denememeler pide fırını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
denememeler pide fırını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Decline and Fall of Denememeler Pidecilik – 5 [Karışık Pide -1]

Bonus stage adı içime sinmedi. Okuma parçası desem, o da değil. Aslında kastettiğim hani ders kitaplarında olur ya, yan taraflarda tanımlar, minik text’ler, düşünmemize yarayan sorular filan, onların bir toplamını yapmak. Amacım, 3-5 yazıya bir, ara ara aldığım notları, keşke şu yazının şurasında bir parantez açıp anlatsaydım dediğim şeyleri sizinle paylaşmak. Şimdilik adına karışık pide dedim, isim önerilerinizi memnuniyetle değerlendiririm. Hatta belli mi olur, bu size bir karışık pide bile kazandırabilir.

Öncelikle bir not: dükkanın gerçek adı tabi ki denememeler pidecilik değil. Benim adım da gerçekte denememeler değil zaten. Aslında bunların hiç biri gerçek değil. [Unfortunately, no one can be told what The Matrix is. You have to see it for yourself.] Dükkanın bu mecradan reklamını yapmayı da planlamıyorum. Zaman içerisinde, belki. İl adlarından, isimlerden bilerek kaçınıyorum ki birileri üzerine alınıp darılıp gücenmesin. Zaten paradan zarar ettik, bir de eşten dosttan zarar etmeyelim.

Önce bir iki mesleki tanım:

Hamur karmak: bilmeyenler için, hamur yoğurmak demek. Bu iş için çok erken saatlerde işe başlanır. Sabah fırından aldığınız taze poğaça veya ekmeğin hamuru bazen bir önceki gece 10’da karılır. Ekmek hamuru diğer hamurlara göre daha kolay karılır, daha çabuk şişer. En zoru (benim bildiğim kadarıyla) tahinli pide hamurudur. Ancak tahiniyle hamurunu beraber kararsanız tabi ki. Yoksa ekmek hamurunun üzerine tahin serpip beklemeye koyan da vardır. Şekerli tahinlilerin ekseriyeti ikinci şekille yapılır, ama ilki daha güzel olur.

Kürekçi: [Kürekçi ustası – usta] Genellikle bu işteki en kıdemli kişidir. Ana hamuru karar veya kardırır, fırını yakar, sıcaklığını ayarlar, pidelerin fırında ne kadar kalacağına karar verir. Tahinli hamurunu karar, sac tavalara dizer. Kiracının yanındaki 40 TL’ye çalışan usta kürekçi idi.

Tırnakçı: Yüzüne tırnakçı denmez, ona da usta denir, ama onu refere ederken tırnakçı usta denilir. Bazen hamurun karılmasına yardım eder. Hamur şişince (mayalanınca) hamuru keser, pasalara yerleştirir. Hamuru açar, üzerine kıyma veya peyniri koyar, eğer isteniyorsa pidenin üzerini kapatır. Kiracının yanındaki 30 TL’ye çalışan usta kürekçi idi.

Reeskont Nedir Bütçe Nedir Aritmetik Ortalama Nedir Hisse Senedi Nedir Bilanço Nedir Akreditif Nedir Tahvil Nedir Broker Nedir Portföy Nedir Tutumluluk Nedir Varlık Barışı Nedir Evrim Teorisi Nedir Reyting Nedir

İki kürekçi veya iki tırnakçı olmaz. Birbirlerini tamamlarlar. Kürekçi genelde yaşça, maharetçe üsttedir. Daha erken işe gelir (hamuru yuğurmak için) , ama ona göre daha erken işten çıkar. Tırnakçı, az işi olan bir pide fırınında bulunmaz bile. İlla ki tırnakçı kürekçiden 1 lira da olsa az para almalı. İşin “raconu” bu. Bunu bozarsan tırnakçı kendini kürekçi sanır, tırnakçılık yapası gelmez.

Ayakçı: pideleri keser, tabağa yerleştirir, servis yapar. Tahinli pidenin altını süpürür, paketler. Peynirli pideyi yağlar. Dışarıya servis yapar, alınacakları alır, temizlik yapar, bulaşıkları yıkar. Ustalardan çok daha geç gelir, çok daha geç gider. Genelde gençten bir oğlan veya tutunamamış bir garibandır. Bence bu işten para kazanmak isteyen kişi eğer elinden ustalık gelmiyorsa ayakçılığını kendi yapar, ayakçıya para vermez. 600 TL salt para, ayakçının yediği içtiği bilmemnesi cebine kalır. Kiracı 2 ayakçı istihdam etmişti. Birisi düzensiz gelip giderdi.

