Yilmaz Ozdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yilmaz Ozdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ah Şu Tutumlu Fransızlar

Yılmaz Özdil 27 Ekim 2010 tarihli yazısında bağlamın denk geldiği bir yerde Fransa'daki makam aracı sayısına değinecek olmuş:

Açtım, sordum Fransa’ya.

*

.....


*Referandum sayesinde “tıpkı Fransa gibi olan” Türkiye’de 125 bin makam aracı bulunuyor. Fransa’da 9 bin... Sarkozy geçen ay talimat verdi, makam aracı sayısı 7 bine inecek, bakanlar iş seyahatlerinde uçağa binemeyecek, trenle gidecek...“Tıpkı bizdeki gibi” olacak yani.

Oysa tıpkı İtalya'da 600 bin, Çin'de 3,5 milyon makam aracı olması gibi Türkiye'de 125 bin makam aracı var. Fransa'daki makam aracı sayısı 9 bin-7 bin değil. Fransa hükümetinin sadece önümüzdeki dönemde alacağı elektrikli araç sayısı 50 bin. 9 bin-7 bin rakamlarının da aslı muhtemelen şu: Sarkozy alınan tasarruf tedbirleri kapsamında önümüzdeki 3 yıl içinde makam aracı sayısında 10 bin adetlik bir azaltma vaat etmiş.

Buyrun bu da rakamın geçtiği The Ekonomist haberi: http://www.economist.com/node/16542471

Sayın Özdil "telefonu açıp sormak" yerine uluslararası haber kaynaklarını takip etse gazetecilik adına daha iyi bir iş yapmış olacak.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns Read More!

Köşelerin Ustasıyım Forward Email Hastasıyım

Ekşi Sözlük'ten enthus #21003936 entry'siyle ve dimag #21004400 Fatih Altaylı'nın evlere şenlik kopyala-yapıştırıcılığını bulmuşlar. Görelim.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading

Fatih Altaylı'nın 28 Kasım 2010 tarihli yazısından alıntı:

Güzel bir yazı
BAZEN çok güzel yazılar çıkıyor karşımıza, mail'lerde, bloglarda.
Bunu da bir okur yollamış.
Nejdet Baykal yazmış. Çok beğendim doğrusu. Paylaşmak istedim.
Nejdet Baykal yazmış. Çok beğendim doğrusu. Paylaşmak istedim.
"Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen çipurayı çiftlikte yetiştirmeyi başaran Türkiye, dünyanın en güzel meralarına sahipken, ineği de taaa Uruguay'dan getirmeyi başardı.
Yeterli ineğimiz yok çünkü.
Koyun sayımız iyi. Öküz de getireceklerdi aslında. Şöyle bi baktılar etrafa...
Eee, yeteri kadar var. Var ama, hayvan başka şey, hayvancılık başka şey maalesef. Bu Uruguay'dan ilk önce Lugano gelmişti bize.
Bonservisi 6.5 milyon Euro'ydu, 4 yılda ödenen para 14.5 milyon Euro. Uruguay ineklerinin tanesi 1800 Euro. 8 bin tane gelecek, onlar da 14.5 milyon Euro...
Hadi diyelim, inek yetiştiremiyoruz. Bi tane Lugano yetiştirip Uruguay'a göndermeyi becerebil-seydik, inekler bedavaya gelecekti yani. O nedenle, Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay Milli Takımı, Dünya Kupası'na katılıyor, biz ise Uruguay ineklerinden mangal yapıp kupayı televizyondan seyrediyoruz anca.
Top çevirmeyi bırakıp kıyaslarsak: Türkiye'nin nüfusu 72 milyon. Alt tarafı 10 milyon ineği var. Uruguay alt tarafı 3.5 milyon kişi. 13 milyon ineği var.


Nejdet Baykal'a ait bir blog yok. En azından Google'a kayıtlı değil. "Mail'lerde bloglarda" sözüne de dayanarak Altaylı'nın bu oltaya kendisine iletilmiş bir email'den ötürü yakalandığını tahmin etmek güç değil.

Güya Nejdet Baykal'a ait olan yazı bakın Yılmaz Özdil'in 9 Haziran 2010 tarihli yazısına ne kadar çok benziyor. Sanki hık demiş burnundan düşmüş:

Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen çipurayı çiftlikte yetiştirmeyi başaran Türkiye, dünyanın en güzel meralarına sahipken, ineği de taaa Uruguay'dan getirmeyi başardı.

*

Yeterli ineğimiz yok çünkü.
Öküz de getireceklerdi aslında.
Şöyle bi baktılar etrafa...
E yeteri kadar var.

