BOYNR Boyner Hisse Yorum Teknik Analiz

31 Temmuz'da Boyner aldigimi yazmistim. IMKB-100 o gunden bu yana yaklasik 1,000 puan dusmus, Boynerlerim sagolsun ben %1o artidayim. Relatif olarak bakarsak, karimiz daha da fazla. Baris'in yayinladigi bi video, borsada kisa vadeli tavsiye yapmayi, sira bekleyen insanlara hangi siraya gecmeleri gerektigini soylemeye benzetiyordu. Cok guzel, cok dogru ama burasi Turkiye, verimsizlik diz boyu. 3 adim ilerde bos kasa vardir, 20 kisi ayni kasada sira bekler.

Yine de kisa vadede her zaman bu kadar isabetli olmak imkansiz tabi. Su bahsi gecen emeklilik planlari, cocugu icin yatirim vs gibi dusunceleri olanlar icin bir tane de uzun vadeli tavsiye yapayim.

Ekonomix uzun vadeli portfoyler icin %80 faize agirlik verilmesini tavsiye etmisti. Haklilik payi var, ABD'de senelik ortalama %25 getiri elde eden fonlar efsane olurken %20 faiz cazip duruyor. Ama yine de bana gore cok yuksek bir agirlik portfoyun %80'ini faize yatirmak.

Bugun YTL borclanarak uzun donemli yatirim yapan sirketler var. Yani bu adamlar yanlis hesap yapmiyorsa, faizden daha yuksek getiri elde edecekler. Biz de bu getiriye ortak olabiliriz. Cok yakin bir ornek: Migros'un BC Partners fonu tarafindan satin alinmasi. Adamlar geldi, tum krediyi YTL olarak buradaki bankalardan aldi. Ustelik, bu tarz satinalmalarda kredi kullanilmasi genelde vergi avantaji icindir ama bizim mevzuatimiz buna izin vermedigi halde %100 borclanarak islemi gerceklestirdiler. Ben sahsen bu buyuklukteki bir fonun yanlis hesap yapacagina inanmiyorum. Zaten dusundugumuzde, nominal faizi olusturan sey enflasyon arti reel getiri. Migros gida perakendecisi olarak enflasyonu bilancosuna yansitir, hatta gida enflasyonunun uzun vadede TUFE'den yuksek olma ihtimali yuksek. Bir de reel buyume+yeni yonetimin getirecegi verimlilik de hesaba katildiginda uzun donemde faizden daha yuksek getiri elde etme ihtimali cok yuksek.

Yalniz Migros almak isteyenleri bekleyen bir sorun var; Migros'da cagri yapilacak olmasi. Turkiye'de yine mevzuat geregi zorunlu cagri yok, kimse elinizden hisseleri alamaz ama cagri sonunda halka aciklik orani duserse hisse manipule edilebilir. Herseye ragmen alip bi kosede saklamak mantikli geliyor bana. 5-10 yil sonra BC hisselerini Walmart veya Carrefour'a satip cikarken, biz de satariz.

Bim'de de ayni potansiyel fazlasiyla var, hatta 20 yil sonra borsanin en degerli sirketi olmaya aday bana gore. Onun hikayesi cok daha farkli tabi. Uzatmamak icin farkli yaziya saklayalim.
Read More!

Kim Dogruyu Soyluyor?

Yarismaci arkadaslara bir pop quiz yapalim dedik. Bakalim hangisi once davranip dogru cevabi verecek?

1. Deniz Gokce "Mesela bu 2008 Haziran ayının sanayi üretimi, bir evvelki yıla göre ham veride yüzde 0.8 yavaşlamış. Ama çalışılan gün sayısına ve mevsime göre düzeltme yapılırsa da sonuç yüzde 4.9 artış çıkmakta." demis.

Diger tarafta Ugur Gurses de "Önceki gün TÜİK tarafından açıklanan Haziran ayı sanayi üretim verileri ile ikinci çeyrekteki sanayi üretimi büyüme hızı yüzde 3.1 oldu. İkinci çeyrekte işgünü sayısı, 2008 yılında iki işgünü fazla görünüyor. Yani buradan gelen bir yavaşlama etkisi olduğu kesin. Ancak, Haziran ayı verileri karşılaştırma bakımından eşit işgünü sayısına sahip. Bu aydaki sanayi üretim gelişimi ise pek olumlu görünmüyor. Toplam sanayi üretimi yüzde 0.8 artarken, imalat sanayi üretimi yüzde 0.4 gerilemiş. Ekonomik büyüme eğiliminin aşağı yönlü seyrinin ulaştığı nokta bu." Kim dogruyu soyluyor?

2. Herifin biri asagidaki videoda enflasyon yanlis hesaplaniyor diye ithamda bulunmus, buna ne cevap verirsiniz?

http://www.chrismartenson.com/fuzzy_numbers
Read More!

Rekormus!! Hadi Canim Sende

Olimpiyatlari seyrederken "rekor" kelimesi gecince cilgina donuyorum. Gerci Inan Dogan gecen ay olimpiyatlarda "mayolar rekor kiracak" diyerek bizlere onceden haber vermisti ama insan yine de dayanamiyor.

Kirilan dunya rekorlari hikaye. Hangi yaris hatirlamiyorum, bu seneki 8 yarismacinin tamaminin zamani gecen olimpiyatlarda kazanan yarismacinin zamanindan daha iyi imis. Insanlarin genlerinde son 4 senede anormal bir degisiklik olmadigina gore sonuclari etkileyen baska faktorler var demektir. Yuzuculerin giymek icin 20 dakika harcadiklari ileri teknolojik mayolar bu faktorlerin basinda geliyor mesela. (inovasyon nedir konusuna guzel bir ornek)

Turkish Economy blogunda spor aletlerinde son yillarda yapilan teknolojik gelismeler siralanmis. Yuksek performans gostermenizi kolaylastiran aletleri kullanirsaniz olimpiyat rekoru da kirarsiniz, dunya rekoru da. En iyisi bu yuzuculeri ciplak yaristirmak. Kirsinlar rekoru kirabiliyorlarsa!!

Not: Ben de paletle yuzdugumde dunya rekoru kiriyorum, ne farki var?
Read More!

The Real Face of Ergenekon !!!

Ergenekon'un gercek yuzunu gosteriyorum...Karşılaşmaya hazır mısınız?.

İşte Ergenekon'un gercek yuzu!!!
1. Ergenekon resimdeki dusuncenin somutlasmis bicimidir
2. Karanlıgı sever, seffaflık ve acıklıgı sevmez..
3. Anarsiyi sever, duzeni sevmez. Ona benzeyen herkes icin bir duzen vardır zaten. Geri kalanlar gulunecek kisilerdir.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

4. Kendi dogrusunu gerceklestirmek icin, guvercinleri vurup, kalemleri kırar...
5. Dunyanın kendi gerceklerini yalanladıgını gordukce; sinirlenir, asabilesir...
6. Dengesizdir. Ne zaman kimi sevecegi ne zaman kimden nefret edecegi belli olmaz.
7. Artık cocuklarımıza miras bırakmak istemedigimiz ve karsisinda durdugumuz bir soytarıdır!!! .


Read More!

Muzekart Nedir?

Aferin Ertugrul Gunay'a. Sosyal Demokratlara ozellikle koalisyonlarda bakanlik verdikleri zaman genellikle bir halta yaramadigini dusundukleri icin Kultur Bakanligi koltugunu verirler. Ertugrul Gunay da bakan olali bir fare tutmus ve Muzekart isimli bir kart cikarmis. Maksat price discrimination yapmak. Yani yerlilere ucuza yabancilara pahaliya mal satmak. Bakin Ugur Gurses nasil anlatiyor uygulamayi:

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Mevcut uygulamaya göre, müze ve ören yerleri, en başta 17 yaş altı ve 65 yaş üstü yurttaşlara, engelliler ve birer yakınlarına ücretsiz. 18-65 yaş arası yurttaşlara yönelik olarak da, Müzekart geliştirilmiş. Müzekart, sadece 20 YTL ödenerek, bir yıl boyunca Bakanlığa bağlı 300’ü aşkın müze ve ören yerine ücretsiz giriş olanağı veren bir geçiş kartı. 18 Yaş üzeri öğrencilere de yüzde 50 indirimle satılıyor. Çıkartmak da çok kolay. Bize kalırsa, ‘cüzdanda bulunması gereken 10 önemli kart’ listesi olsaydı, bunlardan biri olmaya aday olurdu.
Müzekart Haziran ayında çıkarıldı. Bakanlık yetkililerine göre, sayısı 170 bin adete yaklaştı. Bakan Günay’ın koyduğu hedef ise 1 milyon.

Müzekart bundan birkaç gün önce iyice cazip hale geldi. Çünkü oldukça düşük olan müze ve ören yeri giriş ücretlerine yüzde 100’e ulaşan zam yapıldı. Örneğin, son düzenleme ile Efes ören yeri giriş bedeli 10 YTL iken 20 YTL’ye, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi giriş bedeli 10 YTL’den 15 YTL’ye çıkarıldı. Cazip diyoruz; zira uluslararası karşılaştırmalar yapıldığında, ülkemizdeki müze giriş ücretleri çok düşük kalıyordu. Bize kalırsa, bazı müzelerimizin giriş ücretleri, son zamlı tarifeleri bile dikkate alınsa, görece hâlâ düşük seviyede. Sonuç olarak, ekonomik açıdan da bakıldığında, Müzekart sadece iki büyük müze ziyareti ile ‘amorti’ edilebilecek bir ‘yatırım’.

...Önce Müzekart’ın çıkarılması, ardından da müze ve ören yerlerine giriş bedellerinin yüksek oranda artırılması; müze ve ören yerlerine gelen ziyaretçilerin büyük bir bölümünün yabancılar olması nedeniyle, buralardan elde edilen giriş gelirlerini artırma projesi olarak görünüyor.
Hem bilet ücretlerine yüksek oranda zam yapılmış oluyor; ama hem yerleşiklerin bu zamdan etkilenmemesi için, hem de daha fazla yerleşik yurttaşın buralardan yararlanması sağlanıyor. Geliri artırmak için zam yapılırken, yerleşiklere daha ucuza ve sınırsız bir giriş hakkı sağlanıyor; bir taşla iki kuş! Tabii ki, Bakanlık böyle bir stratejisi olduğunu ilan etmiyor; bu bizim analizimiz.
Özetle; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze ve ören yerlerine ilişkin aldığı kararların doğru ve yerinde olduğunu düşünüyoruz. Hâlâ müze depolarında sergilenmeyi bekleyen, ören yerlerinde ayağa kaldırılmayı bekleyen kültürel varlıklarımız için kaynak gerekiyor. Bunun için de gelirleri artırmak gerekiyor.
Diğer taraftan ise bu politikanın yürütülmesine, Müzekart’ın tanıtılmasına ilişkin altyapının (örneğin bizim deneyimimizle tanık olduğumuz biçimiyle, Bakanlığın insan kaynağının) yeterli olmadığı da çok açık!
Read More!

