İMF’ye Borcun Sıfırlanması ve Dış Borç Durumu

    Türkiye, IMF’ye olan kredi borcunun 421 milyon dolarlık son taksitini 14 Mayıs'ta ödeyerek 19 yıl sonra ilk kez IMF’ye olan borcunu sıfırlamış oldu.
    
    Borcun sıfırlanmasının makro-ekonomik etkisinden ziyade psikolojik olarak Türk Halkı’nda bıraktığı etkiye baktığımızda ise sosyal medyadaki tepkilere ve haber sitelerindeki haberi sunuş şekillerinden yola çıkarak  son derece olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumun nedenini sorgulamak için 52 yıllık IMF-Türkiye tarihine bakmamız gerekiyor.


    IMF-Türkiye Stand-By Anlaşmaları :


   

     Stand-by İngilizce ‘desteklemek’ anlamına gelmektedir ve IMF ile yapılan bir anlaşma türü olup IMF’nin ülkelerin ödemeler dengesinin ihtiyaçları için ayırdığı fonun terimsel karşılığıdır. 

    SDR ise 1970'te uluslararası likitideyi arttırmak için IMF tarafından yaratılan özel bir uluslararası rezerv aracıdır.




     IMF’den ilk borcu 1 Ocak 1961 yılında alan Türkiye bugüne kadar IMF ile 19 stand-by anlaşması yaptı.
   
    1 Ocak 1961 tarihinde IMF ile ilk stand-by anlaşması imzalandı. Türkiye'nin çektiği kredi tutarı 37.5 milyon SDR olarak gerçekleşirken kaynağın ancak  yarıya  yakını kullanıldı.
    
    1961 yılından 1978 yılına kadar her sene düzenlenen stand-by anlaşmaları genelde kısa solukluydu.
   
    1970'li yılların başından 1978 yılına kadar yaşanan durgunluk sonrası ard arda gelen 73 Petrol Krizi ve 74 Kıbrıs Barış Harekatı ve uygulanan ambargo sonucu zorlanan ekonomi nedeniyle 1978 yılında IMF ile ikinci stand-by anlaşması için imza atmak mecburiyet olmuştu.
    
    Cumhuriyet tarihinin en yüksek stand-by anlaşması ise Şubat 2002'de yapılan 12.821 milyon SDR’lik kredi anlaşması oldu. Bu anlaşmalar sonucu 2004 yılının temmuz ayı sonuna geldiğimizde IMF’ye olan toplam borç 21.6 milyar $’ı bulmuştu.
    
    Tüm bu anlaşmaların siyasi propaganda haline dönüşmesi ise çok geç olmadı. 60 Darbesinin hemen ertesinde başlayan borç alımı zaten bu nedenle siyasi malzeme olmaya çok müsait bir konumdaydı. Hem muhalefet hem iktidarın dönem dönem bu malzemeden yararlanması ise halkın bilinçaltında İMF'ye nefret olarak kaldı.
    
    Tabi ki bu borçlarla yapılan altyapı çalışmalarının, kurulan fabrikaların ve ödenen diğer borçların kısmen olumlu etkisi olduğunu belirtmekte fayda var. Kısmen dememin nedeni alınan borçların verimli kullanılamaması ve hatta bir kısmının hiç kullanılamaması sonucu gereksiz borç yükünün altına girmiş olmamızdandır.
    
    10 Mayıs 2008’de yapılan son stand-by anlaşmamızdan kalan 10 milyar $’lık kredi borcundan kalan 421 milyon $’lık son taksitin de ödenmesiyle 19 yıl sonra ilk kez borç sıfırlanmış oldu.
    
    52 yıllık bu süreç’in Türk Halkı’nda bıraktığı, deyim yerindeyse ‘bıkkınlığın’ son bulması yurtta geniş çaplı bir sevinçle karşılandı. Öyle ki yurdumuzun güzel insanlarından bir kesim İMF'nin cenaze namazını bile kıldı.
    
    Ancak IMF’ye olan borcun sona ermesi maalesef dış borcumuzun azaldığı anlamına gelmemektedir.
    
    Bu durumu Hazine Müsteşarlığı’nca yayımlanan ve TCMB tarafından izlenen Türkiye brüt borç stoku ve verilerinden görebiliriz:















    
    Bu tablodaki verilere göre; Türkiye’nin kamu ve özel sektör dış borç stokları çoğunlukla artan trendler sergilemiştir.
    
    Brüt dış borç stoğumuzun GSYİH’ye oranına baktığımızda ise IMF’den Cumhuriyet tarihimizin en yüksek kredisini aldığımız 2002 yılında  %56.2 ile en yüksek seviyeylerde olduğunu görüyoruz.
    
    Bu durum her ne kadar IMF’den aldığımız borç ile dış borç stoğumuzun GSYİH’ya oranı arasında bir paralellik olduğunu gösterse de ilerleyen yıllara baktığımızda IMF’den aldığımız borcun azalmasına rağmen dış borç stoğumuzda artış ağırlıklı değişimler olmuştur. Bu artışlar özellikle özel sektör ve kamu sektöründe meydana gelmiştir.

    Sonuç olarak; İMF'ye borcu sıfırlayıp Dünya Bankası'ndan 20 yıl vadeli borç almaya bir kredi kartıyla diğer bir kredi kartını ödemeye çalışmanın devlet boyutundaki hali dersek pek de yanlış olmayacak ve bu durumun göz boyama aracı olarak siyaset sahnesindeki tazeliğini koruyacağını düşünüyorum.



    NOT: Bu yazı benim hayatımda yazdığım ilk yazı ve dolayısıyla ilk teknik analiz olduğu için insaflı davranmanızı rica eder her türlü eleştiriye açık hatta ihtiyacım olduğunu belirtmek isterim. :)
Read More!

Apple-Netflix Ortakligi

Insider Monkey sitesinde agirlikli olarak hisse secimi konusunda yazi yayinlasak da teknoloji icerikli yazilara da yer veriyoruz. Bu yazilardan bir tanesinde Netflix-Apple ortakligina degindik. Iste "Netflix Using Apple For Game Changing New Service" baslikli yazidan bir paragrafi asagiya aktardik:

It's no secret that everyone from Gene Munster to Brian White expect a standalone Apple TV within the next year or two, and while it may not seem like a big deal that Netflix, Inc. (NASDAQ:NFLX) is using the company's set-top box to test its new service, it still undoubtedly has Apple bulls itching for more.
 
Even so, this latest Netflix-Apple connection is too curious to ignore, and we're just throwing it out there, but Apple has enough cash to buy Netflix ten times over. Heck, even Jim Cramer thought that a purchase of the video streaming site might not be a bad idea for Cupertino.
Read More!

Is Checkpoint Software A Good Investment

Dividendinvestr published an old story about Checkpoint Software. Here is an excerpt:

Check Point’s earnings are expected to grow at 11.86% over the next five years. This implies that its PE ratio using its 2014 earnings is around 15.49. Cisco’s expected growth rate is 9.3% and its corresponding PE ratio is 8.99. Fortinet is expected to grow at 18.75% and its PE ratio using its 2014 earnings is around 39.02. Juniper is expected to grow by 15% over the next 5 years and its PE ratio using its 2014 earnings is around 14.84. Cisco looks to be undervalued compared to other stocks. CHKP’s estimated PE ratio falls in the middle of this group. It has a similar PE in 2014 to Juniper but its number is less than a half of Fortinet’s. ...  It was held by 56 hedge funds, including Jean-Marie Eveillard, Bill Miller, etc.

Check it out. Read More!

Diren Detroit!

Bu Perşembe günü Michigan eyaletine bağlı Detroit şehri iflasını ilan etti. Önce Detroit şehrini biraz tanıtalım. 1903 yılında Ford Motor Company bu şehirde kuruldu.  Aynı şekilde Dodge, Packard, Chrysler gibi firmalar şehrin çehresini bir anda değiştirdi. O yıllarda hizmet-finans sektörü yerine sanayi-imalat sektörü daha ağırlıklı olduğu için şehir büyük bir kalkınma geçirdi. Detroit artık dünyanın otomotiv başkenti oldu! Dünyanın en etkili sendikalarından olan American Federation of Labor ve United Auto Workers sendikalarının baskısıyla hepimizin hayatında yer alan- yer alması gereken- uygulamalar orada da uygulanmaya başlandı: günde 8, haftada 40 saat çalışma, sağlık ve sigorta güvencesi, emeklilik sistemi, yüksek ücretler, iyileştirilmiş çalışma koşulları. Sosyal açıdan refahı yüksek ve çalışma koşulları açısından diğer eyaletlere göre daha düzgün koşullar olan bir yer oldu. 1920-1933 içki yasağı sırasında büyük mafyalar türedi. Purple Gang gibi. Siyahi insanlara karşı ırkçı hareketler ve uygulamalar 1925 yılları civarında görülmeye başlandı. İkinci dünya savaşında Amerikan otomotiv endüstrisinin can damarı oldu. Hatta ve hatta “Demokrasinin Cephanesi” kavramı bile Detroit için kullanılmaya başlandı. 6 tane savaş gemisine Detroit ismi verildi.  Bu yıllarda dışarıdan yüz binlerce insandan göç aldı. Zamanla sanayi devi oldu ve Amerikan otomotiv sektörünün lokomotifi haline geldi. Fakat 19 temmuz 2013’ de iflasını ilan etti. Peki nasıl bu duruma düştüler?

*2000 yılından beri şehrin nüfusu %26 azaldı. Şu an sadece 706,000 nüfusa sahip. 1950'li yıllarda 1,850,000 civarındaydı. nüfusun azalması üretken olan yatırımların artmaması, azalan vergi gelirleri, azalan tüketim ve yatırım harcamaları ve mevcut olan sosyal sorunları göstermektedir.

*İşsizlik oranı %18,6. Amerika'da işsizlik oranları 2000-2007 arasında %4 civarında tutulurken, 2007 sonrası %9,6'ya çıksa da 2012 yılında %8'e düşmüştür. Detroit' te işsizlik oranı Amerika ortalamasından daha yüksek. 16 yaş üzeri nüfusun yarısından daha az bir kısmı çalışmaktadır.

*Kişi başı gayri safi yurt içi hasılası 15,261 $. Az önce yazdığımız gibi, fazla vergi potansiyeli yok.

*Düşük vergi hasılası ve buna bağlı olarak kamu harcamalarının finanse edilmesindeki zorluklar. Eğitim ve sağlık gibi harcamalar finanse edilmediği için Detroit Amerika' da en yüksek suç oranına sahip olan şehirdir. Fakat yapılan suçların sadece %10'u çözülmüştür. Geriye kalan %90 hala soruşturma aşamasındadır.

*Acil durumlara cevap süresi tam olarak 58 dakika! polis olsun, ambulans olsun ya da itfaiye.. Acil vak'alar şehrin ne kadar huzursuz olduğunu göstermektedir. Bir de üstüne 58 dakikada gelen yardımı düşünürsek..

*78,000 ev terk edilmiştir. Göç mevzusu zannettiğimizden daha da derin bir yara olmuştur.