*

Var ama, hayvan başka şey...>
Hayvancılık başka şey maalesef.

*

(Bakın, bu Uruguay'dan ilk önce Lugano gelmişti bize; Başbakan'ın takımı Fenerbahçe'ye... Tosun gibi çocuktur maşallah, bonservisi 6.5 milyon Euro'ydu, 4 yılda ödenen para 14.5 milyon Euro... Uruguay ineklerinin tanesi, 1.800 Euro... 8 bin tane gelecek, onlar da 14.5 milyon Euro... Hadi diyelim, inek yetiştiremiyoruz... Bi tane Lugano yetiştirip Uruguay'a göndermeyi becerebilseydik, inekler bedavaya gelecekti yani... O nedenle, Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay milli takımı Dünya Kupası'na katılıyor... Biz ise Uruguay ineklerinden mangal yapıp, Kupa'yı televizyondan seyredeceğiz anca.)

*

Top çevirmeyi bırakıp, kıyaslarsak...
Türkiye'nin nüfusu 72 milyon.
Alt tarafı 10 milyon ineği var.
Uruguay alt tarafı 3.5 milyon kişi.
13 milyon ineği var.


Köşe yazarı olduğunu iddia eden bir insan gazetelerin köşe yazılarını okumaz mı? Hadi hepsini okumuyor diyelim hem Muhtesip'te hem de forward email'lerde en çok adı geçen Yılmaz Özdil'i de okumazsa kimi okur? Okudu da unuttu desen, Özdil'i üslubundan da mı tanımazsın? Özdil yazıları 100 metre öteden seçilebilen satır boşluklarıyla dünyanın en seçkin yazılarıdır.

Diyelim Yılmaz Özdil'i takip etmiyor, sevmiyor. Peki insan kendisine gelen bir forward email'de yazanları kopyala yapıştır usulü köşesine koyup okuruna satmadan önce onun içinden bir cümleyi de Google'da bir yerde aratıp kontrol etmez mi? Sonra o mesleğin adı köşe yazarlığından köşeciliğe inmez de ne olur?
Read More!

AKP

GOP...
Amerikalilar Grand Old Party diyor...
Bush'un Cumhuriyetci Partisi...
Biz de guzide ilcemiz "GaziOsmanPasa"yi ayni sekilde seslendiriyoruz...

*

UMP...

Nicolas Sarkozy'nin merkez sag partisi...

Malezyalilar da "Universiti Malaysia Pahang"a ayni ismi vermisler...

*

CDU...

Almanya'da Merkel'in Hristiyan Demokrat Partisinin adı...

Tembelligimden degil, karsilasinca boynum bukulmesin diye arastirmadim ama CDU da yine baska bir millet tarafindan sayginlikla kullanilan bir kisaltmadir...

*

AKP...

Bizimkinin partisi...

Dunyada bu kisaltma ne bir universite, ne bir muze, ne de herhangi bir lokasyon icin kullanilmis...

Haa... Birtek su pis kahvehane adamlarini a....'li, k....'li veya p....'li cumleler kurarken duymak mumkun...

O da normal...

*

Biraz daha yildiz koyayim da gazetede kosem dolsun

*

Biraz da noktalari uzatayim.........

*

Tamam yazi bitti.

Read More!

Kaynağı büyük yazar

Cem Yılmaz, vakti zamanında CD'den izlediğim bir şovunda, hayranlarının bazen kendisine esprileriniz için kaynağınız nedir diye sorduğunu söylüyor ve sonra da iki eliyle poposunu işaret edip şöyle diyordu: "Kıçım! Kaynağım kıçım. Kıçımdan uyduruyorum."

Hürriyet, daha önce Sabah'tan çok iyi tanıdığımız Yılmaz Özdil'i transfer ettiğinde "büyük yazar" diye lanse ederken, bu yazarın neresinin büyük olduğunu çok merak etmiştim (Yılmaz Özdil'i nasıl tanırsınız diyorsanız şu yazılara bakın; bir, iki). Neyse ki yazılarını takip ettikçe bu merakımı giderdim. Yılmaz Özdil'in büyüklüğü meğerse kaynağının(!) büyüklüğünden geliyormuş. Hakikaten kıçından çok iyi uyduruyor.