Ruzgar Enerjisi

Turkiye'de ruzgardan elektrik uretilmesi ile ilgili su haber gozume carpti. Arastirma yapacak fazla vaktim olmadigindan sizlere sorayim dedim. Turkiye'de ruzgardan ne kadar elektrik uretilir, buyuk oyuncular kimlerdir, maliyeti rekabetci seviyelerde midir, potansiyeli ne kadardir?

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma Read More!

Petrol & Eşek: temel ve basit gerçekler

Gozume carpan bir yazıdan ortaya cıkanlar …

1.)Petrol fiyatı artmış ve eşek fiyatları ikiye katlanmış :) Alman Süddeutsche Zeitung Gazetesi, benzin fiyatlarındaki artışın günlük hayata nasıl yansıdığı araştırılan bir haberinde, fiyat artışının Batı Avrupa ülkelerinde bisiklet, Türkiye’de ise eşek satışında patlamaya yol açtığını yazmış. Gazete, Fransa’da bu yıl 26 milyon kişinin bisiklet kiraladığını, Çin’de benzin fiyatları nedeniyle sürücü okullarının krize girdiğini, Hindistan’da uçak biletlerine gelen zamların ardından trene rağbetin arttığını belirtmiş. Alman gazetesinin, "benzin fiyatlarındaki artış Türkiye’de eşek satışında patlamaya yol açtı" şeklindeki yorumuna Konya’daki yük hayvanı tüccarları da katılmış. Hadimli eşek ve katır tüccarı Sadıç, "geçtiğimiz yıl eşek fiyatı 700-800 YTL iken bu yıl 1000-1500 YTL’ye yükseldi demiş ve bunda en büyük etkenin, benzin ve mazota gelen zamlar olduğunu belirtmiş.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Yazıya göre petrol ve eşek; a) tamamlayıcı maldır b)ikame maldır c) Darwinci yaklaşımdır d) ABD’nin Türkiye’yi geri bırakmak için kurduğu bir komplodur

2.) Türkiye’de eşek sayısının azalması nedeniyle, Kıbrıs adasında başı boş dolaşan eşekleri Türkiye’ye getirmek için 2002 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne giderek girişimlerde bulunduğu anlatan Sadıç, "Önce eşekleri Türkiye’ye getirmemize izin vereceklerini söylediler, 3 yıl bu eşekleri Türkiye’ye getirmek için uğraştım. Ancak en sonunda gerekçe gösterilmeden buna izin verilmedi" dedi.

Yazıya göre serbest ticaret; a) sacmalıktır b) yabancının eşeği alınmaz kendi eşeğimizi doğurturuz biz c) tum veterinerler eşek sayısını çoğaltmaya kendilerini adamalıdırlar d) akıllı bir iştir

3) Eşek sayısının azalmasıyla bu işin ticaretinin de bitme noktasına geldiğini, bu nedenle kendisinin Hadim Belediyesinde geçici işçi olarak şoförlük yaptığını anlatan Sadıç, şunları kaydetti: "Ancak yük hayvanı tüccarlığı işini hiç bırakmadım. Şu an da, denk geldiğinde eşek ve katır ticareti yapmaya devam ediyorum. Eskiden Bolu, Kütahya, Isparta’dan eşek getirir burada satardık. Uzun zamandır fazla talep olmadığı ve gelir getirmediği için bu kentlerde de artık eşek beslenmiyor. Piyasayı çok iyi biliyorum, Türkiye’nin her yerinde durum aynı... Ancak geçtiğimiz yıl eşek fiyatı 700-800 YTL iken bu yıl 1000-1500 YTL’ye yükseldi. Genç katırların fiyatı ise 3-4 bin YTL civarında... Bunda en büyük etken bana göre benzin ve mazota gelen zamlar. Vatandaş eskiden, az bir ücret ödeyerek bir traktör sahibine tarladaki hasadını, ormandan kestiği odununu taşıtıyordu. Mazot fiyatının artmasıyla nakliye ücreti ağır gelen köylü tekrar eşeğe yöneldi."

Yazıya göre Girişimcilik; a) eşekliktir b) bilgi, çalışma ve risk içerir, bu yuzden zengin de odur aptal da c) şoförlük, risksiz bir iştir, ama eşekten arabaya binen bir daha eşeğe binmez
d) c şıkkı sacmadır, girişimci hayvani içgüdüsüyle (animal spirit) hareket eder. Onun ne yapacagi belli olmaz.

Yazıya göre devlet; a) köylünün mazot parasını vermelidir b) traktor sahibinin parasını vermelidir c) herkese bir eşek almalıdır d) taşıma işlemi olmadan odunun parasını vermelidir e) Sadıç beyin dış ticaret yapmasına izin vermelidir
Read More!

Gurcistan Nerededir? Otel Tavsiyeleri

Milleti galeyana getirecek bir yazi daha yazayim ama onceden de uyarayim dedim. Gurcistan neye guvenerek kendini Ruslarin onune boyle atti anlamis degilim. Turkiye'de arada boyle gaza gelerek "kirmizi cizgi" vs. soylemleri altinda savasa girmeyi aklindan geciriyor ama sonunda mantik galip gelip savasa girmiyor. Gurcistan baskaninda pek mantik yok galiba.

Dis politikada dengeler onemlidir. Ulkeniz ve ittifaklariniz ne kadar guclu ise dis politikada da o kadar guclusunuzdur. Bazen her seyi dogru yapsaniz bile kaybedebilirsiniz. Gurcistan yanlis bir adim atarak muhtemelen Ruslarin tuzagina dustu. Bundan sonra ne olacak peki? Gorunen o ki Ruslar yakinda Tiflis'i ellerine gecirerek Rus yanlisi yeni bir hukumet kuracak. Amerika ve Avrupa da bu konuda pek bir sey yapabilecek durumda degil.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir


Ruslarin yukselisi devam ediyor. Bu yukselisin durmasi icin petrol ve hammadde fiyatlarinin gerilemesi gerekiyor ancak uzun vadeli trende bakarsak bunun gerceklesmesinin soz konusu oldugunu zannetmiyorum. Zaten Amerikan hukumeti petrol fiyatlarinin seyrini piyasalara birakmis durumda. Normalde piyasalara mudahale etmemek gerekir ama Amerika en buyuk petrol tuketicisi olarak petrol fiyatlarini dusurebilecek guce sahip. Neyse konu dagiliyor, bu konuya baska bir zaman girerim.

Neticede Gurculer yanlis bir adim attilar ve bu isten Ruslar karli cikti. Olan budur. Sonucu ne Amerika ne Avrupa ne de Turkiye degistirebilir.
Read More!

Adana'da En Guzel Kebap Nerede Yenir?

Adana'da en guzel kebap nerede yenir, kebap yerine sushi yiyenlerin basina ne gelir sorusuna bu yazida cevap verecegiz.

Izlenimler'den Fethi beyi gaza getirip yazarlarimiz arasina kattik diye sevinirken kendisini cok fazla gaza getirdigimizi farkettim. Birakin bizim blogda ufak ufak yazmayi kendi blogunda yeniden yazmaya baslamis. Boylesi daha iyi olmus. Ben de bugun onun yazdigi stildeki konulardan birine egilmek istiyorum.

Gecen hafta da belirttigim gibi New York'ta gittigimiz lokantada bize tavuk etinden yapilmis Adana kebap satmaya calistilar ama biz kul yutmayiz. Birincisi Adana ne tavuktan yapilir ne de danadan. Adana koyun etiyle koyunun kuyruk yagindan yapilir, hatta kuyruk yaginin orani da %15 gibi kalp damarlarini tikayan cinsten astronomik bir rakamdir. Yaninda pisen etin yagiyla yaglanmis pide ekmek ile yenir; taze yapilmis ezme, sogan salatasi, maydanoz ile takviye edilir ve salgam suyu ile mideye indirilir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Adana disinda dogru durust Adana kebap yapan bir yere rastlamadim, bir keresinde Ankara'da Merkez bankasindan arkadaslar 01 Huseyin Usta (veya onun gibi biseydi iste) diye bir yere goturduler, orada guzel bir Adana yemistim. Istanbul'da veya New York'ta Adana Kebabi pilavla bilmem neyle onunuze cikariyorlar ki yemeyi bir yana birakin Adana Kulturune aykiri bir durum bu. (Guzel bir Adana kebap yapan yer bulsam yaninda raki da icerim, salgam da!)

Bize raki icmeyi ogretmeye calisan arkadaslara biz de boylece Adana nasil ve nerede yenir dersini vermis oluyoruz. Bu dersi almasi gerekenlerin basinda da megersem Sertap Erener geliyormus. Sertap Adana yiyecek bir sey bulamamis, gitmis nereden bulmussa Sushi yemis, sonra da zehirlenmis. E benim salak kizim, Adana birak Sushi'yi ne doner yenir ne de eski tekerlemenin soyledigi gibi (ey edip AdanadA pide ye) pide yenir. Simdi de kalkmis milleti uyariyor. Aboooooo!

Adanali kardaşım iyi yapmis, Sertap Erener'e iyi bir ders vermis. Nasil bir Japonun yaptigi araba ile bir Cinlinin yaptigi arab ayni degilse, bir Japonun yaptigi sushi ile bir Cinlinin yaptigi sushi de ayni olmaz. Herkesin becerisi farkli, insanlardan becerili olduklari konulardan hizmet alirsaniz, basiniz da karniniz da daha az agrir.

Not: Coktandir Adana'ya yolum dusmuyor, en iyi kebap simdilerde nerede yapiliyor, Adanali okuyucularimiz cevaplasin. Sertap da ogrenmis olur!!!
Read More!

Para Arzı ve Enflasyon Arasindaki Iliski

“İktisadi düşünce Tarihi: Modern iktisadın inşası” adlı hoş bir kitap var. İktisat tarihini eğlenceli ve farklı noktalara vurgu yapar tarzda anlatıyor. Bir çırpıda okunacak bu kitabı, tüm iktisat (iktisat nedir) tarihi severlere tavsiye ediyorum. Aşağıdaki yazı o kitaptan bir alıntı. Avusturya okulunun kurucularından Mises’in para arzi ve enflasyon arasındaki ilişkiye hoş bir vurgusu…


Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

“…1920’lerin başlarında … Barış anlaşmalarının aşırı yüklerinden mustarip olan Avusturya’da, Almanya gibi hiper-enflasyona gitmişti. Friedrich Hayek, bir aylık maaşının Ekim 1921’de 5.000 krondan Kasım’da 15.000 krona ve Temmuz 1922’ye kadar 1 milyon krona çıktığını hatırlatıyordu…Sonunda hiper-enflasyonun doruğunda, bir Milletler Cemiyeti komisyonu Viyana’ya gönderildi. Kaygı içindeki Avusturya hükümet yetkililerinin yanısıra, Mises’i de ziyaret ederek bu korkunç enflasyona nasıl son verileceği konusunda tavsiyesini aldılar. Mises pervasızca karşılık verdi, “Benimle bu binada geceyarısı saat 12’de buluşun, size o zaman söyleyeceğim.” Görevliler kafalarını şaşırmış bir edayla salladılar, fakat sonunda razı oldular. Onunla geceyarısı belirlenen yerde buluştular, endişeli bir biçimde şöyle sordular. “Profesör Mises, bu enflasyonu nasıl durdurabiliriz?” Şöyle karşılık verdi, “Şu gürültüyü işitiyor musunuz? Onu kesin!” o bina devletin banknot matbaasına dönüşmüştü, gece gündüz yeni banknotlar basıyordu. Sesin susturulması, Avusturya hükümetinin yaptığı yegane şeydi ve enflasyon sona ermişti.

