yiğit bulut sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
yiğit bulut sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir?

Yiğit Bulut IMF gittiğinden beri gösterdiğimiz müthiş ekonomik performanstan ve işsiz kalan 1 milyon kişiden oldukça memnun olmuş olmalı ki IMF ile yeni bir anlaşma yapılmasını engellemek için 3-4 sene önce yazdığı yazılardan bir tanesini daha bugün yazmış. Normalde medyadaki her köşe yazarının yaptığı yanlış bilgilendirmeyi ve hataları sıralayacak olsak bunun için 4-5 tane doktoralı adam yetmez. Biz yine de yılmadık ve Yiğit Bulut gibi yazarların yazılarında yaydıkları hurafelere ışık tutacak ve sizlere gerçekleri anlatacak bir kitap hazırladık. Bu kitap gelecek ay Liberte yayınları tarafından piyasaya sunulacak. Yiğit Bulut’un yazısında dile getirdiği konuya kitap da değindik ama kitap çıkana kadar konu gündemden düşeceği için ve yüzbinlerce taze beyin bu hurafelere maruz kalacağı için şimdi bir cevap verelim istedim.

Yiğit Bulut’un yazısı iki türlü argümanı öne çıkarıyor. Birincisi duygularımıza hitap eden “IMF’yi isteyen Türkiye’yi sevmiyor, kan düşmanımız olan Yunanlı Yorgo ve sünnetsiz Hans’ı destekliyor, onların çıkarı için Turk halkına bedel ödetiyor” şeklinde özetlenebilecek bir ifade kullanıyor. Eskiden Yorgo ve Hans’ın arasına bir de Ermeni Agop’u dahil ederdi, şimdi Agop’u atlamasının özel bir nedeni var mı bilemiyorum. Yiğit Bulut’un ortaya attığı bu argüman bir çok eğitimsiz veya önyargılı kişi tarafından bir delil gösterilmesine gerek kalmadan kabul edilir. Bu kişiler için yapabileceğimiz bir şey yok. Ikinci bir grup insan ise Yiğit Bulut’un bu sözlerini kabul edebilmek için bir delile ihtiyaç duyar. Yiğit Bulut bu kişiler için de şu argümanı getiriyor:

'1 milyon dolar' satmış ve karşılığında Hazine bonosu almış. Kur 1.30'lara gelince pozisyonunu kapatmış veya hâlâ pozisyonunu koruyor. Kur farkı ile dolar bazında getirisi o günden bugüne dolar bazında yüzde 100'ün çok ama çok üstünde!
Daha açık ifadesi ile yıllık dolar bazında kur düşüşleri ile 'yüzde 20-25 dolar bazında getiri' sağlamış. Bu kazancı ile de 'kendi katılımcısı' olan Yorgo'nun maaşını ödemiş. Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...

Yiğit Bulut’un elindeki delil bu. 2003 yılında ülkemize girip yatırım yapan yabancılar yüksek getiri sağlamışlardır, bu yüksek getiri de Türk hazinesinin ve dolayısıyla vergi veren orta direk vatandaşın cebinden çıkmıştır argümanı. Biz size işin doğrusunu anlatalım, bu ülkeyi kimin sevdiği kimin seviyor ayaklarına yatıp ülkenin kötülüğü için lobi yaptığı anlaşılsın.

Şimdi birisi (adına Azerbaycan’lı Rüstem diyelim) Türkiye’de veya Arjantin’de bono piyasasına girdiği zaman iki türlü risk alır. Birincisi paranın geri ödenmeyecek olması riski (buna kredi riski denir), ikincisi ise kurların vade bitiminde eskisinden yüksek olması riski (buna da kur riski denir). Bunların hiç bir şekilde garantisi yok. Uzun vadeli Amerikan devlet tahvillerinin bile riski var, senelik %0,4 gibi küçük bir risk primi ama istediği kadar dolar basma lüksüne sahip Amerika bile riskli kabul ediliyor. Döviz kurlarının bir garantisi olmadığını ise 5 yaşındaki çocuk dahi biliyor. Bizim Rüstem petrol satışından elde ettiği dolarları Türkiye’de gelip risk alarak değerlendirmek istedi diyelim. Elde edeceği getirinin iki tane bileşeni olacak: birincisi TL cinsinden hazine tarafından ödenen faiz, ikincisi ise dolar kurunun değişmesinden elde edeceği getiri veya zarar, ki bunu ödeyen Türk hazinesi veya Türk vatandaşları değil Rüstem’in sattığı dolarları satın alıp spekülasyon yapan spekülatörlerdir. Yiğit Bulut’un herkesten gizlediği gerçek budur.

Gördüğünüz üzere Yiğit Bulut döviz spekülatörlerinin ödediği bedeli sanki Türk hazinesi ve dolaylı olarak da vergi veren vatandaş ödeyormuş gibi davranıp halkı galeyana getirebilecek provokasyon yapıyor. Şimdi de rakamlara bir bakalım ve Hazine’nin bugün ne kadarlık bir bedel ödeyeceğini bir görelim. Bugün Rüstem gelse $100.000 bozdursa eline 148.000 TL geçecektir. Önünde iki tane seçenek var: ya parasını gecelik faize koyacak ve bir kriz çıkması esnasında çabucacık dolara geçerek risklerini sınırlayacak, ya da parasını bir senelik hazine bonosuna yatıracak ve kriz çıkarsa kös kös oturup seyretmek zorunda kalacak. Iki durumu da analiz edelim:

Durum 1: Gecelik faiz yatırımı

Eğer Rüstem Yiğit Bulut’un bahsettiği anormal yüksek faizlerden ağzı sulanıp Türkiye’ye gelmiş ve parasını da gecelik faizde değerlendiriyorsa eline bugün geçecek para senelik %6,5’dir. Bu getiriye yakın bir zamanda konuşulduğu üzere %3 civarında bir vergi de ödeyecek ama hesap çok karışmasın diye biz onu da Rüstem’e hibe edelim, nasılsa kan kardeşimiz değil mi? Böylece bir sene sonunda Rüstem’in 148 bin TL’si 157 bin TL’ye yükselecektir. Iyi de bir sene sonraki 157 bin TL mi daha iyi, yoksa bugünkü 148 bin TL mi?

Beş yaşındaki çocuk dahi Türkiye’de enflasyon olduğunu ve TL’nin satınalma gücünün, dolayısıyla değerinin düştüğünü bilir. Yani bir bakıma elinde TL tutanlar para kaybederler, TL borçlananlar ise para kazanırlar. Buna senyoraj denir, ya da sizin anlayabileceğiniz ifadeyle enflasyon vergisi. Enflasyon vergisi kimin cebine gider peki? Tabii ki piyasadan borçlanan hazinenin. Yiğit Bulut’un halkımızdan gizlediği ikinci gerçek de budur. Rüstem’in hazineye verdiği borçtan gerçek anlamda para kazanabilmesi için enflasyonun üzerinde bir getiri sağlıyor olması gerekiyor. Pekiyi Rüstem’in yatırım yapacağı önümüzdeki bu bir yıllık sürede enflasyon ne olacak? Dünyanın son 25 yılda yaşadığı en derin krizin içerisinde, enerji fiyatlarının dolar bazında yarıdan fazla düştüğü bir ortamda Türkiye’de enflasyon oranı %6,53 olarak gerçekleşti. Tüik enflasyon oranlarını daha yeni açıkladı. Bir kısmınız Tüik rakamlarla oynuyor, olduğundan az gösteriyor şeklinde benim hurafe olarak nitelendirdiğim varsayımlarda da bulunuyor, ona da hafifçe değineceğim. Ama size soruyorum, önümüzdeki bir yıl içerisinde enflasyon oranı sizce %6,5’den az mı olacaktır yoksa daha fazla mı?

Ben 2010 yılında enflasyon oranının 2009’a kıyasla daha yüksek olacağını düşünüyorum açıkcası. Bu demektir ki Rüstem’in gelecek sene eline geçecek 157 bin TL bugünkü 148 bin TL’den daha değersiz olacaktır. Biz buna negatif yani eksi reel faiz diyoruz. Gecelik faize yatırım yapanlar devletten reel olarak para almayı bırakın üstüne para veriyorlar devlete. Yiğit Bulut bu gerçekleri neden saklıyor Türk halkından? Bir de bunun üstüne komplo teorilerine inanıyorsanız ve Tüik’in rakamlarla oynadığını ve enflasyonu memura, işçiye ve emekliye az enflasyon farkı ödemesi yapmak için enflasyonu düşük gösteriyor diyorsanız Rüstem iyice yandı demektir. Yani diyelim ki enflasyon %6,5 olmasın da %9 olsun. Bu durumda Rüstem reel olarak %2,5 para kaybedecek demektir. Yani faiz olarak 9 bin TL alacak ama 13 bin TL’yi enflasyon vergisi olarak hazineye geri ödemiş olacak. Keşke Rüstem gibi kazlardan daha çok olsa da iyice yolsak.

Biz rakamların doğru olduğunu varsayalım. Rüstem reel olarak para kaybetti ve hazine karlı çıktı diyelim, iş bitti mi? Bitmedi. Daha parasını dolara geri çevirme işlemi var. Bir sene sonra dolar kuru ne olacak? Biliyor musunuz, biliyorsanız hiç durmayın hemen bir forex hesabı açıp paranızı 10 katına katlayın. Dolar kurunu tahmin edebileceğini düşünen bir çok kişi forex piyasalarında iflas ediyor, bu işin garantisi yok. O yüzden Rüstem de bir darbe de dolar kurundaki değişimlerden yiyip iyice dibe batabilir. Hangi durumda ne olacağına bir bakalım.

A. Dolar Kuru Yükselirse
Dolar kuru 2008’deki 1,15 değerini gördükten sonra 6-7 ay içerisinde 1,8 değerine kadar yükselmişti hatırlarsanız. 1,15 değerinden dolar bozdurup 1,8 TL’den dolar almak zorunda kalan yabancı yatırımcılardan Yiğit Bulut nedense hiç bahsetmiyor. Sanki ortada hiç böyle bir risk yokmuş gibi davranıp milleti forex piyasalarında kumar oynamaya teşvik eden aracı kurumlar gibi davranıyor. Tekrar söyleyelim, bu işler risklidir, çok para da kazanabilirsiniz, çok para da kaybedebilirsiniz. Forex piyasaları zero-sum game dediğimiz piyasalardır, biri kazanır biri kaybeder, kumarhane sahibi, pardon forex aracı kurumu payını alır, zengin olur. Bu piyasalarda olan biten Türk hazinesinin cebine (aldığı vergileri saymazsak tabii ki) bir kuruş girmesini sağlamaz, hazineden bir kuruş çıkmasına da neden olmaz. Dolar kuru yükselirse Rüstem’den kim ucuzdan dolar alıp kim pahalıya satmışsa onun cebine para girer.

Yiğit Bulut bunları size açık açık anlatıyor mu? Hayır. Ne diyor peki? “Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...” Sevgili Yiğit Bulut, neden dolar kuru yükseldiği ve yabancı yatırımcıları zarara uğrattığı zaman dolar kurundan dolayı ettikleri %20’lik zararı hesaplarına koymuyorsun da, dolar kurundan kar ettikleri zaman dolar kurunu hesaplara koyuyorsun? Yiğitliğe sığar mı bu davranışın, ekonomiye sığmadığını ikimiz de biliyoruz.