*Yılda 12,000 yangın çıkmakta, şehrin %40' ının aydınlanma direği çalışmamaktadır.

*Yerleşik kişiler yüksek suç oranı yüzünden farklı şehirlere ve eyaletlere kaçmaktadır. Az önce yazdığım terk edilen evlerin nedeni budur. Ve bu kişiler emlak vergisi ödemiyorlar. 2011 yılında emlak vergisi gelirlerinin sadece %68'i toplanabilmiştir.

*Kötü idare ve yönetim. Bütçe uygulamaları kötü uygulamalar sonucunda işlevsiz kalmaktadır. Günü geçmiş politikalar, iş uygulamaları, prosedürler vs. hiçbiri beklenen olumlu etkiyi vermemiştir.

*Alacaklılara 18,5 milyar $ borcu var. Borcun 6 milyar $'ı sağlık, hayat sigortası yükümlülüklerine ait. Emekli maaşları kabaca 3,5 milyar $ arttı.

Gelecek adımlar nelerdir?

-Dava en fazla 3 aya kadar başlayacaktır. Bu zamana kadar şehir chapter 9 koruması altına alınacak mı yoksa iflasına karar mı verilecek işte o zaman belli olacak. Teklifler verilecek, yardım miktarı belli olacak vs.

Amerikan basını 13 yılda nüfusunun 1/4' ünü kaybetmiş, insanların kafayı sıyırdığı ve suç oranlarının arttığı bir şehri aslında umursamıyor.

Tek umursanılan şey: 18,5 milyar $ borç ödenecek mi?

Hangi iktisat teorisi bunu açıklayabilir? Bence mesele sadece iktisat ile alakalı değil. Sosyolog, sosyal psikolog, antropolog, sosyal hizmet uzmanı gibi farklı disiplinlere vakıf diğer uzmanlardan da yardım alınmalıdır.
Read More!

Danışman Olmak İçin İhtiyacınız Olan Tek Şey: Jöle!

Bir gün bi arkadaşımla oturuyoruz. İkimizin de canı sıkkın. Konuşacak, muhabbet edecek konu bulamıyoruz. Ve bu tür zamanlarda sürekli yedek cephane bulurum: Yiğit Bulut. Yiğit Bulut'u tanıtırken şu şekilde bir yöntem izlerim:

Gazete yazısında hem iç hem de dış borç grafiğini yorumlarken okunmayan ve aynı grafiği kullanan ademoğlu:

Türkiye'nin toplam dış borcunun 1,25 trilyon $ olduğunu iddia eden baş ekonomist.

Ölümcül tahminler yapabilen yaman analist:
Bir Yiğit Bulut Klasiği

Çan eğrisini çok yanlış anlayan
Yiğit Bulut/Ekşi Sözlük

Spekülatör Yorgo, Hans ve Agop'un baş belası:

Henüz kendisi el atmadığı için ispatlanamamış matematik problemlerinin adamı:

İdeolojiden soyutlanmış ortalama yurttaş:

Siyasi öngörülerinin de ekonomi tahminleriyle paralel gittiği uzman:

Spekülatif dolar hareketlerinin maliyetini halka yükleyen sosyal demokrat


Yiğit Bulut Lufthansa, faiz lobisi, Soros, dış mihraklar derken başbakanlık danışmanı oldu. Pek şaşırılacak bi durum değil.

Bu ülkede ne yaptığınız önemli değil. Kimin çantasını taşıdığınız ve fırsat anlarında kime yardakçılık ettiğiniz önemli.  Daron Acemoğlu gibi İngiltere'de doktora yapsanız bile Merkez Bankası sizi kabul etmeyebilir. Fakat ünlü bir iş adamının damadı olursanız, ekranlarda popülist yaklaşımlarla halkı keriz yerine koyarsanız, ekonomi bilginizin eksikliğini cehaletinizle doldurursanız, bir gün sövdüğünüz insana diğer gün gönül yakınlığı hissedercesine ahbap olursanız belki danışman olabilirsiniz.

Unutmadan; jöle önemli. Jöleyi unutmayalım...
Read More!

Lobi Kurarken Dikkat Edilecek Hususlar

“ Uzman teknisyen, karmaşık durumları tetkik etme kapasitesinde olan ve zor konuları çözüme ulaştıran kişilerdir. Trendleri onlar belirler.” John F. Kennedy’nin lobi tanımı

Faiz lobisi, fındık lobisi, çikolata lobisi derken dilimize pelesenk oldu “lobi” kelimesi. Lobi nedir? Lobiler kimlerden oluşur? Bu adamların amacı nedir? Gerçekten faiz lobisi var mı? Bu yazıda biraz bu konulara değineceğim. Yazıda geçen hükümet ifadesi ile Amerika Birleşik Devletleri kastedilmektedir.

Lobiciler siyasetçileri etkileyerek onların siyasi güçlerini kullanarak bir çıkar sağlayan insanlardır. ABD’de yaklaşık 35000 kişi lobi faaliyetinde bulunur. Ve bunlar yılda 2.3 milyar USD'lik harcama yaparlar.Durum böyle olunca bunu düzenleyen bir kanun da var. Adı: “Lobbying Disclosure Act of 1995”. Bu kanun kimin lobici kimin korsan lobici olduğunu açıklar ve olay şöyle tatlıya bağlanır:  Federal hükümet seviyesinde lobi faaliyeti yöneten kişi;

1)      3 ay boyunca lobi faaliyetlerinden en az 3000$ kazanmış,
2)      Etkilemeye çalıştığı birden fazla müşterisi olan,
3)      6 aylık zaman periyodu boyunca zamanının %20’ sini lobicilik faaliyetlerinde kullanan kişi lobici olarak tanımlanabilir.

Birleşik Devletler Kongresi’nde lobicilik faaliyetlerini genellikle avukatlar üstleniyor. Eğer kurallara uyulmazsa hapis cezası bile verilebiliyor. Kısaca değindik. Gördüğünüz gibi lobi faaliyetleri ABD’de kanunlarla çizilmiş katı kuralları olan bir eylem. Hükümet ve kanun koyucu organı etki altına almak için kullanılıyor.

Peki kimler lobici olabilir? Bunlar da hükümet tarafından belirlenmiştir ve regüle edilmiştir.

1)      Şirket sahibi özel şahıslar
2)      Şirketler
3)      Yasa koyuculara yakın olan kişiler
4)      Avukatlık grupları
5)      Kar amacı gütmeyen kuruluşlar

Peki lobi kurmak karlı mıdır? 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre lobi faaliyetine yatırım yapan S&P 500 firmaları görülmeye değer bir performans göstermiş ve çoğu hedge fonu geride bırakmıştır. Bazı olaylarda %22.000 getiri elde etmiştir.

Peki Türkiye’de faiz lobisi var mı? Yazıdan çıkarttıklarımızı ortaya koyalım:

1)      Devlet lobicileri ve lobi faaliyetlerini tanımlar
2)      Devlet bu faaliyetleri düzenler
3)      Kanunlara uymayanlara hapis cezası bile verilebilir.
4)      Lobicilerin genel amacı yasa koyucuları ve kongre üyelerini etkilemektir.
5)      Sadece belli kişiler lobici olabilir.
6)      Bu iş profesyonel olarak yapılır

Tüm bunlara baktığımız zaman Türkiye’de faiz lobisi vardır ve bu kişiler faizleri yükselterek rant elde eder demek laf kalabalığından başka bir şey değildir. Komplo teorisidir. Lobinin kelime anlamını bile bilmemektir.

Ekonomi Türk blogunda yayınlanan konuyla ilgili daha faydalı bir yazı için:

Read More!

Kime yardım etmeliyiz yazısına yorum

Güney Örnek'in "Kime Yardım Etmeliyiz?" adlı yazısına yorum yapıyordum ama yorum uzadı uzadı ve yazılık oldu. O nedenle yeni bir yazı yazıyorum. Aşağıdaki yazıyı kimse saldırı olarak algılamasın. Dileyen parasını dilediği yere bağışlar. Kimsenin bağışı kimseden iyi ya da kutsaş değil. Bu aşağıdaki tamamen benim geçirdiğim bir süreç ve de benim kendi görüşüm.

Yardım önceliği konusunda Güney Örnek zor bir örnek vermiş, açlıktan ölen insanlar ya da amansız bir hastalıkla pençeleşen bir insan. Zor derken yanlış anlamayın ben paramı Gardner sendromu hastası bir insana bağışlardım. Ama bu tür durumlarda "ya ya da" karşılaştırması gerçekten çok iç açıcı değil. Yani birine yardım ederken diğerine edememek falan.

Neyse, yardım önceliği konusunda yaptığım ve irrasyonel olduğunu düşündüğüm bir mevzu vardı. Olay şu: Üniversiteden mezun olduktan sonra bir grup arkadaşla bir olup yaklaşık 7-8 yıl mezun oldugum universitede okuyan bir ogrenciye burs verdim (muhtemelen bir kaç). Bu sene bu olayı organize eden arkadaşım para göndermemiz ile ilgili mesaj attığında ise o zaman aklımda olan birkaç şeyden dolayı şunu farkettim: Benim mezun olduğum okulda okuyan ve sağlığı yerinde olan bir öğrencinin yardım konusunda bir onceligi yok. Muhtemelen yardıma ahım şahım ihtiyacı da yok ama orası kesin değil. Ben de o üniversitede okudum, kendim ve sağlığı yerinde birçok arkadaşımın öğrenci iken ders vererek, fuarlarda çalışarak, türlü türlü işler yaparak kendi masraflarımızı karşıladığımızı gördüm. Evet bazıları bunu okulu uzatma pahasına yaptı ama yaptı. Bunun tam tersi burs parasını kız peşinde koşmaya ya da king oyunu zamanına çeviren bir sürü eleman da gördüm ama kararımda bunlar etkili olmadı. Sırf bu embesillere gidebilir diye burs vermemek saçmalık bence.

Dediğim gibi ne fakir bir öğrencinin ne olursa olsun bursa ihtiyacı olmadığını düşünüyorum (özellikle çocukların oldukça ihtiyacı var), ne de burs verilmesine karşıyım. Sadece ben 18 yaşında, lise mezunu,  muhtemelen sağlığı yerinde ve de kendine yetecek parayı yapmasına yardım edecek yüzlerce opsiyonu olan bir yetişkine verdiğim paraya o insandan daha fazla ihtiyacı olan insanlar olduğunu düşünmeye başladım. Bu nedenle de bu sene bu burs grubundan çıktım.

Burs parasını, o paraya ya amansız bir hastalığa yakalanan birine ya da sağlık nedeniyle kendi hayatını kazanması cok zor insanlara eğitim, terapi, vs. saglayan kuruluslara bağışlamayı daha oncelikli buluyordum.

Buluyordum dedim zira şimdi, yardım önceliği nadir hastalık diyerek bana daha uygun bir yol gösteren Güney Örnek sayesinde, bence daha uygun bir yere bağışlayacağım bu parayı: Nadir olduğu için tedavisi için gerekli araştırmalar olmayan ya da yavaş olan amansız hastalıkların tedavisine yönelik araştırmaları fonlayan kuruluşlara. Örnek mi? Sadece kısa bir "help to find cure for" araması yapın. Örnekleri göreceksiniz.
Read More!