Benden üç kelime: 1. anlayamadığımız şey 2. bağımsız TCMB 3. (siz doldurun)
Read More!

Savas

"...Ve insan dusuncesinin o en orospu, / o en ayip, frengili yemisi,/ cildirtilmis uranyum..."

63 sene gecmis; ama insanoglunun, 20. yy.'in akil tutulmalarini bu yuzyila da tasidigi gorunuyor.

Savas, kotu sey... hatta en kotu sey. Her ne sebeple olursa olsun, savasi savunmak, ruhu, akli ve vicdani olan birisinin yapacagi bir sey olmasa gerek. Ne var ki, dunyanin bir gercegi. Menfaatler oldukca (ki hep olacak), savaslarin, catismalarin da olmasi kacinilmaz.

O melanet, simdi de kaynar kazan Kafkaslar'da, yine burnumuzun dibinde temessul etti ki yine binlerce sivilin canindan, sevdiklerinden, evinden, yurdundan olacagi bu felaketin en uzucu boyutu da bu.

Tarihi ve kulturel iliskilerimizin muspet manada yogunluk arz ettigi Gurcistan'la, son zamanlarda ekonomik (ekonomi nedir?) is birligimiz de onemli bir safhaya ulasti. Ulkemizden bizzat 'dogrudan sermaye yatirimi' basliginda giden Sisecam, Turkcell, TAV ve pek cok muteahhit mutesebbisimizin toplam 600 milyon USD kadar olan yatirimlarinin yani sira dis ticarette de Turkiye - Gurcistan iliskileri son yillarda artan rakamlari ile dikkat cekiyor.

Asagida, Gurcistan'in dis ticaret hacmine ait ozet rakamlari bulacaksiniz.

" Ten major trade partners of Georgia account for 67.4%
of the country's foreign trade turnover in the first half of 2008.

Three CIS states account for 25.6% of Georgia's trade turnover,
compared to a 32% share of 4 CIS states in the similar period of 2007.

Turkey is Georgia's major trade partner in the period. The trade
turnover with the country made up USD 569.8m, up 47% compared to the
similar period of last year. The country's share in the total trade
turnover increased by 0.3% from 14% to 14.3%.

In January-June 2008, Georgia exported to Turkey goods and services
worth USD 136.3m, up USD52.5m compared to the similar period of 2007.

Georgia increased exports of such items to Turkey as scrap of ferrous
metals (up USD 32.5m), ferroalloys (USD 9.4)m and nitric fertilizers
(USD 5.4m). The imports from Turkey increased by USD 129.9m. The
imports of medications increased most (USD 8.5m).

Trade turnover with Azerbaijan, the second-largest trade partner of
Georgia, in the period made up USD 402.4m, up 78.9% compared to the
similar period of 2007. The share of trade turnover with Azerbaijan
rose from 8.1% to 10.1%.

The export with Azerbaijan in the period rose by USD 43.1m compared
to the similar period of last year. Major export items were cement
(USD 44.7m), motor cars (USD 30.0m). The imports from the country
increased by USD 134.4m to USD 296.1m.

Ukraine ranks third in the list of Georgia's ten major trade
partners. The trade turnover with the country made up USD 379.6m, up
44.1% compared to the same period of last year. Ukraine's share in
the total trade turnover is the same 9.5%. The exports from the
country rose by 60.4%. The growth resulted from an increase in the
exports of ferro alloys (USD 8.5m), railway locomotives (USD 8.0m)
and natural wines (USD 3.4m). The imports from Ukraine rose 41.3 %
totaling USD 318.7m. In the period, the imports of buses (USD
17.7m), flour (USD 14.6m) and cigarettes (USD 12.9m) increased most.
"
Publication: GBC Business News, Provider: Georgian Business Consulting

Farkindayim, daginik bir yazi oldu. Ama silahlar konustu mu,insanda akil fikir susuyor.
Read More!

III: Junior the Third

Kursat Tuzmen'e bir yazi borcumuz vardi. Mersinliler alinmasin, az onceki yaziyla ust uste gelmesi sadece tesaduf. Tuzmen'in son donemdeki bosluktan faydalanarak yaptigi cikislari ozetlersek:

"Enflasyonu aşağı çekmenin tek yolu TL’nin değerini yükseltmek diye belirlenen politika bugün iflas etmiştir. Siz yerli para biriminizi değerlendirerek enflasyonu aşağı çekemezsiniz. Bu kolaycı çözümdür..."

"Şu anda Türkiye'nin ihracatı eğer 125 milyar dolarsa Merkez Bankası'nda en az 140-160 milyar dolar rezerv tutması lazım. Böyle 75 milyar dolar rezervle bu iş olmaz. Çin 1 trilyon dolara karşılık 2 trilyon dolar rezerv tutuyor..."

"Bundan sonra iç piyasayı hareketlendirecek biçimde hafif hafif TL verilerek ve rezerv biriktirilerek yerli paranın değerlenmesinin önlenmesi gerekir..."

Aslinda Kursat Tuzmen her ne kadar Oguz Satici ile kanka olsa da simdiye kadar kur konusunda bu kadar acik isyan etmemisti. Simdi boyle konusarak da en basta kendisiyle celisiyor. Daha gecen sene "Türkiye'nin 60 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı var, bunun 35 milyar doları petrol ve doğalgaz, geriye kalan 25 milyar dolarlık açık gelişmekte olan bir ülke için normal" diyen kendisi. Bu sene ise bahsettigi enerji yuku 50 milyar dolar'a dogru gidiyor.

Anladigim kadariyla Tuzmen'i isyan ettiren, bu kadar degerli YTL'ye ragmen enflasyon konusunda MB'nin basarisiz olmasi. Ama kendisi de cok buyuk aciklar vererek konusuyor.

Kuru dusurerek enflasyonu dusurmek ne kadar kolayciliksa, kuru yukselterek cari acigi azaltmaya calismak da ayni kolaycilik degil midir? Nedir kalici cozum? "Kendi ara malınızı kullanarak ihracatınızı arttırabilmek. Onun için de çok ciddi bir alt yapı değişikliğine ihtiyacınız var. Yani endüstri ve sanayinin alt yapısını değiştirmek, Teşvik politikasını tekrar gözden geçirmek ve buna dayalı olarak ihracat artışını sağlamak." Bu sozlerin sahibi de ilginc bi sekilde yine Kursat Tuzmen...

Hadi kolay yolu sectin, MB'ye yukleneceksin. Bilmiyor musun 2 trilyon rezervi var diyip ornek gosterdigin Cin sabit kur rejimi uyguluyor? Yoksa haberin mi yok dalgali kur ile sabit kur farkindan? Imkan olsa da Deniz Gokce bir hafta boyunca Show TV Ana Haber'e cikip impossible trinity anlatsa bu ulkeye. 90 gun sonra yine ciksa. 3 ayda bir, mutlaka...

Read More!

Tekerlegi Yeniden Icat Etmek

Mersin'de genc bir arkadasimiz elektrik ureten zayiflama bisikleti icat etmis. Bir de patent alacakmis bulusuna. Arkadas ya dunyadan bi haber, ya da kucukken hic bisiklete binmemis. Bildigin dinamo kardesim, ne icadi? Bari yapiyorsan soyle birsey yap, sekil olsun. Bu hizla kablosuz telefon da icat ederiz yakinda.
Read More!

Turist Omer

Gecen aksam yemege ciktigim arkadas, Turist Omer diyelim adina (gercek adini aciklarsam benim kimlik de cikar ortaya simdi) dun gece su mesaji atmis:

Selam, gec oldu msg atiyorum. Kahvalti icin Brooklynn'de masal kafeye gitmeyi dusunuyoruz yarin sabah. Gelmek istersen haber ver, yazi konusu cikar sana :)

Gitmedim :)
Read More!

Rakı da İçki mi?

Dun New York'a yeni gelmis Turk arkadaslarla 34 ve 3th Avenue'daki Ali Baba lokantasina gittik. Sahibi konusurken surekli "eeele mi, eeele mi?" diyen Sivasli Cemal Amca, cana yakin bir insan. Gecen seneye gore fiyatlarini %10 kadar arttirmislar, cok da ucuz sayilmaz. New York'ta bildiginiz daha lezzetli ve hesapli bir Turk lokantasi varsa yorumlar kismina birakirsaniz sevinirim.

Turk'um diye soylemiyorum, dunyanin en iyi mutfaklarindan bir tanesine biz sahibiz. Arkadaslarin gelisinden istifade guzel bir yemek yiyelim diye dusundum. New York'un igrenc metrosunda 40 dakika suren yolculuktan sonra lokantaya ulastim. Arkadaslardan bir tanesi ile orada yeni tanistim; sivesinden Konyali oldugunu tahmin ettigim bu kisi "sarap soyleyelim mi?" soruma "ben yemekle bir tek su icerim" cevabini verince bir an benim planlarin yattigini dusundum.

Ben Sili uretimi Cabernet Sauvignon soylemeyi, yaninda da 10 cesit sicak soguk meze ve bir karisik izgara soylemeyi planliyordum. Bizimkiler kafalarina gore iki tane meze soylediler, bir tanesi de neredeyse tavuklu Adana soyluyordu. Bence "tavuklu Adana", vejeteryan hamburger gibi gerizekali bir ifade ve yasaklanmasi gerekir ya neyse. Sira bana gelince ben de karisik izgara soyledim, yaninda da Efes istedim. Burada bir parantez acip Efes'in birinci sinif bir bira oldugunu da belirteyim.

Ben Efes soyler soylemez benim "dindar" zannettigim yemegin yaninda sadece su icen arkadas "ya burada Efes varmiydi" deyip o da Efes soyledi. Ben de "madem icki iciyordun niye daha once soylemedin" deyip onlara planlarimdan bahsettim. Diger arkadas "yapma kebabin yaninda sarap icirip bizi Turkiye'dekilere rezil mi edeceksin, raki soyleyelim" deyince ben de istemeden kabul ettim. Coktandir da raki icmiyordum, belki Efe Raki Tekel rakisindan daha iyidir diye umit ederek birer duble raki soyledik (siseyle satmiyorlardi). Yaninda da bir suru meze...