İşe kürekçi sabah 4-5 gibi, tırnakçı 8 gibi gelir. 8:30-9 gibi tahinli pide hazır olur. 9:30-10 gibi yoz pideleri, lavaşı dağıtırsın.(kebapçı, dönerci, şişçi vs’ye) Ayakçılar duruma göre 10-12 arası bir saatte işe gelirler. 12’ye doğru öğlen müşterisi gelir, 2 gibi biter. 2-3 gibi kürekçi gider. 5 gibi de tırnakçı. Tok esnafsan sen 2-3 gibi işin başından gidebilirsin. Ayakçılar temizliği yapar, 5-6 gibi dükkanı kapatır giderler. Çalışmaya niyetin varsa açık tutarsan dükkanını yazın akşam 8-9’a kadar daha iş olur.

Ekmek fırınlarında günlük+ günde şu kadar bedava ekmek diye anlaşılır. Usta akşam (veya sabah) işten çıkarken ekmeğini alır gider. ister yer ister satar. Pidecilikte ise ustalar istediğini yer içer(miş). Bunun bazen ucu kaçar, ustalar her gün 2 kendisi, 4 çocuğu, 4 kaynanası kayın pederi filan derken sizin sattığınız kadar pideyi de kendi yer - yedirir. Akıllı adam eğer tek tek satılanı sayamazsa bile saat 10 gibi kesilen pasalardaki hamuru sayar, akşama aradaki farkın hesabını sorar. Sormazsa ne olur, göreceğiz.

Şimdilik notların bu kadarı yetsin, toparladıkça devam ederim. Karışık pide yerine alternatif isim ismi için önerilerinizi lütfen yorumlara bırakın. Read More!

The Decline and Fall of Denememeler Pidecilik – 4 [Düşünce – 2 ] [İnovasyon]

Özet geçelim: İlk yazıda girişi yapmış, ikinci yazıda arka planı anlatmış, üçüncü yazıda düşüncelerimi size açmış ve 2 soru sormuş, bir de söyleyeceğimi söylemiştim.Sorular “Detaya girmem sıkıyor mu, özet geçeyim mi” ve “net ilişkiler, net rakamlar duymaya devam etmek istiyor musunuz” idi. Okurlarımızın yorumları uzun ve detaylı anlatıma, net ilişkilere ve net rakamlara devam edilmesini istedikleri yönündeydi. Söyleyeceğim ise dükkanın bulunduğu yere bir zaman için gideceğimdi; oradan eteğimde hikayeler dolu bir şekilde geri döndüm. Kaldığımız yerden planladığımız şekilde devam edelim:

Geçen yazıda “bu iş yapılır mı” sorusuna düşünce bazında verdiğim cevabı inceledik. Şimdi "Yapmak istesem bile yapabilecek miyim, nasıl yapacağım?" sorusuna aradığım cevaplara bakalım:

1. Ben herhangi bir şehirde herhangi bir pide fırınını ortaklı veya ortaksız, bir şekilde işletmek niyetinde değildim. Belli bir dükkanı belli bir ortakla işletmek istiyordum. Zira benim başka bir işim vardı ve sadece sermayemi ortaya koyacak ve fikirlerimle destek olacaktım. Dükkan ise halihazırda bir başkası tarafından işletilmekteydi ve ben [ortağımı ikna etsem dahi] önce bu kiracıyı içeriden çıkarmalıydım. İçeri girerken şerefiye ödemediği, hatta ailecek bizden büyük yardım gördüğü (çevremizi ona yöneltmiştik, kira ödeyemediğinde kiradan vazgeçmiştik vb) için ya hiç para istemeyeceğini ya da cüz’i bir rakamla (ben 5000 TL’ye kadar razıydım) çıkartabileceğimizi düşünüyordum. [Yanılmıştım – bu konudaki gelişmeleri hiç tahmin edememişim. İş oraya gelince detaya gireceğiz]