İşte son örnek bugünkü yazısı. Kendince enflasyonun gerçekte düşmediğini, TÜİK'in rakamlarla oynadığını iddia ederken, kendisine büyük yazar payesini kazandıran kaynağını yine çok iyi kullanmış. Allah ne verdiyse sallamış. Mesela şu yazdığına bakın:
Palto, kaban, bot, çizme, kazak gibi, kışa hazırlık alışverişlerini enflasyon hesabına dahil etmemişler...
Zahmet edip de biraz araştırsa bu yazdıklarının doğru olmadığını görürdü ama ne gerek var birader. Şimdi TÜİK'in sitesine gideceksin de, ilgili sayfayı bulacaksın da, excel dosyasını indireceksin de, fiyatlara bakacaksın da, ooo çok uzun iş... En iyisi uydur gitsin. Nasıl olsa kimsenin yazdıklarının doğru olup olmadığına aldırdığı yok. Patronların sırtını sıvazlayıp her ay cüzdanını dolduruyor. Bizim gibi birkaç Don Kişot'ta çıkıp dalganı bozmasa iyi olacak ama nasıl olsa onların da pek esamesi okunmuyor. Öyleyse kıçtan uydurmaya aynen devam... Read More!

Dangalak Yilmaz, Kahpe Medya

Benim bir arkadasim vardi lisedeyken, adi Yilmaz'di. Cok dangalak bir insandi, yilmadan usanmadan dangalakliklarina yillar boyu devam etti. Simdi blog sahibi oldum diye de bunu okurlarima duyurmak istedim.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Yilmaz deyince aklima Sabah yazarlarindan Yilmaz Ozdil (bizim arkadasla alakasi yoktur) geldi, gittim hemen ne yazmis diye baktim:

"Aralık 2000, Hürriyet.
İşsizlik geriledi, yüzde 5.6'ya düştü.
Ekim 2001, NTV.
İşsizlik geriledi, yüzde 8.5'e düştü.
Aralık 2002, Takvim.
İşsizlik geriledi, yüzde 9'a düştü.
Eylül 2004, Milliyet.
İşsizlik geriledi, yüzde 9.3'e düştü.
Mayıs 2005, Vatan.
İşsizlik geriledi, yüzde 9.5'e düştü.
Temmuz 2005, Radikal.
İşsizlik geriledi, yüzde 10'a düştü.
Aralık 2005, Zaman.
İşsizlik geriledi, yüzde 10.3'e düştü.
Aralık 2006, Sabah.
İşsizlik geriledi, yüzde 10.4'e düştü.
Mart 2007, Referans. İ
şsizlik geriledi, yüzde 10.5'e düştü.
Nisan 2007, Yeni Şafak.
İşsizlik geriledi, yüzde 11'e düştü.
Ve...
Mayıs 2007, CNNTÜRK.
İşsizlik geriledi, yüzde 11.4'e düştü."

Yilmaz Ozdil gercekten 10 numara bir insan, ben kendisinden cok seyler ogreniyorum. Bu yazisindan da medyanin kendi goruslerini one cikarmak icin nasil kivartabilecegini ogrendim. Hemen bu ogrendiklerimi borsa icin uygulamaya geciyorum:

29 Mart 2001, Sabah: Borsa 7160'a düştü.
3 Ekim 2001, Aksam: Borsa 7670'e düştü.
8 Ekim 2002, Hurriyet: Borsa 8809'a düştü.
17 Mart 2003, Milliyet: Borsa 9483'e düştü.
4 Temmuz 2003, Vatan: Borsa 10503'e düştü.
18 Agustos 2003, KanalD: Borsa 11661'e düştü.
17 Eylul 2003, ATV: Borsa 12958'e düştü.
9 Ekim 2003, StarTV: Borsa 14907'e düştü.
4 Aralik 2003, Star Gazete: Borsa 16272'e düştü.
17 Haziran 2004, Milliyet: Borsa 16901'e düştü.
11 Agustos 2004, ShowTV: Borsa 18909'a düştü.
17 Eylul 2004, NTV: Borsa 20833'e düştü.
13 Ekim 2004, Zaman: Borsa 22290'a düştü.
15 Aralik 2005, Hurriyet: Borsa 23290'a düştü.
3 Mayis 2005, Vatan: Borsa 24138'e düştü.
7 Haziran 2005, Yeni Safak: Borsa 25478'e düştü.
5 Temmuz 2005, ATV: Borsa 27378'e düştü.
2 Agustos 2005, TRT-1: Borsa 29543'e düştü.
6 Eylul 2005, CNBC-e: Borsa 31833'e düştü.
12 Ekim 2005, Takvim: Borsa 33118'e düştü.
22 Kasim 2005, Vatan: Borsa 35254'e düştü.
13 Aralik 2005, Fotomac: Borsa 37742'e düştü.
30 Aralik 2005, Tercuman: Borsa 39778'e düştü.
18 Ocak 2006, Aksam: Borsa 42623'e düştü.
7 Subat 2006, Cumhuriyet: Borsa 44653'e düştü.
6 Mart 2006, Sabah: Borsa 45997'e düştü.
17 Nisan 2007, Milliyet: Borsa 46621'e düştü.
24 Nisan 2007, Radikal: Borsa 47015'e düştü.
26 Nisan 2007, Hurriyet: Borsa 47826'a düştü.