B. Dolar Kuru Düşerse
Ahhhhhhaaaa!!!! Yiğit Bulut’un 2003-2007 arasında bahsettiği getirilerin ana kaynağı bu işte. Rüstem yüksek kurdan elindeki dolarları bozdurup düşük kurdan almışsa elde edeceği faiz gelirinin üzerine bir de dolar kuru farkından dolayı kar yapar ki kaymaklı ekmek kadayıfı. Yiğit Bulut’un da ağzını sulandıran bu forex piyasalarında elde edilen kazanç aslında. Peki bu kazanç Türk hazinesinin ve vergi veren vatandaşın cebinden mi çıkıyor, yoksa forex piyasalarında spekülasyon yapan gerizekalıların cebinden mi? Tabii ki spekülatörlerin. Dolar spekülatörünün kaybettiği para kendisini bağlar, yarın birgün devletin kapısına gelip, otoyolları kapatıp dövizzede olduk deyip haraç istemedikleri sürece problem yok. Haraç isterlerse de işte o zaman hükümetin omurgalı bir tavır takınıp gelen seçimlere de aldırmadan hayır demesi gerek. Ama tabii bunların hazinenin Rüstem’e veya sünnetsiz Hans’a veya hain Yorgo’ya yaptığı faiz ödemeleriyle bir alakası da yok. Yiğit Bulut sapla samanı karıştırıp Türk halkına yedirmeye çalışıyor ve gayet de başarılı oluyor. Kendisini tebrik ederim. Ancak yazımız burada sonlanmadı. Yazımızın ikinci kısmında Rüstem’in uzun vadeli risk hazine bonosuna girmesi durumunda neler olacağını ve Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasına karşı çıkarak neden ülkesine kötülük yaptığını anlatacağız. Yazının başlığı Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor.

Not: Yiğit Bulut bu yazıyı binlerce kere yazdığını ve binlerce kere ana fikrini dile getirdiğini dile getirmiş, ve YETMEZ demiş. Biz de sizlerden bu cevabı binlerce farklı ortamda paylaşmanızı istiyoruz, başka türlü hurafelerin önüne geçemeyiz. Read More!

Danışman Olmak İçin İhtiyacınız Olan Tek Şey: Jöle!

Bir gün bi arkadaşımla oturuyoruz. İkimizin de canı sıkkın. Konuşacak, muhabbet edecek konu bulamıyoruz. Ve bu tür zamanlarda sürekli yedek cephane bulurum: Yiğit Bulut. Yiğit Bulut'u tanıtırken şu şekilde bir yöntem izlerim:

Gazete yazısında hem iç hem de dış borç grafiğini yorumlarken okunmayan ve aynı grafiği kullanan ademoğlu:

Türkiye'nin toplam dış borcunun 1,25 trilyon $ olduğunu iddia eden baş ekonomist.

Ölümcül tahminler yapabilen yaman analist:
Bir Yiğit Bulut Klasiği

Çan eğrisini çok yanlış anlayan
Yiğit Bulut/Ekşi Sözlük

Spekülatör Yorgo, Hans ve Agop'un baş belası:

Henüz kendisi el atmadığı için ispatlanamamış matematik problemlerinin adamı:

İdeolojiden soyutlanmış ortalama yurttaş:

Siyasi öngörülerinin de ekonomi tahminleriyle paralel gittiği uzman:

Spekülatif dolar hareketlerinin maliyetini halka yükleyen sosyal demokrat


Yiğit Bulut Lufthansa, faiz lobisi, Soros, dış mihraklar derken başbakanlık danışmanı oldu. Pek şaşırılacak bi durum değil.

Bu ülkede ne yaptığınız önemli değil. Kimin çantasını taşıdığınız ve fırsat anlarında kime yardakçılık ettiğiniz önemli.  Daron Acemoğlu gibi İngiltere'de doktora yapsanız bile Merkez Bankası sizi kabul etmeyebilir. Fakat ünlü bir iş adamının damadı olursanız, ekranlarda popülist yaklaşımlarla halkı keriz yerine koyarsanız, ekonomi bilginizin eksikliğini cehaletinizle doldurursanız, bir gün sövdüğünüz insana diğer gün gönül yakınlığı hissedercesine ahbap olursanız belki danışman olabilirsiniz.

Unutmadan; jöle önemli. Jöleyi unutmayalım...
Read More!

Ortalama Vatandaş Yigit Bulut

"Benim ve benim gibi "ideolojik olmayan", ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok..."

demiş. Ah ah.... Yiğit Bulut'un bir de ideolojik olan halini görsek nasıl olurdu acaba. Ha bir de kendisini ortalama diye ifade etmiş ya.

Evet, Yiğit Bulut tam bir ortalama Türk vatandaşı. Şunun şurasında 70 milyon kişiyiz, birbirimizi biliriz. Kayın pederi, "Hz. Muhammed Türktür" diyen Namık Kemal Zeybek. Zaten ortalama Türk vatandaşı da böyle düşünür. Hatta ben söyliyeyim, Hazreti Adem de Türktür. Böylece Türklük meselesi bir cümle ile çözümledim. Dağılın!


Zeybek aynı zamanda sıradan vatandaş Aydın Doğan'ın bacanağıdır. Yani ortalama vatandaş Yiğit Bulut, Aydın Doğan'ın yeğeni ile evlidir. Tesadüfe bakın ki Sayın Bulut aile ilişkilerinin dezavantajına rağmen uzun süre Radikal gibi gazetede yazıp CNN Türk'te ekranlara çıkarken, Vatan gazetesinin satılmasından az önce işten atılmış, ama parlak yorumları sayesinde fazla işsiz kalmamış, Vatan gazetesinde yazı yazmaya devam etmiştir. Zaten bu tür fırsatlar da her ortalama Türk vatandaşının karşısına en az ayda bir çıkar. Arkadaşlar bunun bir de havuz başında herkesin önünde karısından yediği fırçayı ve nasıl süt dökmüş kedi modunda takıldığını anlatmışlardı ama özel hayata müdahele olmasın diye bundan bahsetmiycem. Ekonomi Türk laik bir blogdur! Ortalama Türk vatandaşının laiklik anlayışı da böyledir zaten.

Sonracığıma ortalama vatandaş Yiğit Bulut bir yandan şeriat geliyor diye öcü, öcü derken bir yandan televizyonlarda faiz haram, AKP faizci şeklinde esip gürlemiştir. Zaten ortalama Türk vatandaşı da faizden sakınır, ama başörtüsünü de bırakmaz. (Tabi ortalama Türk vatandaşı aynı zamanda namaz beş vakitken nafilelerle onbeş yapar, oruç bir ayken üç aylar, şevval vs yılın yarısını oruçlu geçirir, ama zekata gelince nedense ince eler sık dokur. Bu kısmı Yiğit Bulut'la alakalı değil, ama ortalama Türk vatandaşı bir konu üzerinde kalmaz, aynı anda bütün konuları tek bir paragrafta anlatır.)

Neyse, ekşi sözlük'ten alıntı ile bitirelim. Bu alıntı da aslında Yiğit Bulut'un ortalama anlayışı hakkında yeterli bilgi veriyor. Kendisi çan eğrisinin tepesinde bulunuyor zannedersem.

bugun itibariyle yigit bulutla gunun yorumunda cahillikte sinir tanimamis insan evladi.
" ... yani bir can egrisi dusunun, can egrisinin tepesinde tabi ki en zenginler olacak ama dagilim saga ve sola dogru esit sekilde olsun."
"...can egrisinin bu tarafinda kalanlar saginda ve solunda kalanlar normal standartlara yukselsin."
gibi harika seyler yumurtlayan insan evladi. sinirli istatistik bilgimle sunu acikca soyleyebilirim ki bu arkadasin can egrisinin ne oldugundan haberi yok. can egrisinin tepesinde zenginler nasil oluyor bana bir aciklayiverirse cok sevinicem. yeni bir can egrisi kesfetmediyse arkadas, eger o tepe dedigi yerde zenginler varsa, saga ve sola giden fakirler niye saga ve sola gidiyor, hepsi ayni yone gitsin fakir degil mi ? yoksa saga giden fakirler sagci fakirler, sola giden fakirler solcu fakirler mi ? ekonomiyle ilgilendigini soyleyen bir insan evladinin istatistikten anlamamasi aci.
belki bu yardimci olabilir arkadasa (bkz: #305761), entryde ortadaki yuksek kisim denilen yer yigit bulutun tepe dedigi yer.


Yigit Bulut bir ara zurnanın zırt dediği yeri de gösterse tam süper olacak! Read More!

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor

BAĞDAT – Yanlış hesap Bağdat’tan döner diye bir atasözümüz vardır, ben de o hesap Bağdat’tan hesabın döndüğü noktadan yazıyorum bu yazıyı. Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir başlıklı yazımızı okuduysanız Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasını destekleyenler ülkesini sevmiyor sözüne cevap verdiğimizi düşünmüş olabilirsiniz ama o yazı gerçeklerin yarısını gösteriyor sadece. Bu yazıda da asıl vurucu argümandan bahsedeceğiz. Kaldığımız yerden devam edelim.

Durum 2: Bir Yıl Vadeli Tahvil Yatırımı
Gerçi Türk insanı bu tür konulara aşinadır, parasını genellikle 30 günden fazla vadede pek tutmaz ama biz yine de bazı kişilerin farkında olmadığı bir riskten bahsedeceğiz. Paranızı uzun vadeli olarak mevduata veya tahvile bağladığınız zaman kredi riskine ek olarak faiz riski de alırsınız. Siz parayı bağladıktan sonra piyasadaki faiz oranları sabit kalmayacaktır, oynayacaktır. Eğer bir kriz çıkar da faiz oranları zıplarsa sizin paranız düşük faizden bağlı kaldığı için yükselen faizlerden faydalanamayacaksınız ve vade sonuna kadar güdük bir faiz getirisi elde etmeye devam edeceksiniz. Olur da elinizdeki tahvili piyasada bozdurmaya kalkarsanız 100 liradan aldığınız tahvilin belki de 90 liradan ancak alıcı bulduğunu göreceksiniz. Tersi durum da olabilir ve faizler düşer, buna rağmen siz ilk tahvil aldığınız zaman geçerli olan yüksek faiz oranlarından faydalanmaya devam edersiniz. Ama elde edeceğiniz getiri tahvili aldığınız zaman elde edeceğinizi düşündüğünüz getiriyi aşamayacaktır. Ekonomistler bu riske faiz veya vade riski diyorlar. Genellikle bu riski aldığınız için ve likiditenizden feragat ettiğiniz için piyasalarda vadeler uzadıkça faiz oranları da artar. Şu an Türkiye’de de böyle bir durum var. Gecelik faiz oranları %6,5 iken 1 yıllık faiz oranları bugün %8,5.

