Yahya Murat Demirel ve Yargitay

Sizi başka konularda da duyarlı görmek isteriz...

Yargıtay üyelerinin laiklik konusunda ne kadar duyarlı olduğunu geçtiğimiz iki haftada hep beraber öğrendik. Başsavcı, AKP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Bunun üzerine gelen eleştirilere de Yargıtay Başkanı göğsünü gerdi. Geçen gün İzlenimler'de Fethi Bey, Yargıtay üyelerinin haftasonu yaptığı bir gezide sergiledikleri başka duyarlılıklarını da çok güzel hikaye etmişti.

Peki şu haber konusunda Yargıtay Başkanı veya üyelerden birinden bir duyarlılık gösterisi gören oldu mu? Yahya Murat Demirel'in, TMSF'nin el koyduğu Egebank nedeniyle vergi mükellefi olan bizlerin sırtına yüklediği yük konusunda 4 ile 6 milyar dolar arasında rakamlar havada uçuşuyor. Ve bu şahıs Yargıtay'da dosyası kaybolduğu(!) için davası zaman aşımına uğradığından şimdi elini kollunu sallaya sallaya gezip lüks hayatına devam ediyor. Bu konuda nasıl bir soruşturma açıldığını merak ediyorum doğrusu. Herhalde birkaç evrak memuru suçlu bulunup işten atılmıştır. Malum, bizde ayakların yaptığından başlar sorumlu değildir. O nedenle istifa falan gibi bir eylem Yargıtay Başkanı'nın aklının köşesinden bile geçmemiştir herhalde. Hadi istifayı geçtik, bu kadar duyarlı insanların olduğu bir kurumdan birilerinin çıkıp bu konuda özür dilemesini bekliyor insan ama nerede? Ülkeyi kurtarmak dururken, böyle ufak meselelere sıra gelmiyor anlaşılan.

15 Yorum Var.:

mr. brooks dedi ki...

isin ilginc yani kayip dosya zamanasimi suresi dolduktan kisa bir sure sonra bulundu!

mr. brooks dedi ki...

sizin verdiginiz linkte de yaziyormus zaten, yeni gordum..

ulas dedi ki...

Şimdi sevgili liberaller haklısınız, Murat Demirel hukuk devletine yakışmayacak şekilde Egebank olayından yırtıyor. İşte ondan sonra insanlar hukuka olan inancını yitirip kendileri ceza kesmeye kalkıyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinde hepimiz aynı paydada buluşuyoruz ve bu duruma kızmamız gayet normal...

Bu olay hakkında soruştuma açılıp her türlü ihtimalin değerlendirilmesi gerekiyordu ( soruşturma açılıp açılmadığını bilmeden ilkesel olarak konuşuyorum), sonra da halktan özür dilenmesi gerekiyordu. Çünkü bu batık bankaların cefasını bu halk çekti. Bilmem hatırlar mısınız, Sedat Peker Mit'ten Kaşi Kozinoğlu diye biriyle telefon görüşmesinde yargıdan birilerinin ayarlanacağının sözünü alıyordu. Bunların olması üzücü ve münferitdir diye umuyorum.

Eleştirilerim de olacak.Bu yazının zamanlama olarak AKP'nin kapatılması davası üstüne gelmesi ve sizin bu dava karşısındaki tutumunuz göz önüne alınınca bir de linki verdiğiniz haber 21 ocak 2008 tarihli olunca sorularım olacak?

1- O tarihte bu haberi bu bloga koydunuz mu?

2- Koymadıysanız bugün manidar bir başlıkla koymanızın sebebi ne? Bu, AKP kapatma davasının olası kapatma kararını içeren bir sonucu durumunda yargı kararlarına halkın itibar etmemesini sağlamak mı?

3- Siz, başbakan Galataport meselesinde yalan söylerken; gemicik meselesinde, Unakıtan'ın oğluna kıyak geçtiği yönetmeliklerde ( mısır ithali,likit yumurta), tren kazalarında vb. bu insanların istifasını istediniz mi? İstediyseniz helal olsun ama ben açıkçası bu blogda onu göremedim.

4- Aynı yargı hızlandırılmış tren kazasında sorumluyu makinist olarak belirlediğinde ne hissettiniz? Hayır olmaz bu cahilce projeyi başbakan öve öve anlatmıştı istifa etmesi gerekir diyebildiniz mi? Yoksa aman boşver AB'ye ABD'ye tavizler verip, ülkeyi vahşi kapitalizmin kollarına atan başka kimi buluruz diye kulağınızın üstüne mi yattınız?

