Paralar Nereye Gidiyor?

Hurriyet'in AA'dan aldigi habere gore devlet yilin ilk 8 ayinda 4 milyar YTL ciftcilere avanta olarak dagitmis. Yine ayni donemde saglik harcamalari da 4 milyar YTL'ye yaklasmis. Devletin yoksul vatandaslarimiza "yardim" adiyla verdigi yesil kartlar icin yapilan harcamalar 8 ayda 2.3 milyar YTL'yi bulmus. Daha dun yoksullarin toplam 4 milyar YTL vergi verdigini hesaplamistik, demek ki verdikleri vergilerin neredeyse tamami saglik harcamasi olarak kendilerine geri donuyor. Yoksullarin odediklerinden cok daha fazlasini hizmet olarak geri aldiklari yonundeki hesaplamalarimizin dogru oldugu bu rakamlarla ortaya bir kez daha cikiyor.

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Ciftcilerimiz ise 10 sene once simdinin parasiyla 10 milyar YTL falan "destek" alirlardi, nerede o gunler degil mi? Ben onlarin yerinde olsam bir daha ki secimde oyumu Demirel veya turevlerine veririm. Turkiye'de isler boyle yuruyor.

Devletimiz ayrica bu sene 36 milyar YTL personel harcamasi yapiyormus. Bir personele ortalama 18000 YTL odendigini varsayarsak em azindan 2,000,000 tane memurumuz oldugu ortaya cikiyor. Bravo vallahi, nereye sigdirmisiz bu kadar insani, onbinlerce devlet binasi olmasi lazim bu kadar insani barindiracak!!! Verdiginiz yuksek vergilerin nereye gittigini iyi gorun.

Ayrica ilk 8 ay icerisinde 5 milyar YTL'lik gorev zarari harcamasi yapilmis. Gorev zarari dedigimiz sey "avanta"ya verilen diger bir ad, bilmeyenler icin soyleyelim.

Ayrica bu sene butceden 20 milyar YTL emeklilerimize gidecek. Emekliler ayrica SSK vergisi adi altinda tum kayitli calisanlardan toplanan vergileri de ceplerine indiriyorlar.

AKP iyi is yapiyor diyoruz ama yukaridaki rakamlara baktigimizda daha yapilacak cok isin oldugunu goruyoruz. Ben isin basinda olsam ilk kalemde avanta olarak verilen paralari 5 yillik bir zaman sureci icerisinde sifira indiririm. Bu emeklilere az para anlamina da gelebilir, kayitdisinin azaltilmasi anlamina da gelebilir. Tarim destekleri, diger "gorev zararlari" da baltayi yiyecek avantalar dahilinde. Zamanla olusacak fazlayi borclarin odenmesinde kullanip 15 yillik bir zaman icerisinde Turkiyenin borclari sifirlanabilir. Simdiye kadar hic bir hukumet radikal bir bicimde memur sayisini azaltma, harcamalari kisma yoluna gitmedi. AKP de bu konuda suclular arasinda.

Ironik olan Turkiye'de vatandaslarin devleti "neden daha fazla harcama yapmadin" diye elestirmesi.

10 Yorum Var.:

R.MUTT dedi ki...

Mutlaka ki, devlet harcamalarının daha verimli alanlara kaydırılması ve daha rasyonel hale getirilmesi şart. Ancak, bunun “haydi bütün avanta transferleri sıfırlayalım, devlet harcamalarını her şekilde kısalım, ha gayret bütün borçlarımızı ödeyelim, kamuda 2 milyon çalışan çok, hadi bu rakamı yarıya indirelim” basitliğinde yapılmaması gerekir diye düşünüyorum.

Türkiye nihayetinde liberal sisteme son 25 yıldır adapte olmaya çalışan bir ülke. Yalnız liberalizmle ilgili paradoksal bir durum da söz konusu. Tanım itibarıyle serbestiyet ifade eden liberalizmin korunması için sıkı kurallar, kanun hükmünün mutlak üstünlüğünün tesisi, güçlü bir asayiş ve mali polis düzeni ve bütün bunlar için de parasal anlamda güçlü bir devlet yapısı gerekiyor. Ekonomik açıdan zayıf bir devletle liberal olma yolunda fazla bir ilerleme kaydetmeye imkan yok. Aksine zayıf bir devlet yapısıyla liberalizm sadece toplumu kaosa sürükler.