Bizim Azerbaycan’lı Rüstem diyelim ki vade riskini göze aldı ve parasını bir yıl vadeli hazine tahvillerine yatırdı. Kriz çıkmadığını ve herşeyin beklediği gibi yolunda gittiğini varsayalım. En iyi ihtimalle bir yıl sonunda eline %8,5 nominal getiri geçecektir. Hazinenin enflasyon vergisi aldığını biliyoruz, yani Rüstem’in hazineye maliyeti 8,5 eksi enflasyon oranı kadar olacaktır. Bu görünen bir vergi değil , gizli bir vergi ve çoğu kişi de ellerindeki paranın değerinin zamanla azaldığını bilse de kaybettikleri miktarın nereye gittiğini bilmezler. Enflasyondan dolayı kaybedilen satınalma gücü TL borçlananlara yani çoğunluğu hazineye gider. Bir yıl sonra da enflasyon oranının en iyi ihtimalle %6, muhtemelen de %8’e yaklaşacağını varsayarsak Rüstem’e hazinenin ödediği reel faizin %0,5 ile %2,5 arasında bir yerlerde olacağını söyleyebiliriz. Sizin yaşınız kaçtır bilmiyorum ama Türkiye çift basamaklı reel faizleri 20 yıldır ödüyordu. Nihayet riskimizin düşük olduğunu küresel krizde cümle aleme kanıtladık, kredi notumuz ardı arkasına arttırılıyor. Ödediğimiz reel faiz bir nesildir ödediğimiz en düşük seviyelere gerilemiş, neredeyse Amerika’nın ödediği cücük seviyelere düşmüş, Yiğit Bulut ise bu seviyelere razı olan üç beş tane yabancı yatırımcıyı da kovalamak için ne yapacağını bilemiyor.

Değerli dostlarım, bakınız burada örnekleme yaparak verdiğim Rüstem ufak bir yatırımcıdır, piyasalarımıza girmesi faiz oranları üzerinde bir etki yapmaz. Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği, söylemediği çok önemli bir finansal gerçek var. Büyük yatırımcılar büyük miktarlar kullanarak piyasalarımızdan tahvil alımı yaptıkları zaman hazinenin ödediği faiz oranları düşer, herkes daha düşük bir faize razı kalmak zorunda olur. Bu nasıl olur anlatalım. Hazine bir ihale açtığı zaman borçlanacağı miktar aşağı yukarı sabittir. Ihaleye büyük bir yatırımcı talep gösterdiği zaman artan rekabetten dolayı birileri hazineye istediği kadar borç veremeyecek (bu yerli bir yatırımcı da olabilir, diğer yabancı bir yatırımcı da). Siz ne yapardınız bu durumda? Tabii ki faiz oranlarını ufak bir miktar düşürerek diğer alıcıların önüne geçerdiniz değil mi? Böylece bu yatırımcılardan bir kısmı talep ettikleri faiz oranını bir miktar düşürerek ihalede hedefledikleri kadar kağıt alabileceklerdir. Bunun neticesinde de ihalede gerçekleşecek faiz seviyesi normalde gerçekleşeceğinin bir miktar altında olacaktır. Yani hazine yabancı bir alıcının piyasaya girmesiyle herkese daha düşük faiz ödeyecektir. Yabanci yatirimci ne kadar buyukse, faizdeki düşüş de o kadar fazla olacaktir.

İşte Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği gerçek budur. Eskiden faizlerin şimdikine kıyasla çok daha yüksek olmasının bir sebebi de bu idi. Piyasada sadece yerli alıcılar vardı ve rekabet düşük olduğu için hazine yüksek faiz ödemek zorunda kalıyordu. Yiğit Bulut o günlere özlem duyuyor olmalı. Yabancı alıcıların sayesinde hazinenin daha düşük faiz verdiğini ya bilmiyor ya da sizlerden gizliyor. Hangisi daha kötü bilemiyorum.

Özetleyecek olursak Yiğit Bulut piyasadaki faizlerin daha da düşmesine katkı sağlayacak yabancı alıcıları size “sıcak paracı, kan emici vampirler” olarak takdim edip kaçırmaya çalışıyor. Ayrıca geçmişte Türk lirasının değer kazandığı, doların değer kaybettiği bir dönemde yabancı yatırımcıların döviz spekülatörlerinin sırtından para kazanmasına da oldukça gocunmuş. Kendisi döviz çıkacak diye spekülasyon yapmıyorsa bundan neden gocunduğunu da anlamış değiliz. Neticede biz dışarıdan petrol ve doğalgaz gibi ekonomimizin çarklarını döndüren enerji hammaddelerini ithal etmek zorundayız. Varili $50 da olsa ithal edeceğiz $150 da olsa ithal edeceğiz. Dolar değer kaybederse en azından Araplara ve Ruslara daha az TL ödeyerek bu malları satın alacağız. Üstüne üstlük Türkiye hala dışarıya bir ton dolar borcu olan bir ülke, borç aldığımız paranın değeri düşüyorsa bundan iyi ne olabilir ki? Madem Türk lirası aşırı değerli, o zaman bastır liraları, al ucuzdan dolarları, kapat borcunu. Dünyanın başka neresinde borçlu adam borcunun değeri azalıyor diye üzülür yahu? Nedir bunun sebebi, cehalet mi, art niyet mi, saflık mı?

İşin IMF boyutunu atladığımı veya o konuyu tartışmaktan sakındığımı zannetmeyin, en güzel konuyu en sona sakladım. Türk insanının IMF konusu kadar bilgisiz ve duygusal olduğu konu çok azdır, siz de böyle biriyseniz yazının bundan sonrasını hiç okumayın, sinirleriniz bozulmasın, kurduğunuz hayal dünyası yıkılmasın, yabancılardan nefret ederek hayatınızı yaşamaya devam edin.

IMF kredilerine çok talep olmasının üç nedeni vardır. Birincisi vadeleri kaynak sıkıntısı çeken ülkelerin kendi başlarına bulabileceklerinden çok daha uzundur. İkincisi, çok büyük miktarlarda borç bulabilirsiniz. Üçüncüsü, IMF’nin sizden talep edeceği faiz oranı başka yerde bulabileceğiniz faiz oranlarından daha düşüktür. Ne kadar düşüktür söylemeden önce sizden IMF’nin uyguladığı faiz oranını tahmin etmenizi isteyeceğim.
A. Senelik faiz oranı %0 - %1,5 arasındadir
B. Senelik faiz oranı %1,5 - %3 arasındadır.
C. Senelik faiz oranı %3 - %5 arasındadır.
D. Senelik faiz oranı %5 - %7 arasındadır.
E. Senelik faiz oranı %7’den fazladır.

Cevabı bilmediğinizi biliyorum. Türkiye kendi başına dolar cinsi borçlanmaya kalksa ödeyeceği faiz oranı %3 civarında olacaktır. Bundan 6 ay önce ise bu rakam %5’lerin üzerinde idi (bahsettiğimiz 2-3 yıl vadeli dolar cinsi faizler). Ancak dış piyasalardan $20-$30 milyar borçlanmak o kadar kolay değil. Oysa IMF ile anlaşmamız durumunda ödeyeceğimiz faiz oranı sadece ve sadece %1,25 olacak. İnanamıyorsunuz bu rakama değil mi? Bankadan borçlanırken ödediğiniz aylık faizden bile daha düşük neredeyse. İşkembeden sallamıyorum bu rakamı, kaynağı burada. Yani $20 milyar borçlansak üç senede ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı şimdiki oranlarla $750 milyon dolar olacaktır. Oysa piyasalardan borçlanmaya kalksak bu parayı, ki çok zor, üç yılda ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı bundan 1 milyar dolar daha fazla olacaktır.

Neymiş işin doğrusu? IMF bize $1 milyar dolar para vermek istiyor. Bunun karşılığında bizden ne talep ediyor peki? Buna cevap vermeden daha önemli bir konuya değineceğim. İnsanlarımızın yabancılardan borçlanma konusunda bu kadar duygusal davranmalarının arkasında yatan neden bana kalırsa şerefli Türk devletini yabancı bankaların ve devletlerin önünde el açmış para dilenirken tasavvur etmeleridir. Yani kendilerine soruyorlar, neden biz gidip onlardan para dileniyor konumundayız da onlar bu konumda değiller. Bunun verdiği acıyı ise IMF gibi bize yardım etmeye çalışan yabancı kurumlara karşı nefret kusarak dışarı vuruyoruz.

Burada eğer bir suçlu aranıyorsa kendimizde aramalıyız. Her fırsatta hepimiz devleti öyle ya da böyle soymaya kalkışıyoruz. Politikacılarımızın, idari yöneticilerimizin altlarında yabancı arabalar eksik olmuyor. Aldığımız akılsız risklerin faturasını kendimize bir “zede” yaftası yapıştırarak devlete ödetmeye çalışıyoruz. Seçimlerden önce halkın parasını oy uğruna sokaklara döküyoruz, bunu yapan politikacıları da seçimlerde ödüllendiriyoruz. Devlette yüzbinlerce işe yaramaz memuru istihdam etmekten kaçınmıyor, çalışanlardan yeterince faydalanmıyor, daha sonra ise çok genç yaşlarda emekli ederek hepsine ortalama 30 yıl bakıyoruz. Insanların ibadetlerini düzenlemek için kurduğumuz diyanet işleri başkanlığına her sene $1 milyar dolardan fazla harcıyoruz, sonra bu kurum bünyesinde çalışan memurlar (imamlar) fazla mesai ücreti talep edince gıkımızı çıkarmıyoruz. Fındıkçılara, pamukçulara, önüne kim gelirse taban fiyatı adı altında rüşvet vererek halkın parasını peşkeş çekiyoruz. Sokağa atılan, israf edilen paraları saysam bitiremem. Neticede bunların hepsinin bir bedeli var. Bu paralar havadan gelmiyor, vergi kaçıran fırıncıdan, doktordan, serbest meslek erbabından da gelmiyor. Bu paraların bir kısmı vergi kaçıramayanların ödediği yüksek vergilerden geliyor, bir kısmını da borçlanıyoruz. 2009 yılında 60 milyar TL açık vermişiz ve bu kadar parayı fazladan borçlanmışız. Mümkün mü buna kaynak yetiştirmek? Kızacaksanız ülkenin bu duruma düşmesine neden olan kendinize, diğer seçmenlere ve politikacılara kızın. IMF’ye neden kızıyorsunuz? Adamlar gelip bizi bu saçma sapan harcamaları yapmaya mı zorluyorlar sanki? Tam aksine.

IMF ile bugüne kadar anlaşılmamasının gerçek nedenini biliyor musunuz? Bilmediğinizi biliyorum. Ben söyleyeyim. IMF Türkiye’den iki şey istiyor: birincisi bu gereksiz israfların kısılmasını, ikincisi vergi gelirlerinin vergi kaçıranların durdurulmasıyla ve kayıtdışının kökünün kazılmasıyla arttırılmasını istiyor. Hükümetin de bu konuda politik davranacağını bildiği için de vergi idaresinin özelleştirilmesi vasıtasıyla vergi toplamada daha verimli olunacağını belirtiyor. Hükümetin de direndiği nokta burası. Bunu yapmamız için de bize düşük faiz şeklinde $1 milyar dolar para veriyorlar. Bizim bunları IMF istemese dahi yapmamız lazım değerli dostlarım. Adamlar bizim zararımıza olacak bir şeyi istemiyorlar. Siz ekonomiden anlamadığınız için IMF’ye şüpheyle yaklaşıyorsunuz, bunu anlayışla karşılıyorum. Peki Yiğit Bulut? Onun mazereti nedir? Read More!