Ha liberaller ne dersiniz? Size biz sizinle ittifak yapmadık, siz bize yanaştınız diyerek sizi yanaşma olarak gören bu gerici,mandacı kişilere karşı daha ne kadar sırt dayayacaksınız?

ekodok dedi ki...

Böyle benim hırsızım iyidir seninki kötü mantığıyla bir yere varamayız. Bahsettiğiniz olaylar konusunda yazı yazmamış olmamız (belki arkadaşlar yazmıştır, tam hatırlamıyorum) onları onayladığımız anlamına gelmez. Sadece bu tür olayları artık iyice kanıksamış olduğumuzdan tepki vermeye bile üşendiğimiz anlamına gelir. Aslında mahkemelerde kaybolan dosya olaylarını da kanıksamış durumdayız ha. Mesela bu yazıda bahsettiğim haber iki ay önce kulağıma çalınmıştı ama hafızamda hiçbir iz bırakmadan çekip gitmiş. Önceki akşam izlediğim bir TV programında hatırlatılınca aklıma geldi de buraya yazayım dedim. Radikal'in bu haberi 3-5 satırla geçiştirdiğine bakılırsa basında da aynı kanıksama var. Aslında dinci medyanın sitelerinde daha ayrıntılı tafsilat vardı ama Yargıtay konusunda aşırı taraflı bir konumda oldukları için onlardan bahsetmedim.

Öte yandan siyasetçilerin tüm dünyada imajı aşağı yukarı aynıdır ve pek de iyi değildir. Dolayısıyla onlardan fazla birşey beklememek gerekir. Fakat hukukçulardan daha fazla şey bekliyoruz. Hukuku siyasete alet etmelerini değil, evrensel hukuka göre karar almalarını istiyoruz. Medeniyet seviyesine ulaşmaya çalıştığınız ülkelerdeki hukukçular bugün Türkiye'de olanlara kıçıyla gülüyorsa bir sorunumuz var demektir. AKP gerçekten rejimi yıkmak istiyorsa bunun gazete manşetleriyle değil somut ilişkilerle kanıtlanması gerekir.

Siyasetçilerin dünyadaki imajı bellidir dedim. Diğer arkadaşlar adına konuşamam ama benim AKP'ye destek vermemin nedeni onları ehveni şer görmemden başka birşey değil. 2002 seçimlerimde oyumu CHP'ye vermiştim. CHP'nin başında Kemal Derviş gibi bir şahıs olsa bu seçimde de oyumu verirdim. Fakat artık iyice nasyonal sosyalist bir çizgiye gelen Baykal'ın CHP'sine oy vermem mümkün değil. Çevremdeki pekçok insan benim gibi düşündüğü için gitti oyunu Baskın Oran'a, Ufuk Uras'a falan verdi. Ben oy ziyanı olduğunu düşündüğüm için öyle davranmadım. Nitekim Baskın Oran'ın meclise giremediğine, Ufuk Uras'ın ise ortalıkta gözükmediğine bakarsak bu gerçekten de oy ziyanı imiş. Diğer taraftan ülkeye şeriat rejimi geleceği konusunda zerre kadar korkum olsa AKP'ye oy vermezdim. Fakat bu blogdaki yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi öyle bir korkum yok. 10 yıl önce öyle bir korkum olduğu için 28 Şubat'ın demokrasiye müdahale olduğunu bile düşünmemiştim. Fakat şimdi toplumumuzda laikliğin sanılandan fazla kök saldığını ve kim ne kadar uğraşırsa uğraşsın şeriat gibi bir rejimin gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Sadece toplumumuzun laiklik anlayışı ulusalcıların savunduğu laiklik anlayışından biraz farklı. Bu farklılık da zamanla demokratik süreçler içinde kabul edilecek diye düşünüyorum. Bugün Türkiye'de laikçi bir dikta rejimi kurulması ihtimalini şeriat rejimi kurulması ihtimalinden çok daha yakın ve gerçek bir tehlike olarak gördüğüm için de ona karşı tavır alıyorum.

ulas dedi ki...

Sayın Ekodok,

Benim hırsızım iyi senin hırsızın kötü gibi bir mantıkla hareket etmedim. Tek vurgulamak istediğim şey çifte standartın olmaması gerektiğidir. Hukukun adaletli bir biçimde işlemesini istemenize ve siyasi etkilerden arınmasına yönelik fikirlerinizi doğru buluyorum. Gelelim yanlış bulduklarıma...