Türkiye uzun sürelerden sonra ilk defa Bütçe açığını milli hasılanın %1’i boyutlarına indirmiş durumda. Bu önemli bir başarı. Ancak bundan sonra kalkınma hamlesinin devamını getirmek istiyorsak liberalizmi sağlamlaştıracak yargı, asayiş, eğitim, ulaştırma, haberleşme, enerji alanlarında altyapı yatırımlarına ağırlık vermek ve bunun için de bütçe açığı vermeden faiz-dışı bütçe harcamalarının milli gelire oranını artırmak gerekiyor.

Aşağıda bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bütçe giderlerinin milli hasılalarına oranını gösteren bir tablo yer alıyor.

Bütçe
Giderleri/ Kamu Sek/
GSYİH GSYİH
FRANSA 54% 8%
İTALYA 50% 6%
ALMANYA 48% 7%
İNGİLTR 42% 7%
JAPONYA 36% 7%
ABD 27% 11%
TÜRKİYE 29% 17%
BREZİLA 28% 20%
MEKSİKA 24% 14%
RUSYA 17% 15%
- milyar ABD doları
- Gider/GSMH 2005 yılı tahmini verileridir.
- Kamu sektörü/GSMH 2000 yılı verileridir.
- ABD eyalet bütçeleri dahildir.

Tabloyla ilgili birkaç yorum yapılabilir:
1-Beklendiği gibi en düşük oranlar Rusya, Brezilya, Meksika ve Türkiye’ye ait.
2-Her ne kadar ABD ile Türkiye aynı orana sahip gözüküyorsa da, faiz harcamalarının ABD’nin bütçe harcamaları içindeki oranı çok daha düşük. Faiz harcamaları hariç olarak bakıldığında oranlar ABD’de %27, Türkiye’de ise %20 (ki doğrusu böyle bakmak çünkü yüksek faiz giderleri devletin ekonomik gücünü değil güçsüzlüğünü gösteriyor.).
3-Tablo gelişmiş ekonomilerde ülkenin sevk ve idaresinde devletin ne kadar ağırlığı olduğunu gösteriyor. Yoksa kamu sektörünün milli hasıladaki payına bakarsak (son kolon) bu sefer de gelişmekte olan ülkelerde payın yüksek olduğunu görüyoruz.

Sonuç olarak, özelleştirmelerle kamunun üretimdeki payını düşürmeye devam ederken vergi tabanını genişleterek bütçe gelirlerini de artırmamız gerekiyor.

Kısacası, liberalizmi tesis etmek için düzen gerekiyor, düzen için kaynak gerekiyor, kaynak için ise devletin gelirlerini artırmak gerekiyor.

Kusura bakmayın, “comment” biraz uzun oldu.

N.B. Üşenmeyip baktım – Türkiye’de istihdam edilen kamu görevlisi sayısı 2 değil, 3.1 milyon. Yani nüfusun %4.3’ü. ABD’de istihdam edilen kamu görevlisi ise 20 milyon. Yani nüfusun %6.8’i. (genellikle verimlilik ölçüsü olarak nüfusa oran kullanılıyor). Yani ABD istatistiklerini yakalamak için Türkiye’de 2 milyon kişi daha istihdam edilebilir! Aman Hükümet duymasın!

Adsız dedi ki...

