Bye Bye Friedman

Bildiginiz gibi Milton Friedman’i kaybettik. Hakkinda bir bilgilendirme yazisini kaleme aldigimi düsünüyorsaniz yanilirsiniz Onun anisina 2 Temmuz 2004 tarihinde kaleme aldigim eski bir yazimi yayinlayacagim. O gün, ayni zamanda Friedman’i terketmek zorunda kalmistim . Bütün fikirleri degil elbette. Benim için kolay olmamisti. Beni bir dönem çok etkilemisti. Serbest piyasa taraftarligi ile monetarizm neredeyse birbirleriyle özdeslestirilmislerdir. Halbuki bunlarin dogrudan bir iliskisi olmadigini düsünüyorum. Monetaristler ayni zamanda piyasa ekonomisinin çok siki savunuculari oldugundan, muhtemelen tasidiklari iki rol birbirlerine karistiriliyor. Artik bunlarin yollarinin ayrilmasinin zamani geldi. Parantez içindekiler bugün düstügüm notlar.

Yazimda önce monetaristlerin 'faiz ile kur' arasinda kurduklari iliskinin hangi sartlarda geçerli olabilecegini açiklamaya çalisacagim. Fakat bunun ötesinde 'Para önemlidir' seklinde düsünenlerin, yalnizca faiz-kur baglantisini açiklamakta degil pek çok konuda yetersiz kaldiklarini göstermek istiyorum. Özellikle küresellesmeyle birlikte bu durum çok belirginlesti. Ülkeler arasindaki sermayeyi, mallari ve emegi sinirlayan bariyerler kalktikça fiyatlar üzerinde ulusal Merkez Bankalarinin otonom etkinligi azaliyor. Küresellesmenin azizligine yalnizca TCMB gibiler degil FED gibileri de ugrayacak (Bunu bir yere not alin lütfen, bes sene sonra yeniden tartisalim). Paranin öneminin azalmasina karsin monetaristerin pek çok alanda yadsinamayacak katkilari hala dimdik ayakta.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Merkez Bankasi'nin enflasyonla mücadele gibi bir gerekçeyle faizi önemli ölçüde yükselterek para miktarini düsürdügünü varsayalim; 'para nedir, faiz oranini oynayarak para miktari kontrol edilebilir mi' gibi problemleri gözardi ederek. Ortodoks miktar kuraminin geregi olarak, para mikrarini azaltigimiz için degerinin de artmasi gerekir. Basitlestirirsek mantik su: Vatandas eline geçen daha az parayla nasil domates, elma gibi seyleri az talep edip fiyatmalarinin düsmesine yol açiyorsa, dövizin de fiyatini da benzer sekilde düsürecektir. Fakat dövizin yalnizca ithal mallari tüketmek amaciyla kullandildigini varsayarsak. Eger döviz tasaruf araci olarak da yaygin bir sekilde görülüyorsa, o zaman sevgili vatandaslarimiz yalnizca gelirleri ölçüsünde degil ellerinde tuttuklari bütün VARLIKLARIN DEGERI ölçüsünde dövizi talep edebilirler. Hepimiz özellikle likititeye (evet anladik ‘likitide’, ama ben Kastamonu’luyum ve dilim neye dönüyorsa öyle yazarim) dönüstürülmesi daha kolay olan menkul degerlerin bu potansiyelini biliriz. Bir olumsuzlukta vatandaslar dövize geçmeden önce varliklarini satarak nakte çevirmek zorundadirlar. Ancak parasal hedefi olan bir merkez bankasi likititeyi kistigi için günlük faiz hizla yükselir, ülkenin bütün varliklari deger kaybetmeye, döviz tirmanmaya baslar. Yani para miktarini kontrol eden bir Merkez Bankasi ayni zamanda faizi savunamaz. Bir parantez açarak sunu soralim: 2000 yilinda döviz kontrol edilmeseydi ne olurdu ? Siyasetçilerimizin hasariliklarindan çok düpedüz teknik bir hataya kurban gittigimizi anlamaliyiz. Kagit üzerinde ithalat artisinda günlük faizin yükselerek bastirmasi gerekirdi. Ancak günlük faizin talep üzerinde hemen hemen hiç bir etkisi olmadigini sonradan sahit olduk. Daha kötüsü o günlerde uzun dönemli kredi faizleri belirleyen tahvil ve bonolar, günlük faize degil dövize endeksliydi. Döviz kontrol edildigi için uzun vadeli faizler, isinmaya çok geç ancak günlük günlük faiz çildirdiktan sonra reaksiyon gösterdigini hatirlayin lütfen. Dikkat ederseniz bu sistemde fren yanlis tanimlanmadigi için isinan ekonomi hiç bir zaman kendini kurtaramiyor. Peki esrarengiz aktivasyonun kaynagi neydi ? Daha sonraki deneyimlerimizle cevabini verebiliriz sanirim. Birincisi enflasyonun vatandaslarimizin gelir artisindan daha hizli düsmesi. Ikincisi ve belki daha önemlisi kredi mekanizmalarindan tamamen kovulmus olan dandik TL'mizin ayaklarinin üstüne dikilerek tekrar kredilerde kullanilmaya baslanmasi. Eger kur serbest olsaydi döviz ve faizin küçük-büyük çapta frenlemeleriyle islerin kontrolden çikmasi engellenecekti (o kadarda emin olma). Fakat önümüze çok zor bir soru çikiyor: Kur ve günlük faiz BELIRSIZSE tahvil ve bono fiyatlari yönlerini nasil bulacak ?

