Adam Smith'in görünmez el sonrası ilginç teorilerinden biridir,değer paradoksu.Konuyu anlamamız için öncelikle marjinal faydayı açalım.
Marjinal fayda;üretilen ya da tüketilen bir malın son birikiminin sağladığı tatmini/faydayı ifade eder.Örneğin;çok susamış birinin önüne bir sürahi dolusu su bıraktığımızda ilk bardağı ona çok şükür dedirtecektir,ikinci bardağı su gibisi yok be,üçüncü bardağı yarasın,dördüncü bardağı yeter lan,beşinci bardağı off midem bulandı,altıncı bardağıysa kustum kusucam dedirtir.
Örneği kırmızı elma sözlükten esinlendim(klasik soğuk su örneği).Marjinal fayda basitçe,fayda/tatmin edinilen bir unsur sürekli tekrarlandıkça kıymeti azalır yani,tüketim miktarı arttıkça marjinal fayda azalır,der.
Bayramlarda eş-dost ziyaretlerinde önünüze getirilen bir dilim baklavadan aldığınız fayda 20 birim olsun.İkinci dilimin sağladığı fayda 10 birim,üçüncü dilimin ise 5 birim olsun.Muhtemelen dördüncü dilim marjinal faydayı eksiye düşürecektir.Çünkü,baklavanın ilk diliminin damağınızda bıraktığı tat ile sonrakiler aynı olmayacaktır.
Marjinal fayda kuramını hayatımızın birçok alanıyla ilişkilendirebiliriz.Yemekten sonra sigara içen arkadaşların ilk sigarasından aldığı fayda ile üst üste yakacağı diğer sigaralardan alacağı fayda bir değildir.
Neyse,biz asıl konumuza dönelim.Adam Smith değer paradoksu adı altında elmas-su çelmecesini literatüre sokmuştur.
Elmas neden değerlidir?
Dünyada kıymetli taşlar içerisinde en köklü geçmişe sahip olanlardan biridir.En sert mineraldir,çıkarılması en güç taştır,benzersiz parlaklığı ve parlayan ateşi ile değerli taşlardan biridir.Elmasların önemli bir kısmı,dünyanın ateş içinde kavrulan derinliklerinde 3 milyar yıl önce oluşmuştur.
Peki ya su,su neden değerlidir?
Bir insanın susuz en fazla 3 gün yaşayabileceği gerçeği gözler önündeyken,kelime israfı yapmaya gerek görmüyorum.
Paradoksa girelim.Adam Smith der ki,"Bir maldan elde edilen toplam faydayı kullanım değeri belirler iken bir malın satın alma gücü ise değişim değeriyle alakalıdır.Buradan çıkan anlam,bir malın değişim değerini kullanım değerinin belirleyeceğidir.Kullanım değerindeki artış değişim değerini de doğru orantılı arttıracaktır.
Fakat,işler pek böyle yürümez.Kullanım değeri olağanüstü yüksek olan suyun,değişim değeri oldukça düşüktür.Su çok faydalı,yaşamın temel ihtiyacı olmasına karşın suya ödenen para ile başka bir değer yaratılamazken,elmasın kullanım değeri(öznel değer) oldukça düşüktür,buna rağmen elmasa ödenen para ile doğadaki birçok metaya sahip olunabilir.
Suyun,kullanım değeri yüksek dedik ama arzı da fazladır,piyasanın dengelendiği noktada marjinal faydası düşmeye mahkumdur,bu yüzdendir ki elmastan daha ucuzdur.
Adam Smith,bir malın değişim değerinin kullanım değeriyle belirlendiğini söyledi ama yanıldı,asıl olan d.değerinin marjinal fayda ile belirlendiğiydi.
Kısaca,tüketilmesi zorunlu malların,zorunlu olmayan mallara kıyasla fiyatındaki düşüklükten bahseder paradoks,bunu yaparken işin içine marjinal faydayı da katar.
Çölün orta yerinde sudan alacağınız marjinal fayda elmastan alacağınız faydaya kıyasla çok daha yüksektir.Hatta o sıra aklınıza elmas falan da gelmez.Konuyu çok sevdiğim bir Kızıldereli atasözüyle bitiriyorum.
"Son yaprak düştüğünde, son ağaç kesildiğinde, son akarsu kuruduğunda paranın yenmediğini anlayacaksınız."



2 Yorum Var.:
Elmas ve su paradoksunu emek-değer teorisi üzerinden açıklamak ne derece doğrudur? En özet şekilde, emek değer teorisi, bir malın değişim değerinin o malda kullanılan toplumsal emek birimi sayesinde oluştuğunu öne sürer. Elmas' ın üretiminde kullanılan emek miktarı ile suyun üretiminde kullanılan emek miktarı aynı miktarda değildir. Ama burada şöyle bir varsayım da yapılabilir. Yerde elmas buldun diyelim. Yine de emek değer teorisi burada işler mi? Bir malın değerini gerçekten de marjinal faydası mı belirler? Bunlar çetrefilli konular, güzel ve aydınlatıcı yazınız için teşekkür ediyorum.
Merhaba.
Benim bildiğim;değer paradoksu ile emek-değer teorisi ayrı şeylerdir.Değer paradoksu anlatılırken genellikle elmas-su örneği verilir,akılda kalması açısından.Emek-değer teorisiyse sizinde bahsettiğiniz gibi ürünün maliyetinin harcanan emeğe eşit olduğunu söyler.
Ayrıca bu teori iktisatın en saçma sapan teorilerinden biridir,fiyatı belirleyen tek etmen emek değildir.
Keza teori yerde bulduğum elmasla,göletten içtiğim suyu da hesaba katmaz.
Malın değeri konusuna gelirsek,oldukça geniş bir kavramdır.Son yıllarda ortaya atılan görüş,subjective theory of value,malların objektif bir değeri olmadığını,herkesin aynı mala farklı değerler biçebileceğini,malın yarattığı tatmin duygusunun değeri belirlediğini bir nevi marjinalist görüşe dayanır bu.
Yorum Gönder