Bence raki igrenc bir icki, arkadas zoruyla ictim resmen. Iki yudum ickiye de $7.5 para odedim. Maliye bakanligi vergileri abartarak resmen rakinin icine limon sikmis. Turkiye'de rakinin sisesi 36 YTL'ye kadar cikmis. Alismis kudurmustan betermis derler ya, millet de hala raki icmeye devam ediyor.

Aslina bakarsaniz rakinin tarihcesi o kadar eski de degil. AKP mentalitesine sahip ama daha fazla gucu olan Osmanli padisahlarinin meyhanelerde sarap satisini yasaklamasi (sigara yasagi) rakinin gizlice evlerde yapilmasinin yolunu acmis. Ondan once meyhanelerde meze ile birlikte sarap icilirmis. Yani sarap Turklerin rakidan onceki milli ickisi imis. O yuzden de kebapla ve mezeyle birlikte sarap da icilir mi diye bana gelmeyin.

Neticede yemek guzeldi, sarap icseydik daha guzel olurdu.

Lokanta'dan ciktiktan sonra hemen yolun karsinda yeni "Red Mango" acilmis, oraya gittik. Red Mango'nun da ilginc bir hikayesi var ama onu da artik baska bir zaman anlatirim.
Read More!

Freakonomics'in Yapamadigi

WSJ'da Turkiye hakkinda bir yazi cikmis, Freakonomics blogu da bu yaziya ait linki vermis ama linke tikladiginiz zaman yazinin tamamini gorebilmeniz icin WSJ uyesi olmaniz gerekiyor.

Ote yandan ayni yazidan Turkish Economy blogunda ben de bahsettim ve yazinin tamamini gorebileceginiz linki de verdim. Nasil mi becerdim?

WSJ'da cikan yazilarin coguna Google News arama motorunu kullanarak ulasabiliyorsunuz. Ben de yazinin basligini arattim ve yazinin tamamina ulastim. Bilmeyenlere duyurulur.

Bu arada yazi da Turkiye'ye iyi gaz veriyor. Mehmet Simsek'ten iyi vitrin malzemesi olmus.
Read More!

Theme Parks in Turkey

Mugla'da $3.2 milyarlik yatirimla Disney Theme Park'i yapilacakmis. Ankara'ya dayapmayi dusunuyorlarmis ama vazgecmisler. Allahtan Siirt'e falan yapmayi planlamamislar!!.

Buna ek olarak Turkish Economy blogunda uc tane daha haber var:

Iki tanesi Turkiye'deki yabancilarin izlenimleri hakkinda, ucuncusu ise Amerika'da kanser arastirmalarinda kullanilan yeni yontemlerden bahsediyor.
Read More!

Turkiye Farkli Bir Ulke mi?

Mahfi Egilmez'in bugunku yazisi:

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği AKP’yi kapatmama kararı ekonomi üzerinde doping etkisi yarattı.İlginç olan şu: Eğer AKP aleyhinde böyle bir dava hiç açılmamış olsaydı ekonomik göstergeler bugün geldiğimiz noktada olduğu kadar iyi olmayacaktı. Dava önce aşırı karamsar bir ortam yarattı. Ekonomideki gidiş bu dava olmasaydı bu kadar karamsar bir havayı hak etmiyordu. Karar AKP’nin kapatılmaması yönünde çıkınca bu kez aşırı iyimser bir hava yaratıldı. Oysa ekonomideki gidiş bu kadar iyimser bir havayı da hak etmiyor. Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesine benzemiyor. Bazen Latin ülkelerini, bazen Ortadoğu ülkelerini, bazen Avrupa ülkelerini hatta bazen Uzakdoğu ülkelerini andıran bir hava oluşsa bile Türkiye bunların hepsinden farklı, değişik, ilginç bir ülke. Kendi sorunlarını kendisi yaratıyor, bazen bunları IMF desteğiyle bazen de kendi başına çözüyor.

Ben de bu yaziya su sekilde bir yorum biraktim.

Ekonomik göstergeler sepetinden kastettiğiniz borsa, faiz, ve dolar olsa gerek. Bunların aşırı oynaklık göstermesinin sebebi Türkiye'nin "farklı, değişik, ilginç bir ülke" olması değil, Türkiye piyasalarının sığ, yatırımcılarının kısa vadeli ve analiz yeteneğine sahip olmayan kişilerden oluşmuş olmasıdır. Ekonominin kuralları dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de geçerlidir.

Yazının en güzel tespiti ise: "Dava önce aşırı karamsar bir ortam yarattı. Ekonomideki gidiş bu dava olmasaydı bu kadar karamsar bir havayı hak etmiyordu. Karar AKP’nin kapatılmaması yönünde çıkınca bu kez aşırı iyimser bir hava yaratıldı. Oysa ekonomideki gidiş bu kadar iyimser bir havayı da hak etmiyor."

Ekonomix
Ekonomi Turk
Read More!

Sahafta Var, Devlet Arsivinde Yok

"Örgütlenmemiz derine, yani ordunun tepelerine doğru gidiyordu. Çok fazla kurcalanırsa, işin içine Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur karıştırılabilecekti. Onun için mahkeme bir yerde kesmek zorunda kaldı."

Bu satirlar, Hasan Cemal'in "Kimse Kizmasin, Kendimi Yazdim" adli kitabindan.

Farkindayim, okuyucuda nasil bir cagrisim yaptirdiginin. Amacim da bu zaten.

Star'dan Ahmet Kekec, 'Kayip dosyayı sahaflarda bile bulursunuz' basligiyla kosesini doldurmus bugun. Bahse konu kayip dosya, Ilhan Selcuk'un 70'lerdeki suc dosyasi.

Konu ozetle su ki; Savci Oz, Genelkurmay'a yazi yazmis, 'Selcuk'un 70'lerdeki dava dosyasinin gonderilmesi hususu..' diye. Cevap ise tanidik: "Bizde yok. Milli Savunma Bakanligi'na sorun." Gazeteci Ahmet Kekec ise dalgasini gecmis, 'Dosyanin bir suretini sahaflarda bile bulabilirsiniz' diye.

Mizahsever bir milletiz vesselam. Canim ulkemde bu kadar ciddi konulari bile komediye cevirebilme basarisini gosterebiliyoruz. Read More!

AKBNK Sattim

Bugun elimdeki AKBNK hisselerini satarak portfoyumdeki hisse senetlerinin payini %20'nin altina dusurdum. Ilgilenenlere duyurulur.

Enflasyon rakamlari aciklanmis, TUFE %12.1'e yukselmis, UFE %18'i gecmis vaziyette. Yine de benim bir ay once tahmin ettigim gibi petrol fiyatlari gerilemeye basladi. O yuzden bu yuksek enflasyon sizi cok korkutmasin derim.

Borsa hakkinda karamsar olmamin iki sebebi var. Birincisi hukumetimiz. Onumuzdeki hedef secimler oldugu icin kesenin agzini acacaktir. Kesenin agzi acilinca ne oldugunu hepimiz biliyoruz. Ikincisi ise kuresel ekonomi. Amerika borsasi henuz inisini tamamlamadi, burada 2-3 ay icinde yeni bir satis dalgasi daha bekliyorum. Yine de Turkiye bu dis soklardan bugune kadar hemen hemen hic etkilenmedi diyebilirim. Demek ki sorumlulugun cogunlugu hukumetin omuzlarinda. Hukumetin bizi bir adim ileriye tasiyacak reformlara da imza atabilecek yetenek, beceri ve kararlilikta oldugunu dusunmuyorum. O yuzden pasa pasa faiz almaya karar verdim.
Read More!

Farazi Yatirim Sorusu

Farzedelim ki bir okurumuz soyle bir email atmis olsun.

saygılarımla...
sizin ekonomi blogunuzu tesadüfen internette gezerken rastladım.ekonomi ile ilgili çok güzel tahminlerde bulunduğunuz için sizi tebrik ederim ne de olsa bu işin uzmanısınız.size daha önce bir mail attım ama her halde ulaşmadı.kendim eğitimciyim.4 yaşında özürlü bir çocugum var.onun için bir şeyler yapmak istiyorum.ola ki biz bir gün bu dünyadan göçtügümüz zaman ortada kalmasından korkuyorum.kıt kanaat arttırdığımız bir kaç kuruş nasıl değerlendirelim.cocuk 20 25 yaşına gelince eline bir kaç kuruş geçsin.
cevap yazarsanız sevinirim...

Bu durumda ben de su farazi cevabi yazardim:

Ben ne yapardim onu soyleyeyim, siz ne yapacaginiza kendiniz karar verin. Birincisi kendime ve esime hayat sigortasi yaptirirdim, boylece ani bir olum durumunda kimse acikta kalmazdi. Ikincisi tasarruflarimin %75'ini enflasyona endeksli bonolarda (bunlar en son %11+ enflasyon kadar getiri sagliyordu) %20'sini banka hisselerinden yaptigim bir sepette, geri kalanini da kisa vadeli faizde degerlendirdim.
Read More!

Kos, Yoksa Dusersin!

Taraf'tan Nese Duzel, Eser Karakas'la roportaj yapmıs. Konu: "Bundan sonra AKP ne yapmali?"

Ozetle, Karakas, "AKP, uzlasmak gibi bir yontemi secmemeli. Bu onun sonu olur, aksine radikallesmelidir" diyor. Bu tespite katiliyoruz.

AYM'nin kararinin aslinda ne anlama geldigini, bundan sonra olusacak siyasi ortami ve AKP'nin onundeki secenekleri analiz eden bir yazi, son bir kac gunde zihnimde olusmustu. Tum yazi kafamda hazir olmasina ragmen, su sira bu konuya, ozellikle de gundelik siyasete girme arzusunda degilim.

Her ne kadar, bu davanin sonuclarindan sonra olusan siyasi ortam, gundelik siyaset kavraminin kapsayiciligindan fazlasini ifade ediyor olsa da, karardan sonra piyasalar bir "oh!" demisken, bir de Meclis ve Yargi tatile girmisken, ben de sadece iki satir yazip, konuyu ilerleyen gunlere birakmak istiyorum.

Netekim AYM'nin formule edilmis kararinin anlami cok acik: 6-5. Ama asil konu su ki; AYM'nin Anayasa degisikligi davasindaki onceki karariyle, bizzat Anayasa'yi hice sayarak, yasal yetkisini asmak suretiyle, yasama organinin calismalarini yalnizca usul yonunden degil, esasa iliskin olarak da degerlendirmesi, hukuk tarihimizin en mustesna kosesinde dururken kapatma davasindan cikan sonucun, hukuki anlamda cok da bir anlam ifade etmesi zaten beklenmiyordu.

Su yoruma bir bakin; 'AKP'yi Ecevit doneminde parti kapatma konusunda getirilen yasa degisikligi kurtarmis'. Ne yani, bir uyenin daha "kapatilsin, anasini satiyim" dememesinin, sonucta etkili olduguna inanmamizi mi bekliyorsunuz! O zaman ben de derim ki; "partiyi Ozal kurtardi". Netekim bugun Baskan olan Hasim Kilic'i AYM'ye atayan odur. Diger yandan, daha bir kac ay once, davanin Yuksek Mahkeme'de gorusulmesine bile gerek olmadigi yonunde oy kullanan Sacit Adali, bu karara gore, bugun AKP'nin 'laiklik karsiti tehditlerin odagi' olduguna inaniyor(mus). Ne guzel formul bulmuslar: 6-5. Ellerine saglik... Lise yillarindaki dort bucuktan bes alip da dersi kurtardigimiz gunleri hatirlatti bana.

