merak ediyordur diye bir aciklama yapalim. Futbol basit bir oyun, sonucunu bastan kestirmek cok zor degil. Futbolla ilgili yaptigimiz tahminlerde buyuk isabet oranina sahip oldugumuzu arsivden yaptigimiz tahminlere bakarak gorebilirsiniz. Bizim vurgulamak istedigimiz nokta orasi degil. Bizim vurguladigimiz nokta su: Turkiye'de bazi seyler gayet acik olmasina ragmen gazeteciler ve yorumcular ya cahilliklerinden ya da art niyet tasidiklarindan halka yanlis mesajlar veriyorlar. Bu durum hem spor haberleri icin gecerli hem de ekonomi yorumlari icin. Spor haberlerinde bu durumu tespit etmesi daha kolay cunku macin sonucunu biliyorsunuz. Ekonomide ise sonuclar uzun sure sonra alindigi icin kimin dogru kimin yanlis konustugu ancak cok uzun sure sonra belli oluyor ama o zamana kadar da bizim hafizalarimiz zayif oldugu icin her seyi unutuyoruz.

Neyse, yazi cok uzadi, isim gucum var. Read More!

Dis Borc Hesaplamalari Hakkinda Ek Bilgiye Ekleme

"Merkez bankasindaki doviz mevduatlarinin dis borc icinde yer aldigi bilgisini nereden edindiniz? Bu dis borc kalemi icinde yer almamaktadir. Ancak Kamu Net borcu hesaplanirken Merkez Bankasinin net yukumlulukleri toplam varliklarindan cikarilarak net varliklar bulunur ki bu da 45 milyar civarinda bir rakamdir. Oysa rezervler 70 milyari bulmustu yanlis hatirlamiyorsam. Yaniliyor muyum? http://www.hazine.gov.tr/stat/netdebt.xls "
Dis borclar hakkindaki yazimda iyi anlatamadigim noktalar kalmis. Yukaridaki yorum uzerine konuyu bir kez daha ele alayim dedim.

MB'nda uc tur doviz mevduati bulunur:

1. Hazine'nin doviz olarak tuttugu nakit rezervi (15 milyar dolar civarindadir).
2. Bankalarin doviz mevduati (10 milyar dolar civarindadir). Bunun bir kismi zorunlu karsilik, bir kismi serbest mevduattir.
3. Kredi Mektuplu Doviz Tevdiat Hesabi

Benim yazimin konusu bu ucuncu kalem idi. Gayriresmi olarak Dresdner hesabi olarak da bilinen KMDTH yurt disinda calisan vatandaslarimizin MB nezdinde actiklari tasarruf hesaplarini gosterir.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Bu hesaplar, Hazine'nin dis borc istatistiklerinde dis borc olarak gecer. Eger Hazine'nin dis borc istatistikleri sayfasina giderseniz, TCMB basliginin altinda Kredi Mektuplu DTH kalemini gorebilirsiniz. Bir kismi kisa vade (vadesi 1 seneden az olanlar), daha buyuk kismi ise uzun vade tarafindadir.

Kamunun net borcu hesabindan bahsettiginiz iyi oldu, cunku konunun acayipligini daha iyi gozler onune serebiliriz simdi.

Kamunun net borcu hesaplanirken kamu sektorunun toplam brut borcundan (MB, kamu sektorunun parcasi olarak sayilmaz), MB'nin net (ic ve dis) varliklari cikartilir.

Bu hesaplamada Dresdner hesabi kamunun brut borcunun icine dahil edilmez. O zaman da Dresdner hesabi, dis borc olarak gozukmez! Hazine'nin yayinladigi dis borc istatistiklerinde ise Dresdner hesabi kamu borcuna dahil edilir.

O zaman soyle acayip bir tablo cikar karsimiza:

Kamu Net Borcu hesaplarinda kamunun dis borcu 66,9 milyar $.

Hazine'nin Dis Borc istatiklerinde ise kamunun dis borcu 82,6 milyar $ ( = 66,9 milyara Dresdner hesabi 15,7 milyar dahil edilmis). Buna ozel sektorun 111.0 milyar $ borcunu ekleyince, Turkiye'nin toplam dis borcu 193,6 milyar $ oluyor.

Oysa hesabi, Kamu Net Borcunu hesaplarkenki gibi yaparsak, toplam dis borcumuz 177.9 milyar dolara iniyor.

Simdi o zaman bizim dis borcumuz ne kadar???