Faiz Lobisi Nedir? Var midir? Isin Asli Nedir?

Faiz lobisi nedir? Boyle bir sey var midir? Bu yazida size isin aslini anlatacagiz. Basbakan Erdogan ne zaman piyasalar karissa "faiz lobisi" soylemini ortaya atarak yandas toplamaya calisiyor. Bizim halkimiz da komplo teorilerine meyilli oldugundan hemen oltaya takiliyor.

Basbakan Erdogan faize yatirim yapan adamlara ve bunlarin kapali kapilar ardinda "cevirdikleri" dolaplara faiz lobisi adini veriyor. Faize yatirim yapan insanlar bono alip satarak yaptirim yapar. Bonolarin fiyatlari ile faiz oranlari arasinda ters bir iliski vardir. 100 bin liradan bonoyu faizler %8 iken aldiysaniz faizler dustukce elinizdeki bononun fiyati yukselir. Neden? Cunku siz ayni bonolari 100 bin liradan satarsaniz satin alan kisi %8 faiz kazanacaktir ama piyasada faizler %8'den daha dusuk oldugu icin alicilar 100 bin liradan daha yuksek bir rakam odemek isteyeceklerdir. Rakam arttikca bononun odedigi faiz yuzdesi de (aylik/ceyreklik odeme miktari sabit) dusecektir.

Faiz oranlari ile bono fiyatlari arasindaki bu iliskiyi anladiysaniz bono yatirimcisinin (Erdogan'in tabiriyle faiz lobisinin) faizlerin cikmasini degil dusmesini istedigini gorebilirsiniz. Faizler dussun ki 100 liraya aldiginiz bonolari 110 liraya eger isterseniz aninda baska birine satabilesiniz.

Peki o zaman faizler niye yukseldi?

Sebebi basit. Birincisi ulkenin riski yukseldi (hayir buna S&P'nin verdigi kredi notuna bakarak karar vermiyoruz, piyasalar belirliyor). Ikinci sebep ise dunyada faizlerin yukselmesi (ya da diger bir ifadeyle bono fiyatlarinin diger ulkelerde dusmesi). Diger ulkelerde bono fiyatlari dusunce bizim ulkemize yatirim yapan "faiz lobicileri" degerlenmis bonolarini yuksek fiyattan satarak baska ulkelerde ucuzlamis (ve dusuk riskli) bonolara kaymaya basladilar. Turkiye'deki bu satis dalgasi da bizim bono fiyatlarinin da dusmesine yol acti.

Turkiye artik 4-5 sene oncesinin muthis getiri firsatlarinin oldugu ulke degil. Faizler goreceli olarak cok dusuk, borsa ucuz sayilir ama eskisi gibi super ucuz degil. Ekonomi buyume dusuk faizlere ragmen %2-3 araliginda. Turk lirasi da Amerikan dolarina karsi eskisi gibi cok zayif degil. O yuzden Turk yatirimcilar icin alternative yatirim firsatlarindan bir tanesi de Amerikan borsalari. Insider Monkey sitesinde yaptigimiz hisse secimleri ile Amerikan endekslerinin cok uzerinde getiriler saglamayi basardik 2013 senesinde. 21 Haziran tarihine kadar sectigimiz hisseler dolar bazinda %25,3 getiri sagladi. Ayni sure icerisinde S&P 500 endeksinin getirisi %12,8 oldu. Turkiye borsalari ise 2012 yilini 78 binden kapatmisti. 21 Haziran gunu endeks 73 bin puanin altinda idi. 2013 yilinda borsa yatirimcisi hem TL bazinda hem de dolar bazinda cok zararda.

Insider Monkey sitesine uye olan Turklere %50 indirim uyguluyoruz. Turkiye'de hesap acarak binde 3 komisyon odeyerek Amerikan hisselerine yatirim yapmak mumkun. Ilgilenenler bize mail atarak bilgi alabilirler. Read More!

Borsa ve Altin Neden Dustu? Dolar Neden Cikti? 2013 Tahminleri

Cok uzun suredir burada yazi yazmiyordum. Turkishtime'da da yazi yazmayi vakit yetersizliginden dolayi bu sene biraktim. Su gunlerde borsa ve altinda dususler, dolarda ise bir yukselis gozlemleyip merak ediyorsunuzdur. Bundan 6 ay once yazdigim ve Turkishtime'da kismen yayinlanan yazimi okuyarak neler oldugunu daha iyi anlayabilirsiniz. Bu yazi Insider Monkey sitesinin sponsorlugunda yayinlaniyor. Hisse tuyolari ariyorsaniz ucretli uyeligimizi deneyebilirsiniz. Iste 6 ay once yazdigim yazi:


2013 İçin Bomba Gibi Tahminler

Bu köşeyi son 5 yıldır takip edenler benim tahmin yapmaktaki ustalığımı iyi bilirler. 2008’in başında oldukça karamsardım. 2009 yılında ekonomimizin büyüme anlamında tam bir çöküş yaşayacağını “kriz bizi teğet geçti” tartışmaları yaşanırken bu sütunlardan söyledim. 2010 yılı için tüm ekonomistler karamsar tahmin yaparken ben piyasadaki en yüksek büyüme tahminini yapmıştım. Büyüme konusundaki iyimserliğimi de 2011’in sonbaharına kadar korudum. Bu yazımızda 2012 yılı için yaptığım tahminleri yorumlayıp 2013 için öngörülerimi sizinle paylaşacağım.

Büyüme: “Neticede Türkiye hızlı büyümesine enflasyonu ve cari açığı azdırarak devam etti. Büyüme dördüncü çeyrekte de sürebilir ama Avrupa’nın resesyona girmesi artık kaçınılmaz gibi görünüyor. Avrupa’nın resesyonda olacağı 2012 yılında ise  Türkiye’nin yüksek büyümesini devam ettirmesini beklemek çok doğru olmaz. Rakam vermeyeyim ama 2012 yılında en azından bir çeyrekte ekonomimizin bir önceki çeyreğe göre küçülmesini bekliyorum.”

2012 yılına ilişkin yukarıdaki tahmini yaptığım zamanlarda ekonomimizin hala %7 gibi yüksek bir hızla büyüdüğünü hatırlatmak isterim. Bu perspektiften bakıldığında büyümeye yönelik tahminimin ne kadar isabetli olduğu görülebilir.

2013 yılı için tekrar yön değiştiriyorum. Hükümet ve Merkez Bankası son bir kaç aydır paniğe kapıldı ve tekrar gaza basmaya başladılar. Zamanında hız kesebileceklerini zannetmiyorum. O yüzden ekonomimizin 2013 yılında herkesi şaşırtan bir hızla büyüyeceğini tahmin ediyorum. Ben bu rakamın %7-8 civarında olacağını düşünüyorum.  IMF Türkiye’nin 2013 yılında %3,5 hızıyla büyüyeceğini tahmin ediyor şu günlerde. Hükümetin ise 2013 yılı için Orta Vadeli Programda (OVP) ortaya koyduğu büyüme öngörüsünü geçtiğimiz aylarda %4’e düşürdüğünü hatırlatmak isterim.

Enflasyon:  “Direksiyonun başındakiler enflasyon konusunda ciddi değiller. O yüzden enflasyonun uzun vadede %2 civarına düşmesini beklemek bir hayal. Buna rağmen hem Avrupa’da hem de içeride büyümenin yavaşlaması hem enerji fiyatlarını hem de bizim enflasyonumuzu tek haneli rakamlara indirecektir.”

Enflasyon konusunda yaptığım 2012 tahminleri de doğru çıkmış gibi görünüyor. 2013 yılı için büyüme tahminime paralel olarak enflasyonun beklenin üzerinde çıkacağını söyleyebilirim. Türkiye’de 2013 yılında enflasyon %8’in üzerinde olacaktır.

Cari Açık: “Avrupa bankaları ciddi sorunlar yaşıyorlar ve 2012 yılında da finansal piyasalardaki sarsıntılar devam edecektir.  Hem enerji fiyatlarının düşmesi hem ekonomik yavaşlama neticesinde cari açığımız da %6-7 seviyelerine kadar gerileyebilir.”

Cari açık uzun süredir manşetlerden indi. Maalesef bu durum çok uzun süre devam etmeyecek. 2013 yılının ortalarından itibaren cari açık tekrar konuşulan bir konu olacak. 2013 yılının sonuna geldiğimiz zaman ise cari açığımızın %8-9 seviyelerine geldiğini göreceğiz. Hükümetin ne enflasyonu ne de cari açığı kalıcı olarak düşermek gibi bir kaygısı maalesef yok.

Faizler: “Merkez Bankasının faizleri arttırmasını beklemiyorum, çok düşürmesini de beklemiyorum.”

Faizler konusunda yaptığımız tahminler piyasadaki tahminlere yönelik değilmiş maalesef. Merkez Bankası vitrine koyduğu faiz oranlarıyla fazla oynamadı ama piyasa faizlerine aslında çok müdahale yaptı. Bu da gösterge faiz oranlarının 2012’nin özellikle ikinci yarısında ciddi oranda gerilemesine neden oldu. Piyasadaki faizlerin 2013’de daha fazla gerileyeceğini düşünmüyorum, aksine enflasyonun yükselmesine paralel olarak 2013 yılında gösterge faiz oranlarının yükselmesini bekliyorum.

Dolar: “Amerikalılar doların değerini düşük tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar ama diğer ülkeler de kendi paralarını değersiz kılmaktan geri durmuyorlar. Dolar kuru şu sıralar 1.9 seviyelerinde. Ciddi bir kriz çıkması durumunda dolar çok daha yükselebilir ama uzun vadede doların reel olarak değer kaybetmesi lazım. Amerika her sene $1.5 trilyon civarında açık veriyor ve devletin vergileri arttırarak bu açıkları kapatma gibi bir niyeti yok. Tekrar söyleyeyim, doların uzun vadede reel olarak değer kaybetmesi lazım ama bu nominal olarak değer kaybedecek anlamına gelmiyor tabii ki.”

Dolar konusunda karamsar bir tahmin yapmıştım geçen sene ama seviye vermemiştim. 2012 yılında dolar hem nominal hem de reel olarak değer kaybetti. 2013 yılı için bu sefer ters yönde bir tahmin yapacağım. Amerikan doları 2013 yılında daha iyi bir performans gösterecek. Amerikan Merkez Bankası beklenenden daha önce faizleri yükseltmeye başlayacağını açıklayacak ve bu da doların değer kazanmasına yol açacak. İçeride ise bizim hükümet yükselen cari açıkla mücadele etmek için doların yükselmesine izin verecek. 2013 yılında dolar kurunun 2 TL’i geçtiğine tanık olabileceğimizi düşünüyorum.

Altın: “Altının popüleritesinin artmasının en önemli sebebi devletlerin çılgınca para basma ve paralarına değer kaybettirme konusundaki gayretleri oldu. Uzun vadeli olarak ben altını doğru bir yatırım aracı olarak görmüyorum ama kısa vadede yatırımcılar için altın cazibesini koruyor.”