Yiğit Bulut: Yigidim aslanım yarın ne yazcak?

Bazı okurlarımız Yiğit Bulut'la fazla uğraştığımızı söylüyor. Yanlış hatırlamıyorsam geçenlerde birisi kendisinden karikatürize bir şahıs diye söz etmişti. Elhak doğru bir tanımlama. İyi de biz ne yapalım. Bu ülkenin bazı gazeteleri kendisini ciddi ciddi yazar olarak istihdam ediyorsa biz de uğraşırız.

Yiğit Bulut, "PKK'dan sonra sıra kimde?" başlıklı bugünkü yazısında ciddi ciddi "Kuzey Irak'ın fethi tamam şimdi sıra İran'da" mealinde bir analiz yapıyordu. Tabii İran'a geçmeden önce de yurtiçindeki irticai kesimin (artık onlar kimlerse) işinin görüleceğini iddia ediyordu. Daha bu yazının mürekkebi kurumadan TSK Kuzey Irak'tan çekildiğini açıklayıverdi. Bakalım yarın ne yazacak hakikaten merak ediyorum. Bu arada Yiğit Bulut'a danışmadan çekilme kararı alan Sayın Büyükanıt'a da buradan teessüflerimi gönderiyorum.

TSK'nın geri çekilme kararından sonra hayal kırıklığına uğrayan Yiğit Bulut fanatiklerinden biri de yorumunda "Yiğit bey lütfen ekonomi yazarı olmanız nedeniyle politik yazı yerine daha öncesinde çok iyi yaptığınız gibi ekonomi yazarlığınıza dönmenizi arzu ederiz" demiş. Yahu biz onun ekonomi (ekonomi nedir?) yazılarını da biliriz diyeceğim ama neyse. Allah Yiğit Bulut'a da fanatiklerine de uzun ömür versin. Sayelerinde bu sıkıntılı günlerimizde arada eğlence imkanı buluyoruz. Read More!

Yiğit Bulut ve Habertürk Çalışanları

Yiğit Bulut üzerine yazıları yazarken habervtr.com kaynaklı bir habere başka bir kaç sitede rastladım. Yazının anafikri şu: Yiğit Bulut Haber Türk televizyonunda Genel Yayın Yönetmeniymiş, şirketin çalışanları ofislere güvenli bir şekilde girebilmek için parmak izlerini alete okutuyorlarmış. Yiğit Bulut da buradan elde edilen işe giriş ve çıkış saatlerinin kullanılmasını isteyerek işe geç gelenlerin ve işten erken ayrılanların kendisine bildirilmesini istemiş. Geç gelenleri ve erken çıkanları da uyarıyormuş. Haberin sonu şöyle bitiyor:

“Daha öncede Haber Türk binası karşısında bulunan "TORO" adlı büfede ihtiyaçlarını gidermek için giden bazı çalışanların işine son verilmişti. "TORO" yasağına "parmak izi takibi" de eklenince özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünen Haber Türk çalışanları ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.”

Yiğit Bulut’un yazıları hakkında ne düşündüğümü biliyorsunuz ama hakkını yememek lazım adam iyi yöneticilik yapıyormuş. Habertürk çalışanları ne yapacaklarını şaşırmışlarmış. Ben söyleyeyim ne yapacaklarını: işe zamanında geleceksiniz, zamanından önce de çıkmayacaksınız. Adamlar size dışarıda istediğiniz gibi fink atasınız, şirketin zamanından çalıp birbirinizle geyip yapasınız diye mi para veriyor? Devlet memurlarına bakıp kötü örnek almayın. Türkler tembelliğe ne kadar çok alışmış yahu. Ne yapacaklarını şaşırmışlarmış, tövbe tövbe.

Bakın size işlerin nasıl yürüdüğünü anlatayım. Bir şirkette çalışıyorsanız ve şirketin size sunduğu kaynakları kullanıyorsanız bu konularda “özgürlük” veya “gizlilik” beklemeyin. Şirketin sizin yaptığınız tüm telefon kayıtlarını dinleme hakkı da vardır, yazdığınız tüm emailleri, blog yorumlarını, facebook yazılarını, vs. herşeyi takip etme, kaydetme, okuma hakkı vardır. Bu tamamen yasaldır. Hem şirketin zamanını kullanıyorsunuz, hem de şirketin bilgisayar ve internetini. Türkiye’deki gazetecilerin ne kanundan ne de etik değerlerden haberleri var yahu. O yüzden Hz. Ömer gibi şirketin mumunu sadece şirket için kullanın, kendi işinizi göreceğiniz zaman ise cebinizden kendi mumunuzu çıkarıp onu yakınız.

Tebrik ediyorum Yiğit Bulut’u, şirketin zamanını sonuna kadar korumaya devam etsin, israf ettirmesin. Read More!

Salaklara matematik dersi

Finans ve ekonomi dehamız Yiğit Bulut (dehası Aydın Doğan'ın yeğeni ve Namık Kemal Zeybek'in kızı Şule Zeybek'le evli olmasından gelmektedir) müthiş bir ispat yöntemi bulmuş. Diyor ki: "Başlayan her dinamik başladığı noktaya döner." Nereden okuduysa, matematikte Collatz conjecture (Wikipedia) olarak bilinen varsayımı bu iddiasına ispat olarak kullanıyor. (Varsayım diyoruz çünkü Collatz conjecture henüz matematiksel olarak ispatlanamamıştır -Unsolved problems in mathematics-. Ama tartışmak istediğimiz konu da zaten bu değil.)

Collatz zaten hangi sayıdan başlanırsa başlansın aynı noktaya geri dönen bir formül var mıdır sorusundan yola çıkmış. Ama Yiğit Bulut hepimizden daha cin ya, bunu bütün dinamiklere uygulamış: her dinamik başladığı noktaya geri döner. Yani "borsa da çökecek, ekonomi de çökecek, Türkiye Cumhuriyeti de yıkılacak aman Şuleme ve Aydın amcama bir şey olmasın" demeye getirmiş.

Yiğit Bulut: X olarak adlandırabileceğimiz bir piyasa göstergemiz daha güncel ifadesi ile endeksimiz olduğunu varsayalım ve bu piyasanın belli bir noktadan yola çıkarak her alım dalgasında 3 katına çıkıp tepede kalmayı ifade etmesi açısından (çift tepe) üstüne 1 eklendiğini, her geri çekilmede de yüzde 50 geri geldiğini varsayalım.

Hayır sayın dahi Yiğit Bulut. 3 katına çıktıktan sonra üstüne eklediğin 1 senin olsun, bir de (bonus olarak) her geri çekilmede yüzde 50 geri gelsin, üstüne eklediğin 1'i de düşürelim. Yani (X/2)-1 olsun.

Bu versiyonda 1'den başlarsak serinin ilk 15 sayısı şöyle :
1
3
9
27
81
243
729
2187
6561
19683
59049
177147
531441
1594323
4782969

Ama 2'den başlarsak ilk 15 sayı:
2
0
-1
-3
-9
-27
-81
-243
-729
-2187
-6561
-19683
-59049
-177147
-531441

Yani bu versiyonda eksi sonsuza ulaşmak da artı sonsuza ulaşmak da mümkün.

Eee, neyi ispatladık şimdi Allahın geri zekalısı? Demek ki her sakallı deden değilmiş, her dinamik de Collatz serisi değilmiş.

Galiba Yiğit Bulut'u anlatacak en iyi cümle: "bu kadar cehalet ancak eğitimle olur"
Read More!

Yiğit Bulut ve Spekülatör Yorgo

Benim payım Yorgo’ya helal olsun

Hakkında, Doğan Grubu yayınlarında “akraba kontenjanı”ndan yazmakta olduğu rivayetleri dolaşan Yiğit Bulut, bugünkü Radikal’deki yazısında yine incileri döktürmüş. Yiğit Bey, genelde sicak paranın özelde de emeklilik fonlarının, Türkiye’de Hazine bonolarına yatırım yapıp da sonra kurların gerilemesi sayesinde, halkımızın sırtından nasıl malı götürdüklerini anlatıyor (vay alçaklar vay). Seçimden sonra gelecek yeni hükümete de bunları sırtımızdan atıp atamayacaklarını soruyor. Bilmiyorum hangi gerekçeyle (aramızdaki tarihi düşmanlık, kin ve nefret tohumlarını körüklemek falan için değildir di mi), konuyu anlatırken de o kadar ülke arasından Yunanistan’ı seçiyor ve bu ülkeden gelen bir emeklilik fonunu ve onun üyesi olan Spekülatör Yorgo’yu örnek olarak kullanıyor.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Ben buradan önce Yorgo’ya seslenmek istiyorum. Yorgo kardeş, ben Türk halkından biri olarak, emeklilik fonunuzun size ödediği maaştan benim payıma düşen kısmı helal ediyorum. Ananın ak sütü gibi helal olsun. Hiç çekinme, çatır çatır ye.

Şimdi de gelelim şu sıcak para meselesine… Ankara’da mukim ticaret ve sanayi erbabının yöneticilerinin de pek sevdiği bu falanca tarihte Türkiye’ye x dolar getiren yabancı filanca tarihte xx doları aldı götürdü muhabbeti, benim en sinir olduğum ekonomi muhabbetlerinden biridir. Her şey olup bittikten sonra böyle bir hesabı ilköğretim talebesine verseniz o da yapar (fakat henüz dört işlem konusunda uzmanlaşamamış olan bazı profesörlerimiz yapamayabilir, ona bir şey diyemem). Yiğit Bey, sıkıyorsa, son dört yılda gerçekleşmiş olan verileri kullanarak bu tür hesaplar yapmak yerine, dört yıl sonra, hadi ondan da vazgeçtim gelecek yıl bu sıralar dolar kurunun nerede olacağını söylesin bakalım. Söylesin de Hazine’miz ona göre tedbirini alsın, yabancıların halkımızın sırtından malı götürmesine engel olsun.

Efendim, malum halkımızın hafızası zayıftır. Siz şimdi Yiğit Bulut'un örnek verirken kullandığı Mart 2003’te Türkiye’de neler yaşanmış olduğunu çoktan unutmuşsunuzdur. Ben size hatırlatayım. Mart 2003, hani şu meşhur 1 Mart tezkeresinin reddedildiği (ya da son günlerde yine şahit olduğumuz meclisteki oy verme sistemimizin garipliği sayesinde reddedilmiş sayıldığı) ve bu nedenle de kurlarda yükselişin beklendiği bir dönemdi. O sırada dolar kuru 1.65 YTL civarında, yıl sonu dolar kuru beklentisi ise 2 YTL’nin üzerindeydi (Kaynak: TCMB-EVDS). Eee, herkesin doların yükseleceğini düşündüğü böyle bir dönemde Yorgo dört yıl sonra doların 1.30’a ineceğini tahmin edip Türkiye’ye yatırım yaptı ise bize "helal olsun" demekten başka ne düşer ki? Haa, bir de "Allah’tan bütün yabancılar Yorgo gibi iyi tahminci değil" demek düşer. Çünkü bütün yabancılar geleceği tahminde Yorgo kadar yetenekli olsaydı, bugün hiçbirimizin kıçında donu bile kalmazdı. Allah’tan yabancıların hepsinde böyle bir yetenek yok da, bazıları dolar yükselirse elimize beş kuruş geçmez diye korkup ülkemize yatırım yapmıyor. Böylece iyice soyulup soğana çevrilmekten kurtuluyoruz. Düşünsenize eğer Yorgo da yanılsaydı ve dolar kuru bugün mesela 2.5 YTL falan olsaydı, acaba kazancı ne kadar olacaktı. Ben üşendim artık onu da siz hesaplayın.