2. Müstakbel ortağımın bu işe yanaşıp yanaşmayacağını bilmiyordum. Nihayetinde benim hesaplarıma göre karlı bir işti. Ortaya para koyamayacaktı ama ondan istediğim işe para (sermaye) koyması değildi zaten. İşin başında durması yetecekti. Kendisi zaten fırıncılıktan anladığı için bir zaman sonra ustalardan birisini replace edebilecek, 3. yazıda bahsettiğim küçülme elastikiyetini de kazanacaktı. Ancak sorun şu idi ki, şu anda o dükkandan hiç çalışmadan ayda 400 TL kazanıyordu zaten. Son 10 yılı ise “sen neden işletmiyorsun bu fırını da başkalarına para kazandırıyorsun” diye dır dır eden insanları savuşturmakla geçirmişti. Lakin yumurta da kapıya dayanmıştı: İki işinden ilki gerçekten çökmüştü. 2. yazıda arka planın son günü dediğim zamanlarda ayda 1000-2000 lira ciroyu bile zor görür olmuş, o zamana kadar hiç zarar etmeyen ikinci işi bile zarar etmiş, kredi kartı borçlarını “döndürebilmek” için ikinci bir ipoteğin altına girmişti. Memleketimde söylenen tabirle “götün götün” gidiyordu. Hatırlatalım: aylık ortalama 4000 TL ödemesi vardı! O bu durumdayken bırakın kiracısını, kiracısının yanında çalışan işçinin bile kendinden iyi kazanması, kazanmayı bırak elindeki tek para getiren mülkü 7-8 yıllık kirası karşılığında satın almak istemesi sanırım onun için de dönüm noktasıydı. Lakin bir sorun vardı: zaten 3 işi beraber götürüyordu, üzerine bir de siyaseten önemli (=bizim ailede bu vakit alan ama para getirmeyen demek) bi pozisyondaydı, bir 4. işi üzerine alması demek diğer 3 işinden el çekmesi demekti. Tabiri caizse zarar da ediyor olsa döndürdüğü borçları döndürememe riskiyle karşı karşıyaydı; pide fırınını işletmek istediğinden dem vurup “tek başına” bu işe giremeyeceğinden etrafına dert yanmaya başlayacağı günler yakındı.

Ne demiştik? Yapılabilir bir iş mi? Evet. Yapabilir miyim? Evet, ortağım en az benim kadar hevesli (artı bir de çaresiz, yapacak başka şeyi yok, veya yapılabilecek diğer şeyler daha kötü). Dükkanın içinden kiracıyı çıkarmanın onun problemi olduğunu düşünüyordum (ve – gariptir- haklıydım)

Peki nasıl? Ben ve ortağım nasıl “en az” içerideki kiracı kadar kar elde edebilirdik? Çok basit bazı şeylerin düzeltilebileceğine inanıyordum. Örneğin içerideki kiracı “kola” satmıyor, çay ve salata ikramı (veya satışı) yapmıyordu. Halbuki, evet, kıymalı pide ayranla iyi gidiyordu ama damak tatları değişiyor, kıymalı pidenin yanında artık kola da içiliyordu; peynirli ve tahinli pidenin yanında zaten ayran gitmiyordu. Salon müşterisi oldukça mutsuz ayrılıyordu - yediği boğazına tıkanmış bir şekilde, çay içemeden, damağında bazen rahatsız edici bir tatla. Zamanla ve az da olsa ürün çeşitliliğini artırabilirdim. Çay ve salata ikramına (maliyetlerini hesaplayıp belki de satmaya) başlayabilirdim.

Evlere servis bin bir nazla ve çok geç yapılıyordu. Bazen daha telefonda eve servis reddediliyor, bazen de 1-2 saati bulan sürelerle gecikiyordu. Bu hızı artırabilir, küçük memleketimde de artık öğlen yemeği için evine gitmeyen, onun yerine iş yerinde yiyiveren insanları cezbedebilirdim. İç çektirmeye gelenlerinde aslında gelmesine gerek yoktu. içi evlerinden alıp yapılmış pideleri evlerine servis edebilirdim.


Reeskont Nedir Bütçe Nedir Aritmetik Ortalama Nedir Hisse Senedi Nedir Bilanço Nedir Akreditif Nedir Tahvil Nedir Broker Nedir Portföy Nedir Tutumluluk Nedir Varlık Barışı Nedir Evrim Teorisi Nedir Reyting Nedir

Kredi kartı kabul edilmiyor, onun yerine söz senet kabul ediliyordu. Kredi kartının en büyük dilemması paranın hesaba yaklaşık 40 gün sonra geçmesiydi. Küçük esnaf bunu bekleyemiyor, onun yerine iskontolu olarak parayı hemen almayı tercih ediyordu. Zaten çok yüksek olmayan karlarla çalışan bu esnaf kredi kartıyla neredeyse başabaş noktasında alışveriş yaptığından da hiç sıcak yanaşmıyordu. Bunu dükkana koyacağım işletme sermayesiyle (working capital) dükkanın bu parayı 40 gün beklemesini sağlayabilirdim. Dahası, yine bu yolla halihazırda dükkanın veresiye aldığı unu, yağı, tahini, kıymayı vs. peşin alabilir, bu yolla ucuza getirebilirdim. Dikkatimi çeken bir husus da koca şehirde hiçbir pidecinin (veya pizzacının, kebapçının vs) evlere serviste mobile POS cihazlarını kullanmamasıydı. Devlet dairelerine, bankalara vs. fiyatlı menü dağıtıp (çünkü piyasaya göre 50 kuruş veya 1 lira daha ucuza mal satıyorduk, müşterinin bunu bilmesi gerekliydi) altına da “ev ve iş yerlerine serviste kredi kartı geçerlidir” yazmamızın dışarı servis satışımızı artıracağını düşünüyordum. Bunun için gerekli maliyetlere de (mobil POS maliyeti, motorsiklet satın alımı, gerektiğinde bir ayakçı istihdamı) razıydım.