Her neyse... Ozetle; ya AKP, 90'larin siradan merkez sag partisi gorunumune gelecek (uzlasacak/ehlilesecek) ya da "daha fazla demokrasi, daha fazla ozgurluk" ilkesine daha fazla sarilip, bu yolda duse kalka ama daha hizli adimlarla yurumeye devam edecek. Read More!

Sukru Hanioglu ile 1908 Inkilabi Uzerine

Onemli bir sairimizin bilgelik dolu deyisidir:
"Tarihi 'tekerrur' diye tarif ediyorlar; Hic ibret alinsaydi, tekerrur mu ederdi."
Tarihle ilgili olusumuzun sebebini biz de boyle tarif ediyoruz.

Prof. Sukru Hanioglu son zamanlarda yetismis en degerli ve objektif tarihcilerimizden. 1908 Ihtilali hakkinda, bizce okumaya deger yazisi Cumartesi ve Pazar iki parca olmak uzere, hafta sonu Zaman Gazetesinde yayinlanmis.

Son soyledigini asagiya alintiladik. Hurriyet'in yuzuncu sene-i devriyesinde okunasi bir yazi olduguna inaniyoruz.

"...Inkilab-i Azim (1908 Devrimi) surec icerisinde 20. asrin yaygin orgutlenme ve siyaset bicimi olan baskici tek parti iktidarini Osmanli cografyasina getirmis ve bu iktidar bilhassa 1913 sonrasi siyasetleriyle topluma ciddi travmalar yasatarak Osmanli'nin dagilmasina ivme kazandirmistir. Gunumuzde karsilastigimiz her turlu siyasi sorunun kokeninin bu yonetim oldugu iddiasi suphesiz abartili bir yaklasimdir. Ama 1908 Ihtilali'nin iktidara getirdigi asirlik ideolojinin, gecirdigi evrime karsin, gunumuz Turk toplumunda hala etkili olabilmesinin yarattigi sorunlari da goz ardi etmek kolay degildir.”

Ilk ogretimden yuksek ogretime kadar, egitim yillarimizda temcit pilavi gibi onumuze surulen Inkilap Tarihi derslerine artik bilimsellik katilmasi zamaninin geldigi kanaatimizi de buraya not duselim. Read More!

Petrol Fiyatlari ve Amerika'da Benzin Tuketimi

Turkishtime'dan Inan Dogan bence en iyi yazilarindan birisini yazmis. Bir yandan anketlere ve onlarin yanlis sonuclarina isaret ederken diger yandan dunyanin en buyuk petrol tuketicisindeki gelismelerin fiyatlari nasil etkileyeceginden bahsediyor.

"...Ankete katılan tüketicilerin yüzde 94'ü yüksek benzin fiyatlarından ötürü yaşam tarzlarını değiştirdiklerini, yüzde 82'si daha az araba kullanmaya çaba gösterdiklerini, yüzde 31'i benzin depolarını yarım doldurduklarını, yüzde 24'ü daha fazla yürümeye başladıklarını, yüzde 37'si daha yakın mesafedeki yerlere tatile gittiklerini, yüzde 34'ü ise tatillerini tamamen iptal ettiklerini söylemiş.

Ben de kendi çapımda ufak bir anket yaptım. Yukarıda size verdiğim anket sonuçlarını sıraladıktan sonra insanlara benzin tüketiminin haziran ayında bir önceki yıla kıyasla yüzde kaç azaldığını sordum. İsterseniz siz de tahmin etmeye çalışın. Benim aldığım ortalama cevap yüzde 30 idi.

Sonra gittim ve gerçek rakamlara baktım. Haziran ayında benzin tüketimi bir sene önceye kıyasla sadece yüzde 1,7 azalma göstermiş. Amerikalı tüketiciler de Türkiye'dekiler kadar şikayet etmesini ve abartmasını çok seviyor. Rakamlardan anlaşılan, insanların çoğunun sadece lafta benzin tasarrufu yaptığı."


Yazinin sonunda da onumuzdeki yillarla ilgili su tahminde bulunuyor:

"Yine de verilerin işaret ettiği iki önemli nokta var. Birincisi, yıllar süren artışlardan sonra benzin tüketiminde az da olsa bir kırılma gözlemledik, ikincisi küçük otomobillerin yeni satılan araçlar içerisindeki ağırlığının artması gelecekteki tüketim azalması konusunda bize umut veriyor. Bu yüzden önümüzdeki 2-3 yıllık sürede petrol fiyatlarının “geçici” olarak 100 doların altına düşeceğini bekliyorum. Daha sonra ise Çindistan kaynaklı talep artışı tekrardan bizi sıkıştıracak ve petrol fiyatlarının 200 doları geçmesine neden olacaktır."

Sizce petrol fiyatlari nasil bir seyir izleyecek?
Read More!

Erzurum'da Kral Olunur mu?

20 yil once Erzurum'a $70 milyonluk yatirim yapan, simdi de "bu parayi batiya ya da yurtdisina yatirmis olsaydim simdiye kral olmustum" diyen adamin hikayesini Turkish Economy'den okuyabilirsiniz.

Dogu illerine yatirim yapmak akillica mi? Read More!

'Basbug'um Emrindeyiz!'

Yuksek Askeri Sura'da yukselecek askerlerin adlari nasil seciliyor bilmiyorum ama bu adamlar dogustan asker galiba. Ada, soyada bakar misiniz? Ilk.Er - Basbug... Simdi Genel Kurmay Baskani o olmayacak da ben mi olacagim bu isimle! Bizden, olsa olsa Maliye Bakani olur -ki bizim bu ismimiz de dogustan degil yani. Bu arada, hic unutmam askerde komutanimin adi da, 'Soner' idi.

Kimligi mechul bir askeri kaynak, Sunday Times gazetesine konusmus. Biliyorsunuz, biz bu kimligi belirsiz askerlerin basina konusmalarindan rahatsiz oluyoruz. Hatirlarsiniz, bir zamanlar da kimligi belirsiz 'Genc Subaylar'in rahatsizligini gazetelerden okumustuk. 'Delikanli' asker, rahatsizligini acik acik web sitesinden ilan eder, o kadar!

Bu arada bizim gibi askerligini 'erbas' olarak yapmis bir zurnanin son deliginin, emir-komuta zincirini ve dahi haddini asarak komutanlari hakkinda 'seviyesiz' uslup kullandigini dusunenler var ise eger, soyleyecegimiz sey su olabilir: "Cevreye verdigimiz rahatsizliktan dolayi ozur dileriz."

Donelim Sunday Times gazetesine yumurtlayan askeri kaynağın dediklerine. Radikal Gazetesinden okuyoruz:
" “Erdoğan, Başbuğ'a karşı dikkatli ve başka birini atamış olmayı tercih ederdi. Ama Başbuğ'u durdurmaya çalışmak gibi aptalca davranırsa çok şaşırırım. Şu an askeri hiyerarşiyi kızdırma zamanı değil” dediğini yazan gazete şöyle devam etti:

Hükümeti bazen örtülü tehditlerle manipüle etmek; Büyükanıt'ın pek başarılı olmadığı ince bir sanat. Başbuğ’un Başbakan'a anti-demokratik baskı altında olduğuna dair şikayet edeceği bahaneler vermeksizin Erdoğan hükümeti üzerinde çok daha etkili olması bekleniyor. Başbuğ, hükümetle arayı açmayan ustaca açıklamaları ile tanınıyor.

Başbakan Erdoğan'ın yeni bir anayasa için çalışma başlatmasının beklendiğini ancak, Anayasa Mahkemesi'nin son kararı ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, AKP'nin özellikle din konusundaki hareketlerini yakından izleyeceğini ileri süren gazete, “Eğer, Erdoğan ileri gitmeye kalkarsa, hiç şüphe yok ki AB onaylasın, onaylamasın, Başbuğ ve ordu aynen geçmişte ordunun yaptığı gibi sert tepki gösterecek” dedi. "

Gorunen o ki; askerin demokrasiye mudahalesi beklentileri bir sure daha bitmeyecek. Read More!

Resneli Niyazi Bey'in Geyigi

Yogun ulke gundemini su sira bir de Yuksek Askeri Sura isgal ediyor. Sebebi belli; burada oncelikle onumuzdeki donem icin yeni Genel Kurmay Baskani’nin kim olacagi ve diger kuvvet komutanlari ile bir ust goreve yukselecek generallerin durumu karara baglaniyor. Yeni Genel Kurmay Baskani’nin ismi surpriz degil, yani teamul bozulmadi: Org. Ilker Basbug. Milliyet Gazetesi, 'Manastirli Komutan' basligi altinda, Manastirli gocmen bir ailenin cocugu olan Kara Kuvvetleri Komutanı Basbug’un Genelkurmay Baskanligi’na getirilecegini haber yapmis.
Ne diyelim, “hayirlisi olsun”.

Biz ise arsivimizi taramaya devam ediyoruz. Hurriyet Devrimi’nin, yani II. Mesrutiyet’in ilaninin yuzuncu yili munasebetiyle Niyazi Bey’in oykusunu, yine Sabah Gazetesi’nden Erdal Safak’in 29 Mayis 2005 tarihli bir yazisindan alinti yapmaya deger gorduk. II. Mesrutiyet’in ilaninda Enver’den daha cok etkin olmus bu ismi pek bilmeyiz. Oysa ki, II. Mesrutiyet’in darbeci kanadinin en onemli ismidir. Onun isminin bugun pek anilmayisinin sebebi, oykunun sonunda gizli. “Ne sehit, ne gazi! gitti bizim Niyazi!” lafi buradan mi geliyor bilemiyoruz ama buyrun size 'Hurriyet Kahramani' Resneli Niyazi’nin geyigi (gercekten oykunun kahramanlarindan biri bir geyik).

" "Serez'in din adamından memuruna, azınlığından çoğunluğuna, askerinden siviline kadar ne kadar halkı varsa, hepsinin temsilcileri kapımıza dayanıp bu telgrafın padişahımıza çekilmesi için bize baskı yaptılar ve olumlu yanıt alıncaya kadar dağılmayacaklarını kesin ve kararlı bir dille bildirdiler."

3 Temmuz 1908 tarihinde, akşama doğru Yıldız Sarayı'na, Padişah'ın başmabeyincisine bir telgraf, daha doğrusu yukarıda bir örneğini verdiğimiz telgraflar zincirinin ilk halkası uzatıldı. Şöyle bir göz gezdirdikten sonra hemen Arnavutluk'tan Arabistan'a kadar uzanan Osmanlı İmparatorluğu'nda 33 yıldır kendisinden habersiz bir kuşun bile uçamadığı 2'nci Abdülhamit'e arz etmek üzere sandalyesinden can havliyle fırladı. Abdülhamit, Ahmet Niyazi Bey adındaki bir kolağasının 160 kişilik birliğiyle Makedonya'da, Ohri yakınlarında dağa çıktığını bildiren telgrafı okuduktan sonra, başmabeyincisine "Canım telaşlanma" dedi, "Belki de eşkıya takibine çıkmıştır."