Bu arada belki Yiğit Bulut'un Yorgo’nun sihirli küresine bakmakta olduğu Mart 2003’te neler yazdığını merak etmiş olabilirsiniz. Ben baktım da hiçbirinde dolar kurunun düşeceğine ilişkin bir öngörüde bulunduğunu görmedim. Doğrusu ekonomi yazısı yazıyorum ayağına daha çok siyasi yazı yazdığı ve ekonomik konularda muğlak ifadeler kullandığı için yazılarını pek anlayabildiğimi söyleyemem. Fakat şuradaki yazısında sanki elinde dolar bulunduranlara pozisyonlarını korumalarını tavsiye ediyormuş gibime geldi. Siz de okuyun belki benden daha iyi bir anlam çıkarırsınız. Fakat sakın “işte burada dolar kurunun 2007’de 1.30’lara ineceğini yazmış” demeyin, yemem!...

Not: Bu konularda en son yazılmış yazılarımızı Dolar Alış Satış ve Yigit Bulut sayfalarından okuyabilirsiniz. Read More!

Bir Yigit Bulut Klasigi

Piyasalardaki gelismelerle ilgili yazilarimiza devam ediyoruz. Bundan 2 gun once yazdigimiz yazida "Bence Turk piyasalarindaki dusus bugunku (sali) %4.5 ile sinirli kalmayacaktir. Hatta yarin (carsamba) ben borsanin en azindan 1500 puan daha gerileyecegini dusunuyorum. Dolar daha da cikacak, gecen Mayis'ta karsilastigimiz duzeltmelere yakin olaylar gerceklesebilir. Turkiye'deki faizlerin yuksek olmasi dolarin yukselmesini ve sicak paranin kacisini engelleyemeyecektir." demistik. Gecen Mayis'ta yasadigimiz kriz bize kisa vadede Turk ekonomisinin temelleri ne kadar saglam olursa olsun, kuresel dalgalanmalardan kacamayacagini, gelismis ulke piyasalari %5 dusunce bizim piyasanin %10-15 dusecegini ogretti. Biz de yurtdisi piyasalardaki %4 civarindaki dususleri goz onune alarak bizim piyasanin da %8-12 civarinda bir dusus gosterecegi hesaplamasindan yola cikarak en azindan 1500 puanlik dusus tahmininde bulunduk.

Dun (carsamba) bizim borsa sadece %0.8 dusunce kendi kendime "iyi, insallah yanilmisimdir" dedim. Maalesef Avrupa borsalari bugunku dususle toplam gerilemelerini %5.5'e yukseltince bizim piyasalar da bizim tahminlerimizle paralellik gostererek 1800 puan dustu ve toplam kaybi %10'a ulasti. Ama bu yazida asil deginmek istedigimiz "teknik analiz" prensiplerini izleyen Yigit Bulut'un borsa ile ilgili sacmalamalari.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Yigit Bulut'u bana bundan 1 sene once Baris tanistirdi. Onceleri "niye bu herifin bu kadar uzerinde duruyor, medyada bunun gibi bir sure yetenek dusmani kose yazari var" diye kendi kendime soruyordum. Sonradan Aydin Dogan'in ailesinin bir parcasi oldugunu, bu yuzden Medya'daki onca koseyi kaptigini farkettim. Tek bir kosesi olsa ve bu kadar promosyonu yapilmasa uzerinde durmazdim ama Hurriyet iki gundur bu herifi "uzman" diye gozumuzun icerisine soktu neredeyse. Biz de gerizekali "teknik analiz" yontemini kullanarak piyasalardaki gidisi tahmin etmeye calisan Yigit Bulut'un analizini yapmaya karar verdik.

Hurriyet'te yayinlanan yazisinda Damat Bulut surada destek burada kostek var dedikten sonra "Sonuclar" kisminda tahminlerini su sekilde veriyor:

"İMKB’nin normal şartlarda bugün ana destek bölgesi olan 41,800-42,500 bandı içine dönmesi gerekli…Uzun lafın kısası; Düşüş abartılıydı. Dünya genelinde ilk dalga atlatıldı ama bu başka artçılar olmayacak anlamına gelmez. Sizlere bugün için tavsiyem; İMKB’nin varolan veriler ile 41,800-42,500 bandına dönebileceğini bilmeniz ve “satış nasıl abartılıyorsa”; “alım da abartıldığında” normal sınırlar üstünde dikkatli olmanız.
Not : BOVESPA bugün 43,849, DOW 12,361 üstüne çıkarsa İMKB’de 42,500 üstünü sorgulayabiliriz…"


Bugun borsamiz 39600'dan kapandigina gore Yigit Bulut'un pusulasinin gosterdiginin 2200-2900 puan asagisindayiz demektir. Avrupa borsalari da %1.1 civarinda dustu, o yuzden sartlar "normal" degildi diyebilirsiniz. Avrupa borsalarindaki dususun bize etkisi %2.2 civarinda olmasi lazim (onlar 5 dusunce biz 10 dusuyoruz ya), demek ki Yigit Bulut yine de 1300-2000 puan arasinda bir tahmin hatasi yapmis. "Dolar kurunda dün anlık olarak 1,4260 üstünü gördük ve burasının kırıldığını teyit etmeden “alım yapanlar” ciddi zarar ettiler." diyerek "yanlis" noktadan dolar alip %1 zarar edenler icin CIDDI ZARAR ettiler demeye cekinmeyen Yigit Bulut acaba kendi tavsiyesine uyup da sabahtan borsaya girip gun sonunda %4 zarar edenler icin OLUMCUL ZARAR ettiler gibi bir sifat kullanir mi dersiniz.Bu arada dun dolarda zarar edenler bugun kayiplarini telafi ettiler.

Bu yazi Yigit Bulut'tan cok, teknik analiz kullanan Yigit Bulut'u elestiren bir yazi oldu. Olsun, Yigit Bulut ekonomi konusunda da matah yazilar yazan birisi de degil ki. Bu arada bize de hayatta Dogan Grubundan is teklifi gelmez bu yazilardan sonra, ben ismimi hic aciklamasam mi ne yapsam!

Not: Biz bu yaziyi yazdiktan sonra farkettik ki Hurriyet Gazetesi yukaridaki baglantisini verdigimiz haberin icerigini ve Yigit Bulut'un olumcul tahminlerinin hepsini kaldirmis ve yerine borsadaki dususu anlatan bir haber ve Yigit Bulut'un borsadaki dususu analiz eden sesli linkini koymus. Keske bizimde Amcamiz Medya patronu olsa da bir websitesinde borsa cikacak, digerinde borsa dusecek diya yazimizi yayinlasa, sonra borsa dustukten sonra "borsa cikacak" dedigimiz yaziyi websitesinden kaldirsa ne iyi olurdu. Internette sadece yaptigimiz dogru tahminlere ulasabilirdi insanlar ve 3-5 sene sonra "Goruyor musun Yigit Bulut bir ara her gun borsanin dusup cikacagini onceden soyluyordu, inanmazsan internet'e bak" derlerdi. "Bosandiktan sonra nedense tahminleri dogru cikmaz oldu."

Not: Yigit Bulut hakkinda yazilmis tonla yazilmis yazilarimiz var, en son yazılmış yazılarımızı Yiğit Bulut baglantisina tiklayarak okuyabilirsiniz. Read More!

Hesaplaşma zamanı

28 Nisan 2006 günü sitemizin sürekli müdavimlerinden(!) Yiğit Bulut'a tepkimizi şu şekilde belirtmiştik:

"Bir Yiğit Bulut'la kaç bahar geçer?Yiğit Bulut'u seviyorum. İyi malzeme çıkıyor. Referans gazetesindeki yazısında ne demiş:"Hiçbir hükümet 'Rumlar ile Kıbrıs Cumhuriyeti' adı altında ilişki kuramaz ve gelinen durumu daha da ileri götüremez. Böyle bir gerçeğin penceresinden bakınca sonuç da çok açık, gerçek müzakere başka bir bahara."Sadece aşağıdaki Reuters kaynaklı haberi de ekleyeceğim ve fazla yorum yapmayacağım. Buraya da bir mim koyuyorum. Müzakereler başlayınca görüşelim mi sayın Bulut?"
Aradan kaç bahar geçti bilmiyorum. Ama...

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Sayın Bulut! N'aber? Read More!

Ege Cansen Güngör Uras’a ve Yiğit Bulut’a Zırvalıyorsunuz Diyor

Ege Cansen 3 Nisan 2010 tarihinde Hürriyet’te yazdığı yazısında çok haklı bir şekilde 2002 yılında milli geliri 230 milyar dolar, 2008’in sonunda ise 741 milyar dolar hesaplayıp, milli gelirin 7 yılda dolar cinsinden %222 arttığını ima eden resmi istatistik kurumunu eleştirmiş. Ege Cansen 2002 ve 2008 arasında 7 yıl değil 6 yıl olduğu gerçeği dışında diğer söylediklerinde tamamen haklıdır. Ülkelerin büyüme, faiz, vs. gibi istatistikleri yabancı para cinsinden değil, yerel para cinsinden hesaplanmalıdır. Amacımız kendi kendimizi tatmin etmek ise o zaman milli geliri Amerikan doları cinsinden değil, Zimbabve doları cinsinden hesaplayalım ve Zimbabve doları cinsinden milli gelirimiz 6 yılda 100,000,000 kat artmıştır şeklinde zırvalayalım. Zırvalama kelimesi benim icadım değil tabii, Ege Cansen resmi istatistikçilere zırvalıyorsunuz diyor, yazıda da “Dolarla Zırvalama” başlığını kullanıyor.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

Bakalım Ege Cansen dolaylı yollardan başka kimlere zırvalıyorsunuz diyor. Bundan 2-3 sene evvel Güngör Uras ve Yiğit Bulut gibi ekonomiden pek anlamayan ekonomi köşe yazarları da Ayşe Teyze ve Ali Rıza Bey’in ısrarlı soruları üzerine Alman Hans ve Yunanlı Yorgo’nun ellerindeki “dolarları” 2002’de bozdurup TL faizlerine yatırıp 2007-2008 gibi faizden tüm kazandıklarını tekrar dolara düşük fiyatlardan çevirip dolar cinsinden getiri hesaplıyorlardı. Bu matematiksel olarak milli geliri 2002 yılında dolar cinsinden hesap edip, sonra milli geliri tekrar 2008 yılında dolara çevirip %222 artış hesaplamakla eşdeğer bir işlemdir. Nasıl milli gelirimiz %222 artmamışsa Yorgo’ya da hazinemiz %222 (veya her neyse) faiz ödememiştir. Ben Ege Cansen’in şimdiye kadar Güngör Uras’a veya Yiğit Bulut’a direkt olarak “zırvalamayın” dediğini veya bu şekilde uyarıcı bir yazı yazdığını duymadım. Aynı zırvalamayı resmi istatistikçiler yapınca ama işler değişiyor. Doğru 3 sene önce de doğruydu, şimdi de. Ege Cansen’e halkı bu konuda aydınlattığı için teşekkür ederiz. Ama aradığınız kimsenin gözünün yaşına bakmadan doğruları söylemekse gideceğiniz adres bellidir: Ekonomi Türk blogunun Nisan 2010’da piyasaya çıkacak olan Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabıdır. Ege Cansen’in bugün bahsettiği bu konuyu biz blogumuzda yıllar önce işlemiştik, kitabımızda da tekrardan halkı galeyana getirmek için kullanılan hurafelerden bir tanesi olduğu için bahsediyoruz.

Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler, kitapçınızdan ısrarla isteyiniz, kitapçı “kitap elimizde yok” şeklinde yalanlarla sizi atlatmaya çalışırsa kitapçıyı bir komplonun parçası olmakla suçlayınız. Gizli güçler kitabımızın piyasaya çıkış tarihini sürekli geciktiriyordu ama bu sefer kesin Nisan 2010’da piyasalarda. Alın okuyun... Read More!

Bir Yiğit Bulut'la kaç bahar geçer?

Yiğit Bulut'u seviyorum. İyi malzeme çıkıyor. Referans gazetesindeki yazısında ne demiş:

"Hiçbir hükümet 'Rumlar ile Kıbrıs Cumhuriyeti' adı altında ilişki kuramaz ve gelinen durumu daha da ileri götüremez. Böyle bir gerçeğin penceresinden bakınca sonuç da çok açık, gerçek müzakere başka bir bahara."

Sadece aşağıdaki Reuters kaynaklı haberi de ekleyeceğim ve fazla yorum yapmayacağım. Buraya da bir mim koyuyorum. Müzakereler başlayınca görüşelim mi sayın Bulut? Merak ediyorum, siz hiç gazete de mi okumuyorsunuz?

"European Union governments yesterday agreed to start detailed membership negotiations with Turkey and Croatia in the area of education.“Chapter 26 (the education part of entry talks) will now go for negotiations,” an ambassador from one EU member state said. " Read More!

Yalan söylemekten utanmayanlar, sıkılmayanlar

Normalde bu yazıyı daha önce yazacaktım. Ama belki bir düzeltme yapılır umuduyla bekledim. 4 Nisan Salı günü Yiğit Bulut Radikal gazetedeki köşesinde aynı grafiği hem iç borç hem de dış borç stoku grafiği olarak bastı. Grafikte ne rakamlar belli ne tarihler. Hem yazılı baskıda hem internette.

Yazının başlığı da “Büyüme ama neye rağmen”. Belirtmeye gerek yok. Yigit Bulut’un kendi kendini tekrar etme pahasına aynı şeyleri yazdığını biliyoruz. Ama göz göre göre yalan söylemek, üstelik bunu yaparken de burnundan kıl aldırmamak cesaret ester. Cahil cesareti dedikleri bu olsa gerek. Sayın İsmet Berkan’a soruyorum: Aydın Doğan’a damat olunca köşende istediğin gibi saçmalamak serbest mi?

Bu tarz haber ve yorumları şikayet edebileceğim bir merci olmalı. Hatta savcılar bunu suç duyurusu olarak kabul etmeli. Kendime yorumzede sıfatını takıp İkitelli’de Radikal gazetesi önünde eylem yapsam sayın Sinan Aygün bana destek çıkar mı acep?

Sayın Bulut bizi aptal mı zannediyor? Biz girip Hazine’den borç rakamlarına bakamıyor muyuz? Üstelik dolar bazında iç borç stoku verisinin anlamı ne? Hiç bir şey. Gidin borç rakamlarına bakın. İç borcun çok az bir kısmı döviz cinsinden ya da dövize endeksli. Üstelik stok aynı kalsa bile TL dolar karşısında değerlendiği sürece dolar cinsinden ifadesi artar. Bu ilkokul seviyesi aritmetik.

Sayın Bulut’a göre borç almak kötü birşey. Onun yerine memura, işçiye maaşlar ödenmesin daha iyi. İkide bir “sosyal maliyet” diye yakınıp duruyor. Borçlanmamanın ya da borçlanamamanın sosyal maliyeti ne olur bir de bunu söylese. Eğer borç artmasın istemiyorsan, harcamalarını kısacaksın, bütçe açığı vermeyeceksin. Bunun kuralı bu. Bakkal da olsan bu, devlet de olsan bu. Beş yıldır Türkiye’de yapılan da bu. Merak ediyorum, önümüzdeki seneden itibaren bütçe fazla vermeye başlayınca, özelleştirme gelirleri de borçları ödemek için kullanılınca hala yalan yanlış rakamlar verip, saçma sapan grafikler yayınlayabilecek mi? Borç stokunun ancak GSMH oranı olarak, gelirlerle yani ödeme kapasitesi ile karşılaştırılarak anlamlı olduğunu tekrar etmeye gerek duymuyorum. Bu o kadar tekrarlandı ki bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Sayın Bulut hariç.

Gelelim dış borç stokuna. Açıklanan dış borç rakamları tamamen devlete/kamuya ait borçlar değildir. İçinde özel sektörün de borcu vardır. Kamunun dış borcu ne oluyor, azalıyor. Sabancının dışardan aldığı borçtan bana ne. Ödeyemezse şirketini, malını, mülkünü satarlar, öderler. Devleti de ilgilendiren bir durum değil. Özel sektörün dışarıdan daha çok borç bulabilmesi ise kötü değil iyidir. Bu parayı borçlanıp sandığa kilitlemiyor ya. Başka nasıl yatırım yapacak, istihdam yaratacak özel sektör? İçeride tasarruf kıt olsun, dışarıdan gelen her türlü para akışına karşı çık. E istihdam, yatırım nasıl olacak? İşsizlikten şikayet eden siz değil miydiniz? Sayın Bulut, patronunuz Aydın Doğan sizin maaşınızı nasıl ödüyor? O gazete nasıl kuruldu, Doğan Medya nasıl kuruldu, bu çark nasıl işliyor hiç düşündünüz mü? Read More!

IMF'nin Uyguladığı Faiz Oranları Ne Kadardır?

IMF’nin uzun vadeli uyguladığı faiz oranları ne kadardır diye merak ediyorsanız Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu durumdan dolayı bu bilgilere ulaşma şansımız oldu. Yunanistan’ın 10 yıllık tahvillerinin getirisi hali hazırda %7’nin üzerinde bulunuyor. Öte taraftan Yunanistan bugün Almanya ile anlaşarak ihtiyaç duyulması durumunda %5 faizle borçlanma anlaşması yapmış Bloomberg’in haberine göre. IMF’nin Yunanistan’a uygulayacağı faiz oranı ise sadece ve sadece %3,26. Almanya’da muhalefet Yunanistan’a sübvasiyonlu kredi verilmesine yeşil ışık yaktığı için Merkel’i yerden yere vuruyor. Piyasadaki kredi faiz oranları %7 iken Merkel nasıl olur da Yunanistan’a %5 faizle sübvansiyonlu kredi verirmiş.

Öte taraftan IMF herkesten daha ucuza kredi veriyor: %3,26. Yunanlılar 20 milyar dolar borçlansalar bir senede tasarruf edecekleri para 800 milyon dolar, 10 senede tasarruf edecekleri para 8 milyar dolar. Buna rağmen adamlar IMF’nin “ayağını yorganına göre uzat” şartlarını kabul etmek istemiyorlar. Boşuna el elin eşeğini türkü çığırarak arar demiyorum. Politikacılar kafalarına estiği gibi devlet harcaması yapabilmek için Yunan halkına 10 senede 8 milyar dolarlık ekstra faiz ödetmekten çekinmiyorlar.

IMF’nin uyguladığı faiz oranları ne kadardır tekrar söyleyelim: 10 yıllık borçlanma vadesi için senelik %3,26. Karşılığında ne yapmanızı istiyor adamlar? Ayağınızı yorganınıza göre uzatmanızı, vergi kaçırılmasının engellenmesini, ve vergi veren vatandaştan toplanılan paraların çarçur edilmemesini, aksine devletin borçlarının azaltılarak gelecekte çok daha düşük faiz oranları ödenmesinin kapılarının açılmasını. Sizce IMF mi hain yoksa politikacılar mı?

Bu yazının sponsoru Ekonomi Türk Kitabıdır. Bu konu ile alakalı diğer yazılar şunlardır:

IMF Nedir? IMF Anlaşması Neye Yarar?
Uluslararası Para Fonu ve Yunanistan
IMF ile Anlaşma
Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor
Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir? Read More!

Slogan Nedir? Medyanın Şişmanı IMF Düşmanı

Bu yazımızda slogan nedir sorusuna renkli bir örnekle cevap vereceğiz. Üyesi olan işçilerden toplanan sendika aidatı ile “sendikaya” Jaguar marka otomobil alan Şemsi Denizer isimli sendika başkanı 1991 yılında yanlış hatırlamıyorsam Turgut Özal’a hitaben “Çankaya’nın Şişmanı işçi düşmanı” şeklinde bir slogan üreterek binlerce işçiyi yola dökerek Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemlerinden bir tanesini gerçekleştirmişti. Slogan Turgut Özal’ı işçi düşmanı olmakla suçluyordu. Ben de o zamanlarki genç ve cahil aklımla bunun doğruluğundan şüphe duymuyordum doğrusu. Maalesef o sloganın gerçeklerle bir alakası yoktu. Bunu 19 yıl aradan sonra dahi reel işçi ücretlerinin 1991 yılındaki seviyesinin altında olmasından Türkiye ekonomisinin ise o zamana kıyasla iki kattan daha büyük olmasından anlıyoruz. Aslına bakarsanız rakamlar Çankaya’nın şişmanı devrinde işçinin düşman değil, kral olduğunu ortaya döküyor. Sloganlar böyle işte, gerçekleri gizlemekte, sürekli tekrar edilmelerinden dolayı ise yalanların gerçek olduğu izlenimini vermektedirler.

Günümüzde ise her tarafta IMF düşmanlığı sloganları atılıyor. Yiğit Bulut’a şişman dediğimiz yok ama “Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor” başlıklı yazımızı okursanız hem IMF nedir ve bizden ne istiyor sorusunun yanıtını almış olursunuz hem de Ekonomi Türk Kitabında yazılmış yazılara benzer bir yazıya ulaşırsınız. İşte size yeni bir slogan: Ekonomi Türk Kitabı, Gerçek Dostu Medya Düşmanı. Pek güzel bir slogan olmadı. Bu demektir ki benden gerçekleri kendi çıkarı için çarpıtan sendika başkanı olmaz. Slogan nedir sorusuna biz cevap verdik, kitabımız için güzel bir sloganı ise siz üretin, çok beğeneceğim ve kullanabileceğim bir slogan üretebilirseniz size kitabı ücretsiz göndereceğim. Read More!

Yiğit Bulut ve Son Ekonomi Haberleri

Ak Yatırım’ın günlük raporunda şu son ekonomi haberlerine yer verilmiş:

Başbakan Erdoğan, emekli maaş zamlarını açıkladı. SSK, tarım ve Bağ‐Kur’lu olmak üzere toplam 7 milyon 327 bin 820 emekliyi kapsayan artışları açıklayan Erdoğan, 2010 yılının 2010 yılının ilk altı ayı için en düşük emekli aylığı %20,4, en yüksek emekli aylığı da %4,5 oranında arttı. İlk altı ay için en az 63 TL, en çok 101 TL, olarak gerçekleşecek artışlar, yılın tamamında ise, emekli maaşlarına en az 74 TL, en çok 172 TL olmak üzere yapılacak.