AKP kapatılması davası konusunda iddiaları gazete manşeti olarak tanımlıyorsunuz. Sizce gazete manşetlerine yansıyan ifade ve eylemler yaşanmamış, hiç olmamış şeyler midir? Bunlar yaşanmış ki manşet olmuş. O ifade ve eylemlerin neleri içerdiğini, Medeniyetler Çatışması Tezi'nde Huntington'ın neler önerdiğini, Büyük Ortadoğu Projesi'nin Ilımlı İslamı parlattığını göz önüne almanızı rica ederim. Sadece kısmi değil olaylara bütünlüklü bakınız. Büyük Ortaodğu Projesi'nin dayattığı Ilımlı İslam anlayışı gelip Türkiye'nin hukuki sınırlarında kalmıştır ve zorlamaktadır. Amerikancı baskıya rağmen hukukun işlemesi ve yasaların delinmesine izin vermemesi önemlidir.

Laikliği benimseyen ulusalcıların dikta rejim kurmak istediğini söylüyorsunuz. Bence başka bir yerde yaşıyorsunuz. Ben şu ana kadar hiç bir ulusalcının dikta rejim istediğini ne gördüm ne duydum. İstedikleri tek şey ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye... Bir de devamlı birilerini darbe şakşakçılığıyla suçluyorsunuz. Darbe kelimesini herkesten fazla ağzınıza alıyorsunuz. Demek ki Türkiye'nin tarihi gelişimine baktığınızda yaşananlardan ötürü darbe olmasını bekliyorsunuz, o karşı baskı ve gerilimi görüyorsunuz. İstemediğiniz için de sağa sola darbeci yaftasını yapıştırıyorsunuz. Peki bu beklediğiniz ve olmasından korktuğunuz darbe olmuyorsa bunun sebeplerini sadece 10 yıldan bu yana demokratik geleneklerin güçlenmesine mi bağlıyorsunuz? Bundan önceki darbelerin sadece iç dinamiklerle mi sağlandığını zannediyorsunuz?

Peki size dış dinamiklerin Türkiye'yi nasıl etkileyebileceğine dair bir senaryo çizeyim bakalım bunun hakkında ne düşüneceksiniz?

Bir genelkurmay başkanı geliyor (Kenan Evren gibi Amerikancı,halk düşmanı ama sadece laiklik peneceresinden bakan biri ) ve komuta kademesiyle tam uyum içerisinde Amerikalı yetkililerle görüşüyor. "Siz BOP için Türkiye'nin her türlü desteğini mi istiyorsunuz. Tamam verelim, İran'a da girerim, Suriye'ye de, istediğiniz gibi üs kurun, istediğiniz limanı verelim, füze kontrol sistemini istediğin yere koy ama şu iktidarın icabına bakalım, bitir şunun işini gelsin bunlar gibi piyasacı, Amerikancı, tavizkar ama laik bir hükümet sadece şu AKP'yi yok edin yeter, bir de ne gerek var AB'ye girmemize biz zaten sizin kontrolünüze tabiyiz, halkımızı da AB'ye girmeyelim diye ikna edin" dese, yani kısaca Amerikan desteğini alsa bu darbe olur mu olmaz mı? O hükümet önce ekonomik operasyon sonra psikolojik operasyonlarla çöker mi çökmez mi? Laik ama böyle rezil bir hükümet gelmiş bundan mutluluk duymamızı mı beklersiniz?

Asıl sormak istediğim şey şu, siz Amerikalı olsanız ve elinize fırsat verilse, 2020 yılının Türkiye'deki siyasi otoritesini mi yoksa ordu kademesini mi tayin etmek istersiniz diye sorulsa cevabınız ne olur. O cevabı bugünkü TSK'nın sadece üst kademe değil subay yapısına bakarak cevaplayın, dediğimi anlarsınız.

Şevket Kazan'ın Vatan Gazetesi'nde bu hafta çıkan röportajını okuyun. Diyorsunuz ki 28 Şubat'ı demokrasiye müdahele olarak görmemiştim. Yaaaaaaaa, size göre iyi darbe, kötü darbe var demek ki... 28 Şubat şeriatçı baskının artmasının yanı sıra bir yönüyle Amerikan ve AB çıkarlarına aykırı işler yapan hükümetin devrilmesiydi. Yani dışsal etkiler ve destekler de vardı. Şimdi olası darbe kötü çünkü Amerikan ve AB çıkarlarına aykırı olur öyle değil mi hani harfi harfiyen onlara uyan bir hükümet var ya, şeriatçı ( daha doğrusu bunun ötesinde PUTİN Rusyasının otoriter özelliğini Türkiye'ye uyarlama yönündeki faşist*) baskısı umrunuzda olmadığı için hatta görmezden geldiğiniz için söylüyorum. Demek ki Amerikancı olmayan darbeyi istemiyorsunuz... Dediğinizden bu anlaşılıyor. Ulusalcı iktidardan korkuyorsunuz çünkü Amerikancı olmayacak.