Not: Konu ile 2 tane kose yazisi da var. Biri Gungor Uras, digeri Mahfi Egilmez'in. Kamu net borcunun hesaplanmasi ile ilgili bilgi icin bakiniz. Read More!

Konut Piyasasi

Konut piyasasi hakkindaki goruslerimi daha onceden detayli olarak belirtmistim. Bugun Hurriyet gazetesinde "3.5 Milyon Hane Halki Kirada Oturuyor" baslikli haberi gorunce tekrardan bir ozet yapmak geregini gordum. Tahmin edeceginiz uzere Hurriyet bu basligi atarken halki galeyana getirmek, bakin milyonlarca insanimiz kirada oturuyor yazik bize demek istemis. Biz size dogrusunu anlatalim.

Ama once sizden bir tahmin yapmanizi isteyecegim. Turkiye'deki hane halkinin yuzde kaci ev sahibi? Bir ipucu vereyim, konut sahibi olmanin cok kolay oldugu, kira oder gibi ev sahibi olunulan Amerika'da bu oran %69. Evet, tahmininizi alayim. Utanmayin, bir rakam soyleyin.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Turkiye'deki insanlarin ve kiracilarin sizlanmasina bakilirsa sanki ulkenin yarisindan fazlasi kiraci zannedersiniz. Isin dogrusunu ogrenmek istiyorsaniz gazetecilerin veya duygu somurusu yapan kose yazarlarinin yaptigi "kiralar aldi basini gidiyor, ev sahibi olmak mumkun degil" gibi muglak yorumlardan uzak durmaniz, gidip Turkiye Istatistik Kurumunun websitesinden bu rakamlari kendi basiniza bulmaniz gerekiyor. Yine de siz zahmet etmeyin, ben size rakamlari soyleyeyim. Turkiye'de tum hane halkinin %72'si ev sahibi. Evet, Amerika'nin bile uzerinde bir ev sahipligi oranina sahibiz. TUIK kentlerde oturanlarin %64'unun ve kirsal kesimde oturanlarin %86'sinin ev sahibi oldugunu soyluyor (Kaynak: 11. sayfa) Bu rakamlar 2003 yilina ait, genelde ev sahipligi orani zamanla artar, o yuzden su anki ortalama rakam %73-74 seviyesindedir dersek yanlis olmaz.

Demek ki ulkemizdeki ev sahipligi orani az degilmis, hatta Amerika'dan bile cokmus. Peki sikayetlerin ikinci noktasi olan "yuksek kiralar" konusunda ne dusunuyoruz?

Sunu basindan soyleyeyim, Turkiye'deki kiralar cok cok dusuk. 7 Haziran tarihinden yazdigimiz yazida neden bu goruse sahip oldugumuzu su sekilde acikliyoruz:

"Uc kisi dusunun, birincisi kiraci olsun, ikincisi bankadan %100 kredi ile yeni evsahibi olmus biri olsun, digeri de bankaya hic borcu olmayan ev sahibi olsun. Evimiz Atasehir 1. Etap Tekfen'de 124 metrekare 5. kat olsun. Bu ev $200,000 satiliga konulmus; 300,000 YTL'ye satildigini varsayalim. Benzer bir ev icin 1200 YTL aylik kira istiyorlar. Bu evin de 1200 YTL'ye kiraya verildigini dusunelim. Simdi analizimizi yapabiliriz.

Kiraci bu durumda evin degerinin %0.4'u kadar (1200/300000) kira vererek bu evi kullanabilmektedir. Bankadan %100 kredi almis ev sahibi ise aylik %1.4 faiz odeyerek bu evde oturabilir. Bu ise aylik 4200 YTL'ye denk gelmektedir. Belki de evi yatirim amacli almistir ve evin prim yapacagini dusunmektedir, bunun icin odedigi bedel %1 yani ayda 3000 YTL'dir. Evi sattigi zaman satis tarihine kadar her ay %1 getirisi olursa kafa kafaya cikabilecektir.

Bankaya borcu olmayan ucuncu kisinin ise iki opsiyonu vardir, ya evi kiraya vermek ya da satip %18.8 getiriye sahip 5 yil vadeli tahvil almak. Evi kiraya verse senede %4.8'lik bir getirisi olacaktir, evi satip tahvil alsa %18.8'lik. Gorulecegi uzere bankaya borcu olmayan ev sahibi de gizli bir bedel odemektedir. Bu bedel de ayda %1'lik veya 3000 YTL'lik bir bedeldir, biz buna opportunity cost diyoruz.