Goruslerimizi sadelestirmek zorundayiz.Complicacate problemler,rakamlar isimizi guclestirmekten oteye gitmez.Analysis-Paralysis yaklasimlarla Turkiyenin nerelere geldigi ortada.Aradigimiz "DECENT" hukumet.Su kisacik yasamda bir birey olarak kendimi goremiyecegim bir yuzyila hazirlayamam.Gunluk yasamimdanda tavizde veremem. Turkiyenin cikarlari devlet memurlarina az odemekten geciyor,yesil kartlilar boyle yapiyor,halk devleti saglik yonunden soyuyor yaklasimlari bizlere yakismaz.Ekonominin felsefi tanimi mutlu yasamaktir.Liberak Economiyi savunacagim diye,Turk Lirasinin degerini artiracagim diye tedavi amacli Hastaneden kendimi kisitlayamam.Siz Turkiyede Turk Parasinin kiymetini sirket yonetir seklinde algiliyorsunuz.Boyle bir sey "Fool Paradisedir"Ne yazikki ulkemizde Macro-Economik yaklasimlar Economiyi bir isletme yonetimi gibidir .Borsadaki menkul kiymetlerin 3/2'si yabancilarin elindedir.Butun bunlari siyasetle birlikte ele almak zorundayiz.Toksa Halkin mecburi ihtiyaclarini kismakla kucuk tasarruflarin economiye katkisi soz konusu olamaz.Sicakci anli sanli Turk genclerinin Newyork-Londra borsalarindaki sert hareketleriyle bu halk zulum goruyor.YTL'yi sunu sekilde yukselterek nerelere varacaksiniz? Bizim gibi az gelismis guduk sanayili ulkelerde Cari acik denilen kronik hastaligin onune ancak yerel sanayi uretimiyle karsi durabirsiniz. Deniz Gokce gibi Piyasa Gurularinin Cari Aciklarda America gibi ulkeleri ornek gostermesi illusion'dur.IMF'in kavgaci azarlayici gorunusune daha nekadar katlanacagiz?Bence bu soruyu kendimize sormaliyiz.AHMET

Blog Sahibi dedi ki...

Sayin R.mutt,

Elinize saglik guzel yazi olmus. Bir kac noktada ekleme yapacagim. Avantalarin sifirlanmasi bir anda yapilacak sey degil, dikkatinizi cektiyse yazida bunun icin 5 yillik bir sure ongoruyorum. Avanta alanlar icin 5 yil kendilerini ayarlamalari icin yeterince uzun bir zaman dilimi.

Turkiye'nin butce harcamalari gizli sosyalist Avrupa ulkelerinden az olabilir ama rekabet icerisinde oldugumuz gelismekte olan ulkelerden daha fazladir. Ulkenin buyume hizi sadece devletin kucuklugune bagli degildir, ayrica yasal ve kurumsal altyapinin gelismisligine ve teknolojik birikime de baglidir.

Ayrica Amerika ve Avrupa her zaman her seyi dogru yapiyor diye bir kaide de yok. Amerikan hukumeti harcamalari arttirsa da Amerikan sirketleri her seferinde problemlerden cikis yolunu "icat" ediyorlar.

Kaynaklari arttirma konusuna ben de daha once detayli olarak degindim, yazida da kayitdisinin azaltilmasi konusundan bahsederek ustu kapali deginiyorum.

Tesekkurler

Blog Sahibi dedi ki...

Morgan Stanley'den David Miles bugun bu konuda bir yazi yazmis:

http://www.morganstanley.com/
GEFdata/digests/20061006-fri.html#anchor2

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Devletin dağıttığı avantalardan bahsediliyor.

Ben bugüne kadar en büyük soygunun tarım sübvansiyonlarında, banka hortumlamalarında yapıldığını zannederdim. Çok safmışım.

Meğer esas soygun devletin ödediği yüksek reel faizmiş.

Son 26 yılda 440 MİLYAR DOLAR reel faiz ödemişiz! İnanabiliyor musunuz?

440 milyar faiz ödediğimiz dönemde sadece 80-100 milyar dolar arası değişen bir yatırım yaparken, 250 milyar doların üstünde personel giderimiz olmuş. Personel giderimiz ile yatırım yaptığımız tutarın toplamı ödediğimiz faiz kadar olamamış.

Hortumlanan bankaların basit maliyeti 1980-2005 arasında 45 milyar dolar olurken, faize ödediğimiz para 440 milyar doları bile bugün itibarıyla sollayarak neredeyse banka faturasının 10 katına denk gelmiş.