* Bir hükümet düşünün hakkında dava açılmış, dava süreci devam ederken yasamadaki gücünü kullanarak yasaları değiştirerek kendini kapatma davasından kurtaracak.

1-Bu hükümet sizce hukuku tanıyor mu tanımıyor mu?

2- Bunu yapanın gün gelip faşist kanunlar çıkarmayacağını, mesela gün gelip kendini ömür boyu hükümet kılacak yasayı hani o Türk Cumhuriyetleri'nde olduğu gibi geçirmeyeceğini garanti edebilir misiniz? Putin gibi davranmayacağını garanti edebilir misiniz? Sizce Putin ile başbakan arasında tarz olarak fark var mı?

Yanlış tespitler yapıyor, yanlış politikalar, yanlış stratejiler ve yanlış taktiklere dayanıyorsunuz. Siyasal İslamcılar'ın faşist yapısını göremiyorsunuz. Ülkenin vizyonunu yanlış jeopolitik tercihlerle beliriyorsunuz? Yanlış jeopolitik tercihiniz sizi yanlış ekonomik ve sosyal politikalara iteliyor. Daha doğrusu liberal felesefenize dogmatik bağlılığınız sizi yanlış jeopolitik tercihlere sürüklüyor. Bırakın tespiti, yöntemde bile hatalı davranıyorsunuz.

ekodok dedi ki...

Ulaş Bey,

Okuduğunuzu anlamıyorsunuz, o yüzden anlaşmamız mümkün değil. Hangi birini söyleyeyim. Ben size benim hırsızım iyi sizinki kötü mantığını kullanıyorsunuz demedim, genel olarak bu mantıkla hareket etmek bizi bir yere götürmez dedim. Laikliği benimseyen ulusalcıların hepsinin dikta rejimi kurmak istediğini söylemiyorum, bu kesimde bunu yapmaya çalışanlar var diyorum. 28 Şubat'ı demokrasiye müdahale olarak görmüyorum demiyorum, o zaman öyle olduğunu algılayamıştım sonradan bunun ayırdına vardım diyorum. Neyse, ben pozisyonumu bir kez daha açıkladım. Uzatmaya niyetim yok. Siz deli saçması fikirlerinizi istediğiniz kadar ortalığa dökebilirsiniz. Nasıl olsa Google babamızın malı değil, ne istiyorsanız yazabilirsiniz.

Cuneyt Kazokoglu dedi ki...

10 yıl önce öyle bir korkum olduğu için 28 Şubat'ın demokrasiye müdahale olduğunu bile düşünmemiştim. Fakat şimdi toplumumuzda laikliğin sanılandan fazla kök saldığını ve kim ne kadar uğraşırsa uğraşsın şeriat gibi bir rejimin gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Merakimdan soruyorum, arada ne degisti? Yani belirli bir olay mi neden oldu bu degisime yoksa siradan bir "kisisel gelisim" süreci mi?

ekodok dedi ki...

Kişisel gelişim süreci.

ulas dedi ki...

Sayın Ekodok,

Ben okuduğumu gayet iyi anlıyorum beyefendi. O yorumunuzun ilk kelimesi böyle ile başlıyor. Cümleniz, "Böyle benim hırsızım iyi sizin hırsızınız kötü mantığıyla olmaz". Bir fikre karşı öyle olmaz böyle .....olur cinsinden cümle kurulur. Üstteki yorum benim olduğuna göre...Kaldı ki ikinci cümle hemen benim yazdığıma cevap olarak geliyor, üstüme almam gayet normal. Herneyse sonuç olarak ikimizde hırsızları sahiplenmiyoruz, her türlüsüne karşıyız ( Bakın uzlaşabildik sonunda).

Ulusalcılar ve dikta rejim hususunda toplanan milyonlara darbe taraftarları denilmişti ya tepkim ondandır.
------Alıntı-----
"10 yıl önce öyle bir korkum olduğu için 28 Şubat'ın demokrasiye müdahale olduğunu bile düşünmemiştim. Fakat şimdi toplumumuzda laikliğin sanılandan fazla kök saldığını ve kim ne kadar uğraşırsa uğraşsın şeriat gibi bir rejimin gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum."
----------------------------
Sizden sonra yorum yapan Cüneyt Bey inanmamış yazdıklarınıza ve merak etmiş bu değişim nasıl olmuş diye...

