mali disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mali disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güney Kıbrıs' da Kurtarma Paketi İşe Yarayacak mı?


Güney Kıbrıs, 840 bin nüfusa sahip küçük bir ülke. Yabancı ve yerli basını takip eden olursa (ki yerli basın bu olay üzerine çok fazla gitmedi) mevduatlara gelecek olan hacizleri ve kurtarma paketini duymuşsunuzdur. Bu yazıda bu konuyu biraz irdelemek istiyorum.

Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, değerli Euro ile üretim yapamayan bir ülke. Bol miktarda offshore bankalara sahiptir. Offshore banka kısaca; bir ülkede faaliyet gösteren fakat merkezi o ülke olmayan denizaşırı bir bankanın faaliyet göstermesidir. Offshore bankacılığın avantajları nelerdir? Öncelikle faiz oranları diğer bankalardan daha yüksek olur. Ve devlete ait kurumların regülasyonlarından, yasalardan, vergilerden ve denetlemelerinden de oldukça hızlı bir şekilde kaçabilmektedirler. Offshore (kıyı) bankalarda hesabı bulunan bir insan tanımadığı bir ülkede tanımadığı bir hukuki düzlemde mevduatını tutar. Genellikle offshore denildiği zaman akla ilk kara para aklama gelir. Güney Kıbrıs bankalarında tutulan mevduatın  %40’ ı Rus bankalarına ve yatırımcılarına aitmiş.

Peki bu mevduata haciz olayı nereden geliyor? Olayın aslı şöyle: Güney Kıbrıs’ ın normal olarak Yunanistan ile çok sıkı bağlantıları vardı ve adadaki bankaların Yunan bankalarında hatırı sayılı miktarda paraları vardı. Haircut mevzusu ile paraların bir kısmı maalesef gitti. AB, cuma gününe kadar gelen noktada artık hepimize yabancı gelmeyen tavrını sergiledi. AB, Güney Kıbrıs’ a yardım edecekti fakat bunun karşılığında Güney Kıbrıs’ tan da bazı istekleri vardı. Güney Kıbrıs’ a 10 milyar euro’ luk yardım yapılacaktı fakat banka hesabında 100.000 euro’ ya kadar mevduatı olanlarda (evet bütün banka müşterileri dahil) %6,75 ve 100.000 euro’ dan fazla parası olanlarda ise %9,9 kesinti yapılacaktı. Bunu öneren de Almanya maliye bakanının ta kendisi. Gerçi önceleri bu teklif %40 civarındaydı fakat zamanla oranlarda bir değişikliğe gidildi. Yeni anlaşmaya göre 100.000 euro’dan az olanlar %3, 100.000- 500.000 euro olanlar %10, 500.000 euro ve üzeri olanlar ise %15 hacize uğrayacaklardı. Ama kabul edilmedi ve yeni bir kurtarma paketi talep edildi.

Kabul edilse de edilmese de AB’ nin yaptığı bu öneri zaten karışık olan piyasaları daha da karıştıracak diye düşünmekteyim. Onaylasalar farklı bir sıkıntı, onaylamasalar farklı bir sıkıntı. “Bank run” dediğimiz, bankada hesabı bulunanların mevduatlarını kısa bir süre içerisinde çekme girişiminde bulunmaları sonucunda Güney Kıbrıs’ da bazı atm’ler devre dışı bırakılmış. Hatta BBC’ nin yaptığı bir habere göre, İngiltere Güney Kıbrıs’ da yaşayan askerleri ve vatandaşları için içinde yüklü miktarda para bulunan bir uçağı Güney Kıbrıs’ a göndermiş. Ne kadar doğrudur bilemem..

Kabul edilmediği taktirde ise daha farklı sıkıntılar ortaya çıkıyor çünkü kamu borcu/gsyih oranı %90 civarında ve yaklaşık 16 milyar Euro tutarında. Kamu gelirleri 7 milyar Euro iken kamu harcamaları ise 8.5 milyar Euro civarında. Bu hızda giderse 2017 yılında kamu borcu/gsyih oranı %106 olacak!! Tehlikenin sinyalleri işte tam burada başlıyor. 10 milyar euro’ luk bir yardım bize göre az gelebilir ama milli geliri 22 milyar Euro olan bir ülkenin 10 milyar euro’ luk bir yardım alması Türkiye’ nin 350 milyar Euro yardım alması gibidir. Ve en kötü yanı Güney Kıbrıs bu kurtarma paketine mevcut durumda muhtaç.