Gerçekten de o günlerde Balkanlar büyük çoğunluğu rum ya da Bulgar eşkıya çeteleriyle kaynıyordu. Örneğin Kolağası (Osmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasındaki rütbe) Ahmet Niyazi Bey'in askerleriyle birlikte kendini dağlara vurduğu bölgede o sırada Kaptan Yorgi, Toksa Fedayileri, Çirçis Çetesi gibi hepsi de birbirinden azılı ve acımasız silahlı gruplar cirit atıyordu. Abdülhamit'in iyimserliği kısa sürdü. Ahmet Niyazi Bey'in niyeti çok farklıydı: Padişah'ı "Meşrutiyet"i ilan etmeye zorlamak. O amaca baş koymuştu ve de devlete başkaldırmıştı. Niyazi Bey, sözünü ettiğimiz telgrafın çekilmesinden birkaç saat önce, yanında 160 kişilik birliği, kışla cephaneliğinden aldığı adam başına iki tüfek ve hayli bol cephane ile dağa çıkmıştı. Bir de zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için kışla sandığından 550 lira almıştı ama bunun hırsızlık olmadığını, ödeyeceğini belirtmek için imzalı bir makbuz bırakmıştı. Niyazi Bey ve küçük grubunun isyanını bastırmak için önce yöredeki askeri güçler üstüne gönderildi. Hepsini püskürttü. Onun bu başarıları destekçi sayısını artırdı. Kısa süre sonra emrindeki insan sayısı bini geçti. Saray'a gönderdiği telgraflar da ültimatoma dönüşmeye başladı. Bir de dağda yaşayan bir yaban geyiği katıldı gruba. Niyazi Bey, "Onu bana Allah gönderdi" dedi, evcilleştirdi. Geyik artık hiç yanından ayrılmıyordu. Abdülhamit danışmanlarına "Kim bu Ahmet Niyazi Bey" diye sormaya başladı. Şeceresini, yani dosyasını önüne koydular. 1873'te Resne'de (Bugün Makedonya sınırları içinde kalan, Manastır'a yakın bir ilçe) doğmuştu. O nedenle Resneli Niyazi diye biliniyordu. Manastır Askeri Rüştiyesi'ni, sonra da İstanbul'daki Harp Okulu'nu bitirmiş ve 3'üncü Ordu'da görevlendirilmişti. Osmanlı- Yunan harbine katılmıştı. Daha sonra Balkanlar'da patlak veren milliyetçi ayakların bastırılmasında epey yararlılık gösterince hızla terfi etmişti. Bektaşi tarikatındandı. Ayrıca o yıllarda gizliden gizliye yeni örgütlenmeye başlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Manastır şubesine kaydolmuştu. Ve nihayet aynı zamanda Mason'du. Abdülhamit bölgeden kendini "Vatan Fedaisi" ve "Ohri Milli Taburu Kumandanı" ilan eden Niyazi Bey'in üstüne gönderdiği kuvvetlerin çatışmak yerine onun emrine girdiklerini görünce, Anadolu'dan birlik sevkedilmesini istedi. İzmir'den "Redif fırkaları" sevkedildi. Ancak onlar da harekete katıldılar. Bir çalıya sıçrayan kıvılcım orman yangınına dönüşüyordu. Ve Padişah 2'nci Abdülhamit'in uykuları kaçmaya başlamıştı. Yıldız Sarayı'ndaki depremin mesajlarını alan ve meydanın Manastır'daki gruba, yani Ahmet Niyazi Bey'e kalmasından korkan İttihat ve Terakki'nin Selanik şubesi can havliyle Kolağası Enver Bey ile daha küçük rütbeli birkaç subayı emirlerindeki askerlerle birlikte dağa gönderdiler. Çünkü Manastır'dakiler İngiliz yanlısıydı, Selanik'tekiler ise Alman. Padişah huzursuzluğu bastırmak için başyaveri Şemsi Paşa'yı bölgeye yolladı. Paşa 7 Temmuz'da Saray'a günlük telgrafını çektikten sonra Manastır Postanesi'nden çıkarken Mülazım Atıf (Cumhuriyet döneminde "Kamçıl" soyadını alacaktı) tarafından vuruldu. Dağdakilerin isyanı artık halk hareketine dönüşmüştü. Abdülhamit son bir denemede bulundu, Şemsi Paşa'nın yerine Müşir (Mareşal) Tatar Osman Paşa'yı görevlendirdi. Ancak o da artık sayıları iyice artmış olan dağdaki gruplardan biri, Kolağası Eyüp Sabri Bey ve adamları tarafından kaçırıldı. Yıldız'da panik başladı. Niyazi Bey'i yanına çekmek için 22 Temmuz'da Alman yanlısı Avlonyalı Ferit Paşa'nın yerine İngilizci bilinen Sait Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Bu, Sait Paşa'nın yedinci sadrazamlığıydı. Ama işe yaramadı. İpler artık hızla "Cemiyet" in o güne kadar yeraltında olan yönetim kadrosunun eline geçmeye geçiyordu. Ertesi gün, 23 Temmuz 1908'de, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Miralay Sadık Bey başkanlığındaki Manastır şubesi top atışlarıyla Meşrutiyet'i ilan etti. Öncülüğü veya liderliği kaptırma korkuları depreşen örgütün Selanik şubesi de Enver Bey aracılığıyla Meşrutiyet topları attırdı. Abdülhamit'in teslim olmaktan başka çaresi kalmamıştı. 23 Temmuz'u 24 Temmuz'a bağlayan gece tüm Osmanlı topraklarında Meşrutiyet'i ilan etti. Yani yetkilerinin çok önemli bir bölümünü parlamento ve hükümete devretmeyi kabullendi. Osmanlı illerinde artık "Yaşasın Meşrutiyet, Hürriyet, Uhuvvet ve Müsavat" sloganları yankılanıyordu. Daha önce buluşup güçbirliğine karar vermiş olan Enver ve Niyazi beyler birlikte olmasa da aynı günlerde dağlardan inip İstanbul'a geldiler. O sıralar Osmanlı'nın hayatına yeni girmiş olan "fotografi"nin erbabı kokuyu aldı. On binlerce kartpostal basılıp piyasaya sürüldü: Ortada Padişah 2'nci Abdülhamit'in fotoğrafı vardı, solunda Niyazi Bey, sağında ise Enver Bey. Ah unutuyorduk, biri daha vardı: Niyazi Bey'in evcilleştirdiği ve yanında İstanbul'a getirdiği geyiği. "Rehber-i Hürriyet" adı verilmişti ona. Niyazi Bey'e de "Kahraman-ı Hürriyet." Ve de o geyikli kartpostallar Osmanlı İmparatorluğu'nda satış rekorları kıracaktı. Niyazi Bey'in adı da bir savaş gemisinde yaşatılacaktı. Ayrıca da yığınla türküde, şarkıda, marşta... İttihat Terakki'nin tüm köşebaşlarını tuttuğu ve herkese payeler dağıttığı o geçiş döneminde Niyazi Bey sessiz-sedasız Manastır'a döndü. Ama bir yıl bile geçmeden bir kez daha İstanbul'a gelecekti. 1909 Nisan'ında kurmay başkanlığını Mustafa Kemal'in yaptığı Harekat Ordusu'yla 31 Mart ayaklanmasını bastırmak için. Tabii yine geyiğiyle. Ve 27 Nisan 1909'da, Abdülhamit'in tahttan indirilip Sultan 5'inci Reşat'ın padişah yapıldığı o müdahaleden sonra yine onbinlerce kartpostal kapış kapış satılacaktı: Ortada Padişah 5'inci Reşat, solunda Niyazi Bey, sağında Enver Bey, bir köşede de "Rehber-i Hürriyet." O kadar ünlenecekti ki o geyik, sultan sülalesi sevmek için kuyruğa girecek, bağış kampanyalarında şeref konuğu yapılacak, İstanbul sokaklarındaki gezintileri "Şehrimizi şereflendirdi" diye manşetlere çekilecekti. Enver Paşa'nın hızla kolağalığından generalliğe sonra da mareşallığa terfi ettiği o başdöndürücü dönemde Niyazi Bey, ikbal kavgalarından biraz da içi bulanmış ve kararmış olarak yine Makedonya'ya döndü sessiz sedasız. Sonra Balkan Savaşı'nda orduya el verdi. Kahramanlıkları bir kez daha İstanbul'da yankılandı. Daha sonra 1913'te, Birinci Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin duyulmaya başladığı günlerde İstanbul'daki havayı koklamak istedi.

Denildiğine göre tüm köşe başlarını tutmuş ve Osmanlı'nın kaderini Almanya'ya bağlamış İttihat Terakki'nin Selanik cuntası bu ziyaret fikrinden hiç de hoşnut olmadı. Niyazi Bey, 17 Nisan 1913'te Arnavutluk'un Avlonya limanında İstanbul'a gideceği gemiyi beklerken limanda öldürüldü. Hem de koruması tarafından. O sırada 40 yaşındaydı. Son nefesini verirken tek sözcük çıktı ağzından: "Neden?'' Sorunun yanıtı İstanbul'daki iktidar kavgasında gizliydi. İttihat ve Terakki'nin en -belki de tektemiz üyesi, madem satın alınamıyor, ölmeliydi. Doksan küsur yıl sonra bugün Resneli Niyazi Bey'in adı, Fulya'daki bir okulda yaşıyor. Bir de memleketi Resne'de bugün "Dragi Tosiya'' adıyla kültür merkezi olarak kullanılan sarayı. Paris'ten bir arkadaşının gönderdiği kartpostaldaki saraydan esinlenerek yaptırmıştı onu. Tabii onun geyiğinden ilham alan Sunay Akın'ın öykülerini ve Metin Üstündağ'ın şiirini (İçimdeki ince saz / çalı fasulyesi / kanguru kesesi / ateş böceği / Resneli Niyazi'nin / asi geyiği) saymazsak.

Ah, son bir not: 27 Mayıs 1960 ihtilalcilerine de Resneli Niyazi ilham kaynağı oldu. İki gün önce 45'inci yıldönümü anılan, daha doğrusu anımsanmamaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk askeri müdahalesinin 38 üyeli komitesine... " Read More!

Selanik Yogurtcusu

Pazar aksamlarini genelde pek hazzetmem. Hayir, ertesi gun is oldugundan degil. Televizyonda, oynanmis, bitmis 90 dakikalik maclarin ardindan saatlerce mac yorumu yapilmasindan… Bu yetmezmis gibi bir de internet sayfalarinin bu konularla isgal edilmesinden fenalik gelir bana. Neyse ki ligler tatilde, kafamiz rahat.