Faizi tamamen birakmis olsaydik bile bugünden çok farkli olmayabilirmiydi ? Bugün 'Dövizi BIRAK, faizi TUT' gibi bir sey uygulamiyoruz. Uygulanan sistemin daha dogru ifadesi 'Dövizi BIRAK, faizi de TUTABILIYORSAN TUT' seklinde. Kisilerin/kurumlarin harcamalarini ceplerindeki nakit parayla veya günlük krediyle yapmalari ekonomik açidan çok farkli sonuçlar dogurmaz. Yarin getirmek sartiyla size teslim edilen bir parayla ne yapabilirsiniz ki ? Günlük faiz bütün vadelerdeki kredileri yönlendiremedigi sürece talep ve fiyatlar üzerinde her hangi bir etkisi yoktur. Merkez Bankasinin geçmiste herzaman faizleri yönlendiremedigini gözönüne alirsak, 'günlük faizi biraksa da farketmez' sonucuna varabiliriz. Ancak TCMB piyasalardan bagimsiz hareket edebilirse FDF'nin da katkisiyla kisa ve orta vadede istikrara önemli katkilar saglayabilir (mayis ayinda bekledigim buydu).Yönlendirilen degin yönlediren pozisyonuna geçebilir. Bundan da hepimiz ama en çok hükümetler yararlanir.

Merkez Bankasi faizi 'gerçek' enstrümanlarla kontrol etseydi durumumuz ne olurdu ?
Bunu yapabilmek için MB'nin kamu kagitlarinin alim satimina soyunmasi gerekirdi. Fakat kagitlarin toplam hacminin büyüklügü göz önüne alindiginda, Merkez Bankasi herhangi bir olumsuzlukla faizi savunmak için çok fazla likitite yaratmak zorunda kalacakti. Yaratilan likititenin dövizi fazlasiyla uçuracagini öngörmek zor olmaz. Tersi daha az kötü degil. Elinde döviz olanlar TL kagitlarina yöneldiginde, faizin düsmesini engellemek için likitite namina ne var ne yoksa içine çekmesi gerekebilirdi. Görüldügü gibi Merkez Bankasi'nin faizi kontrol edebilecek enstümanlara sahip olmamasi istikrar için mutlaka gerekli. Fakat bu konuyu biraz daha genisletirsek, deger kaybeden TL'nin fiyat artislarini gelirlerden daha fazla artirmasinin dogal sonucu olarak ithalatinda çöktügünü görürüz. TL er yada geç tekrar degerlenmek zorundadir. Yani ilginç bir sekilde uzun dönemde pozitif/negatif dalgalar enflasyonu degistiremiyor. Ancak hükümetin davranisi enflasyonu kalicilastirir. Çünki TCMB'nin sonsuz fonlamasina kavusan sevgili hükümetlerimiz parayi var gücüyle etrafina dagitarak, önceligi yandaslarina vermek kaydiyla vatandaslarinin develüasyon kayiplarini karsilamaya çalisacaklardir. Kur asla geri dönmeyeceginden, sonsuz enflasyon döngüsüne girilecek, TL yok olarak geçmiste oldugu gibi reel kullanimdan kalkacaktir. Monetaristlerin Merkez Bankalari'yla hazineler arasindaki baglantilarin kesilmesini önererek çok yararli bir katkida bulunduklarini kabul etmemiz gerekir.