Hazine Müsteşarlığı, 2010 yılı dış borçlanma programı çerçevesinde 2 milyar dolar 2040 vadeli Eurobond tahvil ihracı gerçekleştirdi. Tahvilin faiz oranı %6,85 olurken spred 224,7 puan oldu. Hazine’nin 2010 programında 5,5 milyar dolar tahvil ihracı yer alıyor. Hazine Şubat ayında da 2,1 milyar dolarlık oldukça yüksek dış borç ödemesi yapılacak.

Merkez Bankası yürürlüğe giren vergi düzenlemelerinin Ocak enflasyonu üzerindeki doğrudan etkisinin 1,5 puan civarında olacağının tahmin edildiğini kaydetti.

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor yazımızda Türkiye’nin borçlanmak zorunda olan bir ülke konumuna düşmesinde bir çok kişiyi erken emekli ettiğimizi ve bunlara çok uzun süre baktığımızı belirtmiştim. Bakınız, sosyal güvenlik sistemimiz açık veriyor olmasa idi son 5 yıldır ülkemiz borç alan değil borç veren bir ülke olacaktı. Açıklar dağ, okyanus olmasına rağmen Erdoğan altı aylık %20’i geçen zamlar yapmış. Çoğumuz da alkışlamışızdır kendisini, emeklileri ezdirmedi diye. Bunlar zero-sum game, birisinden alıp başka birisine verdiğimiz politikalar. Yani bir çeşit Robin Hood’luk. Şimdi alacak kimse de bulamadığımız için gittik IMF’nin kapısına avuç açıyoruz. Burada kızılacak yer IMF değil, oraya gidendir.

Türkiye 30 yıl vadeyle piyasadan 2 milyar dolar borçlanmış. Ödeyeceği senelik faiz %6,85. IMF ile anlaşma yaptığı takdirde (vadesi daha kısa olacaktır) ödeyeceği faiz %1,25. Hangisi daha iyi? Bence ikisi de iyi, Amerikan doları iyice değer kaybetmeye başlamadan dolar borçlanmak doğru bir adım.

2010 yılının ilk ayında enflasyon %1,5 olacakmış, gerisinde ne olur siz kestirin. Parasını gecelik faizde tutan devlete enflasyonun altında borç vermiş oluyor, bir yıl vadeli bono alanların durumu bile bu şekilde olabilir. Reel faizler çok düşük, enflasyon hedefin üzerinde çıkacaktır. Read More!

Ekonomiden iyi haberler

Türbandı, Ergenekondu, Doğan medya grubu derken ekonomiyi unuttuk. Bari kısa bir özet yapalım. Son günlerde ekonomiden olumlu haberler gelmeye başladı.

1. Bu hükümerin açık ara en başarılı bakanı Kemal Unakıtan. Şaka değil GSYH'nın yüzde 15'i civarında teslim aldığı bütçe açığını yüzde 1'li seviyelere kadar indirdi. 2007'de bütçe disiplini biraz seçim sosuna batırıldı ama Ocak ayı rakamları gayet iyi gözüküyor. Geçen yıl Ocak ayında bütçe açığı 6.1 milyar YTL iken bu sene 0.5 milyar YTL'ye inmiş. Ben kötüye gidişin ilk işaretini geçen yıl bu zamanlar bütçe rakamlarından almıştım. Dileyelim bütçe performansı önümüzdeki aylarda da Ocak ayındaki gibi devam etsin ama benim kriz beklentim suya düşsün.


Bu arada eski günlerden alışkanlıkla herkes faiz dışı fazla rakamı üzerine odaklanıyor. Bütçe açığının yüzde 10-15 olduğu dönemde faiz dışı fazla rakamı bence anlamlıydı ama bence artık faiz dışı fazla rakamının bir esprisi kalmadı. Bence önemli olan bütçe açığının ne olduğu ve harcamalarda artış olup olmadığı. Şahsen harcamaların ciddi bir şekilde azaltıldığı bütçeyi denk bütçeye tercih ederim.

Son olarak Bütçe konusunda gazete haberleri ve köşe kadılarının yorumları saçma sapan ayrıntılarla dolu ama önemli olan ayrıntılar es geçiliyor. Size tavsiyem bütçe rakamlarını yerinde incelemeniz. Muhasebat genel müdürlüğü verileri geçen yıllarla kıyaslama da yapabileceğiniz şekilde yayınlıyor.

Ha bir de, seçim döneminde ayın 25'i gelmişken hala açıklanmayan bütçe rakamları bu kez ayın 11'inde açıklandı. Bu da Unakıtan kurnazlığı olsa gerek...

2. Cari açık rakamı rekor kırarak 38 milyar dolara ulaştı. Bunun neresi iyi haber demeyin. Adında "açık" geçer ama cari açık rakamı yabancıların Türkiye'de ne kadar yatırım yaptığını gösterir. Yani sınırları kapatıp dışarıdan para gelmesini yasaklasak 2007'de bu ülkede 38 milyar dolar daha az yatırım yapılacaktı. Türkiye'nin yatırıma bu kadar ihtiyacı varken cari fazla vermemiz kadar saçma bir durum olamazdı. Zaten içeride yatırım ihtiyacı devasa boyutlarda olan bir ülkenin cari fazla vermesi salaklıktır.

Bu arada "Profösör Doktor" Güngör Uras'ı da anmadan geçmeyelim. İkide bir tekerleme gibi tekrar ettiği "cari açık=döviz açığı" saçmalığı var ya... 2007'de cari açık 38 milyar dolar olurken Merkez Bankası'nın döviz rezervleri 8 milyar dolar artmış. Bir de anlasam döviz açığı varsa bu 8 milyar dolar nasıl artmış....

Verileri yerinde incelemek isteyenler için bu veri Merkez Bankası'nın sitesinde Süreli Yayınlar bölümünde aylık olarak açıklanıyor.

3. Migros İngilizlere satıldı. Küreselleşme harika bir şey. 50 sene önce "İngilizler gelip sana hizmet edecek" deseler kimse inanmazdı. Ama oluyor işte, şaşırmak değil sevinmek lazım. Elin oğlu tasarruf yapıyor, sonra geliyor tasarruflarını bizim emrimize veriyor. Tabi hasbiden milliyetçi iseniz "ülkenin zenginlikleri zındıklara peşkeş çekiliyor" nutukları da atabilirsiniz. Harbiden milliyetçi iseniz sizi oyun sahasında görmek isteriz. Bir de hep kafamı kurcalar, bu nutuk atan köşe kadıları nedense yabancı marka lüks otoları tercih ediyor. Özelleştirme ve özel sektör karşıtı komünist hocalarımızın (örn:Erinç Yeldan) özel üniversitede, yabancı banka düşmanı ulusalcılarımızın (örn: Yiğit Bulut) yabancı bankada çalışması da benzer bir zıtlık ama vardır bir sebebi.

Migros'u da İngilizler aldığına göre, Demek ki artık paralarımızı Yunan Yorgo'ya değil, İngiliz Tony'ye göndereceğiz. Benim payım helal ü hoş olsun. Haberlere göre satış fiyatı piyasa değerinin yüzde 10 fazla fiyata satılmış. Doğan medyasından "nassı kazıkladık ama!" şeklinde bir manşet beklerdik.

4. Ocak ayı enflasyon rakamları beklenenin altında geldi. Bu çok müthiş bir haber değil ama yine de idare eder. Ama hükümet bütçe musluğunu kapatırken Merkez Bankası da para musluğunu kapasa fena olmaz. Ben yüzde 4 hedefinin tutmasını beklemiyorum. Zaten Durmuş Yılmaz ve ekibinin icat ettiği "para basarak enflasyonla mücadele yöntemi"nden de hedefi tutturmasını beklemek büyük eşeklik olur. Yüzde 6'ya çekseler başarılı sayacağım.

5. Yiğit Bulut "Tehlike çok büyük!" diyerek çok kötü şeyler olacağını müjdelemiş. Bundan güzel haber mi olur?

6. Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz.

Yani, iyi şeyler de oluyor memlekette. Enseyi karartmamak lazım.
Read More!

Ölçek Ekonomisi, Üretkenlik ve Verimlilik Nedir?

Bir kaç gün önce Yiğit Bulut’u işe geç gelen veya erken çıkanlara hesap sorduğu için desteklediğimi belirten bir yazı yazmıştım. Bir itiraz geldi, anafikri hiç verimli ve etkin çalışanla çalışmayan bir olur mu, adam işini tam anlamıyla ifa edip erken de bitiriyorsa erken çıkmasında bir mahzur yoktur. Kulağa hoş gelen bir söylem. Yiğit Bulut’un uyguladığı herkesin aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıktığı sistemden de ayrıca daha iyi. Açalım biraz. Bu yazımızda ölçek ekonomisi, üretmenlik ve verimlilik nedir sorularına cevap vererek işgücü piyasalarını tartışacağız.

Herkes aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıkıyorsa verimli olanlar işteki zamanlarının ufak bir kısmında çalışıp gereken üretimi yaparlar, ondan sonra geyik yaparlar. Veyahut yavaş yavaş kasmadan çalışırlar, işin yapısına göre değişir ama benim yorumum genellikle ofiste yapılan “analist” türü pozisyonları içeriyor. Yetenekleri olmayanlar ise gün boyu çalışırlar ve ancak yapmaları gereken kadar işi başarabilirler. Öte taraftan işlerini erken bitirenlere erken işi terketme izni verirsek bu kişilerin memnuniyeti artacaktır, ayrıca diğer kişilere de verimli olmak konusunda bir neden vermiş olacağız.

Amacınız rekabette geri kalmak ise yukarıdaki sistemleri uygulayabilirsiniz. Amacınız başarılı olmak ise şu iki kuralı bilmeniz gerekir.

1. Bir işi daha iyi-verimli-ucuza yapacak bir yol her zaman vardır.

Insanlar binlerce yıl çiftçilik yaparak geçimlerini sağladılar ve bu süre zarfında kişi başına düşen gelir seneden seneye mevsimsel etkileri ayırdığımız zaman sabit kalmıştır. Düşünsenize, tarımı nasıl daha verimli yapabilirsiniz ki? Yapılabilecek bir şey olsaydı binlerce yıldır birilerinin bunu çoktan bulmuş olması gerekmez miydi?

2. Bir kişinin 80 saatte yapacağı işi iki kişi 40 saatte yapamaz.

Iktisatta bu durumu açıklayan kavrama “ölçek ekonomisi” diyoruz. Ölçek ekonomisi iki türlü işliyor. Birincisi çalışanın cebine direkt girmese de çalışanlara sunulan özel sağlık sigortası, yemek yardımı, servis, ofisde kullanılan metrekare alan, yönetici zamanı, destek hizmetleri, emeklilik yardımları, vs. ek masraflar var. Bunlar kişi başına aşağı yukarı aynı. O yüzden iki kişiyi 40 saat çalıştırırsanız bu maliyetleri iki kere ödemiş olursunuz, oysa bir kişiyi 80 saat çalıştırdığınızda bir kez ödeyerek büyük tasarruf yapıyorsunuz. Ölçek ekonomisinin ikinci işleme şekli ise learning by doing denilen iş yaparken öğrenmenin getirdiği faydalardır. Bir kişinin beynine haftada 80 saatte koyduğunuz bilgi+becerinin eşdeğeri iki ayrı kişinin beynine haftada 40 saatte konulan bilgi ve beceri değildir. Bilgi ekonomisi çağında yaşıyoruz, kimin ufacık bir bilgi üstünlüğü varsa o rekabette biraz daha öne geçiyor. Iş başında çalışarak öğrenmenin de yerini hiç bir şey tutmuyor maalesef.