Pes vallahi ! Bu düpedüz soygun değildir de nedir? Bu devlet nasıl belini doğrultsun da KOBİ’sine para ayırsın? İmkanı mı var Allah aşkına?

Sevgiler,
Nilufer

Blog Sahibi dedi ki...

Nilufer Hanim, faiz ayri bir harcama kalemi olarak degerlendirilmemeli. Bundan uzun yillar once, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin besigini tingir mingir sallar iken Turkiye diye bir ulkede devlet sosyal adaleti saglamak adina harcama politikalari guduyormus. Ciftciler sanayiciler, kamu calisanlari, emekliler, yetimler, devlet tarafindan destekleniyormus. Ayrica maliyeti milyarlarca dolari bulan GAP gibi projeler ongorulen maliyetlerinin 5-6 katina bitiriliyormus. Maalesef devlet baba paralari vergi olarak toplamak yerine borclanarak harciyormus.

Gel zaman git zaman derken sosyal amaclar icin alinan borclar birikmis. Borclar biriktikce faizi de artmis. Simdi devlet baba bu borclarin faizine 50 milyar dolar gibi senelik faiz odedigi zaman defterlerinde bu faizi ayri bir kalemmis gibi gostermis. Oysa bu faizler gecmiste ciftciye, memura, vs. yapilan harcamalarin bir neticesi imis.

Demek istedigimi anladiniz mi bilmiyorum ama sunu soyluyorum. Bu faiz ayri bir kalem degil. Gokten zembille inmedi, Noel baba da getirmedi. Eskiden yedigimiz hurmalarin bir sonucu anlayacaginiz.

Adsız dedi ki...

Merhaba Sayın Economix,

Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Eski hükümetler har vurup harman savurdu, bize de faiz yükü kaldı, diyorsunuz. Haklısınız.

Yalnız bu noktada bir itirazım olacak.

O da borç yapısına.

Şu anda devletimiz YTL ile borçlanmak için çaba gösteriyor. Ancak YTL, Merkez Bankası tarafından yüksek faiz ile aşırı değerlendirildiği için mecburen Hazine de hem yüksek faiz vermek, hem de vadeyi kısa tutmak zorunda kalıyor. Çünkü ülke riski ve YTL'nin ani değer kaybı riski, risk primini pahalılaştırıyor.

Halbuki YTL rekabetçi bir seviyeye çekilse, yani devalüasyon riski ortadan kaldırılsa, yani kurlar bugünkünden %40-50 daha yüksek olsa, Hazinemiz rahat rahat döviz borçlanabilir. Siz uluslararası piyasaları iyi tanıyorsunuz. Döviz ile hem çok daha düşük faizle, hem de daha uzun vade ile borçlanma imkanı vardır. YTL borçlanmada inat edip, boşu boşuna neden bunca reel faiz ödeyelim? Haksız mıyım?

Sevgiler,
Nilufer

Adsız dedi ki...

Bu bütçe problemi benimde hoşuma gitti.Ben de bişeyler yazmazsam olmaz.

İlk önce Syn Ekonomix'in;
"Ayrica Amerika ve Avrupa her zaman her seyi dogru yapiyor diye bir kaide de yok."
cümlesinin blogun imkanı olmamasına rağmen kafalarda altını kırmızı kalemle çizmemiz gerektiğine inanıyorum.

Eğer bir uzun vadeli planımız olacaksa, dertlerimize deva olacak, sorunlarımızı çözecek bu plan bize özgü olmalı.
Elbette planımızı uygularken kullanacağımız ekonomik araçlar, gereçler dünyanınkine benzesede bizim durumumuza hassas şekilde uygulanıp dizayn edilmeli.
Genellikle gitmemiz gereken noktayı gösterirken gelişmiş ülkelerin datalarını referans gösteriyoruz.

Oysaki zorda olsa teorik olarak bu ülkelerden daha rakabetçi ülkelerin olduğunu hayal edebilmeliyiz. Ve öyle bir çözüm kümesi hayal ederek hedef belirlemeliyiz.