Bana kimin yerinde olmak isterdiniz diye sorarsaniz cevabim ucuncu kisi olurdu. Ancak ben ucuncu kisi olsam once bu evi satar parasini tahvile yatirir sonra da gider ayni evi 1200 YTL'ye kiralardim. Tahvilden gelen aylik 4500 YTL ile de hem kirayi oder hem de yeni tahvil alirdim. Ben faizler duserken ev almadim, faizler yukselirken manyak miyim ki ev alayim? Ev fiyatlariyla ev kiralari arasinda buyuk bir dengesizlik var ve bu dengesizlik kiracilarin lehine su an. Gelecekte bunun degismesi gerekir, bunun yolu da ev kiralarinin artmasindan gecmektedir. Yani su anki gelismeler dogaldir, ev kiralarinin daha fazla artamamasinin sebebi ise gelir seviyesinin dusuk olmasidir. Gelirlerimiz gecen sene reel olarak %7.5 arttigina gore ev kiralarinin da en azindan %10 (enflasyon) + %7.5 = %17.5 artmasini bekleriz. Dedigim gibi gelismeler gayet dogal."

Haziran'in basindan bu yana durum faizlerin yukselmesi sebebiyle ev sahiplerinin aleyhine degisti. Ancak bu durum bizim yaptigimiz analizi ve cikardigimiz sonuclari degistirmiyor. Ulkede kiralarin enflasyonun cok uzerinde artmasini bekleyin, enflasyonun %10 oldugu bir devirde kiralarin %20 artmasina sasirmayin. Ulkemizdeki ev fiyatlarinda bir balon yoktur, ev fiyatlari hala dusuktur (bunun aciklamasini baska bir zamana birakiyorum) ama kiralar fazlasiyla dusuktur.

Son olarak sunu belirteyim. Ulkemizde bir tek kiraci kalmasa, ev sahipligi orani %100 olsa bile bu seferde niye herkes luks konutlarda veya villalarda oturmuyor diye sikayet etmeye baslardik. Nedense esitsizlige bir turlu tahammulumuz yok. Gazetecilere ve halkimiza biraksak butun futbol maclari 0-0 veya 1-1 berabere biterdi herhalde. Read More!

Dis Borc Hesaplamalari Hakkinda Ek Bilgi

Dis borclar, malum, populer bir konu. Dis borc hesaplamalari ile ilgili bir kac bilgi vermek istedim okuyuculara. Amacim kelime oyunlari ile dis borcu kucuk gostermeye calismak degil. Hazine dis borc rakami olarak neyi veriyorsa ben onu kullanirim, uzerinde degisiklik yapmam. Fakat, profesyonel veya amator olarak, ekonomi ile ilgileniyorsak neyin ne oldugunu bilmemiz lazim.

1. MB'nin Dresdner Hesabi olarak bilinen ve 70li yillarda Avrupa'da calisan vatandaslarimizin dovizlerini ulkeye cekmek icin actigi hesaplar vardir (Almanya'da araci banka Dresdner Bank oldugundan bu hesaplara Dresdner hesabi deniliyor). Bunlar aslinda mevduat hesaplaridir, disaridan alinan borc degildir. Hatta MB uyguladigi mevduat faizini epey dusurdu ki bu hesaplari insanlar kapatsin (dolar faizi 2.75 mesela. 1989'da yuzde 12 idi). Ama vatandaslarimiz sagolsun dusuk faiz bile alsalar hesaplarini kapatmiyorlar. Toplam mevduat da az buz degil, 16 milyar $. Bu paralarin aslinda dis borc olarak gozukmemesi lazim. Hatta IMF kendi icinde calismalar yaparken Dresdner hesaplarini dis borctan cikarir. Cunku uluslararasi standartlara gore oyle yapilmasi lazim. Ama daha milli gelir hesaplari fi tarihinin yontemine gore hesaplanan ulkede normal tabii bu isler. Daha fazla bilgi icin: TCMB.

2. Devletimizin bankalari yolmak icin cikarttigi aracilik maliyetleri (vergi, resim, harc, stopaj vergisi, vs.) yuzunden sirketin odedigi faiz ile bankanin eline gecen faiz arasinda buyuk farklar olusuyor. Nasil sosyal guvenlik vs. kesintisi deyip bir isci ucretinin uzerine %40-50 yuk biniyor, ayni hikaye. O zaman ne oluyor. Bankalar/sirketler bu maliyetlerden kacinmak icin cesitli yollara basvuruyorlar.