Altın fiyatları 2012’de dolar bazında %7 civarında değer kazandı ama yerli altın yatırımcısı doların değer kaybetmesinden dolayı bundan faydalanamadı. 2013 yılında ben altın fiyatlarının dolar bazında $1500 seviyesinin altına düşeceğini düşünüyorum. Altın fiyatları dolar bazında hala yüksek iken yatırımcıların ellerindeki altının en azından bir bölümünü nakite çevirmeleri iyi olur kanaatindeyim.

Borsa: “Kriz zamanlarında borsamızın nasıl davrandığını hemen her yatırımcı bilir. Hem yükselen döviz kurlarından ürken hem de kendi ülkelerinde karşılaştıkları yatırımcılarının nakit isteklerine cevap vermeye çalışan eli zayıf yabancı yatırımcılar en kötü zamanlarda satış yaparak borsamızın aşırı ucuzlamasına katkıda bulunurlar. Yerli yatırımcılar da korkarak yabancılara katılarak fiyatların iyice düşmesine neden olurlar. Önümüzdeki sene bahsettiğime benzer bir krizle karşılaşma ihtimalimiz var ve bu durumda borsamız da 40 bin seviyesinin altına gerileyebilir. Ancak ben yatırımcılara bu öngörülere bakarak hareket etmemeleri tavsiyesinde bulunmak istiyorum. Borsamız şimdiki 50 bin seviyesinde dahi oldukça ucuzdur, özellikle reel faizlerin sıfır seviyelerinde gezinmesini göz önüne alırsak piyasadaki uzun vadeli en cazip yatırım aracıdır. Borsada hiç parası olmayan yatırımcıların şimdiki ucuz fiyatlardan yararlanarak borsaya girmeleri uygun olur kanaatindeyim. Eğer ciddi bir kriz çıkar da borsa %20 daha düşerse borsaya koydukları yatırımlarını da arttırmalarının isabetli olacağını düşünüyorum. Kısa vadede borsanın ne yapacağını bilemem ama uzun vadede (5 sene içerisinde) borsamızın reel getirisinin %50 civarında olacağını düşünüyorum.”

Tahmin diye ben buna derim. Borsamız son bir yılda %50 civarında bir getiri elde etmiş. Hatırlarsanız sene içerisinde de ISCTR hisselerini 4 TL civarında tavsiye etmiştim. Bu hissenin de getirisi %50’den fazla oldu. Maalesef 2013 yılında borsanın bu kadar iyi bir performans göstermesini beklemiyorum. En iyi senaryoda nominal getiri %25 olur ama normal senaryoda borsanın 85 bin seviyesinin çok üzerine çıkmasını beklemiyorum. Bunlar bir senelik beklentilerim ama ben borsaya kısa vadeli yatırım yapılması taraftarı değilim. Uzun vadeli yatırımcılar için borsanın hala cazip olduğunu söyleyebilirim. Borsa düşerse ben kendi hesabıma daha çok alım yapmayı planlıyorum. Borsa 50 bin seviyelerindeyken aldığım hisseleri ise satmadım.

Özetleyecek olursak 2013 yüksek büyüme, yüksek enflasyon ve cari açıklarla geçecek bir yıl olacak. Hükümet yine normalin biraz üzerindeki ekonomi yönetimi performansına devam edecek ama dört dörtlük bir yönetim yine göremeyeceğiz. Yine de her zaman olduğu gibi ekonomistlerin isabetli tahmin yapmada, özellikle zamanlama konusunda, çok başarılı bir karnelerinin olmadığını hatırlatmak isterim. Sağlıklı, mutlu, ve başarılı bir yıl dilerim.


Read More!

Biyoyakıt atmosfere daha az sera gazı salar mı dendi?

Bu blogda 5-6 sene önce biyo yakıt denilen güya çevreci embesilliğin nasıl da çevrecilerin bugüne kadar icat ettiği en büyük çevre katliamı olduğu çeşitli yazılarda belirtilmişti. (bkz. Ethanol, Biyoyakıt). O yazılardan birinde ekodok "biyoyakıt üretimi, atmosfere daha az gaz salınımına imkan verdiği için, hükümetler tarafından sağlanan sübvansiyonlar sayesinde sürdürülebiliyor" yazmıştı. İşte o sübvansıyonları, yakıt üreten sirketlere biyoyakıt kotasını ve suratında salak bir sırıtışla çevreci birşey yaptığını sanarak deposuna biyoyakıt koyanları teker teker alıp bugün Singapur'un merkezine koyabilmeyi çok isterdim.

Dün yüksekçe bir binadan hemen 500 metre ötedeki devasa gökdelene doğru bakıyordum. Gökdeleni görebilmek mümkün değil. Havada odun kokan, sağlık için oldukça tehlikeli, berbat bir duman vardı. Bugün durum daha kötü. Havadaki parçacık miktarı "zehirli" kategorisine vardı varacak.

Bu berbat duman hemen güney batıdaki devasa orman yangınlarından geliyor. Marmara Denizi genişliğinde, Bursa'dan Antalya'ya kadar derinlikte kocaman bir alanda yangın olduğunu ve de bu nedenle İstanbul'da Galata Kulesinden baktığınızda Yeni Camii'yi göremediğinizi düşünün!

Bu durum, devlet desteğinin istenmeyen yan etkilerine en güzel örneklerinden biri.

Efendim Endonezya'lı palmiye yağı üreticileri yağmur ormanlarını yakarak tarla açma konusunda her zaman oldukça hızlılardı ama özellikle günümüzde biyoyakıt denilen zımbırtının yarattığı devasa talep sayesinde işin tamamen suyunu çıkarmış vaziyetteler. Bu talep öyle serbest piyasa talebi falan da değil. Palmiye yağı üretimini körükleyen talep, Batıda devletlerin koyduğu yapay kotalardan kaynaklanıyor. Yoksa yemeklik yağdan yakıt yapmak ekonomik birşey değil.

Endonezya ve bazı diğer tropik kuşak ülkelerinde yakılan ormanlar öyle sıradan ormanlar değil. Çoğu 10 milyonlarca yıllık, tabanlarında devasa miktarda karbondiyoksit hapseden tarih öncesinden kalma yağmur ormanları (Endonezya bu nedenle dünyanın en büyük üçünücü karbon diyoksit kirleticisi). Yani deponuza koyduğunuz her litre biyoyakıt ile deposuna fosil yakıtı koyan bir sürücünün atmosfere saldığından kat be kat daha fazla miktarda karbondiyoksit ve bilimum zehir salıyorsunuz doğaya. Ha o zehri orada değil de burada salıyorsunuz: Gözden ırak, gönülden ırak. Bonus olarak da dünya mirası, milyonlarca yıllık, orangutan'dan kaplana türlü türlü hayvan ve zengin bir bitki örtüsü barındıran yağmur ormanlarının katledilmesine katkıda bulunuyorsunuz.

Marina Bay Sands Otelinin tepesindeki havuzdan Singapur şehir merkezi. Havadaki sis değil, buram
buram odun kokan bir duman. Kaynağı ise özellikle biyodizel talebi ile iyice revaçta olan
palmiye yağı için yanan tarihi yağmur ormanları.
Ha benim depoma koyduğum yakıt Endonezya'dan değil, halis Almanyamın ayçiçeğimden, canım Amerikamın mısırından diyen olursa da iyi bir sopalayın. Midelere yemeklik yağ olarak gireceğine senin depona giden yağın boşluğunu ne dolduruyor sanırsın? Palmiye yağı!

Ben Batı'nın en çok da bu tür iki yüzlülüğüne hayranım (!) Hayır Avrupa'da ne zaman Singapur'da yaşadığımı söylesem biri mutlaka "aman Singapur'dasın, sakın köpekbalığı yüzgeci çorbası yeme, köpekbalığı nesli, sadece yüzgeci kesip balığın gerisini suya atan vahşi uzak doğulular, vs. vs." Tamam abi anladık da bunu bana ton balığı yerken söyleme bari. Senin o yediğin ton balığını avlayanlar, yüzgeci için köpekbalığı avlayanlardan daha az köpekbalığı katletmiyor ki!

Aynı şey kaplanlar için de geçerli mesela. Efendim Çinliler barbar, sırf iyileştirici etkisi falan olduğu için kaplanın her tarafını yiyip içiyorlar, kaplanları öldürüyorlar, falan da filan. Doğru, hiç hazzetmem bu barbarlıktan. Ama adamlar senin depona koyduğun biyoyakıttan daha çok kaplan katletmiyor ki. Sumatra Adasında, Malezya'da, Borneo Adasında kaplanlara yaşayacak alan kalmadı sayenizde.
Read More!

Internetten para kazanma

İnternetten para kazanmak istiyorum diyorsanız bu yazı tam size göre. Baştan belirtelim, internetten para kazanma deyince akla gelen e-ticaret, e-iş gibi ciddi girişimlerden anket doldurma, reklam okuma gibi saçmalıklara uzanan yelpazede internette para kazanma yollarından sadece içerik yaratarak internetten para kazanma konusuna değineceğim. Bir de bu yazıyı işkembeden değil kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum, yani internetten para kazanılıyor diye yazıyorsam para kazandığım için yazıyorum.

Birden çok gelir akışı yaratmak
Bu yazı Ekonomi Türk gibi ciddi bir sitede yayınlanıyor o nedenle şunu şunu yapına girmeden önce işin temel ekonomik temelini yazayım.

Gençlere tavsiyelerim (My Advice to Young People) adlı makalesinde damardan Avusturya Okullu  Robert P. Murphy der ki:
“Daha fazla para biriktirme tavsiyesini duyunca insanların aklına gelen ilk ve tek şey tipik olarak dışarda yemek yemek yerine işe evden sefertası hazırlayıp gelmek gibi harcamalardan kısıtlama yapmak oluyor. Her ne kadar daha fazla birikim yapmanın bariz yollarından biri gereksiz harcamaları kısmak olsa da, benim temel olarak tavsiye ettiğim şey bu değil. 
Eğer kişi her ay ciddi miktarda para birikim yapmak istiyor ise bunun en iyi yolu kişinin gelirini arttırmasıdır, harcamalarını kısması değil. Bu özellikle harcamalardan kısıtlama yapmaya pek imkanı olmayan gençler için geçerli. Teorik olarak harcamalarınızdan kısmanın bir sınırı olsa da, gelirini arttırmanın her hangi bir sınırı yok.”
Murphy gündüz tam zamanlı bir işi olan çalışanın gece limon satması  gibi bir gelir kaynağından bahsetmiyor. Yani gidip kendinize ikinci bir patron bulmanızı öğütlemiyor. Kendinize başka patronlar aramanızdan ziyade kendi patronunuz olmanızdan yani girişimcilikten bahsediyor.  Yine yazıyı okursanız (ingilizce yazının Türkçe özetini Nasıl daha fazla birikim yapılır? Nasıl daha fazla para biriktirilir? adlı yazıda bulabilirsiniz) Murphy para kazanmak için ne iş yapsak sorusuna “bilmiyorum, bunu çevrenize bakarak sizin bulmaniz lazım” diye cevap veriyor.