Üçüncü bir sonuç daha var:  bir gecede banka mudilerine böyle bir yaptırım yapılırsa bunun diğerlerine sirayet etmeyeceğinin garantisi her ne kadar AB tarafından garanti edilse de bu bir örnek teşkil edebilecektir. Aynı şekilde “PIGS” denilen ülkelerden de yabancı sermaye çıkışına yol açabilir. Hem de böyle bir kriz ortamında. Beklentiler iyice düşecektir.

Peki neden böyle ilginç politikalar uygulanıyor? ABD’ de tek bir başkan var, tek bir FED başkanı, maliye bakanı ve hazine bakanı var. Avrupa Birliği’ nde ise 27 farklı ülke, Euro bölgesinde ise 15 farklı ülkenin bakanları vs. var. Her kafadan farklı bir ses çıkıyor. Ne kadar kültürel açıdan birbirine yakın olsalar dahi Angela Merkel halkını farklı bir ülkeyi kurtarmak için bir daha karşısına almak istemeyecektir. Daha kurumsallaşmadığı belli olan AB mekanizmaları,hala kesin ve net politikalar uygulamadan mesela ABD gibi trilyonlarca doları piyasaya sürmeden antin kuntin politikalar ile günü kurtarmayı hedefliyor.

AB’ den gelen sinyaller rum kesimine göre olumlu değil. Tamamen oyalama, sıkıntı içine sokma, balonu patlatma ve başka ülkelerdeki vatandaşları oradan kaçırma amaçlıdır.

Rusya üzerinden siyasi bir yorum yapmak istemiyorum. Ama bazı cin fikirli türk vatandaşları düşünebilir:  “Yahu, batsın güney Kıbrıs. Oradaki mangırlar bize aksın.” diye.. Lakin ticaretimizin önemli bir kısmını Avrupa ile yaptığımız gibi en büyük ticari ortağımızın krizle daha da batmasını istemek akıllıca olmaz. Çıksınlar krizden, ticaret kanallarımızı daha etkin kullanalım.
Read More!

Mali Kural Gerceginin Icyuzu

Turkiye ekonomisini bir suredir pek takip edemiyordum. Ugur Gurses gecen hafta basbakan Erdogan'in "Mali kural mi, o da ne yahu, benim oldugum yerde mali kural falan olmaz, bakmayin siz Babacan'in laflarina" mealine gelen ifadelerde bulundugunu soylemis. Yani mali kuralin basindan beri piyasalari kandirmak icin ortaya atilan bir yalan oldugunu bir anlamda itiraf etmis. 14 Mayis tarihinde ben de "mali kural nedir" baslikli bir yazida mali kural kavraminin simdiye kadar yapilmis en guzel tariflerinden bir tanesini nasil yapmisim:
"Mali kural normalde çok doğru bir mali politika olan ancak Türkiye’de IMF anlaşması numarası artık laçka olduğundan onun yerine piyasaların gözünü boyamak için ortaya atılan ortaoyununa verilen isimdir. Mali kural nasıl uygulanır onu da anlatalım. Yunanistan’da kriz mi çıktı, borsalar %10 mu geriledi, hemen bir basın toplantısı yapıp tutmayacağın sözleri ve bunları tutmayacağın tarihleri kamuya açıklayacaksın. Yani vatandaşın gözünün içine bakarak yalan söyleyeceksin, çünkü bu ülkede sadece eşini aldatırken yakalanırsan ahlaksızsındır, yalan söylemek ahlaksızlık değil fazilettir."
Hatirlarsaniz o donemde bir suru ekonomist mali kuralin formulu nedir, nasil hesaplanir gibi fuzuli islere kafa yoruyordu. Referandumdan galip cikan Erdogan'in kendine guveni iyice artmis olacak ki, mali kurali toptan rafa kaldirdi. Bakalim bir sonraki krizde piyasalarin gozunu boyamak icin ne tur bir numara kullanacak. Yaraticilikta sinir tanimiyoruz... Read More!

Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar

blogumuz yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki bir yazisindan bahsedip asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:


Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.


bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.

bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz? Read More!

1994 Krizi ve Kamu Dengesi (kabusu)











5 Nisan Ekonomik Önlemler Paketini ve 94 Krizini bilenler bilir, biz de maliye politikasının tartışıldığı bu dönemde bir hatırlatalım dedik.