Yilmaz Abi, kusura bakma senden once davrandim, yukaridaki yaziyi da yarinki sayi icin hazirladigini biliyordum ama. Artik baska bir konu uzerine yazarsin. Read More!

Çalışan emekliler

Sabah gazetesinde Yılmaz Özdil (3 Aralık 2006) “En büyük sorun emekliler ölmüyor! Ölseler sorun yok” başlıklı yazısında emekli olup da çalışanlar hakkında 2007 yılından itibaren getirilecek olan uygulamayı yerden yere vuruyor. Yazının tamamını buraya aktarıp Sayın Özdil’in paragraf sonlarında sorduğu sorulara kısa ve net cevaplar vereceğim. Yazı, bizim sık sık eleştirdiğimiz noktalardan her birinden adeta numunelik örnekler taşıyor.

Dünyanın en hayırlı evlatları kimdir? Türk gazetecileri. Her Mayıs’ın 2’nci pazarı, cefakâr annelere methiye düzülür. Her Haziran’ın 3’üncü pazarı da, vefakâr babalar yazılır. Koro halinde. Senede bir gün... Hiç unutmazlar. Maksat? Damardan duygu laga lugası yapmak.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Sabah gazetesi ve ATV Haber’deki görevleri nedeni ile sanırım sayın Özdil yaptığı eleştirinin yanı sıra eleştirilen kesimi de temsil ediyor. Bu yüzden, Özdil’in yakınışını bir özeleştiri olarak alabiliriz. İnsanı kalbinden vuran bu duygusal girişten sonra Özdil devam ediyor:

Bakın, IMF emrediyor diye, çalışan emeklinin canına okuyan bir yasa çıkarıldı. İptal edilmezse, yılbaşından itibaren çatır çatır yürürlüğe giriyor... Çıt var mı hayırlı evlatlardan? Tek tük. Peki, emekli denilen insanlar, sizin cefakâr ananız, vefakâr babanız değil mi? Neden susuyorsunuz?

Burada Özdil’in kullandığı “çalışan emekli” kavramını açmasını beklerdik. Uygulama hakkında sayın Özdil ve benzeri eleştiriler basında yer aldığına göre “hayırlı evlatlar”dan “çıt çıkmıyor” denilemez. Bazı “hayırlı” evlatlar işe el atmış durumda. Bu arada samimi bir merakım da var: Özdil, “hayırlı evlat” kategorisinde mi yer alıyor, yoksa “çalışan emekli” kesiminde mi? Özdil’i bilmiyorum ama, 40 küsur yaşlarında “emekli” ünvanına hak kazanmış, devleti (yani beni, vatandaşı) soyan bir yığın insanın arasında kendilerine üst düzey gazeteci diyenlerin de olduğunu biliyoruz. Sayın Özdil konuya açıklık getirirse kafamdaki merak da giderilmiş olur. Herhangi bir kurumdan emeklilik maaşı alıyor musunuz sayın Özdil? Alıyorsanız yaşınız kaç? Almıyorsanız peşin peşin özür diliyorum.

Diyor ki bu yasa... “Emekli olduğu halde çalışmaya devam eden emekli, ya kazancının yüzde 32’sini devlete verecek, ya da emekli maaşı almayacak...” Niye? Emekli evine gitsin ki, işsiz gençlere iş çıksın, diye.

Özdil konuyu saptırıyor sanki. Bakınız Hazine’nin sayfasında Sosyal güvenlik sistemi reformu başlığı altında ne yazıyor: “Birinci aşama ile kayıtdışı istihdamın önlenmesine yönelik tedbirler getirilmiş, prime esas ücret tavanı ve emekli aylıklarının hesaplanmasında ödenen primlerin etkisi artırılmış, böylece daha çok prim ödeyenin daha çok emekli aylığı alması olanaklı hale getirilmiştir. Ayrıca yasa ile, kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilmiştir. Emeklilik aylıkları ise, diğer ülkelerde olduğu gibi yaşlılık nedeniyle işgücü piyasasından çekilmiş insanlara ödenen ve enflasyona endeksli reel alım gücünün korunduğu bir ödeme haline getirilmiştir.” Sayın Özdil buradan nasıl “Emekli evine gitsin ki işsiz gençlere iş çıksın diye” sonucunu çıkarmış merak ediyorum. Reformla ilgili diğer metinlerde daha detay ve teknik açıklamalar var. Özdil bunları da okumamış olmalı. Özdil'in hafızası kuvvetli ise, bu 40 yaşında emekli olmak süper zeka buluşunun neden yapıldığını da bize hatırlatıversin.