VOB nedir?     Taksi Şöförü   A Tipi Yatırım Fonu Nedir?   Olasılık nedir?   Dışsallık Nedir

Disaridan iceriye kredi/borc olarak geliyor diye gozuken paranin bir kismi aslinda kredi/borc degil. Sirketler veya bankalar disarida tuttuklari kendilerine ait olan parayi yine kendilerine borc veriyorlar. Veya dogrudan yatirim olarak gelebilecek para, sirket ortagina kredi olarak veriliyor. Veya bankanin yurtici subesi sirkete kredi verecegine, isi yurtdisi sube yapiyor. Verilen kredi dis borc gozukuyor.

Miktari kesin olarak bilinmiyor bu islerin. Ama bazi rakamlar verebilirim. Mesela bankalarin kredilerin ucte birinden fazlasinin yurtdisi subeler araciligi ile kullandirildigi hesaplanmis. Eger bu paralar ulkeye getirilse, yurt ici kredi olacaklar. Disaridaki subelerden verilince kredi dis borc oluyor. Bu sekilde verilen kredinin miktari 30 milyar dolara yakin. Yurtdisi subelerden yurtici bankalara verilen borclar yine 30 milyar dolar civarinda. Yurtdisi subelerin aldiklari devlet ic borclanma senetleri 13 milyar dolar. Daha fazla veri icin bakiniz: Bankaların Yurtdışı Şubelerinin Türkiye''de Yerleşiklerle İlgili Seçilmiş Bilanço Büyüklükleri

Bu konu ile ilgili zamaninda cok guzel bir calisma yapilmisti. Link soyle: http://www.bddk.org.tr/turkce/yayinlarveraporlar/sunumlar/ODTU-Sunum1.pdf.

Raporun sonuc bolumunde soyle deniyor:

  • Ekonomi açisindan ne gibi olumsuz sonuçlar ortaya çikiyor?
  • Kaynak ihtiyaçlari karsilanamiyor ya da yüksek maliyetler ödeniyor.
  • Bankalar ve firmalar arasinda rekabet esitsizliði yaratiyor.
  • Yurtiçi yerine yurtdisindan kaynak bulma zorunda kaliniyor. Bu imkana sahip olamayan KOBI’ler daha büyük zorluklarla karsilasiyor.
  • Yatirimlar yurtdisina kaydiriliyor.
  • Türk bankacilik sektörünün olduðundan daha küçük gözükmesine neden oluyor.
  • Bu kredilerden elde edilen gelirin önemli bir kismi Türk bankacilik sektörünü desteklemiyor.
  • "Gelir ve kurumlar vergisi ihracati " yapiliyor.
  • Türk ekonomisinin toplam dis borç stoku gereksiz yere büyütülmüs oluyor. Ülkenin borçlulugu yüksek gözüktügü için daha fazla risk primi odeniyor.
Dedigim gibi Hazine istatistikleri dis borc ne derse onu kullanirim ben. Ama bu tur islerin de farkinda olmak lazim. Read More!

Ekonominin Durum Tespiti

Ilk sayfaya tasimak istedim ki yorumlar arasinda gozden kacmasin.
"Batiyor muyuz, çikiyor muyuz ?

Evet rakkamlar önemli ama biraz da nasil görmek istediğinize göre değişir. Türkiye'de beni rahatsiz eden iki katilasmis 'yaklasim' var. Bu yaklasimlardan birisi kendine ve içinde yasadığın topluma (ülkene) olan derin güvensizlik. Bu duygu içindeyseniz hiç bir rakkam sizi Türkiye'de bir seylerin iyi gitmediğine ikna edemez. Asla ! Her durumda durumumuz kötüdür ve daha da kötüye gitmeye mahkumdur.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   A Tipi Yatırım Fonu Nedir?   Olasılık nedir?   Dışsallık Nedir

Ikincisi ise kendimiz disinda hemen herkesi hirsiz olarak görme egilimimiz. Bakin bu borçlar nasil oldu diye vatandasa sorun. Büyük çogunlugu hirsizlar aldi götürdü diyecektir. Bu arada asla biz bu yolsuzluklarin içinde yer almayiz. Vatandaslarimiz bu iki açidan dünyaya bakiyor, ne yaparsaniz yapin farkli bir sey anlatamassiniz.
"


ahmet çavuşoğlu

Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Iktisat nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
Borsa Yorumları
Altın Yorumları Read More!