Biliyorum bu kapatma davasi da ayni tadi vermeye basladi bir cogumuz icin. Ergenekon ‘musabakasi’ henuz sona ermemis olsa bile, bu iki konunun gundemi magazin boyutunda isgal etmesi istenmeyen ve rahatsizlik verici bir durum.

Arsivimi karistirken karsilastigim, belki coklarininizin bildigi bir oykuyu paylasmak istedim bu Pazar gununde. Tam da Ekonomix girisimcilik konusunu acmisken, ilgi cekecegini saniyorum.

‘Bir basari oykusu’ tadindaki yazimizi, Erdal Safak’in 19 Haziran 2005 tarihli Sabah Gazetesindeki yazisindan arakliyoruz (tesekkurlerimizi sunarak):

27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra Yıldız Sarayı'nın -önceden haber verildiği için- ardına kadar açılmış büyük demir kapısından içeri yağız atların çektiği peş peşe dört kupe fayton girdi. Serin, zaman zaman yağmurun çiselediği bir gündü. Mabeynciler dört faytondan inen Meclis-i Milli heyetini saygıyla selamladıktan sonra önlerine düşüp sarayın arz salonuna yönlendirdiler. (Not: Osmanlı Parlamentosu iki kanatlıydı: Bir Meclis-i Mebusan vardı, yani milletvekilleri ya da millet meclisi. Bir de Meclis-i Ayan, yani senato. İkisi birlikte Meclis-i Milli, yani ulusal meclis diye anılıyordu. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Türkiye'nin yaklaşık 20 yıl boyunca yeniden deneyeceği model.) Osmanlı İmparatorluğu'nu 33 yıldır yönetmekte olan 34'üncü padişah II. Abdülhamit geniş pencerelerden Boğaz'ı seyrediyordu. Dalgın ve hüzünlü. Çökmüş ve kamburu çıkmış. Başmabeyinci konukları haber verdi. Ağır adımlarla koltuğa oturdu. Tahtlar çoktan, kendisinden çok önce Topkapı Sarayı'nın hazine dairesine kaldırılmıştı.. Dört kişilik heyet içeri girdi. Biri başkan olduğunu vurgulamak için diğerlerinden bir adım önde. El-etek öpmek yok. Kim bilir o da kaç padişah önce terk edildi... Başlarını hafifçe öne eğerek II. Abdülhamit'i selamladılar. Padişah gelişmeleri biliyordu, heyetin kimlerden oluştuğunu da mabeyn başkatibi Cevat Bey'den öğrenmişti. Kısa bir sessizlikten sonra heyetin başkanı ya da sözcüsü sebeb-i ziyaretlerini anlatmaya başladı. O sözcünün adı Emanuel Karasu'ydu. Selanik Mebusu Karasu özetle Meclis-i Milli'nin Abdülhamit'in hal'ine (tahttan indirme, düşürme) karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini söyledi ve hükmü üç sözcükle özetledi: "Millet sizi istemiyor." Abdülhamit'in gizlemeye çalıştığı acıyı ela gözlerinden bir anlığına gelip geçen keder bulutları ele verdi. Gözlerini heyet üyelerinin üstünde gezdirdi. Sırayla. Sonra tane tane konuştu: "Bir Türk padişahına ve İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" Emanuel Karasu (Yahudi), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Ahmet Hikmet Paşa (Abdülhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü) hiç tepki vermedi. (Kimilerine göre, Abdülhamit'i aşağılamak için azınlık unsurlarından oluşan bir heyet seçilmişti. Kimilerine göre ise devletin ve Osmanlı halkının birliğini, bütünlüğünü vurgulamak için, heyette tüm unsurların temsil edilmesi amaçlanmıştı.)

Abdülhamit ve yakınları hemen o gece Sirkeci'den trene bindirilip Selanik'e gönderildi. Selanikli Emanuel Karasu da yıllarca düşlediği bu "son"u görmenin mutluluğuyla, hayatının en unutulmaz gecelerinden birini yaşadı. Emanuel Karasu, Selanik'te doğup büyümüş bir Yahudi'ydi. 400 yıl önce, 1492'de İspanya'dan sürülmüş ve Sultan II. Beyazıt'ın izniyle Selanik'e yerleşmiş Sefarad'lardan. Hukuk öğrenimi görmüştü. Avukatlık yapıyordu ve meslektaşlarının cesaret edemediği garip davaları alıp müvekkillerine kazandırmasıyla ün yapmıştı. 1900'lerin başından söz ediyoruz. Bir ayağı İtalya'daydı o sıralar. İtalyan vatandaşlığına geçtiği çok yıllar sonra ortaya çıktı. Roma ama özellikle Venedik'te kurduğu dostluklar onun bir "ilk"e imza atarak tarihe girmesini sağladı: Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk mason localarını o örgütledi. Önce Selanik'te, ardından İzmir'de, Bursa'da, İstanbul'da. Hatta Osmanlı'nın artık pek hükmünün geçmediği Kahire'de. Locaların ortak genel kurulunda, Türkiye Süprem (Yüksek) Konseyi şöyle oluştu: Prens Aziz Hasan Paşa (general), Cavit Bey (İttihat ve Terakki döneminde Maliye Nazırı oldu, Lozan'daki Türk heyetinde görev aldı, Atatürk'e İzmir'deki suikast girişiminin ardından İttihatçılar'ı temizleme operasyonunda idam edildi), Jozef Sakakini Bey (Kahire locasından), Süleyman Faik Paşa (ordu komutanı), Mehmet Talat Paşa (eski Başvekil), David J. Kohen, Mişel A. Noradungyan, Osman Talat Bey (avukat), Emanuel Karasu (avukat), Dr. Rıza Tevfik Bey (senatör, filozof), Mehmet Arif (avukat), Galip Paşa (general, Emniyet Genel Müdürü), Mehmet Fuat Hulusi Bey (milletvekili, avukat), Sarim Kibar (tüccar), Mithat Şükrü Bey (milletvekili), Rahmi Bey (milletvekili, vali), Katipzade Sabri Bey (tüccar). Bir de loca yönetiminde olmayan perde arkasındaki güçlü isimler vardı Karasu'nun çevresinde. Örneğin Talat Paşa. O yıllarda gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki'ye toplantıları için Selanik'teki mason locasının (Bir İtalyan'ın mülkü olduğu için kapitülasyonlar uyarınca polis, mahkemeden özel izin almadan giremiyordu) kapılarını açtı. O da katıldı örgüte. Çabuk parladı. O kadar ki Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey'in dağa çıkmaları sonrası iç savaştan korkan Abdülhamit II. Meşrutiyet'i ilan edince, kutlamalar için Selanik'teki Olimpos Meydanı'ndaki topluluğa hitap edenler arasında o da vardı. Ve de kısa süre sonra yapılacak seçimlerde Meclis-i Mebusan'ın Selanik temsilcileri arasında yer alacaktı. Ailece İstanbul'a taşınacaklar, Karaköy'de, Bankalar Caddesi'ndeki ünlü Assicurazioni Generali Han'da bir büro tutacaktı. Bugün de bir mimarlık şaheseri olarak dimdik ayakta duran o handa Karasu'nun komşularından birkaçını sayalım: Dönemin ünlü bankerleri Couteaux, Whitall, Rossolato, Antoine ve Cesar Vitalis, avukat Braggiotti, mimar Giulio Mongeri (binayı yaratan adam), zemin katın tümüne yayılan Selanik Bankası. Uzatmayalım. Emanuel Karasu, 1912 ve 1914 seçimlerinde de İstanbul temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan'da yer aldı. İttihat Terakki iktidarında çok zengin oldu. Denildiğine göre, devletin alım ve satımlarında aracılık yaparak komisyon alıyordu. İttihat ve Terakki'nin çöküşünden ve tüm liderlerinin yurtdışına kaçmalarından sonra o nedense İstanbul'da kaldı. Servetinin önemli bir bölümüne el konuldu. İşgal yıllarında İtalya'ya gitti. Orada sefalet içinde intihar ettiği söylenir.

Ama yanlış. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930'larda döndü. 1934'te son nefesini verdi. Arnavutköy'deki Sefarat Mezarlığı'nda gömülü. Adının çift m ile yazıldığı mezar taşında şöyle deniyor: "İkinci Meşrutiyet'in ileri simalarından İstanbul Mebusu Emmanuel Karasu. Ölüm tarihi: 1934." Mezarlığın kayıtlarına göre 1 Haziran 1934'te toprağa verildi. Emanuel Efendi için son bir not: Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl ile birlikte Abdülhamit'e çıkıp Osmanlı'nın tüm borçlarını üstlenmeleri karşılığı Filistin'den toprak istediği öne sürülür. O da yanlış. Karasu tam tersine anti-siyonistti. O kadar ki, Yahudi cemaati o dönemde ondan şöyle söz ederdi: "Emanuel Karasu se suvyo a la tribuna, i moz enkaşo una pruna." Türkçesi: "Emanuel Karasu kürsüye çıktı ve kazığı yedik." Çünkü Karasu, Meclis-i Mebusan'da azınlıkların da Müslümanlar gibi Osmanlı ordusunda askerlik yapmaları teklifini vermişti. "Cümle Osmanlılar müsavidir ve cümlesi de asker olmalıdır" cümlesiyle noktaladığı uzun konuşmasının ardından önerisi ayakta alkışlarla kabul edilmişti.

O dönemde 80 bin Yahudi ve 20 bin kadar Sabetaycı'nın yaşadığı Selanik'te Karasu'lar önde gelen ailelerden biriydi. Emanuel Efendi'nin hukuk okuduğu yıllarda amcasının oğlu İzak Karasu tıp öğrenimini tercih etti. Muayenehane açtı. Evlendi. Bir oğlu oldu. Adını Daniel koydu. Sonra iki de kızı dünyaya gelecekti. Balkan Savaşları'nda Selanik düşünce, yani Yunanistan tarafından işgal edilince, Yahudi toplulukta büyük bir panik patlak verdi. Çoğu Avrupa yollarına düştü. (Kalanlar 30 yıl sonra, Hitler orduları Yunanistan'ı işgal edince toplama kamplarına gönderilecekti.) Yunanlılar'ın Selanik'e girmelerinden kısa bir süre sonra İzak Karasu, eşi ve oğluyla birlikte İspanya'ya göç etti. Tam 420 yıl sonra, kovuldukları topraklara geri dönüyorlardı. İlginç ayrıntı; İspanya 1492'de Yahudiler'i topluca sürmüş ama vatandaşlıktan çıkarmamıştı. Karasu ailesi Barselona'ya yerleşti. Yıl: 1912. Önce adını Latin alfabesine uyarladı. İzak oldu Isaac, Karasu ise Carasso. Sonra bir muayenehane açtı. Çok az hastası vardı, ailesini geçindirmek için zeytinyağı ticaretine de girişti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da müthiş bir yoksulluk dönemi başladı. İspanya da bundan nasibini aldı. En çok ilaç sıkıntısı çekiliyordu. Tam da o günlerde Barselona'da çocuklar arasında salgın halinde bağırsak hastalıkları patlak vermesin mi! Gözleri yaşlı anne-babalar kucaklarında bir deri bir kemiğe dönmüş yavrularıyla diğer doktorlar gibi Isaac Karasu'nun da muayenehanesine dayanıyor, "Kurtar çocuğumuzu" diye yalvarıyorlardı. Ama diğer doktorlar gibi Carasso'nun elinden de pek bir şey gelmiyordu. Gözünün önünde ölüp giden çocukların acısıyla uykusunun kaçtığı gecelerin birinde, bir ses yankılandı belleğinde: "Yoğurtçu geldi. Kaymaklı yoğurtlarım var." İrkildi. Selanik'te gün aşırı evlerine bir tepsi kaymaklı yoğurt bırakan Türk satıcının sesiydi bu. Ve "Eureka" çığlıklarıyla hamamdan dışarı koşan Arşimed gibi yataktan fırladı. "Tabii ya" dedi, "Tabii ya." Selanik'te bağırsak hastalıklarının tedavisinde yoğurt kullanıldığını anımsamıştı. Günde üç öğün birer kase yoğurt yediriyorlardı hastaya ve birkaç günde sağlığına kavuşuyordu. Yoğurdun nasıl yapıldığını biliyordu. Hemen ertesi gün, evinin bodrumunu hazırlamaya koyuldu. Orası artık mandıraydı. Birkaç çiftlikten topladığı sütle yoğurt imalatına girişti. Yıl:1919.