O yüzden bu önerme bilgi yoğun pozisyonlar için daha geçerli. Uygulamada ise işe en uygun adamı seçerek, en verimli insanları en uzun süreler çalıştırarak, verimsiz olanlara da kapıyı göstererek başarıya ulaşabiliriz. Işlerini kaybedenlerin kendilerine daha uygun bir iş bulmaları ülke verimliliği açısından da oldukça önemlidir. Işgücü piyasalarının esnekliği burada ortaya çıkıyor. Işgücü piyasaları esnek değilse, “işçi haklarını” koruyan yani işten çıkarmayı neredeyse imkansız hale dönüştüren yasalar varsa bundan hem şirketler, hem işsizler, hem de ülke ekonomisinin geneli zarar görür. Diyelim ki bir kişiyi işe aldınız ve verimli çıkmadı, ne yapmanız gerekir? Tabii ki çıkarıp yerine daha verimli çalışabilecek başka birini almak. Bunu yapamıyorsanız ya da maliyeti yüksek ise işe alırken daha büyük bir kaynak harcamak zorunda kalacaksınız, ve işe aldığınız kişilere başlangıçta normalde vereceğinizden daha düşük ücretler vereceksiniz. Eğer bir kişi işe girdikten sonra başarılı olursa onların ücretlerini yükselterek verimlilikleriyle paralel bir seviyeye çekeceksiniz ama kaynaklarınızın bir kısmı verimsiz kişileri istihdam etmek için harcandığı için verimli çalışanların ücretlerinin bir kısmını verimsiz çalışanların sübvansiyonunda kullanacaksınız.

Amerika’daki işgücü piyasaları çok esnek olduğu için yatırım bankaları ve hedge fonlar yukarıda bahsettiğim stratejiyi oldukça başarıyla uyguluyorlar. En verimli olan insanlar köpek gibi çalışıp sıradan insanların kazanabileceğinden çok daha yüksek gelirler elde ediyorlar. Yani insanları 80 saat çalıştırıp 40 saat çalışanlara yaptığımız ödemeleri onlara da yapıyoruz durumu yok. Normal adamın 5-10 katı bir ücret ödüyorsun çünkü bu kişiler o ekstra bilgi avantajlarını kullanarak çok büyük değerler yaratabiliyorlar.

Türkiye’nin işsizliği azaltabilmesi için yukarıda bahsettiğim kuralları işgücü piyasalarında uyguluyor olabilmesi lazım. Istihdamı arttırabilmek için verimliliği arttırmamız lazım, zengin olmanın başka bir yolu yok. (Tabii Metatrader MT4 kullanıp iç içe geçmiş stratejilerle foreks piyasalarında paranızı bir ayda 10’a katlamanın yolunu bilmediğinizi varsayıyorum.) Türkiye’deki dinozor ekonomistlerde ekranlardan size “yüksek faiz düşük kur” martavallarını okumaya devam etsinler. Faizleri düşürerek bütün problemlerimizi çözebileceğimizi iddia etmeye devam etsinler. Kültürümüzü değiştirmeden, popülizmden kaçmadan, garibanizm yapmadan başarılı olmamız mümkün değil, istihdamı arttırmak için ise mikro reform şart. Nedir mikro reform? Read More!

Spekulatif Mahfi Eğilmez: Kurlar ne zaman patlar?

Zamanında bürokrasinin basamaklarını tırmanıp Ankara'da üst noktalara gelen kişilerin kariyer çizgisi genelde İstanbul'a da uğrar. Çoğunlukla da müsteşar eskilerinin, bürokrat emeklilerinin, İstanbul'daki ilk durağı (nedense) Doğan grubunun gazetelerinden birinde köşe kapmak olur. Nadiren farklı örnekler ortaya çıksa da genel eğilim böyle.

Tabi Doğan'ın elinde gazete çok, başarısız olanlar Referans gazetesine mahkum olurken sıfatları kocaman olanlar Milliyet ve Hürriyet gibi amiral gemilere yerleşirler. Burada çizgi genelde küçükten büyüğe olmak üzere Referans - Radikal - Vatan - Milliyet - Hürriyet şeklinde oluyor. Tabi Damat Ferit gibi nereden geldiği belli olmayanlar joker statüsünde ve parlatılacaklar listesinin en tepesinde yer alırlar. Pardon, Damat Yiğit diyecektim.

Bu arada yanlış anlaşılmasın, bürokrat eskisi yazarlarının hepsi kötüdür demek istemiyoruz. Genelde Uğur Gürses, Fatih Özatay, Ercan Kumcu, Güven Sak gibi Merkez Bankası çıkışlılar daha isabetli yazılar yazarken Yaman Törüner gibi istisnalar da yer alabiliyor. Hazine ve planlama (DPT) çıkışlılar ise Güngör Uras başta olmak üzere vahim durumdalar. Güngör Uras "fiyatlar mutlaka enflasyonla artmaz", "cari açık=döviz açığı" gibi özdeyişlerin sahibi. Tabi daha vahim örnekler de var. Yiğit Bulut, mesela , çan eğrisinin tepesinde zenginlerin oturduğunu sanıyor. Diğer yandan akademi kökenli, bürokrasiye bulaşmamış Asaf Savaş Akat, Mehmet Altan, Eser Karakaş, Deniz Gökçe gibi yazarlar ise genelde daha istikrarlı bir çizgi sergiliyorlar.

Bizim bugünkü konumuz ise bürokrat eskilerinden Mahfi Eğilmez. Bir süredir Mahfi Eğilmez'e bir yazı borcumuz vardı. Hesabı denkleştirelim.

Bir ekonomistin asla yapmayacağı şey tarih vererek kur tahmini yapmaktır. Normalde kurların aşağı mı yoksa yukarı mı gideceğini her 10 tahminden 6'sında tutturabilen birisinin kur piyasasını hallaç pamuğu gibi atmasını beklersiniz. (Bir maymunun tahmin başarılı ortalaması 10'da 5'tir.)

Mahfi Eğilmez 2005-2006 döneminde kendini rüzgara kaptırıp 1 dolar = 1 YTL gibi bir tahminde bulunmuştu. Haziran 2006'da dolar kuru 1.7 YTL seviyesine çıkınca bu tahmin de komik kalmıştı. Mahfi Eğilmez sonradan "Kriz olmazsa ve içeride de siyasal sorun çıkmazsa yıl sonuna kadar 1 dolar 1 YTL olur demiştim" diye bir düzeltme yapmıştı ama bu açıklama da "Halamın şeyi olsa amcam olurdu"dan farklı değil.

Mahfi Eğilmez uslanmamış olacak ki bir süre önce (14 Şubat 2008) "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında şöyle yazdı:
"... Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır. Sonrası için şimdiden bir şey söylemek ve bir tahmin yapmak mümkün değil."

Ben de "İyi haberler" başlıklı yazımda şunu yazmıştım:

"Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz."

Mahfi Eğilmez yazısını yazdığında dolar kuru 1.20 YTL seviyesinde iken Mayıs ayının sonunda 1.22 YTL seviyesinde imiş. Arada 18 Nisan tarihinde 1.33 seviyesine kadar yükselmiş. Yani baharın ilk yarısında YTL değer kaybederken, ikinci yarısında değer kazanmış. Mahfi Eğilmez'e yine de hak vermek gerek, bir miktar değer kaybı yaşanmış.

Ancak bu değer kaybının "ciddi" olup olmadığı konusu biraz şüpheli. Aşağıdaki grafik son iki senenin USD/YTL grafiği.


Gerek TV programlarından gerekse yazdığı yazılardan Mahfi Eğilmez'in uzun süredir dev bir global kriz beklediğini biliyoruz. Mahfi Eğilmez YTL'nin değerinde ciddi kayıp beklediğinde bunun daha önceki dalgalanmalardan farklı olacağını anladığımızı yazmıştık. Ama grafik bize daha önceki zıplamalara göre daha düşük şiddette bir dalgalanma olduğunu söylüyor. Dolar kuru bugün bir sene önceki seviyenin de altında.

Daha önemli nokta ise Mahfi Eğilmez'in kendini rüzgara kaptırarak tahminler yapıyor olması. 14 Ocak-12 Şubat 2008 tarihleri arasında zaten dolar kuru 1.15 seviyesinden 1.23 seviyesine yükselmişti. Daha önceki dönemde kendini rüzgara kaptırarak yaptığı 1 dolar=1 YTL tahmini de benzer şekilde çuvallamıştı.

Kıssadan hisse: Siz siz olun döviz kuru konusunda tahmin yapan kimseye güvenmeyin.

Yatırımcıya tavsiye: Geliriniz ya da gideriniz döviz cinsinden değilse döviz piyasasından uzak durun, piyasayı sağmaya kalkmayın. Read More!

Hedge Fon Yöneticisi David Tepper

2009’un en başarılı hedge fon yöneticisi David Tepper olmuş, ve yönettiği fonlar yatırımcılarına toplam $6,5 milyar para kazandırmış. Yönettiği dört fonda elde ettiği getiriler de %117.3 kadar yüksek bir rakama ulaşmış. Bir bakıma yatırılan para ikiye katlanmış. Eminim Türkiye’de yönettiği parayı 10’a katlayacak bir sürü forex profesyoneli vardır ama Amerika’daki hedge fon yöneticilerinin elinden forex piyasalarında kar etmek gelmiyor demek ki.

Bloomberg David Tepper’in hikayesini detaylı bir şekilde anlatmış, ilgilenenler okusun, hedge fon nedir, nasıl yatırım yapar diye merak ediyorsanız merakınız bir miktar giderilmiş olur. Yazı da benim en beğendiğim kısım ise şurası:

“One of his early investments was in Sault Ste. Marie, Ontario-based Algoma Steel Inc. The integrated steel maker emerged from bankruptcy in 1993. Tepper read the prospectus for what were described as preferred shares. He was surprised to find that the shares were actually first mortgage bonds whose collateral was Algoma’s plants and headquarters.
Tepper says he bought the bonds at 20 cents on the dollar and unloaded them within a year for 60 to 80 cents. “A lot of things are simple in investing, but people don’t do the analysis,” he says. Appaloosa built its reputation on bankruptcies. Tepper likes to cut through the legal complications typical of reorganizations and snap up cheap assets. He cites Appaloosa’s 2002 investment in the senior debt of Marconi Corp., which traded for less than the cash on the telecom company’s balance sheet. “

Not: Bu arada Yiğit Bulut yazımın ikinci kısmı üzerinde çalışıyorum, biraz vakit alıyor kuyudan taş çıkarmak tahmin edeceğiniz üzere. Yakında burada. Read More!