Girişimcilik deyince akla türlü türlü fikir geliyor ama burada biz görece kurması ve yürütmesi kolay olan ek gelir kapısı olarak internette içerik siteleri yaratarak birden çok gelir akışı elde etme yöntemini tavsiye edeceğiz.

İçerik Siteleri ile İnternetten Para Kazanmak
Bu yöntem görünüşte basit.
  • Birden fazla (bir avuçtan onlarcaya kadar) her biri başka bir konuda, daha önceden belirlenmiş hedef kitleye hitap eden web sitesi yapılır. 
  • Bunlara onlarca, idealinde yüzlerce özgün (copy-paste değil alın teri), arama motoru optimizasyonu ilkelerine dikkat ederek yazılmış yazı eklenir.
  • Bu sitelere arama motorundan trafik çekecek çalışmalar yapılır.
  • Sitede gelen trafikten para kazanmaya yönelik düzenlemeler yapılır. Fiziksel ya da sayısal bir ürün satmak, fiziksel ya da sayısal ürün satan firmalarla satış ortaklığı bağlantıları koymak, siteye reklam almak, siteye AdSense gibi otomatik reklamlar koymak akla gelen (ben tecrübelerime dayanarak en çok gelir getirenden en az gelir getirene doğru sıraladım) ve en çok kullanılan yöntemler.
Bu adımların her birine sonradan teker teker değinecek bir yazı yazmak lazım. Bütün bu adımları harfiyen yapıp, hemen hemen aynı zamanı harcayıp da günde bir fincan kahve parası kazanan adam da tanıyorum, saatte bir fincan kahve parası kazanan adam da. Ben bu yazıda bu ikisi arasındaki farkı yaratan temel noktalara değineceğim.

Internetten para kazanma
Internetten para kazanma yollarindan biri de içerik siteleri yapmaktir. 
İnternetten para kazanma yollarından ciddi olanlarını gayri-ciddi ve başarısız olanlarından ayıran temel şey girişimcinin bu işi bir girişim olarak ele alıp almadığı. Bundan kastım şu: İnternetten para kazanmak her ne kadar görece kolay olsa da her girişim gibi önden yatırım yapmayı, birinci adımdan sonuncu adıma kadar her adımda çalışır ve başarısı tekrar edilebilir bir süreç kurmayı, girişimin siz zaman harcamazken de işler olması için gerekli akışın kurulmuş olmasını gerektirir. Yani internetten yaptığınız girişimi tavuk çiftliğine de çevirebilirsiniz, evinizin balkonunda 2-3 tavukluk kümese de. İnternetten kazansan kazansan üç beş kuruş kazanırsın diye ortada dolanan tecrübe sahibi zatların temel problemleri internetteki girişimlerini kümes olarak kurmalarıdır, tavuk çiftliği olarak değil.

Tavuk çiftliği diye örnek verince gözünüz korkmasın. Netten para kazanmak çok daha az yatırımla çok daha fazla para getirebilecek bir iş. Ama şunlara dikkat etmeniz lazım:
  • İçerik siteleri ile internetten para kazanmak için birçok adımı doğru atmanız lazım. Hangi konuda site hazırlamalı, daha fazla sayıda insanın daha fazla para harcamaya niyetli olduğu konuları nasıl bulurum, siteye trafik nasıl çekerim, hangi satış ortaklıkları sitelere uygun olur, yazılar nasıl olmalı, yazılar nasıl yazılmalı, işe yarar anahtar kelimeleri nasıl bulurum, vs... vs... Bu soruların her birine birkaç doğru ve bir sürü yanlış ve işe yaramaz cevap var. Size ilk tavsiyem bu konularda deneye yanıla aylar hatta yıllar harcayacağınıza denenmiş çalışır yöntemler ve en önemlisi yazılım araçları sunan ciddi sitelerden birine üye olun. Bu yapmanız gereken ilk yatırım zira bu siteler bedava değil. Benim tavsiyem Niche Profit Classroom(*). Bütün bu adımlarda sizi eğitip çalışır yolları öğretmektenin yanında, büyük miktarda zaman tasarrufu sağlayan araçlar (hiç işten anlamayana web sayfası hazırlayıp internette yayınlayan sihirbazlar, en iyi anahtar kelimeleri otomatik belirleyen yazılımlar vs...), hazır para getiren konu ve site taslakları ve de bütün bu işi devredebileceğiniz fason ekibi sunan bildiğim iyi sitelerden biri. Fakat önceden uyarayım, bu sitelerin temel sorunu hızlarını alamayıp işi olduğundan çok daha kolaymış gibi anlatmaları. Örneğin sitede denildiği gibi bir web sitesi açıp içine 3-5 yazı koyup, sırf önceden iyi bir alan adı parsellediniz diye sonradan hiçbir şey yapmayarak o siteden para kazanma devri 2 sene önce geçti gitti. Artık çok daha fazla yazı ve güncelleme gerekiyor. Yine de burada tavsiye edilen yöntemler ve araçlar sağlam. Buna ben kendim üyeyim ve kullanıyorum, işe yeni başlayacaksanız tavsiye edebilirim.  
  • Mümkünse ingilizce site hazırlayın. İngilizce sadece dünyanın en çok konuşulan dili olduğu için değil, ana dili ingilizce olan ya da iyi ingilizce konuşan insanların diğer dilleri konuşan insanlara göre internette daha çok para harcıyor olması nedeniyle sitelerinizi ingilizce hazırlayın. Türkçe siteden de para kazanırsınız ama ingilizce siteden kazandığınızın belki onda birini anca.
  • Mümkün olduğunca site hedef kitlenizi Kuzey Amerika ve Avrupa ahalisi olacak şekilde belirleyin. Bu insanlar internette en çok para harcayan kesim.
  • Siteleriniz kafasında birşey almaya hazır insanlara yönelik olsun. Yani konu olarak futbol, genel ekonomi, haberler, magazin, ruhani dünya, şiirler vs. falan seçerseniz çok iyi para kazanamazsınız.  Sağlık, sigorta ve finans, moda gibi konular ise genel olarak daha fazla para getirir zira insanlar bu konuları birşey almaya niyetleri olduğunda aramaya meyillidir.
  • AR-GE (araklama-geliştirme) ile para kazanamazsınız. Copy-paste değil alın teri yazılara ihtiyacınız var. Google artık daha akıllı. Bir sitede başka bir siteden araklanmış yazıya rastladı mı tüm sitedeki yazıları cezalandırıyor (arama sonuçlarında arkalara atıyor). O nedenle bu iş hiç üşenmeye gelmez. Bu yazıları en verimli nasıl yazacağınızı da ya kendi başınıza deneye yanıla bulursunuz ya da ilk maddede değindiğim gibi sitelere üye olursunuz ve orada belirtilen genelde çalışır ve pratik yöntemle yazarsınız.
(*): Bu link affiliate linkidir.
Read More!

Insider Monkey Uyelik Ucretleri Artmadan Uye Olun

Gelecek ay Insider Monkey sitesinin cikardigi elektronik derginin uyelik ucretlerine buyuk bir zam yapacagiz. Simdiki fiyatlardan uye olanlar gelecekte de ayni fiyatlari odeyerek uyeliklerini uzatma hakkina sahip olacaklar.

Yurtdisinda islem goren hisselere yatirim yaparak portfoy cesitlendirmesi yapmak isteyenlerin cikardigimiz dergiye uye olmayi goz onune almalarini tavsiye ederim. Agustos ayinin sonundan bu yana sectigimiz hisseler %37,2 ortalama getiri sagladi. Ayni sure icerisinde S&P 500 endeksi sadece %14,7 getirdi. Yedi bucuk ayda borsa endeksinin 22,5 puan uzerinde bir getiri saglayarak basarili bir performans sergiledik.

Izledigimiz stratejiyi gecmis verileri kullanarak da test ettik. 1999-2009 arasinda yatirim stratejimiz S&P 500 endeksini senede ortalama 18 puan ile gecmeyi basardi. Yayinladigimiz dergide bu stratejinin en son hisse secimlerini sizlerle paylasiyoruz.

Ilgilenenler Insider Monkey Newsletter linkine tiklayarak uye olabilirler. Read More!

Link Degisimi Yapmak Isteyenler Email Atsin

Ekonomi Turk sitemizin pagerank'i 5 gibi yuksek bir rakam. Insider Monkey sitesine sitelerinden veya bloglarindan link verenlere Ekonomi Turk sitesinden esdeger veya daha iyi bir link verecegimizi duyurmak istiyorum. Ilgilenenler turkekonomi@gmail.com adresine mesaj atarak link talep edebilirler. Read More!

Apple Inc. (AAPL) and EU Antitrust Problems

Apple might be having problems with EU antitrust regulators. Insider Monkey published an article titled EU Antitrust Regulators Keeping a Close Eye on Apple Inc. (AAPL). Here is what the article says:



When you are one of the most valuable companies in the world, regardless of industry, there are going to be people watching you at all times. This is something that Apple Inc. (NASDAQ:AAPL) has found to be true over the years. While it is nice to have consumers watching the company with great interest, things can be a bit unsettling when it comes to government entities.

According to a spokesman for the European Commission, EU antitrust regulators are keeping a close watch on Apple Inc. (NASDAQ:AAPL) in regards to the Cupertino-based company’s distribution of its iPhone and iPad devices.

Insider Monkey is a finance website focusing on hedge funds and insider trading. The site also publishes a quarterly newsletter that lists the stock picks of its small-cap hedge fund strategy. The strategy returned more than 37% since the end of August vs. 12% gain for the S&P 500 index. Read More!

Güney Kıbrıs' da Kurtarma Paketi İşe Yarayacak mı?


Güney Kıbrıs, 840 bin nüfusa sahip küçük bir ülke. Yabancı ve yerli basını takip eden olursa (ki yerli basın bu olay üzerine çok fazla gitmedi) mevduatlara gelecek olan hacizleri ve kurtarma paketini duymuşsunuzdur. Bu yazıda bu konuyu biraz irdelemek istiyorum.

Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, değerli Euro ile üretim yapamayan bir ülke. Bol miktarda offshore bankalara sahiptir. Offshore banka kısaca; bir ülkede faaliyet gösteren fakat merkezi o ülke olmayan denizaşırı bir bankanın faaliyet göstermesidir. Offshore bankacılığın avantajları nelerdir? Öncelikle faiz oranları diğer bankalardan daha yüksek olur. Ve devlete ait kurumların regülasyonlarından, yasalardan, vergilerden ve denetlemelerinden de oldukça hızlı bir şekilde kaçabilmektedirler. Offshore (kıyı) bankalarda hesabı bulunan bir insan tanımadığı bir ülkede tanımadığı bir hukuki düzlemde mevduatını tutar. Genellikle offshore denildiği zaman akla ilk kara para aklama gelir. Güney Kıbrıs bankalarında tutulan mevduatın  %40’ ı Rus bankalarına ve yatırımcılarına aitmiş.