Konuya ilişkin ben yeni bir teklif getireceğim. Emeklilik yaşı kriteri tamamen kaldırılsın, yani sıfıra indirilsin. Bu Sıfırcı Parti için uygun bir strateji olsa gerek. Sadece 30-40 yaşını geçmiş bazı “uyanık” vatandaşlarımız yerine, tüm Türk vatandaşlarına, doğuştan itibaren “emeklilik” hakkı verilsin. Böylece “sosyal devlet” ilkesi de tüm dünyaya örnek teşkil edecek şekilde uygulanabilir. Sıfırcı Parti programına bunun da eklenmesini istiyorum.

Kardeşim... Emekli olup, çalışmaya devam eden insanın, çocuğu ya öğrenci, ya da işsiz... Onun için çalışıyor. Aldığı maaş zaten 500 lira. Ayda 2 bin Euro emekli maaşı alıp da, ben illa çalışacağım diyen var mı? Mazoşist mi bu insanlar, bir taraftan yaşın getirdiği sağlık sorunlarıyla boğuşurken, bir taraftan çalışmaya devam ediyorlar?

Süper! Neymiş, çalışmak mazoşistlikmiş. Paran varsa ve hala çalışıyorsan sen demek ki mazoşistsin diyor Özdil. “Çalışmaya devam eden emekli” durumunu açıklamıyor da Özdil. Çarpıklığı göremiyorsa biz gösterelim dedik. Bu arada, fahri Sıfırcı Parti üyesi olarak, Özdil’in önerisini sonuna kadar destekliyorum. Sadece her Türk vatandaşı emekli yapılması yetmez, emekli maaşları da 2,000 Euro’ya çıkarılsın. Herkes emekli olursa işsizlik oranı yüzde sıfır mı olur? Ya da ben bunu bir daha düşüneyim.

Şimdi, dalgası tıkırında olanlar diyecek ki, “popülizm yapmayın, sosyal güvenlik sistemi battı, matematiksel gerçek bu, başka çare var mı?” Bunu soran ahlaksıza sorarım... Emekli mi batırdı sosyal güvenlik sistemini?

Cevap veriyorum: Evet.

Başka çareye gelince... SSK’yı dolandıranları yakalamayacaksın... Devleti soyan ilaç firmalarına diş geçiremeyeceksin. Sonra, vatandaşın ilacını keseceksin. Kayıtdışı personel çalıştıran modern köle tacirlerinin yakasına yapışmayacaksın... Üstüne, fiş almayı bile kaldıracaksın. Sonra, emeklinin cebine göz dikeceksin. Bu mudur çare? Daha geçenlerde itiraf etti Ali Babacan... “Kayıtdışı ile mücadele edemedik” diyor. Ben mi edeceğim?

Cevap veriyorum: Evet. (Örnek bir davranış olarak sayın Özdil, kendi çalıştığı kurumda ne kadar kayıt içi-kayıt dışı çalıştığını, ödenen ücretlerin ne kadarının kayıtlarda gözüktüğünü, temizlikçi, çaycı gibi düşük ücretli çalışanlar için de fason şirket kurulup kurulmadığını açıklayabilir.)

Ve Meclis... IMF istiyor diye çıkardıkları bu yasada, emekli vatandaşa kesinti var, emekli milletvekiline kesinti yok. En fazla “ayıp” diyebilirim buna, şu anda. Ver bana, sendeki dokunulmazlık zırhını... Bak neler diyorum o zaman ben sana.

Size katılıyorum sayın Özdil. Bütün sorunların baş müsebbibi eski ve yeni milletvekilleri. Onlar da zaten bizim içimizden çıkmıyorlar. Gökten zenbille iniyorlar. Ya da biraz gerçekçi olalım, IMF gönderiyor ülkeye onları. Onları idam edelim, bütün sorunlar bitsin.

Ne diyordu reklam? Ver coşkuyu, ver coşkuyu... Ver gazı sayın Özdil, ver gazı.

(Altın yorumları) Read More!