O cümleyi şöyle yorumlayın Cüneyt Bey, 10 yıl önce Amerika'nın kontrolünden mi çıkıyoruz diye korkmuştum, ama şimdi Amerikancılığı kendileri bile gelse söküp atamazlar o yüzden içim rahat...

Bunlar da deli saçması oldu ya...

ulas dedi ki...

Aşağıda verdiğim linke tıklayıp gelecek yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=404

Yazının tarihi 26.03.2007 genelseçimlerin evveli hatta e-muhtıra diye adlandırılan yazı Genelkurmaylık sitesine konmmamış.

Miyop liberallere ithaf olunur...

ekodok dedi ki...

Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmazmış Ulaş Bey. Sizinkinin neden kurtulmadığı belli oldu. Sayenizde Fatma Sibel Yüksek diye bir yazarın varlığından haberdar olmuş olduk. Yalnız bu müthiş yazarın atıp tuttuğu bir yazısını cımbızla alıp gözümüze sokmayı tercih etmişsiniz. Hiç diğer yazılarına da baktınız mı? Ben şöyle biraz baktım da baya eğlendim. Size de 27 Nisan ile 23 Temmuz arasındaki yazılarına bir göz atmanızı tavsiye ederim. Özellikle 23 Temmuz tarihli yazısı baya eğlenceli.

Keynesian006 dedi ki...

link verdigimizde buna degecek bir sey olsun ki; zamanimizi calmasin. Ulas'in degil de, Ekodok'un verdigi cevabi dikkate alip, bir suru laf kalabalikligindan baska bir sey olmayan, o gereksiz yaziyi okuyunca bu aciklamayi yapma ihtiyaci duydum. Karsit fikirler olsun, ama su blogun kalitesini gereksiz linklerle dusurmeyelim ey okuyucu. Yani okudugumun, bir yere ulastirmasa da, en azindan bir fikre ulastirmasini isterim ben dogrusu.

ulas dedi ki...

E-muhtıra sonrası AKP'nin oylarının düşeceği fikri geçmiş deneyimlerden hareketle muhalif kesim tarafından düşünülmüştü. Ama daha önceki yorumlarımda bahsettiğim dış destek olmadan yapılan girişim muhtıranın işlevini köreltti. Bunun dışında ekonomiden memnun olmadığı halde iktidar değişikliği ile istikrarsızlık ve daha kötüye gidileceği ihtimali ve bunun yarattığı korku, oyları AKP'ye yöneltti.

Gönderdiğim linkteki yazının öngörüleri için süreç hala açık dikkat edersiniz. Mesela Yüksek Şura Ağustos 2008'de...

23 Temmuz yazısı yine içerisinde güzel tespitleri barındırıyor. Ulusalcı kesimin anlaşılamamış olmaması, CHP-MHP'ye getirilen eleştiriler, bu iki partinin AKP'den laiklik dışında temelden farklılıkları içermemesi...Mesela MHP, seçim beyannamesinde ABD ile stratejik ortaklığı sürdüreceğini söylüyordu, CHP'nin ekonomi politikası sadece biraz daha faiz dışı fazlanın azaltılarak harcanması idi. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Yazarın 27 nisan sonrasındaki yazılarında AKP'nin bitişi şeklinde toplu biçimde başlıklandıracağımız yazıları var. Siz bu yazılar bütününden hareketle o tek yazı için cımbız iddiasında bulundunuz. Bu görmek istemeyene cımbızdır, görmek isteyene ise önemli olguları içinde barındırır. Yazarın görüş eğiliminde sapmaya sebep olan şeyleri iki maddede toplayabiliriz. Ondan evvel verdiğim linkten önceki yazısında sapmanın olamdığını görebilirsiniz.

1- E-muhtıra
2- Dolmabahçe Mutabakatı

E-Muhtırayı hepimiz biliyoruz, Dolmabahçe Mutabakatı ise muamma, onun halktan gizlenmesini eleştirdiğimi umarım hatırlıyorsunuzdur.

Konuya dikkatimi çektiğiniz için teşekkürler...Ben yine de Fatma Sibel Yüksek'i okuyun, hatta Açık İstihbaratı bilimsel şüpheyi hiç bırakmadan okuyun derim.

Keynesian006 dedi ki...

Haa.. annadim. Bilimsel suphe hakkim sakli kalmak kaydiyla soyluyorum: fatma sibel yuksek, muneccim boku yemistir.

ulas dedi ki...

iyi ne diyelim afiyet olsun :)))