Peki bu mevduata haciz olayı nereden geliyor? Olayın aslı şöyle: Güney Kıbrıs’ ın normal olarak Yunanistan ile çok sıkı bağlantıları vardı ve adadaki bankaların Yunan bankalarında hatırı sayılı miktarda paraları vardı. Haircut mevzusu ile paraların bir kısmı maalesef gitti. AB, cuma gününe kadar gelen noktada artık hepimize yabancı gelmeyen tavrını sergiledi. AB, Güney Kıbrıs’ a yardım edecekti fakat bunun karşılığında Güney Kıbrıs’ tan da bazı istekleri vardı. Güney Kıbrıs’ a 10 milyar euro’ luk yardım yapılacaktı fakat banka hesabında 100.000 euro’ ya kadar mevduatı olanlarda (evet bütün banka müşterileri dahil) %6,75 ve 100.000 euro’ dan fazla parası olanlarda ise %9,9 kesinti yapılacaktı. Bunu öneren de Almanya maliye bakanının ta kendisi. Gerçi önceleri bu teklif %40 civarındaydı fakat zamanla oranlarda bir değişikliğe gidildi. Yeni anlaşmaya göre 100.000 euro’dan az olanlar %3, 100.000- 500.000 euro olanlar %10, 500.000 euro ve üzeri olanlar ise %15 hacize uğrayacaklardı. Ama kabul edilmedi ve yeni bir kurtarma paketi talep edildi.

Kabul edilse de edilmese de AB’ nin yaptığı bu öneri zaten karışık olan piyasaları daha da karıştıracak diye düşünmekteyim. Onaylasalar farklı bir sıkıntı, onaylamasalar farklı bir sıkıntı. “Bank run” dediğimiz, bankada hesabı bulunanların mevduatlarını kısa bir süre içerisinde çekme girişiminde bulunmaları sonucunda Güney Kıbrıs’ da bazı atm’ler devre dışı bırakılmış. Hatta BBC’ nin yaptığı bir habere göre, İngiltere Güney Kıbrıs’ da yaşayan askerleri ve vatandaşları için içinde yüklü miktarda para bulunan bir uçağı Güney Kıbrıs’ a göndermiş. Ne kadar doğrudur bilemem..

Kabul edilmediği taktirde ise daha farklı sıkıntılar ortaya çıkıyor çünkü kamu borcu/gsyih oranı %90 civarında ve yaklaşık 16 milyar Euro tutarında. Kamu gelirleri 7 milyar Euro iken kamu harcamaları ise 8.5 milyar Euro civarında. Bu hızda giderse 2017 yılında kamu borcu/gsyih oranı %106 olacak!! Tehlikenin sinyalleri işte tam burada başlıyor. 10 milyar euro’ luk bir yardım bize göre az gelebilir ama milli geliri 22 milyar Euro olan bir ülkenin 10 milyar euro’ luk bir yardım alması Türkiye’ nin 350 milyar Euro yardım alması gibidir. Ve en kötü yanı Güney Kıbrıs bu kurtarma paketine mevcut durumda muhtaç.

Üçüncü bir sonuç daha var:  bir gecede banka mudilerine böyle bir yaptırım yapılırsa bunun diğerlerine sirayet etmeyeceğinin garantisi her ne kadar AB tarafından garanti edilse de bu bir örnek teşkil edebilecektir. Aynı şekilde “PIGS” denilen ülkelerden de yabancı sermaye çıkışına yol açabilir. Hem de böyle bir kriz ortamında. Beklentiler iyice düşecektir.

Peki neden böyle ilginç politikalar uygulanıyor? ABD’ de tek bir başkan var, tek bir FED başkanı, maliye bakanı ve hazine bakanı var. Avrupa Birliği’ nde ise 27 farklı ülke, Euro bölgesinde ise 15 farklı ülkenin bakanları vs. var. Her kafadan farklı bir ses çıkıyor. Ne kadar kültürel açıdan birbirine yakın olsalar dahi Angela Merkel halkını farklı bir ülkeyi kurtarmak için bir daha karşısına almak istemeyecektir. Daha kurumsallaşmadığı belli olan AB mekanizmaları,hala kesin ve net politikalar uygulamadan mesela ABD gibi trilyonlarca doları piyasaya sürmeden antin kuntin politikalar ile günü kurtarmayı hedefliyor.

AB’ den gelen sinyaller rum kesimine göre olumlu değil. Tamamen oyalama, sıkıntı içine sokma, balonu patlatma ve başka ülkelerdeki vatandaşları oradan kaçırma amaçlıdır.

Rusya üzerinden siyasi bir yorum yapmak istemiyorum. Ama bazı cin fikirli türk vatandaşları düşünebilir:  “Yahu, batsın güney Kıbrıs. Oradaki mangırlar bize aksın.” diye.. Lakin ticaretimizin önemli bir kısmını Avrupa ile yaptığımız gibi en büyük ticari ortağımızın krizle daha da batmasını istemek akıllıca olmaz. Çıksınlar krizden, ticaret kanallarımızı daha etkin kullanalım.
Read More!

Apple'in Piyasa Degeri Ne Kadar?

Apple sirketinin piyasa degeri ne kadar diye merak ediyorsaniz dogru adrese geldiniz demektir. Apple Inc. (AAPL) $500 milyar barajini gecen son sirket idi ve gectigimiz yaz aylarinda hissenin piyasa degerinin $1 trilyon dolari gececegini soyleyenlerin sayisi hayli fazla idi.

Maalesef bunu basarmak o kadar kolay is degil. Apple sirketinin piyasa degeri son aylardaki kotu performanstan sonra $400 milyarin altina geriledi. Artik Apple Inc. Amerika'da islem goren en pahali sirket de degil. Exxon Mobil Apple'dan daha degerli bir sirket simdi.

Bu konuyla ilgili Insider Monkey sitesinde Apple Inc. (AAPL) Market Cap Drops, No Longer Most Valuable Company baslikli bir yazi yayinladik. Ilgilenenlerin okumasini tavsiye ederiz.

Insider Monkey sitesinde yaklasik 2.5 yildir yazi yayinliyoruz. Alti ay kadar once de ceyreklik olarak yayinlanan bir newsletter gelistirdik. Bu newsletter'da Amerikan piyasalarinda islem goren ve hedge fonlar tarafindan yukselme potansiyeli yuksek olarak degerlendirilen 15 hissenin ismini uyelerimizle paylasiyoruz. Yayina gectigimiz ilk 6 ayda sectigimiz 15 hisse piyasa ortalamasinin tam 20 puan uzerinde getiri sagladi. S&P 500 endeksi %9'un altinda bir getiri saglarken bizim uyelerimizle paylastigimiz hisseler tam tamina %29.2 getiri sagladi.

Borsada yaptigi yatirimlarina cesitlilik kazandirmak isteyen yatirimcilarin newsletter'imizi gozden gecirmesi faydali olur kanaatindeyim. Ilgilenenlere indirimli uyelik firsati sunuyoruz. Amerikali uyeler senelik $299 oderken sizler $199 odeyerek ayni hizmete erisebilirsiniz. Read More!

Ödemeler Dengesi İstatistikleri: 2012 Yılı

Merhabalar, bu yazıda 13 ocak 2013 yılında Aralık ayının da dahil edilmesiyle açıklanan ödemeler dengesi istatistiklerini ele alacağım. 2012 yılına baktığımız zaman elimizde net olarak bakabileceğimiz iki veri bulunmaktadır. Birincisi ödemeler dengesi verileri, ikincisi enflasyon verileri. Büyüme rakamlarını öğrenmek Mart ayının sonu, Nisan ayının başına denk gelecektir.

Öncelikle ödemeler dengesini nedir? Ödemeler dengesi en kapsamlı tanımıyla bir ekonomideki yerleşik( orada ikamet eden) kişilerin- bunlar arasında hükümet,bankalar,diğer sektörler de dahildir-  diğer ekonomilerde bulunan yerleşik kişiler ile belli bir dönem- bir ay, bir yıl- içinde yaptıkları ekonomik işlemlerin kayıtlarını elde etmek üzere hazırlanan istatistiki rapordur.

Peki bu ekonomik işlemler neyi kapsar?

Mal, hizmet, gelir alışverişini,
Varlık ve yükümlülük işlemlerini,
Ve sermaye transferlerini kapsar.

Bana “ödemeler dengesindeki açık hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soracak olursanız, “hangi açık ki?” diye cevap veririm. Amacım olaya felsefi bir boyut katmak değil, amacım ödemeler dengesinde açık olmayacağını iddia etmek. Neden ödemeler dengesinde açık meydana gelmez? Çünkü ödemeler dengesi hesaplanırken muhasebedeki çift kayıt ilkesi esastır. Hani yevmiye kaydı yaptığınız zaman borçlar ile alacaklar birbiriyle aynı, o tarihli yevmiyede nasıl açık çıkmıyorsa ödemeler dengesinde de açık çıkmaz.

Örneğin, bir ülkeye ihracat yaptığınız zaman ihracat tutarı alacak(+) olarak kaydedilir, (Cari işlemler hesabına), ihracat sonrası kazanılan döviz ise Diğer yatırımlar/Varlıklar/Efektif ve Mevduatlar kısmına borç(-) olarak kaydedilir. (Sermaye ve finans hesabına).

Bu sitenin geçmiş yazılarını incelerseniz şöyle bir tez ile karşılaşırsınız: cari açık miktarı kadar ülkeye sermaye girer ve anında finanseedilir. Doğrudur, şöyle bir örnekte bulunalım:

Örneğin 100 birim mal ödemesini vadeli şekilde ithal ettik. Elde edeceğimiz kayıt şu şekilde olur: ithalat (Cari işlemler hesabı): 100 birim borç, yükümlülükler( Sermaye ve finans hesabı): 100 birim alacak. Gördüğünüz gibi ithalatın finanse edilmesi ve kaydedilmesi en basit örnekle bu şekilde olur, ve ödemeler dengesinde hiçbir açık olmaz.

Gelelim ödemeler dengesindeki cari dengeye. Rakamları akılda kalması için yuvarladım, tam rakamları öğrenmek istiyorsanız Tcmb' ni internet sitesini inceleyebilirsiniz. 

Cari denge 4 kısımdan oluşur;
Mal dengesi: ihracat- ithalat (toplam mal ihracatı ve ithalatı)
Hizmet dengesi: hizmet gelirleri- hizmet giderleri (Turizm, taşımacılık, inşaat vs.)
Gelir dengesi: Gelirler- giderler (yurtdışına çıkıp yatırım yapan ya da yurtdışından gelerek türkiye’de yatırım yapan, kar payı alan vs.)
Cari transferler.

Cari işlemler dengesinde:
İhracatımız= 163 milyar 300 milyon USD
İthalatımız= 228 milyar 918 milyon USD
Açık= -65 milyar 602 milyon USD (dış ticaret açığı)

Hizmetler dengesinde:
Hizmet gelirleri= 42 milyar 94 milyon USD
Hizmet gelirleri= 20 milyar 162 milyon USD
Fazla= +21 milyar 932 milyon USD

Gelir dengesinde:
Gelirler= 5 milyar 33 milyon USD
Giderler= 11 milyar 627 milyon USD

Cari transferler: 1 milyar 397 milyon USD

Hepsini toplarsak karşımıza cari dengedeki açık, yani cari açık rakamına ulaşırız:
Cari açık: 48 milyar 87 milyon USD

Cari açığımız, 2011 yılında 77 milyar 219 USD civarında gerçekleşmişti. 2012 yılında buna göre 30 milyar USD cari açığımızı azaltmışız diyebiliriz.