Kısacası ortağım beklediğimden daha hevesli ve/ya razı [mecbur?] çıkmıştı. . Kiracının tahliyesiyle de ben uğraşmayacaktım. Yapmam gereken tek şey küçük bir şehirde hali hazırda büyük şehirlerde var olan birkaç şeyi uygulamaktan ibaretti. Ne dersiniz, bu yukarıda saydıklarımda yanılıyor olabilir miydim? Entrepreneurship and Innovations dersinden aldığım BB'yi haketmiş miydim?

[Bilgisayar oyunlarında belli sayıda level atlayınca bonus stage'ler olur ya, bu dizide de şimdi önce kısa bir bonus stage ile deva edecek, sonra istişareler safhasına geçeceğiz.] Read More!

The Decline and Fall of Denememeler Pidecilik - 3 [Düşünce -1]

Yazılarımın başlıklarının Halil Berktay'ınkilere benzemesine şaşmamak lazım. Günlük "dövizler de gitti yandık anam" şeklinde yazmak (üfürmek) yerine ileride bir gün toparlanınca 20-30 sayfalık kendini okutacak bir şeyler çıksın isteyince böyle başlıklandırmak gerekiyor demek ki.

Bu dizinin ilk yazısına okuyucularımızdan kadir şöyle bir yorum yapmış : "Çemberlitaş FEM karşısındaki pideci zamanında dayımındı, daha sonra çeşitli sebepler ile devretti. Yanında çalışan hemşerim ise beyazıta pide dükkanı açtı. geçenlerde beyazıtta yürürken bir baktım tek dükkanı yan yana üç dükkan yapmış." Ben de zaten ikinci yazımda kendimi anlatırken benzer ifadeler kullanmıştım. her beyaz yakalının aklındaki bir durum bu ne yazık ki, "onlar yapıyor, biz neden yapamayalım" zihniyeti. Ne yazık ki evdeki hesap çok nadiren çarşıya uyuyor; çünkü insanlar açılan işletmelerin ne kadar çok büyük kısmının ilk yıl içinde, ne kadarının ise er-geç battığını bilmiyorlar (sitede bununla ilgili yazılar var, isteyen okuyabilir).

Gelelim konuya. Yazdığım nedenlerle aklıma halihazırdaki dükkanın işletmesini alma fikrinin oluştuğunu hatırlarsınız. Neredeyse "un var, yağ var, şeker var, heydi helva yapalım" noktasında dikiliyorduk. Halbuki iki soruya cevap bulmak gerekiyordu önce :

1. "Ben bu işi yapmak istiyor muyum? (veya daha doğrusu "bu iş yapılır mı")
2. "Yapmak istesem bile yapabilecek miyim,nasıl yapacağım?" [Tek başıma mı, ortağımla mı, ortağımla veya ortağımsız dükkan içindeki kiracı ne olacak? Çıkmak isteyecek mi?]

Sorulara nasıl cevap aradığıma birlikte bakalım:

Bu iş yapılır mı?

Hali hazırdaki dükkanla ilgili bildiklerim şunlardı:

1. 400 lira kira veriyor. Daha doğrusu mülk sahibinin gönlünü etmek için topluca 2-3 bin lira verip 8-10 ay oturuyor.

2. 4 adet daimi eleman çalıştırıyor: iki usta, iki ayakçı. Ustalar 40 ve 30 lira alıyor (günlük - yevmiye), ayakçılardan biri 20, diğeri 15 lira alıyor. İkinci ayakçı bir önceki günden kalma şarabı varsa işe gelmiyor. Dükkanda ayrıca kiracının damadı bir nevi "müdür yardımcısı" gibi işi yönetiyor, kiracı esasen artık işe gelmiyor. İşin yoğun olduğu cuma, cumartesi ve pazar günleri öğlen civarı işe geliyor, diğer günler akşamüzeri 4 gibi gelip hasılatı alıp gidiyor. İşlerin çok yoğun olduğu zamanlarda usta-ayakçı-kiracı ve onun damadı toplam 10-12 kişinin çalıştığı günler bile oluyor-ki anadoluda küçük bir şehirdeki küçük bir işletme için bu, muazzam bir rakam.