5 Nisan 1994 tarihli ekonomik istikrar programının başlıca hedefleri şunlardır (Eğilmez ve Kumcu, ekonomi politikası, 2002, s. 314): i. Ek vergi alınarak kamu gelirlerinin arttırılması, ii. Kamu giderlerinin, ücret artışlarının enflasyonun altında tutulması da dahil olmak üzere, çeşitli bütçe kısıtları yoluyla düşürülmesi iii. i ve ii'de konu edinilen önlemler sonucu konsolide bütçe açığının ve dolayısıyla kamu kesimi harcama gereğinin düşürülmesi, iv. TL’nin dolar karşısında değer kazanmasının önlenmesi, v. Hazine borçlanmasına çekici hale getirebilmek için başlangıçta enflasyonun çok üstünde bir faizle kağıt satılması ve zaman içinde bu faizin düşürülmesi

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Bakın beş hedefin 4'u dogrudan mali disiplinle alakalı peki neden oyle, bütçe açığının GSYİH'ya oranı % 6.67 ve KKBG/GSYİH oranı 1991-1993 döneminde ortalama % 7.73 gibi yüksek bir oranda da ondan. devam edelim...

Yukarıda açıklanan istikrar programı ile birlikte, Grafik 11 ve 12’den de izlenebileceği üzere, kamu mali disiplini sağlanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda cari harcamalarda % 30 oranındaki kısıtlamaya gidilmiştir. Ücret ve maaşların bütçe imkanları ile sınırlı olarak artırılacağı ilan edildi. KİT ürünlerine yüksek oranlı zamlar yapılmıştır. Ekonomik denge vergisi gibi yeni vergiler tahsis edilmiş; akaryakıt tüketim vergisi oranı % 50’den % 70’e çıkarılmıştır (Şahin, Türkiye ekonomisi 2002, s.228-229).

Bunalımın temel nedeni olarak görülen borç-faiz kısır döngüsünün kırılması hedeflendi. Devletin ihtiyacı olan gelirlerin bir kısmının özelleştirmeden elde edilmesi öngörülüyordu. Özelleştirme gerçekleştirilemediğinden, yeni vergilerden de beklenildiği ölçüde gelir elde edinilemediğinden borçlanma devam etti. Hükümet yıllık % 406 faiz ile hazine bonosu çıkararak borçlanmayı sürdürmek zorunda kaldı. Kamu kesimi açıklarının kapatılmasında TCMB kaynaklarının kullanılmayacağı ifade edilmişti. Fakat bu söz de tutulamadı, 1994 yılı ikinci yarısında SSK emeklilerinin maaşlarını ödemek için bu kaynağa başvurmak zorunda kalındı (Şahin, 2002, s.229).


nasıl geldi gözünüze, bir de 2001 krizimiz varki buna rahmet okutur... neyse bu kabus bu pazara yeter...
Read More!

Gelecek Olan (Kriz)le İlgili Düşüncelerim

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ben Türkiye’nin bir “kriz” yaşayacağına pek ihtimal vermiyorum. Diğer bir deyişle, Türkiye ekonomisinin büyük olasılıkla ekonomik faaliyetlerdeki daralma dönemini “kriz” niteliğiyle değil, reel üretimde yine % 0-2 arası pozitif büyümenin yaşandığı normal bir “resesyon” dönemi olarak atlatabileceğini öngörüyorum. Şimdi beni böyle düşündüren nedenler üzerine düşünelim.

Farklı bir dönem (2001 Sonrası)


İlerde yazılacak Türkiye iktisat (iktisat nedir) tarihi kitapları, 2001 sonrasını ayrı bir dönem olarak ele alacaklardır. 1960-1980 arası Devletçi-ithal ikameci planlı dönem, 1980-2001 Piyasa ekonomisi esaslı ihracata dönük sanayileşme politikası ve 2001 sonrası dönem (açıkcası 2001 sonrasını nasıl tanımlayabiliriz diye düşündüm ama net bir ifade bulamadım hala. Bu durum sanırım 1980-2001 tanımlamasına pek inanmamamdan kaynaklanıyor).