Peki cari açık nasıl finanse edilmiş? Bu sorunun cevabını Sermaye ve Finans hesabında bulabiliriz. Sermaye hesabı sıfırdır. Bu hesabın kurulma nedeni yurtdışında yaşayan gurbetçilerimizin Türkiye’ye döviz yollamalarıydı. Lakin artık eski işlevi kalmamıştır. 43 milyon USD olarak gerçekleşmiş, ihmal edilebilir bir rakam.


Finans hesabını inceleyecek olursak:
Doğrudan Yatırımlar: uzun vadeli yatırımlardır.
Yurtiçi doğrudan yatırım (Türkiye’ye yapılan)= 12 milyar 400 milyon USD
Yurtdışı doğrudan yatırım (Türkiye vatandaşlarının başka ülkelere yaptığı)= 4 milyar 100 milyon USD
Fazla: 8 milyar 300 milyon USD

Portföy hesabı: varlıklar ve yükümlülüklerdir. Hisse senetleri, borç senetleri vs.
Varlıklar( Yabancılara ait olup da T.C. kurumlarının elinde bulunan)= 2 milyar 700 milyon USD
Yükümlülükler( Türklere ait olup da yabancıların elinde bulunan)= 38 milyar 100 milyon USD
Toplam= 40 milyar 800 milyon USD

Diğer yatırımlar hesabı:  Varlıklar ve yükümlülükler diye ikiye ayrılır. Doğrudan yatırım, portföy ve finansal türev dışındaki tüm sermaye hareketler incelenir. İçinde yabancı ülkelerden kredi alacakları, SDR, mevduatlar( Varlıklar), yabancı ülkelerin kredi alacakları, Türkiye bankalarındaki yabancı mevduatlar( Yükümlülükler) bulunmaktadır.
Varlıklar= -1 milyar 100 milyon USD
Yükümlülükler= 19 milyar 787 milyon USD
Toplam= 18 milyar 687 milyon USD

Sermaye hesabını dikkate almazsak:
Doğrudan net yatırımlar: 8,300 milyar USD
Portföy hesabı: 40,800 milyar USD
Diğer yatırımlar: 18,687 milyar USD
Finans hesabı dengesi: 67 milyar 787 milyon USD fazla ile karşılaşırız.

Şimdi yorumumuzu yaparsak: Cari işlemler açığında bulunan 48 milyar USD’ lik açık, daha çok kısa vadeli diyebileceğimiz portföy yatırımları sayesinde finanse edilmiş. Doğrudan net yatırımlar ve diğer yatırımlar onun yanında görece daha düşük seyretmiş.
Net hata ve noksan hesabı ise 4 milyar USD kadar olmuş. Bu; hesaplamadan, vadeden ve zamandan karşılanan hataların düzeltilmesi anlamına gelir. Peki finans hesabı ile cari açık arasındaki fark nereye gitmiştir? Bu rezerv varlıklara gitmiştir. Demek oluyor ki Türkiye 2012 yılında rezervlerini 22,9 milyar USD arttırmıştır.

Merkez Bankası, “3x5” politikasında başarılı olacak mı? Bu noktada artan kredi hacmi, kredi yoluyla cari açığı kontrol etme konusunda başarısızlığa uğratabilir mi? %5,8’ lik cari açık nereye kadar düşebilir?
Sadece şunu söyleyebilirim: cari açığın kur ile ilgili olmadığını düşünüyorum. İthalatın kompozisyonu ve mikro yapıdan kaynaklanmaktadır. Ama TL/USD kuru etkili olabilir. Eğer kur TL lehine değerlenirse, büyüme ve ithalat rakamları artarsa cari açık artabilir.

Bir ara Tüik’ in enflasyon hesaplaması üzerine yazacağım, unutmazsam yazarım. İyi günler..

Read More!

Sigaradan Nasıl Tasarruf Edilir?


Hayır, sigarayı bırakmadan da sigaradan tasarruf edilir. Hem de %81 oranında. İlginizi çektiyse sizi yazıya alalım.

Hatırlayacağınız gibi 1 Ocak 2013 sigara zammı sonucunda Winston 7,75 liraya, Marlboro ise 9,75 liraya, içilebilecek en dandik sigara olan West ise 6 liraya yükselmişti.  Zam oranı %20’ lerden daha fazlaydı. Bunun gibi politikalar sonucunda kimse Akp hükümetinin liberal olduğunu iddia etmesin. Zaten 2011 Dünya Ekonomik Endeksi’ nde Türkiye 141 ülke arasından 75. olmuş. Bu konuya daha sonraki yazılarımda değineceğim.

Peki, bu gaddarca zam olayından nasıl kaçınabiliriz? Öğrenci, işsiz ya da  devleti finanse etmenin kendisinin görevi olmadığını düşünen fakat sigara gibi bir nimeti hakkını vererek kullanmak isteyen arkadaşlarımıza bir önerim var. Tahmin edilebileceği gibi sarma sigara. Yani tütün. Bu yazıda tütün sarmanın tasarruf üzerindeki etkisini anlatacağım.

Öğrenci sigarası Winston 7,75 lira. Lafı uzatmayacağım: her gün sigara içen bir öğrenci ayda her gün bir paket Winston içtiğini varsayarsak 232,5 lira bütçesinden sigara para ayırmak zorunda. 620 tane de sigara içmekte. Eğer paketlere verilen toplam sigara parasını, kaç tane sigara içtiğimize bölecek olursak bir rasyo elde ederiz: dal sigara rasyosu :) Yani bir dal sigaraya ne kadar para veriyoruz. Winston’ un dal sigara rasyosu ise: 0.37 . Elimizde olan budur. Kaçak sigara kullanmadığımızı varsayıyorum. Benim yaşadığım yerde tütünün kilogramı 40 lira. Günde bir paket sigara kullanan insan ayda 500 gram tütün kullanır,  200 tane “makaron” yani filtrenin fiyatı ise 7.5 lira. Buradaki dal sigara rasyosu:  0.07. Sırf bu rasyolardan gidersek sarma sigara içmek tütün içmeye göre %81 daha ucuz.

Tütün sarma deneyimimi anlatmak istiyorum: öncelikle yeni başlayacak olanlar tütün sarma makinesi almalıdırlar. Zamanla el ile sarmaya başlayabilirsiniz. Bir sürü makine kullandım ama rengi turuncu olan ve markası "Abdo" olan tütün sarma makinesini tavsiye ederim. Zımba gibi bir şey, fiyatı 8 lira. Neyse, günde bir paket sigara kullanan bir insandım eğer siz de benim gibiyseniz haftada 5 liralık olmak üzere ayda 20 liralık tütün işinizi görür. Filtrenin fiyatını da yukarıda eklemiştim. Kalite açısından nasıl dersem, West ile Winston’ un ortasını düşünün. Tütünü aldıktan sonra kuru olmasına fakat elde dağılmayacak kadar kuru olmamasına özen gösterin. Yerleştirirken: baş, işaret ve orta parmaklarınızla tuttuğunuz zaman parmak uçlarınızı kaplayacak tutarda tütün alın. Makineye her yere eşit gelecek şekilde yerleştirin, ve en önemlisi: tütün makinesine yerleştirdiğiniz tütünü dibine kadar bastırın. Tütünü haftalık alın ve maksimum 125 gr. satın alın. Yoksa tütün aşırı kurur ve içimi zorlaşır. Şimdi sayısal değerler ile uğraşalım:

Ayda 30 paket Winston kullanan birisi 232,5 lira sigara para harcar. Yılda yaklaşık 2790 lira maliyeti vardır. Tütün saran bir insan haftalık 5 liradan aylık 20 liralık tütün ve 22,5 lira filtre satın alır. Aylık maliyeti: 42,5 lira. Yıllık: 510 lira. Yüzde hesabı yaparsak: ((2790-510)/2790)x100= %81 gibi bir sayıya ulaşırız. Bu demek oluyor ki: tütün sarmak, paket sigara almaktan %81 daha ucuz. Dal sigara rasyosu ile eşdeğer bir oranda.

Aylık sigara masrafınız 42,5 lira olabilir, 20 tane sigaranın maliyeti 1.4 lira olabilir, günlük sigara masrafınız 1.4 lira olabilir. Hayatta her şeyi parayla ölçebilirsiniz ama otlakçılık etkisini de baz alırsak kimse sarma sigaraya otlanmaz. Bu paha biçilemez. İşin sağlık kısmını bilmiyorum, hangisi daha zararlı vs. Bunu bilen birisi varsa ve açıklarsa fena olmaz.

Şimdi işi grafiğe dökelim:




İşte olay bu. Eğer yılda tasarruf edeceğiniz 2280 lirayı %10 getiri sağlayan bir finansal araç ile değerlendirirseniz… Her şeyi ben mi yazacağım :) İşte tasarrufun ve tüketim kalıbının değiştirilmesinin etkileri bunlardır. Bir sonraki yazımda Tüik’ in enflasyonu hesaplarken nasıl hesapladığını inceleyeceğim. Dumanlı günler.

Daha kaliteli tütünler için:

http://www.cgarsltd.co.uk/default.aspx?CategoryID=10289

http://www.e-tobaccos.com/



Read More!

Ekonomi Turk'e Ozel: Insider Monkey Sitesine Uyelik $99

Bu siteyi uzun suredir takip edenler Turkiye ekonomisi ve finansal piyasalari uzerine yazdigim yazilara ara verdigimi ve alternatif olarak Amerikan hisse senedi piyasalarina yonelik arastirma ve yorum yapan Insider Monkey sitesini baslattigimi bilirler. Insider Monkey sitesinde sirket yoneticilerinin ve hedge fon yoneticilerinin yaptiklari islemleri takip edip bu bilgileri kullanarak Amerikan piyasalarinda yatirim yapabilecegimiz sirketleri belirlemeye calisiyoruz.

Ben 10 yili kapsayan verileri kullanarak bir yatirim stratejisi gelistirdim ve bu strateji 1999-2009 yillari arasinda borsa endekslerinin ortalama 15 puan uzerinde getiri sagladi (borsa senede %5 getiri sagliyorsa benim gelistirdigim strateji %20'nin uzerinde bir getiri sagliyor). Tabii gecmise donuk bu tur arastirma yaptiginiz zaman sonuclar iyi gorunebilir, o yuzden gelistirdiginiz stratejileri gercek hayatta da denemeniz lazim.

Biz Agustos ayinin sonunda yaklasik 70 sayfa olan bir rapor yayinlamaya basladik. Bu raporun icerisinde gelistirdigimiz stratejinin sectigi hisselerin listesi de var. Eylul-Aralik arasinda gecen 4 aylik surede bizim gelistirdigimiz bu strateji %14,3 getiri sagladi. Ayni sure icerisinde S&P 500 endeksinin getirisi sadece %2,1 idi.