Ancak bir sorun vardı. Avrupa'da yoğurt bilinmiyordu. Evet, 1500'lerin ortalarına doğru Kanuni Sultan Süleyman bağırsak enfeksiyonuna yakalanan dostu Fransa Kralı I. François'ya bir yoğurtçu göndermişti. Ne var ki, kral iyileşince yoğurtçu sırlarıyla birlikte İstanbul'a dönmüştü. Kayıtlarda öyle yazıyordu. Isaac Carasso, ürettiği şeyin Balkanlar'da ve Anadolu'da yaygın bir tüketim maddesi olduğunu nasıl anlatabilirdi? Çareyi yoğurdunu ilaç olarak kabul ettirmekte buldu. Ve Carasso'nun yoğurdu eczanelerde satılmaya başladı! Hasta çocuklarda etkisi çok çabuk ortaya çıktı. Doktor meslektaşları ona bir tavsiyede bulundular: Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nden fermante edilmiş laktik getirtirse, yoğurdun ömrünü uzatabilirdi. Sözlerini dinledi. Böylece pastörize yoğurt doğacaktı. Ama Isaac Carasso bu buluşun önemini pek kavrayamayacaktı. "İlaç" tutunca, Isaac özel ambalajlar yapmayı akıl etti. Kapakları porselen cam kaseler. Sıra artık ilaca patent almaya gelmişti. Onun için de bir ad koymaya. Bir ışık çaktı; neden oğlunun adı olmasın? Yani minik Daniel'in? Yaşadıkları Barselona'nın yaygın dili Katalanca'da küçük Daniel'in ya da "Daniel'cik"in karşılığı çok hoştu doğrusu: "Danon!" Ancak bu özel ad olduğu ve marka namıyla tescil edemeyeceği için sonuna bir "e" ekledi. Hoşgeldin "Danone" yoğurtları! Yoğurtçuluk çok kısa sürede Isaac'ın asıl mesleği haline gelince oğlunu, Daniel'i onun "tahsili" ni yapmaya gönderdi Fransa'ya: Marsilya'da ticaret lisesinde okuttu. İşin pazarlama, satış, muhasebe bölümünü bilimsel olarak öğrenmesi için. Ardından Paris'te Pasteur Enstitüsü'nde bakteriyoloji stajı yaptırdı. İşin üretim aşamasına hakim olabilmesi için. Daniel öğreniminden sonra Fransa'da kaldı, çünkü babası, Isaac Carasso dünyadan göçmüştü. 6 Şubat 1929'da, Paris'te 18'inci bölgedeki bir dükkanda "Danone Yoğurtları Paris Şirketi" kapılarını açtı. Onu 1932'de Levallois-Perret'te ilk fabrika izledi. Danone imparatorluğu işte böyle doğdu. Bugün öyle bir imparatorluk ki o, 5 kıtada at koşturuyor. Cirosu 15 milyar euro'nun üstünde. 100 bin kişi çalıştırıyor.

- Sütlü ürünlerde dünya birincisi: 18 ülkede (Türkiye dahil) 48 fabrikası var.
- Şişe suyunda dünya ikincisi: 13 ülkede (Türkiye dahil) 97 fabrikası var. - Bisküvi ve tahıllı kahvaltı ürünlerinde dünya ikincisi: 21 ülkede 53 fabrikası var.

İmparatorluğa -babasının sayesinde- adını verilen Daniel Carasso, Daniel'cik, Danone hala hayatta. 99 yaşında. Barselona'da yaşıyor. Uzun yaşamasının sırrı mı? Herhalde söylemeye gerek yok; her gün birkaç kase yoğurt!
Read More!

Sitemeter Problemi Yasayan Var mi?

Sitemeter kullanan sitelerin/bloglarin bir kismina Internet Explorer ile girilemiyor. Girmeye calistiginizda

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Internet Explorer cannot open the Internet site http://www.sitenizin_ismi.com
Operation aborted

turunden bir hata mesaji aliyorsunuz.

Problemin cozumu basit:

Sitenizden sitemeter kodunu sildiginiz zaman problem halloluyor. Sitemeter'daki gerizekalilar ne diye boyle bir sey yapiyorlar onu da anlamiyorum.

Ben sildim kurtuldum, sira sizde.
Read More!

Zafer Caglayan'in Reaksiyon Fonksiyonu

Orhan Karaca uzun zamandir kalem oynatmiyordu, bugun bir yazi yazmis. Uludag Universitesinden (sahte isim kullandiklarindan suphelendigim) Aklan ve Nargelecekenler isimli iki arastirmaci Merkez Bankasi faiz oranlarini belirlerken hangi faktorleri dikkate aliyor sorusuna yanit aramislar.

Ben bu tur arastirmalara hep supheyle yaklasirim. Secilen zaman araligi olsun, kullanilan spesifik ekonometrik model olsun, bunlar sonucu etkileyen onemli faktorler. Kaldi ki ekonometrik modellerde sonuclarin carpik cikmasina neden olan diger onemli durum da disarida birakilan degiskenlerdir.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Nargelecekenler'in modeli de bu problemden muzdarip maalesef. Nargelecekmeyen ama her firsatta Merkez Bankasina laf sokan Zafer Caglayan faktoru mesela. Ozellikle gecen sene secimlerden sonra Merkez Bankasinin "kimyasini degistirdi" adam. Merkez Bankasi Eylul ayinda faizleri indirmeye basladi, 5-6 ay bu durum devam etti. Bu sure icerisinde enflasyon yukselirken bunlari buyume kaygilari sardigi icin hemen tepki veremediler, ancak AKP'nin siyasi gelecegi tehlike altina girdiginde bunlar da Zafer Caglayan'in buyusunun tesirinden kurtulabildiler. Ozellikle son gunlerde kendilerine bir cekiduzen verdiler.

Neyse ben yaziyi burada keseyim, siz de Orhan Karaca'nin yazisini okuyun.
Read More!

New York'ta Ev Kiralari Ne Kadar?

Yazi yazilali bayagi olmus ama ben yine de dikkatinizi cekeyim dedim. Turkishtime'dan Inan Dogan New York'taki ev kiralari uzerine bir yazi yazmis.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Yeri gelmisken soyleyeyim. Amerika'daki ev fiyatlari konusunda yaptigim tahminlerde oldukca cuvallamis olan ben yine de New York'taki ev fiyatlari hakkinda soylemis oldugum sozlerde ulke genelinde ev fiyatlarinin en tepe noktasindan itibaren %18 dustugu su gun itibariyle bile hakliyim. Manhattan'daki ev fiyatlari hala dusmemekte direniyor. Hukumet finansal piyasalara mudahale etmese coktan buradaki fiyatlar da dusmus olurdu ama simdi acmayayim agzimi cok agir konusacagim yoksa!! Read More!

Girisimcilik Nedir? Nasil Girisimci Olunur?

Girisimcilik nedir, nasil girisimci olunur diye merak edenler icin Hurriyet'ten bir girisimcilik haberi:

Irak, 2 yıl önce Doğu Anadolu Kalkınma Programı kapsamında oluşturulan seracılık projesi ile kentte örtüaltı sebzeciliğin yapılabileceğini göstermeyi amaçladıklarını belirtti.Geçen yıl tamamlanan projenin amacına ulaştığını, iyi sonuç alınması üzerine projenin bu yıl da devam ettiğini anlatan Irak, şöyle devam etti:“Geçen yılki sonuçlarla, seracılığın Akdeniz bölgesinde değil, başta Van olmak üzere, Doğu Anadolu Bölgesinde yapılmasının daha karlı olacağını kanıtlamış bulunuyoruz. Geçen yıl tek ekimde, 1 dekarlık alandan 24 ton salatalık ve 22 ton domates elde ettik. Bu miktar, diğer bölgelerde elde edilen ürünün yaklaşık 2 katıdır.”Geçen yıl 12 kadının seralarda ücret karşılığı çalışarak örtüaltı sebzecilik eğitimi aldığını bildiren Irak, bu yıl İş-Kur fonlarından desteklenen proje kapsamında yine 10 kadına eğitim verildiğini ifade etti.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Bu konuyu haber yapan gazeteci arkadasimiz sormamis ama ben sorayim:

Arkadas madem oyle Akdeniz Bolgesinde elde edilen verimin 2 KATI verim elde ediyorsunuz niye hala ufak olcekte devam ediyorsunuz. 10 kadina egitim verecegine 10 bin kadina egitim ver, bolge de zenginlessin, ulke de. Bir sirket kur, borsaya acil, kapsam genislet, hem kendin zengin ol, hem de yatirimcilarin.

Adamin verdigi rakamlarda bir bit yenigi var ama nedir bilemem.
Read More!

Mars'a Insan Gondermenin Yolu Aciliyor

Turkish Economy blogunda Mars'a insan gondermemizi kolaylastiracak iki bulusa dikkatinizi cekiyorum, inovasyon nedir konusuna guzel bir ornek olmus. Benim anlamadigim ota bota milyarlarca dolar harcayan devletimizin neden MIT'deki arastirmacilar gibi adamlari Turkiye'ye getirmedigidir. Issizlik sigortasindaki paralardan bana 1-2 milyar dolar versinler, gorun bakin Turkiye'nin teknolojik seviyesini nasil ziplatiyorum.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Not: Hala kucuk devleti savunuyorum ama olacak gibi degil, yakinda o parayi da birilerine peskes cekecekler, bari goreceli olarak daha faydali bir ise harcansin (bu arada benim de cebim dolsun degil mi!!) Read More!