3. Temelde 3 ürünü var : Tahinli, kıymalı ve peynirli pide. Yanında içecek olarak sadece ayran satıyor. salatası da yok. Bir de kıymasını, patatesini, getirenin pidesini yapıveriyor. Bilenler bilir, mesleki tabirle "iç çekiyor".

Tahinli pide 2 lira, kıymalı pide 2.5 lira, peynirli pide 2 lira. Menü niyetine 1.5 kıymalı ("buçuk") 3 lira. Ayran 50 kuruş, "iç çekmek" 50 kuruş. Büyük miktarlarda iç çekmek ise pazarlığa tabi. 2000 adette 35 kuruşa kadar inebiliyor. Toplu siparişlerde "yarım tahinli pide" de yapılabiliyor, fiyatını 90 kuruşa kadar indirebiliyor.

4. Kiracı yaklaşık aylık 1500 lira borç ödüyor. Dikkatinizi çekerim, "ödüyor", geçen yazıdaki bahsettiğim ortağım gibi "para döndürmüyor".

Buna mukabil ne yazık ki dükkanın cirosunu öğrenemedim. Ne günlük, ne aylık ne de ortalama. Bunun en temel sebebi bu bilginin hiç kimsede olmamasıydı. Ne dükkanın esas işletmecisi, ne onun yerine işin başında duran damadı, ne de ustalar-ayakçılar. Gelir-gider ve kar birinci elden edinemeyeceğim bilgilerdi. Ustalarla konuşmalarımdan, un - kıyma girdi-çıktılarından yaklaşık günlük 500, aylık 15000 lira gibi bir ciroyu tahmin ediyordum. Kar da yaklaşık 10-20% arasında olmalıydı: 1500-3000 lira aralığında. [Daha sonraları bu tahminimde çok da yanılmadığımı anlayacaktım. Hatta ciroyu sezon dışı incelediğim için eksik bile tahmin etmiştim. Kar marjı ise 10-15 bin lira arası için doğruydu. Ciro artınca kar oranı da artıyor, aylık 20000 lira cironun üzerinde yüzde 40'ı bile aşıyordu. Bilmediğim diğer bir şey ise cironun aylık yaklaşık 10 bin liranın altında kalması durumunda kar değil zarar ediliyor oluşuydu.]

[
Aslında bildiğim, ama o zamanlar üzerinde düşünmediğim, daha sonraları ne kadar önemli olduğunu anladığım bir bilgi de şuydu: kiracı, evet artık pek işinin başında durmuyordu ama,

1. Patron hala kendisiydi. İşe kim alınacak, fiyatlar ne olacak, kendisi karar veriyordu. Büyük rakamlarda pazarlığı kendisi yapıyor, hala günlük ciroyu kendisi alıyor, işçiye, uncuya, kıymacıya parayı bizzat kendisi veriyordu. Son söz hala onundu.

2.Ensesi kalındı. Bir laf vardır kurda sormuşlar "ensen neden kalın" diye, "kendi işimi kendim yaparım" demiş, onun hesap işte bu kiracı da en becerikli ustadan tutun da ayakçıya kadar dükkanda herkesin işini yapabilecek durumdaydı. (buna yeter bilgisi, becerisi, daha önemlisi niyeti vardı) "Benim yevmiyemi 10 lira artır ya da ben giderim" diyene buyur git diyebiliyordu; işçisi işe gelmezse, yarıda bırakır giderse kendisi işi yürütebiliyordu. İşleri çok kötü giderse son işçisine kadar hepsini çıkarıp işine bir zaman böyle devam edebiliyordu (yani küçülme esnekliği yüksekti, bu da onun survival yeteneğini artırıyordu).

Bunları pek ala biliyordum, ama sadece büyük şirketleri denetlemiş, milyon dolarlık projeler filan yönetmiştim. 2 davar gütmeyi bilmiyordum, bu durumun önemini kavrayamıştım.
]


Reeskont Nedir Bütçe Nedir Aritmetik Ortalama Nedir Hisse Senedi Nedir Bilanço Nedir Akreditif Nedir Tahvil Nedir Broker Nedir Portföy Nedir Tutumluluk Nedir Varlık Barışı Nedir Evrim Teorisi Nedir Reyting Nedir