Amerika'da yatirim yapmayi dusunen Turklerin de her ceyrek yayinladigimiz raporumuza ilgi gosterebilecegini dusundum. Amerika'lilardan uyelik icin senelik $299 aliyoruz. Ekonomi Turk sitesini takip eden ve uye olmak isteyen Turklere ozel bir kampanya baslattim ve uyelik ucretini $99'a dusurdum. Uye olmak isteyenler turkekonomi@gmail.com adresine mail atarak odemeyi nasil yapacaklarini ogrenebilirler. Read More!

Hedge Fund Manager Jon Jacobson’s Top Stock Picks


Highfields Capital Management was co-founded by Jonathon Jacobson and Richard Grubman in 1998. About a third of the fund’s initial capital of $1.5 billion came from Harvard Management; Jacobson had previously worked at the endowment. Grubman has since retired, but Jacobson is still managing the fund which has since grown to over $10 billion in assets under management.

Jacobson has admitted that the holy grail of value investing- a good company trading at a cheap price- is very elusive in the modern financial markets, even with the resources of a hedge fund research team. As a result he claims that Highfields end up looking at unattractive businesses which carry low valuations because the market expects that poor performance to continue. If the price is low enough, or if the company’s struggles have been due to problems which are getting weaker, then it might be a buy.

Considering that the hedge fund tends to manage a moderately concentrated portfolio- in its most recent 13F filing, the six largest positions were responsible for about 40% of the reported investments- it seems to us that the fund doesn’t need to find too many “close enough” picks to match its large size as long as it can invest high amounts of capital. The smallest of these six largest positions was over $350 million. In turn, the large size of the positions and the concentration of the portfolio generally results in fairly long holding periods for Highfields; Jacobson has claimed that a holding period can be two to three years. Between September 2011 and September 2012 the same three stocks have held the top three slots in the fund’s 13F portfolio according to our database of filings, and two more of the most recent top six had Highfields report a position of at least $200 million a year earlier. Read on for a quick discussion of the five largest holdings in Jacobson’s most recent reported portfolio or see the full list of stock picks:

News Corp (NWSA) Highfields owned about 32 million shares of News Corp, which is planning to split its business into two next year. Partly because of the opportunities inherent in this special situation- management of spun out or broken up companies can sometimes create shareholder value by being more focused on operations- News Corp was one of the most popular services stocks among hedge funds. The stock trades at 23 times trailing earnings, suggesting that the market currently expects it to improve.

SLM Corp (SLM) Student loan manager Sallie Mae, which is also a favorite of billionaire Leon Cooperman’s Omega Advisors (check out Cooperman's stock picks), was another of Jacobson’s top stock picks with a position of 46 million shares. The stock is cheap at trailing and forward P/Es of 8 and 7, respectively, but investors have at least some reason to worry about student loan debt- this is a classic case of an unattractive business at a low price.

DIRECTV (DTV) The fund cut its stake in DirecTV by 16% but still owned about 11 million shares at the end of September. Revenue and earnings growth was moderate last quarter compared to the third quarter of 2011, and the trailing P/E is 12. It might be a value candidate. DirecTV was one of Warren Buffett’s top ten stocks last quarter as Berkshire Hathaway reported owning almost 30 million shares (find more of Buffett's favorite stocks).

JPMorgan Chase & Co. (JPM). Jacobson increased the fund’s holdings of the megabank by 41% between July and September to more than 10 million shares. JPMorgan Chase trades at a small discount to book value and at 8 times consensus earnings for 2013, which we think is quite cheap. JPMorgan Chase joined fellow big banks Wells Fargo (WFC), Bank of America Corp (BAC), and Citigroup (C) in our list of the ten most popular stocks among hedge funds.

Canadian Natural Resource Ltd (CNQ). The $31 billion market cap integrated oil and gas company rounded out Highfields’ top five picks, and was the only one of the five where the fund had not had a position worth over $200 million a year ago. The stock has fallen 23% in the last year, and earnings were down strongly last quarter versus a year earlier. It is valued at 12 times forward earnings estimates.


Insider Monkey is a finance website that provides free insider trading and hedge fund stock-holdings data. It tracks more than 400 equity hedge funds. Follow it on Twitter @insidermonkey
Read More!

Fiyat Deflasyonu Nedir?

Merhabalar, bu yazımda fiyat deflasyonunu tanımlayacağım. Eğer metni google' dan aratırsanız aynısını Ekşi Sözlük' te de bulabilirsiniz. Oradaki yazıyı da yazan kişi olarak bunun pek sorun çıkaracağını sanmıyorum.

Fiyat deflasyonunu tanımlamadan önce birkaç ön tanım yapalım. 

Öncelikle para talebi nedir? Para talebi senin, benim cebimizde ya da bankadaki çek hesabı gibi likit varlıklarda tuttuğumuz paradır. İnsanlar servetlerinin portföyünü çeşitli şekillerde oluştururlar. Misal birisi giyim, yiyecek, konut ve para şeklinde tutabilir. Burada tuttuğumuz para aslında bizim paraya olan talebimizdir. Para harcadığımız zaman elimizdeki bakiye azalır ve tüketim ya da yatırıma dönüşür. 

Para talebini doğru öğrenmek için şu soruya cevap vermemiz gerekir: İnsanlar neden belli zamanlarda daha fazla para tutarlar ya da daha az para tutarlar. Mesela enflasyon dönemlerinde hükümet ya da merkez bankası mevcut fiyat sepetinde insanların daha az para tutacağını göz önüne alamazlar. Yani fiyatların sürekli arttığını düşünün, siz bu durumda elinizde para tutar mısınız yoksa tutmaz mısınız? Ve insanlar ellerindeki fazla parayı tüketime yönlendirerek enflasyonu yaratır. 


İyi bir parasal sistem insanların o gün oluşan fiyat seviyesinde tutmak istedikleri para miktarı kadar piyasaya para süren bir sistemdir.


Gelelim fiyat deflasyonuna. Fiyat deflasyonu tanım olarak ekonominin genelindeki verimliliğin artması yani bazı malların göreceli olarak kıt olma durumunda çıkması sonucunda oluşur. Fiyat deflasyonu iyidir aslında. Eğer parasal sistem işini yapıyorsa ve ekonomi büyüyorsa fiyatlar genel seviyesi aşağıya doğru çekilecektir. Çünkü verimlilik maliyetleri düşürür, düşen maliyetler fiyatlara yansır. Yani hayat pahalılığı düşmektedir. 


1800' lü yılların sonlarına doğru abd' de yaşanan durum da tam olarak budur. Yalnız burada şöyle bir sorun var; eğer üretim artışları %10 düşüyor, piyasaya %10 para sürülüyorsa genel olarak indekslerde %0 enflasyon görülür. ama fiyatların %10 düşmesi gerekmektedir. ama bu saklanmıştır. Genel olarak fiyatların verimlilik sayesinde düşmesi iyidir ve sorun değildir. Read More!

Ekonomi Turk Kitabi Satis Istatistikleri

Ekonomi Turk kitabini yukaridaki linkten ucretsiz olarak dagitmaya bundan tam uc ay once basladik. Hedge funds konusunda uzmanlasan Insider Monkey sitesinin sponsorlugunda gerceklesen bu uygulamamizdan simdiye kadar 3285 kisi yararlanmis. Aylik ortalama 1000'den fazla kisi kitabimizi indiriyor anlamina geliyor. Bu tempoda devam edersek bir sene sonunda kitabimizi indirenlerin sayisi 13 bin kisiye ulasacak.

Bu arada Insider Monkey sitesi de oldukca basarili gidiyor. O yuzden Ekonomi Turk'e artik zaman ayiramiyorum. Sitede surekli olarak yazi yazmak isteyen olursa bana email atabilir. Read More!

Makinelerin Yükselişi

New York Times'ın "Rise of The Machines in Global Factories" adlı makalesine göre endüstride robot kullanımında son zamanlarda görülen büyük artış bazılarını robotlar insanların işlerini ellerinden alacaklar diye endişelendiriyormuş. Ekonomik faaliyetlerin nihai amacının insanların taleplerini kıt kaynakları en verimli şekilde işleyerek mümkün olduğunca tam ve hızlı karşılamak olduğunu çoktan unutmuş ve ekonomik faaliyetlerin insanlara iş-güç sağlamak için olduğunu sanan gereğinden fazla geniş bir ekonomist ordusu var. Sokaktaki adamın da zaten bu sonsuza doğru uzatılmış ekonomik kriz, pardon kriz değil Allah korusun "gerileme", ortamında işimi kaybeder miyim korkusu olduğundan bu yanlış ekonomik sıralandırma oldukça yankı buluyor. New York Times'ın başlığına bakar mısınız: "Rise ofThe Machines". Makinelerin gaza gelip insanlığı soykırıma uğrattığı bir gelecek tasviri olan meşhur bir filmden arak (Terminator 3: Rise of the Machines).

Ha bu zaten yetmezmiş gibi bir de son zamanlarda "üretkenlik zararlıdır" tadında yazılar görülmeye başladı ki piyasada o başlı başına bir komedi (bkz. Let's be less productive (Hadi daha az üretken olalım)). Amca ciddi ciddi insanlığı daha iyi bir yaşam seviyesine getiren devasa teknolojik innovasyon sürecini tersine çevirelim diyor.

Oysa Murray Rothbard der ki:

"İşgücü kıt kaynakların en başta geleni olduğu ve insanlığın tüketim ihtiyaçları henüz tamamen karşılanmadığı için, iş gücünden ne kadar çok tasarruf edilirse o kadar iyidir. Bu şekilde daha çok ve daha iyi üretim araçlarına sahip iş gücü daha çok ihtiyacı daha kısa zamanda karşılayabilir.

Bir endüstrideki teknolojik gelişim, o endüstrinin ürettiği ürünlere olan talep yukarı doğru esnek ise, o endüstride çalışan insan sayısını azaltmaz, tersine arttırır. Zira daha fazla ürün daha fazla talep ve harcama ile karşılanır. Bunun aksine eğer bir endüstrinin mallarına olan talep aşağı doğru ve esnek değil ise, tüketiciler piyasaya sürülen daha fazla mala daha az para harcayacaklarından bu endüstrideki teknolojik innovasyon çalışan sayısını azaltır. Kısaca, teknolojik gelişim iş gücünü talebin esnek olmadığı endüstrilerden esnek olduğu endüstrilere kaydırır."

İleri derecede robotlaşmış Tesla Motors Model S Fabrikası
Bu güne kadar da teknolojik yenilikler insanları sersefil etmek şöyle dursun, iş gücünü daha iyi işlere göç ettirerek insanların yaşamlarını çok daha iyi seviyelere taşıdı. Örneğin tarımda geçen yüzyıl yaşanan makineleşme yüzyılın başında Amerika'da tarım çalışanlarının oranını %40'tan %2'ye indirdi. Bu süreçte devasa miktarda insan geçici olarak işsiz kalırken sonuçta kazanan işçiler oldu.
Read More!