Türkiye’de özellikle 1990 sonrası dikkate değer bir dönem, sermaye hareketlerini serbestleştirdiğimiz 1990 sonrası dönemde sürekli dayak yemişiz (kendimize dayak atmışız da diyebiliriz). Bana göre bu dayak yemenin temelinde ise; hükümetlerin popülist, yatırımdan cok harcama temelli saçma sapan harcamaları, piyasa ekonomisi esaslı dememize rağmen küçültemediğimiz devlet kurumları ve bunların verimsizliği yatıyor. 2001 sonrası dönemde (özellikle Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çercevesinde yapılan değişikliklerle birlikte), Krizlerin oluştuğu temel yapının değiştiğini düşünüyorum. Bugün ortaya çıkacak bir ekonomik daralma, geçmişe göre karşısında daha farklı bir ekonomik yapı bulacak ve belki de bir kriz kimliğine bürünemeyebilecektir.


1. Kamu Maliyesi


Aslında kamu maliyesi bir yönüyle klasik iktisatçıların üzerinde hiç durmadığı bir başka yönüyle de üzerinde en çok durdukları mevzudur. Klasik iktisatçılar, kurdukları bilimsel ekonomik işleyiş içerisinde kamuyu mümkün olduğunca küçük ve dengede varsayarlar. Bu haliyle devlet oyunu bozmayan, sadece oyunun kurallarını mantıklı biçimde koyan, bunlar üzerinde zırt pırt değişiklik yapmayan bir role sahiptir. Eğer kamu maliyesi bir kere bozulursa, oyunun kuralları da işlememeye başlar. Bu noktada artık iktisadı çok da tartışmaya gerek yoktur. Eğer verimsiz bir hareket yapıyorsanız bunun sonuçlarını da bir şekilde cekeceksiniz demektir.


Bizde kamu, ne yazıkki zeka geriliğine sahip çocuk gibi davranmıştır. Kimi okuyucular bunu abartı bir benzetme olarak düşünebilirler, fakat 2001 krizinde düştüğümüz durumu biraz düşünmekte fayda var. Sonuçta borçlanmaya olan ihtiyaç arttıkça ya para basılmış ya vergiler artırılmış yada iç ve dış borçlanmaya gidilmiştir. Para basmanın birincil etkisi enflasyonda görülmüştür. Enflasyondaki artış ve değişkenlik ise, tüm bir ekonominin gelecek planlarını yok etmiştir. Vergilerdeki artış hem ekonomiyi daraltmış hem de kayıtdışılığı artırmıştır. Kayıtdışılığındaki artış, haksız rekabete yol açmış ve liberal sitemin en önemli unsuru olan “dürüst girişimci” zarar ederken, devletle ilişkilerini geliştiren, vergi vermeme yollarını bilen girişimci fayda sağlamış ve son tahlilde ticaret “kurt” işi olmuştur. Böyle bir ortamda, tasarruf-yatırım ilişkisi oldukça zarar görmüştür. Borçlanma kaçınılmaz bir üçüncü yol olmuş ve (sonradan bahsedeceğimiz gibi) sabit kura sahip ekonomik sistemde herhangi bir nedenle tetiklenen ekomik daralmanın kurlar üzerinde ciddi baskı oluşturması sonucunda, TL’de yüksek oranlı değer kayıpları ile sonuçlanan, ekonomik dengeleri alt üst eden ciddi ekonomik küçülmelerle sonuçlanmıştır.
Şekilde KKBG/GSMH kriz öncesi ve sonrası yılını da kapsayacak şekilde verilmektedir. Grafikten görüldüğü üzere, Kriz öncesinde ve Kriz süresince oran yüksek kalırken, kriz sonrası dönemde azaltılmaya çalışılmıştır. 1990-2001 dönemi ortalama KKBG/GSMH oranı % 10.8 olmuştur. Tek başına bu rakam bile dönem boyunca borçlanma gereksinimimizin büyüklüğünü göstermektedir.
Peki 2001 krizi sonrası durum nedir? KKBG/GSMH oranı 2001 krizi sonrası döneme sürekli düşerek 2005-6 yıllarında tarihinde ilk defa negatif değerlere ulaşmıştır. Bilindiği üzere, 2007 yılında seçim nedeniyle bütçede bir gevşeme olmasına rağmen, genel bütçe görünümü hala sağlamlığını korumaktadır. Faiz Gideri / Vergi Geliri oranına bakıldığında ise 2001 yılında vergilerin % 94’ü kadar faiz gideri varken bu rakamın 2007 sonunda % 31.9’a düştüğü görülmektedir.