O günkü bilgilerimle aylık ortalama 2000 lira kar eden bir işletmeyle karşı karşıya olduğumu düşünüyordum. İşi kurma maliyeti ise, kiracıyı içeriden gönlü edilerek çıkarılması için verilecek (benim tahminime göre) 5000 lira + demirbaşlar için yaklaşık bir 5000 lira daha idi. [Buradaki demirbaşlar pasalar, hamur tahtaları, masa-sandalye, tuzluk bardak tabak, tahinli pide yapımı için sac tepsiler vb. ] yani 10.000 lira koyacak, aylık 2000 lira kazanacaktım. Eğer bir ortağım olursa 5000 lira koyacak, 1000 lira kazanacaktım. Hesap, gerçek olamayacak kadar iyi görünüyordu. Zaten değildi. İşin biraz daha içine girince çözmem gereken bambaşka bir sorun çıkmıştı, ancak bu sorun beni kararlılığımdan vazgeçirmedi. [Kararlılığımdan diyorum, çünkü söz konusu sorun çıktığında işe girmeye karar vermiştim bile. Karar vermeden önce olsaydı belki girmezdim] Bu konuya tekrar değineceğim. Yanılıyor bile olsam koyacağım (ve kaybedebileceğim) rakam hepi topu 10-20 bin liraydı. Bu deneme için bu parayı kaybetmeye hazırdım.

Şimdi bir nefes alalım. Size iki sorum, bir de söyleyeceğim var:

Soru 1: Çok mu detaya giriyorum? Ben bütün süreci günlüğüme yazdığım için size çok fazla ayrıntısıyla anlatıyor, anlatabiliyorum; ama bütün bu detayların sizi sıkmasından korkuyorum. Bu şekilde detaylı ve yavaşça anlatmaya devam mı edeyim, yoksa detaylara girmeyip, üstünkörü değinip ana konuları anlatıp hızlıca bitireyim mi?

Soru 2: Gazetelerde benim yaptığım gibi net rakamlar, net ilişkiler (onun damadı, bunun amcası gibi) neredeyse hiç verilmez. "Uluslararası bir toplantıda yabancı bir ortağı olan bir bankanın üst düzey bir yöneticisiyle önemli bir sektördeki iki dev üreticinin birleşmesine ilişkin dedikoduları konuştuk" gibi, anlamsız yazılar okursunuz. Ben ise rakamlarda da; ilişkilerde de çok net yazıyorum. Buna devam etmeli miyim? Bunu faydalı buluyor musunuz? İki konuda da önerilerinizi bekliyorum.

Söyleyeceğim: Bugün dükkana, işin başına gidiyorum bir zaman için. Her gün diziye devam etmek istiyorum ama çok da fazla "iç çekiyoruz", gecikmeler veya aksamalar olursa özür dilerim.

Bizi izlemeye devam edin, düğünlerde ve özel günlerinizde misafirlerinizi ucuza doyurmak için bizi arayın. :)

Read More!

The Decline and Fall of Denememeler Pidecilik – 2 [Arkaplan]

Serinin ilk yazısında kendimden biraz bahsetmiş, biraz da konuya girmiştim. Tarihsel olarak ilerleme niyetindeyim. Bu yüzden önce benim aklımda bu işe girişme fikri oluşmadan önceki arka planı anlatmam lazım.

Ben: Düzenli bir işim ve düzenli bir maaşım vardı; yapmamın elzem olduğunu düşündüğüm yatırımlarımı yapmıştım; kendimi finansal olarak güvencede hissediyordum; bir de galiba bana batan bir miktar da param vardı. Sanırım hep “biz bu kadar okuduk ettik, ama şuradaki esnaf ilkokul mezunu iken para kesiyor” tarzı düşüncenin biraz etkisindeydim. Benim neyim eksik, hem o kadar işletme okudum, param batsa da bir şeyler öğrenirim, içimde kalmamış olur diye düşünüyordum. İçinde 150 liraya kiracısı bulunan bir dükkanı 10000 TL’ye alasım gelmemişti, ki şimdikinin yerine çok daha iyi bir yatırım olurdu.

Dükkan: Yapıdan bahsediyorum. Dükkan, bir odun fırını ve yaklaşık 5-7 arasında masa ile 20-30 arası sandalye alabiliyor. Doğup büyüdüğüm şehrin eski şehir denen kısmındaydı. Artık odun fırını yapılmasına müsaade edilmeyen bir yerdeydi. Aile bireylerimden birisinindi (İleride kendisinden Ortak veya Dayım diye bahsedeceğiz). İçinde Dedem yaklaşık 50 yıl çalıştıktan sonra 2 yıl kapalı kalmıştı, 8 yıldır da kiradaydı ve aylık kira geliri 400 liraydı. İçindeki kiracıyı içine biz zorla sokmuş ve ilk yıl hiç kira almamıştık. Aradan geçen 8 yılda 2 çocuğunu evlendirdi, borçlarını ödedi, bir ev ve bir araba satın aldı, en son devlet memuru olan damadını istifa ettirip işin başına geçirdi. Dükkanı satın almak için ortağıma teklif götürdü.