FED'in gerçek parasal operasyonlarini günlük faizi kontrol ederek degil, kisa vadeli hazine kagitlarinin alim/satimiyla yaptigi bilinir (hala öyle mi ?). FED'in piyasandan para çekmeye çalisirken, bizim gibi ülkelere giden sermayeyi de yutacagi gibi endiselerini çokca duyar olduk. FED'in agzini bu kadar çok seyi yutacak kadar açacagini hiç sanmiyorum (bu konuda hakli çiktim sanirim). FED'in örtülü prosedürleri hakkinda pek bir sey bilmedigimi itiraf edeyim. Ancak bildigim kadariyla bu operasyonlarda çikan giren para miktarlari da göz önüne aliniyor. Eger bir sey yapiliyorsa, yapilan islerin paranin akimini geri döndürmekten çok çikan parayi azaltmak seklinde olacagini tahmin etmek zor olmaz. Bunun aksi tarzda bir hareket, azda olsa sürekli parasal genislemeyi savunan monetaristerin bile tavsiye etmeyecegi bir seydir.

Paracilari elestirenler hakli olarak yurttaslarin kullandiklari kredilerilerle ceplerindeki paralarin çok üstünde harcama ve yatirim yapma imkanlarina sahip olduklarina dikkati çekerler. Talebin kisilmasiyla para miktarinin kisilmasi arasindan dogrudan bir iliski kurulamaz. Aksine para miktari enflasyon döngüsünde bir BASLANGIÇ degil olsa olsa bir SONUÇ'tur. Fakat öte yandan Keynes'in söyledigi gibi faiz para arzinin bir fonksiyonu da degildir. Bol para basip faizleri düsürerek ekonomiyi genisletemeyiz. Aksine kredi mekanizmalarini ortadan kaldirarak ekonomiyi bogariz. Biz buna 2001 yilinda, TCMB'sinin bazi kamu borçlarini ödemek zorunda kaldiginda sahit olduk (Simdi biraz farkli degerlendiriyorum). Ekonomiye dinamizm katan fonlar ancak vatandaslarin gönüllü tasaruflariyla olusur. Kaynak yaratanda kaynak kullanan kadar ekonomi için vazgeçilmezdir.

ahmet çavusoglu

4 Yorum Var.:

e-recep dedi ki...

Merkez Bankasi'nin enflasyonla mücadele gibi bir gerekçeyle faizi önemli ölçüde yükselterek para miktarini düsürdügünü varsayalim.

Bunu varsayabilmeniz için ülkeye döviz girişine engel olmanız lazım. Bizim Merkez Bankası faiz arttırıp parayı pahalılaştırdığını zannederken, şirketler yurtdışından ucuz döviz kredileri bulup ekonomiye soktular. Şu anda 110 milyar dolardan fazla bir açık pozisyon var. Bu para gökten inmedi ya. Ne diyordunuz? MB para miktarını düşürmüş müydü? Peki gelen bu 110 milyar dolar nereye girdi?

2000 yilinda döviz kontrol edilmeseydi ne olurdu ?

Ne olacak, Şubat 2001 yaşanmazdı. 2000 yılı boyunca mal satıp çıkan sıcakçılar kuru yavaş yavaş yukarı taşır, ani bir şok olmazdı. 2000 yılı boyunca çıkan sıcakçılar Şubat'ta şişenin dibini bulunca, Merkez Bankası kuru dalgalanmaya bırakmıştı. Elindeki TL varlıkları ile saf saf bekleşen ülke insanı bir gecede soyulmuştu.

Bu işin sorumlusu, YTL'yi aşırı değerlendirmeyi salık vermiş olan IMF ve onun emirlerini harfi harfine yerine getirmiş olan Merkez Bankası'dır. Serdengeçti Başkan Yardımcısı idi. Erçel kurban olarak alınmış olsa da, 'asıl oğlan' dümende kalmıştı. Koalisyon hükümeti etkisiz eleman gibi yan koltukta olan biteni seyretmişti.

Adsız dedi ki...

"Kişinin parayı harcamasının dört yolu vardır.Kendi paranı kendine harcarsın.Bu durumda parayı nereye harcadığına ne kadar kazanacağına dikkat edersin.Sonra kendi paranı başkası için harcarsın,diyelim başkasına hediye almak.Bu durumda hediyenin içeriğinden çok maliyeti önemlidir.Başkasının parasını kendim için harcamak!Bu durumda kendime çok iyi bir yemek ziyafeti vereceğim açıktır!Eğer başkasının parasını başkası için harcayacaksam ne kadar harcayacağım da ne alacağımda benim için önemsizdir.Bu devlet'tir ve milli gelirin %40'ı böyle harcanır."
Milton Friedman

Tunç K.

ahmet dedi ki...

Tunç bey,

Hatirlattiginiz görüsleri çok etkileyici. Yasadigimiz deneyler Friedman'i yüzde yüz hakli çikardi. Evet haklisiniz. Friedman'i yalnizca para politikasiyla degil bu yaniyla da hatirlamamiz gerekirdi. Bu ona yapilmis bir haksizlik oldu

a.çavusoglu

Adsız dedi ki...

Milli gelirimizin kamu borcu faizine giden bölümü aklıma geldi birden...