Aşağıdaki grafik 2007 ve 2008 Ocak-Haziran dönemi merkezi yönetim bütçe gerçekleşmelerini göstermektedir. Grafikten açıkca görülen, 2008 Ocak Haziran döneminde merkezi yönetim bütçesinin yaklaşık 2 milyar YTL fazla verdiğidir. Tüm bunlara bağlı olarak, “Birilerine kapak olacak” borç grafikleri ortaya çıkmıştır. Sonuçta 1990-2001 dönemiyle 2001 sonrası dönemin en önemli ayırt edici unsurlarından birisi “mali disiplin”dir.
Evet görüldüğü gibi, dengeleri bozucu en önemli unsurlardan biri olan kamu harcamaları bir kısıt altına alınabilmiştir. 2001 sonrasını 1990-2001 döneminden ayıran bir diğer önemli özellik olan “Enflasyon hedeflemesi, dalgalı kur ve Bağımsız TCMB” başlığı altında bir sonraki yazıda inceleyeceğiz. Ayrıca yeni bir dönemin diğer alt unsurları olan “sanayi üretimi, küreselleşme, ithalat-ihracat ve cari denge”, “mikro reformlar ve kalıcı enflasyon düşüşü” ile “siyaset, ekonomi, AKP’nin kapatılması ve kriz” konularına da girmek istiyorum. To be continued…
Read More!

Kemal Unakitan

Niye Kemal Unakitan bir numarali bakan diyoruz. Herhalde ince sesinin, kel basinin, tartismali karakterinin hatirina degil. Adam gorevini cok iyi yapiyor o yuzden. Maliyenin basina bekci lazim, talancilara karsi. O bekcinin adi da Unakitan. Hurriyet'in haberi:

"Memura ek zam tasarısı için Meclis’e karargah kuran Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, milletvekilleri ile bürokratların zam taleplerine geçit vermedi. AKP’lileri bile karşısına alma pahasına savaşıp, "surda gedik açtırmayan" Unakıtan’ın savunması için, kulislerde, "Kemal Abi’den top geçer adam geçmez" yorumları yapıldı. " Read More!

Unakitan'in Kellesi

Internet'ten haberleri izliyorum. Deniz Baykal'a gittigi bir universitede ogrenciler Menderes'in yakasina yapisip yapismadigini sormus. Baykal'in cevabi acik: "bu soru daha once defalarca soruldu ve defalarca cevaplandi; yine soyluyorum boyle bir sey yoktur, olmamistir." Niye anlattim bunu, bir insan hakkinda bir seyi ne kadar cok soylerseniz insanlar ona o kadar cok inanir. Belki de Deniz Baykal Menderes'in yakasina yapismistir!! Ates olmayan yerden duman cikmaz!! seklinde cogumuz dusunuyoruzdur, kendisi yalanlasa bile.

Simdi ayni durum yanda resmini yayinladigim Kemal Unakitan icin de gecerli. Basinda cok haber cikti, yolsuzluk yapiyor falan diye. Elimde sucludur diye bir kanit yok, bilmiyorum yolsuzluk yapip yapmadigini. Ancak gorunen o ki Unakitan'in yolsuzluk yaptigini dusunenlerin sayisinda artis var. Bu isin sonu Unakitan'in kellesinin gitmesine neden olabilir.

Sunu belirtmeliyim ki Unakitan hukumet icerisinde en takdir ettigim bakan. Bir numara. AKP hukumetini sosyal programlarindan dolayi degil, ekonomik programlarindan dolayi destekledigimi soylemistim. Bunun gerisinde de iki kis var: Unakitan ve diger genc cocuk (Babacan). Mali disiplin olmasa idi Turkiye bugun bu noktada olmazdi. Borsanin ve bonolarin bu kadar yuksekte olmasinin sebebi de piyasalarin mali disiplinin gelecekte de devam edecegini dusunmesi. Simdi Unakitan ayrilmak durumunda kalirsa bir muddet belirsizlik dogacak (bu donemde borsadaki agirligi azaltma yoluna giderim simdiden soyleyeyim) ve yerine gelen kisinin eger Unakitan kadar basarili olamayacagini hissedersem borsadan cikarim. Bence yabanci yatirimcilar da benim gibi dusunuyorlardir. Gerisini siz tahmin edin.

Uzucu bir durum, George Bush olsaydi kimseye kelle vermezdi (Rumsfeld ve Cheney hala ortalikta), bakalim Erdogan n'apacak. Read More!