Elimizde somut referansların olması bazı şeyleri kolaylaştırsada en iyiyi başarmamız açısından bazan bizim önümüzde engel olabilir diye düşünüyorum.

Böyle bakınca olaya bir ülkenin rekabetçi olup, rekabetçi bi piyasa yaratabilmesi arasında parasal olarak bir bağlantı olması gereksede, aklımda bu oranın gücü konusunda tam bir değer belirmiyor.

Niye belirmediğine şu açıdan da bakabiliriz;
Güçlü bir devlette polis teşkilatının büyüklüğü ne olmalıdır??
Yine güçlü bir devlette sağlık kurumu ne boyutta olmalıdır??
Yine güçlü bir devlette doğal monopollerin büyüklüğü ne olmalıdır??
Devlet hangi alanlarda kesinlikle yer almalıdır??
Vs...
Bütün bu soruların cevapları dünya ülkeleri için hala kesin ve açık cevaplara sahip değil.

Belki soruların cevaplarını asla tam olarak bilemeyeceğiz, kaldıki cevapların teknoloji ve değişim yüzünden değişken olduğunuda hesaba kattığımızda asla tam bi cevaba ulaşamayacağımızı bile söyleyebiliriz belki.

Ancak kesin cevaplara ulaşamayayacak olmamız bu konular açısından optimuma yakın çözümler bulmaya çalışmaktan alı koymamalı bizi diye düşünüyorum.

Benim aklıma gelen en genel çözüm önerisi devletin olması gereken alanları mümkün olduğunca iyi belirleyebilmek.Sonra ise bu alanlarda en verimli işletme ya da müdahele durumunu sağlayabilmek.Bu ise başlıbaşına uzun ve tartışılması gereken bi konu.

Uzatmamak adına diyeceğim o ki devletin sistemdeki rolu ve bu rolu oynarken kullandığı "Fiscal Policy" araçları başlıbaşına bir çalışma alanı ve çok çok iyi uzmanlık gerektiren bi alan.

Bundan yıllar önce nobelli Robert Solow hocamız ülkelerin gelirler bakımından yada ekonomik performansları açısından birbirine yaklaşıp uzaklaşması konudunda güzel çalışmalar yapmış. Gerçek dünyada işler tam olarak teorideki gibi işlemesede ülkenin "intervention level"ini yani ekonomiye karışma düzeyini ve "fiscal policy" araclarını iyi kullanamazsak oradaki kötü ihtimal olan "conditional divergence" yani koşullu uzaklaşma opsiyonuna sürüklenebiliriz allah korusun.

Tabi tüm bunları düşünürken, çözümler keşfetmeye çalışırken düşünürler, karşılarında yine yıllar önce yine bi nobelli hocamız James Buchagam'ın ortaya koyduğu demokratik sitemin getirdiği dezavantajlı durum ortaya çıkacaktır.Söylenenlere göre ilk defa bu hocamız "calculus of consent" eserinde demokraside siyasilerin oy kaygısı nedeniyle mali politikarın uygulanmasında bir engel olabilecekleri söylenmiş.Hatta kanıtlanmış(nasıl kanıtlamışsa, helal olsun:).

O yüzden demokrasinin olduğu bir ortamda çok optimist yada hayalci çözümler gerçekçi olmayabilir.

Şahsım adına ekonomi bilimini belkide bu yüzden çok seviyorum:)Çok dinamik ve çok yönlü bir bilim.

Yine baya uzun oldu ve bi düşünce yumağı şeklinde kaldı, bunun için üzgünüm. Umarım bu sorunlara daha somut ve uygulanabilir çözümleri daha detaylı biçimde burada tartışabilirz.

Adsız dedi ki...

Eflatun
(yukardaki yorum için:)

e-recep dedi ki...

Sayın Ahmet Bey,

Yazmış olduklarınıza tamamen katılıyorum. Bu sağlıklı görüşleriniz için sizi tebrik ederim.