Ortak: aka dayım. “Aile ile işe girilmez, aman okumamızın anlamı yokmuş, dayısıyla danasıyla iş kurup yürüten mi var ki” demeyin. İşlerin iyi gitmemesinin nedeni ortağımın dayım olması değil. Bilakis aslında o kadar da kötü gitmemesinin nedeni belki bu. Arka plan dediğimiz zaman diliminde birisi sezonluk olarak az da olsa kar eden, diğeri ise benim hesaplarıma göre zarar eden, onun hesaplarına göre “para döndüren” iki adet dükkanı ve sezonluk olsa da aslında epey iyi para getiren üçüncü bir işi vardı (hizmet sektöründe). “Para döndüren” işe hiç girmemiş olsa diğer iki işi pekala da kendisini geçindirirdi. Dükkanın üzerindeki kendi evinde oturuyordu. Dükkanın yanında metruk halde olduğundan kullanılamayan bir dükkanı daha ve buların arkasında oldukça büyük bir arsası vardı. İlk dükkanına 250, ikinciye 300 lira kira ödüyordu. Kira alması gereken dükkan için ise hep önceden avans aldığı için düzenli kira alamıyordu. Toplamları 60000 TL eden 2 konut kredisi ödüyordu. Kredi ve Kredi kartları, elden borçlar, vergi, SGK ve diğer borçlarıyla birlikte toplam 90-100 bin lira borcu vardı. Aylık ödemeleri yaklaşık 4000 TL idi. İkinci dükkanının cirosu 10000 TL, toplam cirosu sezona göre 12-30 bin Tl arasında değişiyordu. 3 iş, kiralar vs derken dediğim gibi “borç ödemiyor”, yani borcunu azaltmıyor ancak “para döndürüyordu”. Şöyle dersem tablo daha netleşir sanırım: 17000 TL'lik borcu 8 yılda 100000 TL'ye çıkmıştı. Bu kavramı sık sık duyacaksınız, ve derinlemesine incelememi okuyacaksınız bu yazı dizisinde. Türk esnafının neden para kazanamayacağını, neden büyüyemeyeceğini, neden sorunlu bir nakit akış mantığı olduğunu göreceğiz hep birlikte. Ortağıma dönecek olursak, [benim tanıdığım] en dürüst adam olduğunu da eklemeliyim. Yalan söylemez, malzemeden çalmaz, vergi kaçırmaz. Arlıdır. Çalışanlarıyla polemiğe girmez, onları ezmez, “işçinin teri soğumadan” yevmiyesinin verilmesi gerektiğine inanır ve bunu uygular. Borç isteyemez, ya da çok zor ister. Bu yüzden de bankalarla al-ver yapar. Bugüne kadar herhangi bir borcunu (vergi ve SGK hariç) ödememişliği, veya gününü geçirmişliği yoktur. Daha fazla uzatmayayım, nasılsa ilerledikçe onu siz de tanıyacaksınız.

Reeskont Nedir Bütçe Nedir Aritmetik Ortalama Nedir Hisse Senedi Nedir Bilanço Nedir Akreditif Nedir Tahvil Nedir Broker Nedir Portföy Nedir Tutumluluk Nedir Varlık Barışı Nedir Evrim Teorisi Nedir Reyting Nedir

Arka planın son gününün, yani benim bu işletmeyi kurma fikrimin ilk kez aklıma geldiği günün dükkandaki kiracının dükkanı 30-40 bin lira karşılığında dayımdan almak istediği ve dayımın da buna temayül ettiğine dair işaretler aldığım gün olduğunu söyleyebilirim. Üstüme vazife olmadığı halde şiddetle karşı çıktığım bir fikir oldu. Evvela yılık 4800 lira kira geliri olan bir gayrimenkulün o fiyata satılmaması gerektiğini düşünüyordum. Saniyen ev, 2 dükkan, arkadaki büyük arsa ve müştemilatın tek tapusu vardı ve 100 yıllık bu ev (eski bir ermeni köşkü – ki bu bambaşka bir yazımın konusu) tapuda arsa olarak görülüyordu. Bu tek arsanın paylı ortağı olacaktı kiracı (yüzde 25) ve aralarında sözlü veya yazılı başka anlaşmalar olsa da pratikte dükkanı kullanacak ancak diğer dükkanın, evin ve arsanın hem yüzde 25 ortağı olacaktı, hem de satılmasını engelleyebilecekti. Salisen dayım düzenli bir gelirden kısa vadede bir para için vazgeçecekti ve bunun başlangıç olacağını sanmıyordum. Son olarak bir de evin bizim için manevi değeri vardı, aile dışına çıkmasını tamamen duygusal sebeplerle de istemiyordum.

Dükkanı satmaması için haber saldım. İlla birine satması gerekiyor idiyse benim talip olabileceğimi, kısa süreli maddi sıkışıklıktaysa borç verebileceğimi belirttim. Benden başka, kiracının işçisi bile “Kiracı ne veriyorsa 2 fazlasını ben veriyim, bana sat” diye ortalığa çıkması dayımın fikir değiştirmesine yetti.

“Nasıl olur acaba bu dükkanı biz işletsek” düşüncesi sanırım ilk o gün aklıma düştü. Düşünme sürecimle, etrafımla istişarelerimle ve field research’ümle devam edeceğim.
Read More!

The Decline and Fall of Denememeler Pidecilik - 1

Tekrar Merhaba. Ben, bilenler biliyor, ülkenin önde gelen okullarından birinde İşletme okudum. Neler neler öğretmediler ki bana orada? Introduction to business mi eksikti, Human Resources mı, Business Communication'ler, Lineer Programmingler, Financial Accounting'ler, Japanese Business systems'lar, Managerial Accounting'ler, Financial Derivatives'ler. Hatta ve hatta Criminology in Business. Maşallah, hiç bir şeyi eksik bırakmadılar.
Okulu okurken yattım mı? Yeterince (kere)[kişiyle?] değil. Banka stajının üstüne fabrika stajı yaptım, part time çalışırken politik partilerde sürttüm, satranç klübünün başkan yardımcısıyken işletme klübüyle Uluslararası Pazarlama yarışmalarına katıldım.
Okul bitince ne oldu? Mesleğin şanındandır dedim, kalabalık isimli international auditing şirketlerinden birinde çalışmaya başladım. İstanbul sarmadı, brüt maaşın net maaşa geçerkenki kayıplarına sinirlendim, devlete girdim. Ne Uğur Mumcu caddesi 88 numara kaldı bulaşmadığım, Ne İnönü Bulvarı 36 numara, hepsini hatmettik.
Devlette müfettişlerle kavga edince bastık istifayı ver elini tekrar özel sektör. 2 yılda artık vardığım noktada oldukça fazla şey öğrendiğimi düşündüm. Koşuşturmacaya yeter dedim, yerleşik hayata geçtim, yarı maaşımla çeyreğin çeyreği kadar çalışacağım rahat bir işe geçtim. Bir de yapacağım yatırımları yapmıştım, Bir "deneme" yapmaya karar verdim. Ekonomiturk'ün finans projesi gibi. Ağzımızı milyon dolardan aşağısı için açmıyorduk, ama, bakalım bir 'işletme'yi çalıştırabilecek miydik? Büyük bir bankaya girip Genel Müdür olmak mı daha zordur, yoksa bir bankayı kurmak mı değil mi. Sıfırdan bir 'dükkan' açmayı denedim.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Bir Pide fırını. Dükkan hala açık, ama Gibbon'dan esinlendiğim başlıktaki gibi açıldığı günden itibaren düşüşe geçti. Gerçek hayatta, gerçek bir "işletme" deneyimi yaşadım, çok da şey öğrendim. Ne staja benzer yaşadığım, ne de iş tecrücesine. Bizzat para kaybeden benim, bizzat müsebbibi de. Okullarda bize ve size öğretilmeyen şeyleri öğrendim. Japonların Just in Time sistemini çok iyi anlatırlar. Ama elemanınızın "öğlen öğlen pazara gidilmez, hava çok sıcak, motorla gitmem, arabayı ver" demesi üzerine ne yapacağınızı söylemez. Köşedeki manavda kilosu 2 liraya satılan soğanı elemanınızın pazara gidip kilosunu 2.5 liraya alacağını, 10 kilo soğanda 5 lirayı cebine atacağını anlatmaz. Agency Theory nedir, bilirsiniz. Bizzat karşılaşınca nasıl yeneceğinizi anlatmazlar. Elemanınız işe alkollü gelirse kanunlar size onun işine son verebilirsiniz der. Siz o gün yılın en büyük siparişini aldığınız için ona kahve yapar, kusmamasını dua ederek siniriniz tepenizde, yine de yüzüne gülmek zorunda kalabilirsiniz.
Kuruluş öncesinde düşündüklerimden ve düşüncemi paylaştığım insanların yorumlarından başlayarak kurulma, işletilme ve kapatılamama sürecine kadar elimden geldiğince her şeyi bu yazı dizisinde sizinle paylaşmayı deneyeceğim. Umarım size de faydası dokunur. Read More!